Independent LegalIndependent Legal

Marka ve Rekabet Hukuku

Marka ve Rekabet Hukuku

Eser Üzerindeki Mali ve Manevi Haklar: Doğumu, Korunması ve Devri

Eser üzerindeki hak, tescile bağlı olmaksızın yaratma anında doğar ve herkese karşı ileri sürülebilir. Manevi ve mali hakların kapsamını, mali hakların devir, ruhsat ve izin usulleriyle nasıl aktarıldığını ve devir ilişkisinin hangi hallerde sona erdiğini inceliyoruz.

Yayın 11 Ağustos 2026Uygulama Alanı Marka ve Rekabet HukukuOkuma 7 dk

Fikir ve sanat ürünleri üzerinde yaratıcısına tanınan haklar, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile düzenlenmiş ve güvence altına alınmıştır. Kanun eseri; sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar ya da sinema eserleri kategorilerinden birine giren her türlü fikir ve sanat mahsulü olarak tanımlar. Hak, eserin ortaya konulduğu anda kendiliğinden doğar; kayıt veya tescil işleminin ise ispat kolaylığı sağlamak dışında bir işlevi bulunmaz.

Eser sahibinin bu hakkı mutlak nitelikte olduğundan herkese karşı ileri sürülebilir. FSEK, eser üzerinde sınırlı sayıda mali ve manevi hak öngörmüştür. Bu hakların kullanılması yetkisi kural olarak münhasıran eser sahibine aittir; bununla birlikte eser sahibi, yazılı bir sözleşme düzenleyerek mali haklarını devir, ruhsat ve izin usullerinden biriyle başkasına aktarabilir.

Devir ilişkisinin sonsuza kadar sürmesi de zorunlu değildir. Taraflar bir süre kararlaştırmışsa bu sürenin dolması, sözleşme belirli bir amaca yönelikse amacın gerçekleşmesi ilişkiyi kendiliğinden sona erdirir. Ayrıca mevzuatta aranan koşulların oluşması halinde eser sahibinin cayma hakkını kullanması da mümkündür. Bu bilgi notunda hak sahipliğinin nasıl belirlendiğini, hakların kapsamını, devrin usullerini ve sözleşmenin sona erme hallerini sırasıyla ele alıyoruz.

Hak Sahipliğinin Belirlenmesi

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) eseri, sahibinin hususiyetini yansıtan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri arasında sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulü olarak tarif etmektedir. Eser sahibi ise eseri meydana getiren kişidir. Bu sıfatın kazanılması için eserin yaratılmış olması yeterlidir; ayrıca bir irade açıklamasına, başvuruya veya tescile ihtiyaç duyulmaz.

Nitekim tescile ilişkin FSEK m. 13/3 hükmü şu şekildedir:

5846 sayılı FSEK m. 13/3
"Filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren film yapımcıları ile seslerin ilk tespitini gerçekleştiren fonogram yapımcıları, hak ihdas etmek amacı taşımaksızın, sahip oldukları hakların ihlâl edilmemesi, hak sahipliklerinin belirlenmesinde ispat kolaylığı sağlanması ve malî haklara ilişkin yararlanma yetkilerinin takip edilmesi maksadıyla, sinema ve müzik eserlerini içeren yapımlarının kayıt ve tescilini yaptırırlar. Aynı maksatla, eser sahiplerinin talebi üzerine, bu Kanun kapsamında korunan tüm eserlerin kayıt ve tescili yapılabilir, malî haklara ilişkin yararlanma yetkileri de kayıt altına alınabilir. Beyana müstenit yapılan bu işlemlerden Bakanlık sorumlu tutulamaz."

Hüküm, tescilin hak sahipliği bakımından kurucu bir etkisinin bulunmadığını ortaya koymaktadır. Tescil yalnızca ispatı kolaylaştırmak ve mali haklara ilişkin yararlanma yetkilerinin izlenebilmesini sağlamak amacıyla yapılır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları da aynı doğrultudadır: hak eserin yaratılmasıyla kendiliğinden doğar, kayıt ve tescilin bunun ötesinde bir sonucu yoktur.

Usulsüz Tescilin Düzeltilmesi

Bir eser, gerçek hak sahibi olmayan bir kişi adına usulsüz biçimde tescil edilmiş olsa dahi eser üzerindeki hak sahipliği eseri meydana getirene ait olmaya devam eder. Ne var ki böyle bir kayıt, hak sahipliğinin ispatı aşamasında ciddi güçlükler doğurur. Bu güçlüğün giderilebilmesi için FSEK m. 15/3'te usulsüz tescilin düzeltilmesi imkânı öngörülmüştür.

