Independent LegalIndependent Legal

Ticaret Hukuku

Ticaret Hukuku

Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu ve Temsil Yetkisinin Kullanımı

Anonim şirketin iradesi yönetim kurulu eliyle oluşur ve dışa yansır. Kurul üyeliğinde aranan nitelikleri, devredilemez yetkileri, üyelerin hak ve yükümlülüklerini, toplantı düzenini, temsil yetkisinin sınırlarını ve murahhaslara devir usulünü ele alıyoruz.

Yayın 11 Ağustos 2026Uygulama Alanı Ticaret HukukuOkuma 15 dk

Sermayesi belirli ve paylara bölünmüş bulunan, borçlarından ötürü yalnızca malvarlığıyla sorumlu olan anonim şirkette yönetim ve temsil görevi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 365. maddesi uyarınca yönetim kuruluna verilmiştir. Kanun, bu kurula seçilecek kişilerde belirli nitelikler aramakta; şirketin esas sözleşmesi ise kanuni şartlara ek olarak başka nitelikler öngörebilmektedir. Kurula girecek kişilerin bu şartların tamamını karşılaması gerekir.

Yönetim kurulu üyeliği çok sayıda görev ve yükümlülüğü beraberinde getirir. Bu görev ve yetkilerin bir bölümü devredilebilir niteliktedir; diğer bölümü ise taşıdığı ağırlık nedeniyle devre kapalıdır. Devredilebilir olanlar bakımından kurul, yetkilerini murahhas üyeye veya murahhas müdüre bırakabilir.

Şirketi temsil etme yetkisi yönetim kuruluna ait olup kural olarak çift imza ile kullanılır. Esas sözleşmede bunun aksine bir düzenleme yapılmışsa ya da kurul tek kişiden oluşuyorsa bu kural devreye girmez. Temsile yetkili olanlar, şirket amacının ve işletme konusunun kapsadığı her iş ile hukuki işlemi şirket hesabına yapabilir, bu sırada şirket unvanını kullanabilirler. Üyelerin yaptıkları iş ve işlemler nedeniyle sorumlulukları doğabilir; bu sorumluluk esas olarak hukuki ve cezai olmak üzere iki koldan yürür.

Bu bilgi notunda, üyeliğe seçilmenin koşullarından üyeliğin sona ermesine, kurulun toplantı ve karar düzeninden temsil yetkisinin üçüncü kişilere bırakılmasına kadar yönetim ve temsil rejiminin bütün halkalarını sırasıyla ele alıyoruz.

Anonim Şirket Yönetim Kurulu

Anonim şirkette, esas sözleşmeyle atanmış ya da genel kurulca seçilmiş bir veya birden fazla kişiden oluşan bir yönetim kurulunun bulunması zorunludur. TTK'nın 365. maddesi, şirketin yönetimi ve temsili bakımından görevli organın yönetim kurulu olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur.

Yönetim Kurulu Üyeliğinde Aranan Nitelikler

Şirketin ilk yönetim kurulu üyeleri esas sözleşme yoluyla atanır. Sonraki dönemlerde göreve gelecek üyeler ise genel kurul kararıyla seçilir. Üyelerin seçimi, genel kurulun devredilemez yetkileri arasında yer alır.

Türk Ticaret Kanunu'nun üyelik için aradığı şartlar şu başlıklarda toplanabilir.

Ehliyet Şartı

Yönetim kuruluna yalnızca gerçek kişiler değil, tüzel kişiler de seçilebilir. Tüzel kişinin üye olması halinde onu kurulda temsil edecek bir gerçek kişinin belirlenmesi gerekir. Kanun, kurula seçilecek gerçek kişilerin tam ehliyetli olmasını şart koşar. Aynı koşul, tüzel kişi üye adına tescil edilecek gerçek kişi bakımından da geçerlidir.

Görevi Sona Erdiren Sebeplerin Bulunmaması

Kanun, üyeliğin hangi hallerde sona ereceğini düzenlemiştir. Görevin sona ermesine yol açan bir durumun üyede bulunması istenmediğinden, bu nitelikleri taşıyan kişilerin baştan seçilmesine de imkân tanınmamıştır. Kanun koyucu bu nedenle, görevi sona erdiren sebepleri aynı zamanda seçilmenin önündeki engeller arasında saymıştır. Söz konusu sebepler iflas, fiil ehliyetinin kısıtlanması ve kanun ile esas sözleşmede aranan şartların sonradan yitirilmesidir. Buna göre gerekli şartları karşılamayan ve tam ehliyetli olmayan kişiler üyeliğe seçilemeyeceği gibi, hakkında iflas kararı verilmiş gerçek veya tüzel kişilerin de kurula girmesi söz konusu olamaz.

