Independent LegalIndependent Legal

İdare Hukuku

İdare Hukuku

Deprem Zararlarında İdarenin Tazmin Sorumluluğu

Deprem sonrası ortaya çıkan can ve mal kayıplarında idarenin sorumluluğu, denetim ve önlem yükümlülüklerinin gereği gibi yerine getirilip getirilmediğine bağlıdır. Hizmet kusuru, mücbir sebep tartışması, tam yargı davası ve başvuru süreleri bu yazının konusunu oluşturuyor.

Yayın 11 Ağustos 2026Uygulama Alanı İdare HukukuOkuma 8 dk

Ülke topraklarının önemli bir bölümü deprem kuşağında yer aldığından, sarsıntı sonrası ortaya çıkan can ve mal kayıplarından devletin sorumlu tutulup tutulamayacağı sürekli gündemde kalan bir tartışmadır. İdarenin deprem öncesindeki yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmemesi ya da alınması gereken tedbirleri almaması sonucunda doğan zararlardan sorumlu tutulması gerektiği konusunda tereddüt yoktur. Kamu otoritesi, vatandaşın sağlığını, güvenliğini ve huzurunu sağlamak üzere her türlü önlemi almakla yükümlüdür.

Yasalarla kendisine yüklenen görevleri "hizmetin kötü işlemesi", "hizmetin geç işlemesi" ve "hizmetin hiç işlememesi" biçiminde tanımlanan hâllerde yerine getirmeyen ve deprem öncesinde alınabilecek önlemleri almayan idare, doğan zararları karşılamakla yükümlü hâle gelir.

Deprem gerçekleşmeden önce gerekli tedbirleri almayan idarenin hizmet kusuru işlediğinin kabulü gerekir. Buna bağlı olarak sarsıntı sebebiyle ortaya çıkan zararların da idarece giderilmesi gündeme gelecektir.

Bu yazıda; idarenin deprem bakımından sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, bu sorumluluğun sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği ve konuya ilişkin yargı kararlarının hangi yönde şekillendiği gibi soruları yanıtlamaya çalışıyoruz.

İdarenin Sorumluluk Türleri

Hukukumuzda idarenin sorumluluğu ikiye ayrılır: kusura dayanan sorumluluk ve kusursuz sorumluluk.

Kusur Sorumluluğu

Kusur sorumluluğu, uygulamada hizmet kusuru adıyla da anılır. Açık bir ifadeyle, idarenin yürüttüğü hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi ya da hiç işlememesi hâlinde doğan zararların karşılanması zorunluluğunu ifade eden sorumluluk türü hizmet kusurudur. Hizmet kusuruna dayalı tazminat talepleri, idari yargıda açılacak davaların önemli bir bölümünü oluşturur.

Kusursuz Sorumluluk

İdareye atfedilebilecek bir kusur bulunmasa dahi, ortaya çıkan zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağı kurulabiliyorsa gündeme gelen sorumluluk biçimidir. Yani kusur bulunmasa bile, belirli koşulların gerçekleşmesi hâlinde idarenin zarardan sorumlu tutulması hukuken mümkündür. Kusursuz sorumluluğun söz konusu olduğu hâller istisnai niteliktedir. Bir başka deyişle idarenin bir zarardan sorumlu tutulabilmesi bakımından asıl olan, idari kusurun varlığıdır.

Sorumluluğu Azaltan veya Ortadan Kaldıran Hâller

Mevzuatımız, idarenin sorumluluğunu hafifleten ya da tümüyle ortadan kaldıran durumları da düzenlemiştir. Bunlar üç başlıkta toplanabilir: zarar görenin veya üçüncü bir kişinin davranışı, beklenmeyen durum ve mücbir sebep.

Beklenmeyen durum ya da mücbir sebep olarak nitelendirilen hâllerde, idarenin hem kusura dayanan hem de kusursuz sorumluluğu ortadan kalkar. Zarar görenin veya üçüncü kişinin davranışı zararın doğmasında ya da büyümesinde etkili olmuşsa, idarenin sorumluluğu somut duruma göre ya azalır ya da tamamen sona erer.

Deprem Nedeniyle İdare Sorumlu Tutulabilir mi?

Depremin mücbir sebep ya da beklenmeyen durum sayılıp sayılmayacağı hukukumuzda kanunla düzenlenmediğinden, idarenin deprem sebebiyle sorumlu tutulup tutulmayacağı konusunda açık bir hüküm bulunmamaktadır.