Özel Kanunlardan ve Esas Sözleşmeden Doğan Şartlar

Türk Ticaret Kanunu'ndaki şartların yanında bazı özel kanunlar da üyelik için ek koşullar getirebilir. Bankacılık Kanunu ve Sigortacılık Kanunu gibi düzenlemeler, ilgili alanlarda faaliyet gösteren anonim şirketlerin yönetim kuruluna seçilecek kişiler bakımından özel nitelikler aramaktadır. Böyle bir özel hüküm bulunduğunda, seçilecek kişilerin bu nitelikleri de taşıması gerekir.

Her anonim şirketin kendine özgü bir esas sözleşmesi olduğundan, kanunun emredici hükümlerine aykırı düşmemek kaydıyla esas sözleşmeyle de üyelikte aranacak nitelikler belirlenebilir. Bu ihtimalde adayların söz konusu şartları da karşılaması beklenir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki mülga Türk Ticaret Kanunu döneminde üyelerin pay sahibi olması zorunluydu. Yürürlükteki Kanun bu şartı kaldırmıştır; dolayısıyla bugün pay sahibi sıfatı taşımayan kişilerin de yönetim kuruluna seçilmesinde bir engel bulunmamaktadır.

Şartları karşılayarak üyeliğe seçilen kişiler ticaret siciline tescil ettirilir ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir. Ancak bu işlem kurucu değil açıklayıcı niteliktedir. Bu sebeple seçilen kişilerin eylemleri, tescili beklemeksizin seçim anından itibaren şirketi bağlar. Esas sözleşmeye ilişkin ayrıntılar için Anonim Şirketlerde Esas Sözleşme başlıklı yazımıza bakılabilir.

Yönetim Kurulunun Görev ve Yetkileri

Kurulun en temel görev ve yetkisi şirketi yönetmek ve temsil etmektir. TTK'nın 371. maddesi, şirketi temsile yetkili olanların şirketin amacı ve işletme konusu kapsamındaki her tür işi ve hukuki işlemi şirket adına yapabileceğini düzenlemiştir.

Üyelerin görev ve yetkileri Kanun'un çeşitli hükümlerine dağılmış durumdadır. Bunların bir kısmı devredilebilirken bir kısmının devri hukuken mümkün değildir.

Devredilemez görev ve yetkiler TTK'nın 375. maddesinde sayılmıştır:

  • Şirketin üst düzeyde yönetilmesi ve bu konuda talimat verilmesi
  • Şirketin yönetim teşkilatının belirlenmesi
  • Finansal planlamanın gerektirdiği düzenin oluşturulması
  • İmza yetkisini haiz kişiler ile müdürlerin atanması ve görevden alınması
  • Yönetimle görevlendirilmiş kişilerin yükümlülüklerine uygun davranıp davranmadığının üst gözetimi
  • Pay defteri, yönetim kurulu karar defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defterinin tutulması
  • Yıllık faaliyet raporunun ve kurumsal yönetim açıklamasının hazırlanarak genel kurulun onayına sunulması
  • Genel kurul toplantılarının hazırlığının yapılması
  • Genel kurulda alınan kararların uygulamaya geçirilmesi
  • Borca batıklık durumunda mahkemeye bildirimde bulunulması

Yönetim Kurulu Üyelerinin Hakları

Üyelere tanınan haklar yönetimsel ve mali haklar olmak üzere iki grupta incelenir.

Yönetimsel Haklar

Bu başlık altında esas olarak üç hak yer alır: bilgi alma hakkı, temsil hakkı ve yönetim hakkı.

Şirketi yönetmek ve temsil etmek, üyeler açısından yalnızca bir görev değil aynı zamanda temel bir haktır. Bu çerçevede üyeler, şirket amacının ve işletme konusunun kapsamına giren bütün işleri ve hukuki işlemleri şirket adına kurma yetkisini haizdir.

Yönetimsel hakların bir diğeri bilgi edinme ve inceleme hakkıdır. Üyeler bu hak kapsamında şirketin bütün iş ve işlemleri hakkında bilgi talep edebilir, soru yöneltebilir ve inceleme yapabilirler. Bir üyenin herhangi bir belgenin kurula getirilmesine, konunun kurulda veya üyeler arasında tartışılmasına ya da bir hususta bilgi verilmesine yönelik talebi reddedilemez. Yönetim kurulu başkanının böyle bir talebi geri çevirmesi halinde konu iki gün içinde kurulun gündemine taşınır. Kurul toplanamaz veya talebi reddederse, ilgili üye şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurma imkânına sahiptir; mahkemenin kararı kesindir. Bilgi alma hakkı esas sözleşmeyle genişletilebilir, ancak daraltılamaz. Zira hak emredici niteliktedir; sınırlandırılması ya da kaldırılması mümkün değildir.

Mali Haklar

TTK'nın 394. maddesi, üyelere huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kârdan pay ödenebileceğini düzenlemiştir. Ancak bu ödemelerin türü ve tutarı ya esas sözleşmede gösterilmeli ya da genel kurul kararıyla belirlenmelidir.

Huzur hakkı, toplantıya katılmanın karşılığı olarak yapılan ödemedir.

Ücret, belirli zaman aralıklarının dolmasıyla periyodik biçimde ödenen ve maaş niteliği taşıyan bir kalemdir.

İkramiye, belirli bir sürenin tamamlanmasının ardından ve çoğunlukla ücrete oranlanarak yapılan ödemeyi ifade eder.

Prim, üyenin performansı esas alınarak, önceden belirlenmiş hedeflere ulaşılması durumunda ödenir.

Kâr payından yapılacak ödeme ise şirketin dönem sonunda kâr elde etmiş olmasına ve öncesinde ortaklara %5 oranında kâr payı dağıtılmış bulunmasına bağlıdır.

Üyelik Sıfatının Sona Ermesi

Yönetim kurulu üyeliği temelde dört durumda son bulur: azil, istifa, seçilebilme şartlarının yitirilmesi ve görev süresinin dolması.

Azil

Üyeler ister esas sözleşmeyle atanmış ister genel kurul kararıyla seçilmiş olsun, genel kurulda alınacak bir kararla görevden alınabilirler.

Azil her zaman mümkündür. Ancak görevden alma haklı bir sebebe dayanmıyorsa şirket, azledilen üyenin uğradığı zararı tazmin etmek durumunda kalabilir.

Azil yetkisi genel kurulun devredilemez yetkilerindendir; dolayısıyla üyelerin görevden alınması yalnızca genel kurul kararıyla gerçekleşebilir. Bu kararın alınabilmesi için toplantı ve karar alma kurallarına uyulması gerekir. Buradaki temel ilke gündeme bağlılıktır. Yani genel kurulun azil kararı verebilmesi, gündemde bu konuya ilişkin açık bir maddenin yer almasına bağlıdır. Kuralın iki istisnası bulunmaktadır.

Birinci istisna TTK'nın 413/3. maddesinde yer alır. Düzenlemeye göre gündemdeki yılsonu finansal tablolarının müzakeresi maddesi, üyelerin görevden alınmasıyla ilgili sayılır. Dolayısıyla gündemde azle dair bir madde bulunmasa bile, yılsonu finansal tablolarının görüşülmesine ilişkin bir madde varsa azil kararı alınabilir. Bunun sebebi, finansal tabloların görüşülmesinin üyelerin genel kurula hesap verme yükümlülüğüyle bağlantılı olmasıdır. Aynı gerekçeyle ibra da hesap verme yükümlülüğüyle ilişkili olduğundan, gündemde ibraya dair bir madde bulunması halinde de azle karar verilebilir.

İkinci istisna haklı sebebin varlığıdır. Haklı bir sebep bulunduğunda, gündemde azille doğrudan ya da dolaylı bağlantılı bir madde olmasa dahi görevden alma kararı verilebilir. Üyenin görevini ifada yetersiz kalması, aynı anda pek çok şirkette yönetim kurulu üyeliği yürütmesi, uzun süre yurtdışında bulunması, rekabet yasağını çiğnemesi veya yolsuzluğa karışması bu türden haklı sebeplere örnek gösterilebilir.