Öncelikle şunu ayırt etmek gerekir: idarenin yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmemesi ile alınmayan önlemler yüzünden depremde görülen zararın büyümesi birbirinden farklı meselelerdir. Bununla birlikte her iki ihtimalde de idarenin doğan zararlardan sorumlu tutulması gerektiği tartışmasızdır.

Nitekim hukukumuzda kanun, kanun hükmünde kararname, yönetmelik ve genelge gibi çok sayıda düzenlemeyle, deprem konusunda idarenin yerine getirmesi gereken yükümlülükler açıkça ortaya konmuştur. İdarenin bu yükümlülükleri gereği gibi yerine getirmemesi hâlinde doğacak zararlardan kusur sorumluluğu çerçevesinde sorumlu olacağı sonucuna varılır.

Deprem Mücbir Sebep Sayılır mı?

Yüksek Mahkeme mücbir sebebi, "kökeni, doğal, sosyal ve hukuki olması itibariyle failin dışında kalan, fail tarafından önleme olanağı bulunmayan, önceden takdir ve tahmin edilemeyen olaylar" şeklinde tanımlamaktadır. Yargı kararlarına göre bir olayın mücbir sebep sayılabilmesi, somut olayda üç koşulun bir arada bulunmasına bağlıdır:

  • Öngörülemezlik: Olayın önceden tahmin edilebilmesinin mümkün olmaması
  • Önlenemezlik: Olayın gerçekleşmesinin engellenebilir nitelikte olmaması
  • Dışsallık: Olayın idarenin dışında kalan bir sebepten doğması

Bu koşulların tamamının gerçekleştiği bir olayda mücbir sebebin varlığı kabul edilir ve idarenin sorumluluğu ortadan kalkar. Başka bir anlatımla artık zararın idarece karşılanması söz konusu olmaz. Bunun temelindeki gerekçe, mücbir sebep sayılan olgunun idarenin eylem ve işlemlerinden kaynaklanmamasıdır.

Dışsallık Koşulu Bakımından

Dışsallık yönünden bakıldığında, depremin idari faaliyetlerin dışında gerçekleşen bir doğa olayı olduğu tartışmasızdır; dolayısıyla dışsallık koşulunun karşılandığı açıktır. Depremin mücbir sebep sayılıp sayılmayacağı konusunda ise her olayın yeri, mekânı, zamanı ve mevcut teknolojik imkânlar gibi özellikleri dikkate alınarak ayrı bir değerlendirme yapılması gerekir.

Öngörülemezlik Koşulu Bakımından

Türkiye'nin büyük bölümünün deprem riski taşıdığı bilinen bir olgudur. Bu tablo karşısında depremin öngörülemez olduğu ileri sürülemez. Jeoloji ve deprem alanındaki araştırmalardan elde edilen veriler sayesinde idare, deprem olacağı bilgisine sahiptir; belirsiz olan tek unsur sarsıntının zamanıdır. Gereken tedbirleri zamanında almayan idarenin, deprem nedeniyle doğacak zararlardan sorumlu olduğunun kabulü gerekir.

Önlenemezlik Koşulu Bakımından

Yakın dönemde yaşanan depremlerde, kurallara uygun biçimde inşa edilmiş yapıların zarar görmediği de bilinen bir gerçektir. Buna karşılık kuralsız ve denetimsiz biçimde yükselen yapılar çok ciddi can ve mal kayıplarına yol açmaktadır. Bu tablo karşısında deprem sebebiyle doğan zararların önlenemez olduğunu savunmak son derece yersizdir.

Deprem kuşağındaki bir bölgede idarenin olası bir sarsıntıya karşı birtakım tedbirler alması gerektiği tartışmasızdır. Buna rağmen gerekli önlemler alınmamışsa, yeniden yaşanacak bir depremde doğan zararlardan devletin sorumlu tutulması gerekebilecektir. Zira böyle bir durumda depremin öngörülemez olduğundan ya da zararların önlenemez nitelik taşıdığından söz etmek güçtür.

Nitekim Danıştay 6. Dairesi'nin 12.04.2004 tarihli, 2004/1477 E. ve 2004/2115 K. sayılı kararı da bu doğrultudadır.