İstifa

Üye görevinden istifa edebilir. İstifa tek taraflı bir işlemdir ve karşı tarafa ulaşmakla sonuç doğurur. Üyenin istifa etmesi her zaman mümkündür. Ancak istifa haklı bir sebebe dayanmıyorsa kusura dayalı bir sorumluluk hali olarak değerlendirilir; zamansız istifa nedeniyle şirket zarara uğramışsa istifa eden üyenin bu zararı gidermesi gerekebilir.

Seçilebilme Şartlarının Yitirilmesi

Üyeliğe seçilebilmek için belirli şartların taşınması gerektiğini yukarıda ele almıştık. Bu şartların seçim sonrasında kaybedilmesi halinde üyelik sıfatı sona erer.

Görev Süresinin Dolması

Esas sözleşmede üyelerin görev süresi belirlenebilir; ancak bu süre üç yılı aşamaz. Kanun, görev süresinin en fazla üç yıl olabileceğini emredici biçimde düzenlemiştir. Sürenin başlangıç anı, üyenin göreve nasıl geldiğine göre değişir: esas sözleşmeyle atanma halinde ortaklığın tescil tarihi, genel kurul kararıyla seçilme halinde ise karar tarihi esas alınır. Görev süresi dolan üyenin sıfatı sona erer; bununla birlikte esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe aynı kişinin yeniden seçilmesi mümkündür.

Yönetim Kurulu Üyelerinin Yükümlülükleri

Özen Yükümlülüğü

Üyeler görevlerini yerine getirirken gereken dikkat ve özeni göstermekle yükümlüdür. Aranan özen ölçüsü, benzer alanda faaliyet gösteren bir şirkette basiretli bir yöneticinin sergilemesi beklenen özendir. Bir üyenin özen borcuna uygun davrandığının kabul edilebilmesi için işlemi belirli ölçütlere göre gerçekleştirmiş olması gerekir: karar alınmadan önce yeterince bilgilendirilmiş olmak, konunun yeterli düzeyde tartışılmış olması, ihtiyaç duyulduğunda alanın uzmanlarından görüş alınması ve sadakat borcuyla bağdaşmayan davranışlardan uzak durulması.

Sadakat Yükümlülüğü

Sadakat yükümlülüğü, üyenin şirket çıkarlarını öne almasını gerektirir. Bu doğrultuda üyenin, kişisel menfaatleriyle şirket menfaatinin çatışmasına yol açacak davranışlardan kaçınması beklenir. Sadakat borcunun kapsamına şirket malvarlığının korunması, bu malvarlığını azaltacak eylemlerden uzak durulması ve kazanç elde etme amacı doğrultusunda çaba gösterilmesi girer.

Şirketle İşlem Yapma Yasağı

TTK'nın 395. maddesi, üyenin genel kurulun izni olmaksızın kendisi veya bir başkası adına şirketle işlem yapmasını yasaklamıştır. Aksi halde şirket, işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Buna karşılık işlemi kuran üyenin geçersizlik iddiasında bulunması mümkün değildir. Bu yasak nedeniyle üye, örneğin kendi taşınmazını şirkete satamaz. Yasağın amacı üye ile şirket arasındaki çıkar çatışmasını önlemek olduğundan, çıkar çatışmasının ve şirketin zarar görme riskinin bulunmadığı hallerde yasak uygulanmaz. Nitekim üyenin genel kuruldan izin almaksızın taşınmazını şirkete bağışlaması mümkündür.

Şirketle Rekabet Yasağı

TTK'nın 396. maddesi, üyelerin genel kurulun izni olmadan şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemi kendisi ya da başkası hesabına yapmasını yasaklar. Maddenin devamında, üyenin aynı tür ticari işlerle uğraşan bir şirkete sınırsız sorumlu ortak sıfatıyla katılamayacağı da düzenlenmiştir.

Kanuni rekabet yasağı üyenin görev süresiyle sınırlıdır ve görevin sona ermesiyle ortadan kalkar. Bununla birlikte şirket ile üye arasında, görev sonrasını da kapsayacak biçimde bir rekabet yasağı sözleşmesi yapılabilir. Böyle bir sözleşme mevcutsa üye, görevi bittikten sonra dahi sözleşmeden doğan yasakla bağlı kalır.

Yasağın ihlali halinde şirketin başvurabileceği yollar şunlardır:

  • Üçüncü kişiler hesabına kurulan sözleşmelerden doğan menfaatlerin kendisine ait olduğunu ileri sürerek dava açmak
  • Söz konusu işlemin şirket adına yapılmış sayıldığını kabul etmek
  • İlgili üyeden tazminat talep etmek

Bu yollar seçimlik niteliktedir; şirket ancak birini tercih edebilir. Hangisinin kullanılacağına, yasağı ihlal eden üye katılmaksızın yönetim kurulu karar verir. Hakların kullanımı süreye bağlanmıştır: söz konusu ticari işlemlerin yapıldığının veya üyenin başka bir şirkete girdiğinin diğer üyelerce öğrenilmesinden itibaren üç ay, her hâlde bu durumların gerçekleşmesinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımı gerçekleşir.

Müzakerelere Katılma Yasağı

TTK'nın 393. maddesi uyarınca üye; kendisinin, alt ve üst soyunun, eşinin veya üçüncü derece dâhil olmak üzere üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarının kişisel menfaati ile şirket menfaatinin çatıştığı konulardaki görüşmelere katılamaz. Üyenin müzakerelere iştirakinin dürüstlük kuralıyla bağdaşmayacağı durumlarda da aynı sonuç geçerlidir. Üyenin yasağa tabi olup olmadığı konusunda tereddüt doğarsa yönetim kurulu bu hususta karar alır; kararın görüşüldüğü toplantıya ilgili üyenin katılması mümkün değildir.

Menfaat çatışmasından kurulun haberi olmasa bile, üyenin durumu kendiliğinden açıklaması ve yasağa uyması gerekir.

Yasağı kusurlu biçimde ihlal eden üye, şirketin uğradığı zararı tazminle yükümlüdür. Bunun ötesinde, çatışma nesnel olarak var ve bilinir durumdayken kurulun diğer mensupları yasağa tabi üyenin görüşmelere katılmasına karşı çıkmamışlarsa, itirazda bulunmayan bu kişiler de tazmin sorumluluğuyla karşılaşır. Ancak tazminat sorumluluğunun doğması için genel koşulların da gerçekleşmesi gerekir: hukuka aykırı eylem (müzakerelere katılma yasağının ihlali), kusur, zarar ve eylem ile zarar arasında illiyet bağı unsurlarının tamamı bir arada bulunmalıdır.

Şirkete Borçlanma Yasağı

TTK'nın 395/2. maddesi, pay sahibi olmayan üyelerin ve üyelerin pay sahibi bulunmayan, 393. maddede sayılan yakınlarının şirkete nakit borçlanmasını yasaklamıştır. Hükmün devamında ise şirketin, anılan kişiler lehine kefalet, garanti ve teminat vermesinin, sorumluluk üstlenmesinin ve borçlarını devralmasının önü kapatılmıştır.

Yasak tek yönlüdür. Yani üyenin ve yakınlarının şirketten borç alması mümkün değilken, şirkete borç vermeleri önünde bir engel bulunmaz.

Yasağın çiğnenmesi halinde şirket alacaklıları, şirkete borçlanılan tutarla sınırlı olmak üzere üyeyi veya yakınlarını doğrudan takip edebilir.

Şirketin Finansal Durumunun Bozulması Halindeki Yükümlülükler

Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar nedeniyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulunun genel kurulu gecikmeksizin toplantıya çağırması gerekir. Kurul aynı zamanda uygun gördüğü iyileştirici tedbirleri genel kurulun değerlendirmesine sunmalıdır.

Şirketin borca batık olabileceği izlenimini veren belirtiler ortaya çıktığında ise bir ara bilanço düzenlenmesi gerekir. Bu ara bilançoda aktifler hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden gösterilmelidir. Bilanço, aktiflerin şirket alacaklarını karşılamaya yetmediğini ortaya koyuyorsa yönetim kurulu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirmeli ve şirketin iflasını talep etmelidir.

Eşit İşlem Yükümlülüğü

TTK'nın 357. maddesi, pay sahiplerinin eşit şartlarda eşit işleme tabi tutulacağını öngörür. Buna bağlı olarak yönetim kurulu üyeleri, pay sahiplerine yönelik işlemlerde eşit davranma yükümlülüğü altındadır.

Toplantılara Bizzat Katılma Yükümlülüğü

Üyelerin birbirleri adına oy kullanmasına izin verilmediği gibi, vekil göndererek toplantıda temsil edilmeleri de kabul edilmez. Dolayısıyla üyelerin toplantılarda şahsen hazır bulunması gerekir.