Hukuk çevrelerinde ağırlık taşıyan görüş; deprem kuşağında bulunan, geçmişte deprem yaşamış ya da deprem riski yüksek olan bölgelerde depremin mücbir sebep sayılamayacağı yönündedir. Bu itibarla ülkemiz bakımından depremin mücbir sebep olarak nitelendirilmesi oldukça zordur. Zira ülkemiz açısından deprem öngörülemez nitelikte olmadığı gibi, gerçekleşmesi ihtimaline karşı doğacak zararların önlenemez olduğunu savunmak da güçtür.

Deprem Sebebiyle İdareye Karşı Dava Yolu

Deprem nedeniyle idareye yöneltilecek talepler bakımından açılması gereken dava türü tam yargı davasıdır. Ancak bu dava açılmadan önce, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesindeki sürelere uyularak öncelikle idareye başvurulmalıdır. Zira Yüksek Mahkeme, davalı idarenin deprem konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmeyip hareketsiz kalmasını idari eylem olarak nitelendirmekte ve dava öncesinde mutlaka idareye başvurulmasını aramaktadır.

Deprem sebebiyle uğranılan zararın giderilmesi için idareye yapılacak başvuru süreye bağlıdır. Başka bir deyişle depremden doğan zararın tazmini talebiyle hukuki yollara gidilebilmesi bakımından birtakım zamanaşımı sınırlamaları söz konusudur. Bu çerçevede başvurunun, depremin ve zararın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde depremin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde ilgili idareye yapılması gerekir.

İdare, kendisine yöneltilen talebi 30 günlük süre içinde reddederse, ret kararının tebliğinden itibaren 60 gün içinde dava açılmalıdır. İdarenin başvuruya 30 gün içinde yanıt vermemesi hâlinde ise talep reddedilmiş sayılır ve yine 60 gün içinde idareye karşı dava yoluna gidilebilir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

İdareye karşı açılacak tazminat (tam yargı) davalarında hangi mahkemenin görevli ve yetkili olduğu İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre belirlenir.

Deprem sebebiyle idareye yöneltilecek tam yargı davalarında görev, idare mahkemelerine aittir.

Yetki bakımından ise, kanunda öngörülen özel yetki hâlleri saklı kalmak üzere, tam yargı davalarında yetkili mahkeme dava konusu işlemi tesis eden idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir.

Sıkça Sorulan Sorular

Deprem davalarında avukatla temsil zorunlu mudur?

Türk hukuku, tarafların yargı önünde kendilerini bizzat savunmasına imkân tanır ve sınırlı istisnalar dışında vekille temsili zorunlu kılmaz. İdare mahkemelerinde de bu yönde bir zorunluluk bulunmaz. Bununla birlikte idare hukuku mevzuatının teknik yapısı ile İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda öngörülen sürelerin kısa ve kesin oluşu, sürecin hukukçu olmayan kişilerce yürütülmesini riskli hâle getirir. Usule veya esasa ilişkin ve sonradan giderilemeyecek hatalardan kaçınmak için, herhangi bir adım atılmadan önce idare hukuku alanında destek alınması yerinde olur.

DASK poliçesi bulunmuyorsa idarenin sorumluluğu ortadan kalkar mı?

Geçmişte deprem yaşamış ve deprem kuşağında bulunan bir bölgede idarenin olası sarsıntıya karşı önlem alması gerektiği tartışmasızdır. Gerekli tedbirleri almayan idare bakımından hizmet kusurundan söz edilecek olup, DASK poliçesi yaptırılmamış olsa dahi idarenin yardım yükümlülüğü devam eder.

Binanın yıkılmasında idarenin ihmali varsa dava açılabilir mi?

Yapının yıkılmasında idarenin kusuru veya ihmali bulunuyorsa, idareye karşı tam yargı davası açılmasının önünde bir engel yoktur.

İdarenin sorumluluğu hangi hâllerde azalır veya kalkar?

İdare, kendisine düşen yükümlülükleri yerine getirmediği takdirde deprem nedeniyle doğan zararlardan sorumlu olur. Ancak bazı durumlarda bu sorumluluk hafifleyebilir ya da tümüyle ortadan kalkabilir:

  • Zararın beklenmeyen bir durumdan kaynaklanması
  • Zararı doğuran olayın mücbir sebep niteliği taşıması
  • Zararın doğmasında zarar görenin ya da üçüncü bir kişinin davranışının etkili olması

Müteahhitlerin ve yapı denetim kuruluşlarının sorumluluğu nedir?