Yönetim Kurulu Toplantısı

Yönetim kurulu bir kurul olarak faaliyet gösterir ve kararlarını toplantı yaparak alır. Toplantılar fiziki ortamda yapılabileceği gibi elektronik ortamda da gerçekleştirilebilir. Bunun yanında kararlar sirküler yöntemiyle de alınabilir; bu yöntemde üyelerden birinin yazılı olarak sunduğu öneri, diğer üyelerce yine yazılı biçimde uygun bulunur. Hangi yöntem tercih edilirse edilsin, alınan kararın karar defterine geçirilmesi ve üyelerin iradelerinin bu defterden anlaşılabilir olması gerekir.

Toplantı Yeter Sayısı

TTK'nın 390. maddesine göre toplantı yeter sayısı, yönetim kurulu üye tam sayısının çoğunluğudur. Esas sözleşmeyle bu nisap ağırlaştırılabilir; buna karşılık hafifletilmesi mümkün değildir.

Karar Yeter Sayısı

Aynı madde uyarınca karar yeter sayısı, toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğudur. Bu nisap da esas sözleşmeyle artırılabilir, ancak indirilemez. Toplantılarda her üyenin tek oy hakkı vardır.

Temsil Yetkisinin Kullanımı

Yönetim kurulu temsil yetkisini kural olarak iki imzanın birlikte atılması suretiyle kullanır. Esas sözleşmede farklı bir düzenlemeye yer verilmişse veya kurul tek üyeden oluşuyorsa bu kural uygulanmaz.

Temsile yetkili kişileri ve bunların temsil biçimlerini gösteren kararın noter onaylı bir sureti, tescili ve ilanı sağlanmak üzere ticaret sicili müdürlüğüne verilmelidir.

Şirket adına imza atmaya yetkili olanların imzalarını şirket unvanının altına atmaları gerekir.

Temsil Yetkisinin Sınırları

Temsile yetkili kişiler, şirketin amacı ve işletme konusu kapsamına giren her türlü işi ve hukuki işlemi şirket adına yapabilir ve şirket unvanını kullanabilirler.

Bu kişilerin şirketin amacı ve işletme konusu dışında kalan işlemleri de kural olarak şirketi bağlar. Ancak işlemin karşı tarafındaki üçüncü kişi, işlemin işletme konusu dışında olduğunu biliyorsa ya da bilebilecek durumdaysa şirket bu işlemle bağlı olmaz. Esas sözleşmenin ilan edilmiş bulunması, üçüncü kişinin durumu bildiğini ispatlamak için tek başına yeterli sayılmaz. Bu düzenleme, işlem güvenliğini ve iyiniyetli üçüncü kişilerin korunmasını önceleyen bir tercihi yansıtır; şirketin bağlı olmadığını ileri sürebilmesi, karşı tarafın bilgi durumunun somut delillerle ortaya konulmasına bağlıdır.

Temsil Yetkisinin Devri

TTK'nın 370/2. maddesi, yönetim kurulunun temsil yetkisini bir ya da birden çok murahhas üyeye veya murahhas müdüre devredebileceğini düzenler. Murahhas üye kurulun kendi mensuplarından biriyken, murahhas müdür kurulun dışında kalan bir kişidir. Buna göre temsil yetkisi, üyelik sıfatı taşımayanlara da bırakılabilir. Kanun bu noktada bir sınır çizmiş, en az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini elinde bulundurmasını zorunlu tutmuştur.

Kurulun devredilemez nitelikteki görev ve yetkileri kapsamındaki konularda ise temsil yetkisinin devri mümkün değildir. Bir başka anlatımla devir, yalnızca kanunun kurula özgülemediği alanlar bakımından geçerlilik taşır; devredilemez yetkilere ilişkin olarak yapılan bir yetkilendirme, şirketin iç düzeninde nasıl adlandırılırsa adlandırılsın hukuken sonuç doğurmaz.

Yönetimin Murahhaslara Devri ve Yetkinin Bölünmesi

Yönetim kurulu, yönetimi kısmen veya bütünüyle bir ya da birkaç üyeye yahut üçüncü bir kişiye bırakabilir. Bunun için iki koşul aranır: esas sözleşmede bu yönde bir hüküm bulunması ve yönetim kurulunca bir iç yönerge düzenlenmesi. İç yönergede şirketin yönetimine ilişkin düzenleme yapılmalı, kimin kime bağlı olduğu ve kimin kime bilgi sunmakla yükümlü bulunduğu açıkça gösterilmelidir.

Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu

Üyelerin gerçekleştirdiği iş ve işlemler nedeniyle sorumlulukları doğabilir. Bu sorumluluk temelde hukuki sorumluluk ve cezai sorumluluk olmak üzere iki başlıkta ele alınır.

Hukuki Sorumluluk

Hukuki sorumluluk, üyelerin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini gereken dikkat ve özeni göstermeyerek ihlal etmeleri durumunda gündeme gelir.

Bu sorumluluk kusur sorumluluğudur. Bu nedenle üyelere başvurulabilmesi için kanundan veya esas sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerin kusurlu biçimde ihlal edilmiş olması gerekir. Kusurlu ihlal tek başına yeterli değildir; genel hükümlerde aranan diğer koşulların da sağlanması şarttır. Bütün koşullar bir aradaysa üyeler; şirketin, pay sahiplerinin ve alacaklıların uğradığı zararlar bakımından sorumlu tutulurlar. Sorumluluk, zamanaşımı süresinin dolması ya da genel kurulun ibra kararı vermesiyle sona erer.

Konunun ayrıntısı için Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu başlıklı çalışmamız incelenebilir.

Cezai Sorumluluk

Cezai sorumluluk, suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereğince çeşitli kanunlarda tanımlanmış fiillerin işlenmesi halinde ortaya çıkar.

Anonim şirketler tüzel kişi olduklarından ve tüzel kişiler bakımından cezai sorumluluk kabul edilmediğinden, bu şirketlere ancak güvenlik tedbiri uygulanabilir. Şirket bünyesinde işlenen bir suçtan ötürü ceza muhatabı olacak kişiler bu sebeple yönetim ve temsil yetkisini elinde tutan kurul üyeleridir. Üyelerin cezai sorumluluğu farklı kanunlarda düzenlenmiş olup bazı suçlar için para cezası, bazıları için hapis cezası öngörülmüştür.

Bu başlığa dair ayrıntı için Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Cezai Sorumluluğu başlıklı yazımıza bakılabilir.

Uygulamada yönetim ve temsil düzeninin kurulmasında en sık yapılan hata, imza sirkülerinin şirketin gerçek karar mekanizmasıyla örtüşmemesidir. Çift imza kuralı esas sözleşmeyle esnetilirken temsil yetkisinin kapsamı yeterince tanımlanmadığında, şirketi bağlayan işlemlerin sınırı ancak uyuşmazlık aşamasında tartışılmaya başlanır. Benzer bir sorun, yönetim yetkisinin murahhaslara bırakıldığı ancak iç yönergenin hiç hazırlanmadığı ya da güncellenmediği yapılarda görülmektedir.

Yönetim ve temsil yapısı kurgulanırken şu noktaların netleştirilmesini öneriyoruz:

  • Temsil yetkisinin kapsamının, sınırlarının ve imza gruplarının yönetim kurulu kararında açıkça gösterilmesi
  • Yönetim yetkisi devredilecekse esas sözleşmedeki dayanak hükmün varlığının doğrulanması ve iç yönergenin yazılı hale getirilmesi
  • En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini koruduğunun her devir sonrası kontrol edilmesi
  • Üyelerin görev sürelerinin üç yıllık üst sınır gözetilerek takvime bağlanması ve yeniden seçim kararlarının zamanında alınması
  • Müzakerelere katılma yasağı doğuran menfaat çatışmalarının toplantı tutanaklarında kayda geçirilmesi
  • Sermaye kaybı ve borca batıklık göstergelerinin düzenli izlenerek bildirim yükümlülüklerinin gecikmesinin önlenmesi

Independent Legal, anonim şirketlerde yönetim kurulu yapılandırması, imza ve temsil yetkilerinin düzenlenmesi ile iç yönerge hazırlanması konularında danışmanlık hizmeti sunmaktadır.

Yasal Uyarı — Bu doküman yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. İçerik, hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik uygulama esas alınarak düzenlenmiştir; mevzuat değişiklikleri ve yargı kararları nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Somut olaya ilişkin karar almadan önce mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hemen Ara