Türk Borçlar Kanunu ve yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca müteahhitler; inşaat sürecinde göstermeleri gereken özeni göstermemekten veya yapıyı ruhsata aykırı biçimde inşa etmekten doğan zararlardan sorumludur.

Bir başka anlatımla; betonun kalitesiz olması, deniz kumu kullanılması, kolon ve kiriş bağlantılarındaki hatalar ya da ucuz işçilik gibi sebeplerle ortaya çıkacak bütün hasarlar müteahhitlerin sorumluluk alanındadır. Depremde can ve mal kaybına uğrayanlar, binayı inşa eden yüklenicilere; yapı denetim kuruluşu aracılığıyla inşa edilmiş bir bina söz konusuysa bu kuruluşlara karşı tazminat davası açma hakkına sahiptir.

Ayrıca vurgulanmalıdır ki, afette yaşanan can kayıpları bakımından çürük yapıları inşa eden ilgililerin TCK'da düzenlenen bilinçli taksirle adam öldürme suçunu işledikleri açık olup, bu kişiler hakkında gerekli soruşturmanın yürütülmesi ve kamu davası açılması da talep edilebilir.

Yıkım kararına karşı ne kadar sürede itiraz edilebilir?

Tehlike arz eden ve yıkılması gereken yapılar bakımından maliklere bildirim yapılarak 3 gün süre tanınması gerekir. Malik, bu bildirime karşı 3 gün içinde yetkili mercilere itirazda bulunabilir. İdarenin de itirazı en geç 3 gün içinde inceleyip karara bağlaması gerekir.

Hasar tespit raporuna nasıl itiraz edilir?

Deprem sonrasında düzenlenen hasar tespit raporlarının gerçeği yansıtmadığı kanaatinde olanlar, raporların ilan edildiği tarihten itibaren 30 gün içinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından belirlenen irtibat noktalarına itiraz edebilir. Bu durumda Bakanlığın teknik ekiplerince binadaki hasar durumu yeniden incelenir. İnceleme sonrasında yapılan tespitin hâlâ hatalı olduğu düşünülüyorsa dava yoluna başvurulması isabetli olacaktır.

Depremde zarar gören araçlar bakımından kasko ne öder?

Araçta kısmi hasar varsa onarım masrafları, araç pert olmuşsa rayiç bedeli kasko tarafından karşılanır.

Araç sahibinin vefatı hâlinde kasko tazminatını kim talep edebilir?

Deprem nedeniyle araç sahibi hayatını kaybetmişse, kaskodan tazminat alınabilmesi için mirasçının mirasçılık belgesiyle başvuru yapma hakkı bulunmaktadır.

Deprem kaynaklı tazminat dosyalarında sonucu belirleyen unsur, çoğu zaman zararın büyüklüğü değil; idarenin hangi somut yükümlülüğü, hangi tarihte ve hangi biçimde ihlal ettiğinin ortaya konabilmesidir. İmar planı kararlarından zemin etüdüne, yapı ruhsatı denetiminden yapı kullanma izninin verilmesine kadar uzanan zincirde her halkanın ayrı ayrı incelenmesi gerekir. Aynı olayda idarenin, yüklenicinin ve yapı denetim kuruluşunun sorumluluklarının farklı yargı kollarında ileri sürülmesi gerekebileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.

Bu tür dosyalarda özellikle şu hususların gözetilmesini öneriyoruz:

  • Zararın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık, olay tarihinden itibaren beş yıllık başvuru sürelerinin takvimlenmesi
  • Dava açılmadan önce İYUK m. 13 kapsamında idareye başvuru koşulunun mutlaka yerine getirilmesi
  • Hasar tespit raporlarına ilişkin otuz günlük itiraz süresinin kaçırılmaması
  • İdari eylem ile zarar arasındaki nedensellik bağının teknik raporlarla desteklenmesi
  • Yüklenici ve yapı denetim kuruluşuna yöneltilecek taleplerin, idareye karşı yürütülen süreçle eşgüdümlü planlanması

Independent Legal, afet kaynaklı zararlarda idareye yapılacak başvurulardan tam yargı davalarının yürütülmesine kadar süreç boyunca hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Yasal Uyarı — Bu doküman yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. İçerik, hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik uygulama esas alınarak düzenlenmiştir; mevzuat değişiklikleri ve yargı kararları nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Somut olaya ilişkin karar almadan önce mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hemen Ara