Buna göre eserin gerçek sahibi dışındaki bir kişi adına usulsüz olarak tescil edilmesi durumunda hak sahibi, Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nde dava açabilir. Bu davada ileri sürülecek talep, usulsüz tescili içeren eser işletme belgesinin iptali ile hakkın tespitidir.

Eser Sahibinin Hakları

FSEK, eser sahibine tanınan hakları mali ve manevi haklar olmak üzere iki başlıkta toplamıştır. Uygulamada bu hakların çoğunlukla birlikte kullanıldığı, hatta bazılarının kullanılmasının zorunlu olarak bir diğerinin de kullanılması sonucunu doğurduğu görülür. Bu nedenle mali–manevi ayrımı esasen yapay bir tasniftir; kanunda sayılan yetkilerin bütünü telif hakkı çatısı altında kullanılan yetkiler bütününü oluşturur. Bununla birlikte konunun daha kolay kavranabilmesi için kanundaki tasnifi izlemek yerinde olur.

Manevi Haklar

Eser sahibinin eserle arasındaki manevi bağı koruyan bu haklar, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 14 ila 19. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kanunda sınırlı sayıda belirlenen bu yetkiler şunlardır:

  • Eserin kamuya sunulup sunulmayacağına karar verme yetkisi (FSEK m. 14)
  • Eser üzerinde sahibinin adının gösterilmesini isteme yetkisi (FSEK m. 15)
  • Eserde değişiklik yapılmasına engel olma yetkisi (FSEK m. 16)
  • Eserin somutlaştığı mal üzerindeki malik ve zilyetlere karşı ileri sürülebilen yetkiler (FSEK m. 17)

Mali Haklar

Eser sahibinin eserle kurduğu ekonomik ilişkiyi konu alan bu haklara parasal haklar da denilmektedir. Kanunda yine sınırlı sayıda sayılan mali haklar şu şekilde sıralanabilir:

  • İşleme hakkı (FSEK m. 21)
  • Çoğaltma hakkı (FSEK m. 22)
  • Yayma hakkı (FSEK m. 23)
  • Temsil hakkı (FSEK m. 24)
  • Umuma iletim hakkı (FSEK m. 25)
  • Pay ve takip hakkı (FSEK m. 45)

Telif Hakkı Kavramı

Kanunda düzenlenen yetkiler birbirini tamamlayıcı bir yapı gösterdiğinden, manevi ve mali haklar aslında tek bir mutlak hakkın içerdiği yetkilerdir. Fikir ve sanat eserlerine ilişkin hukuki düzenlemelerin merkezinde duran bu mutlak hak telif hakkı olarak adlandırılır.

Mevzuatımız, eser sahibinin mali ve manevi haklarının ihlal edilmesi durumunda başvurulabilecek hukuki yolları ayrıca düzenlemiştir. Bu konudaki ayrıntılar için "FSEK Kapsamında Eser Sahibi Tarafından Açılabilecek Davalar" başlıklı çalışmamıza bakılabilir. İhlalde bulunan kişiye cezai yaptırım uygulanmasını sağlamak üzere izlenebilecek yollar ise "Fikir ve Sanat Eserlerinde Hak İhlaline Karşı Açılabilecek Ceza Davaları" başlıklı incelememizde ele alınmıştır.

Mali Hakların Devrinde Kullanılan Usuller

Kanuni düzenleme uyarınca manevi ve mali hakları kullanma yetkisi münhasıran eser sahibindedir. Bununla birlikte eser sahibi, ilgili kişiyle yazılı bir sözleşme yapmak koşuluyla mali haklarını başkasına aktarabilir. FSEK, bu aktarımın üç ayrı usulle gerçekleşebileceğini öngörmüştür: devir, ruhsat ve izin.

Devir

FSEK anlamında mali hakların devri bir tasarruf işlemi niteliği taşır. Devre konu hak, devredenin malvarlığından çıkar ve devralan kişi mutlak bir hak elde etmiş olur. Ancak mali hak el değiştirse bile eser sahibinin manevi hak ve menfaatleri varlığını sürdürdüğünden, eserle bağı tümüyle kopmaz. Nitekim devralan, hakları devir işleminde öngörülen koşullar çerçevesinde kullanmak zorunda olduğu gibi bu kullanım sırasında eser sahibinin manevi haklarını da gözetmekle yükümlüdür.

Ruhsat

Mali hakkın kendisinin değil yalnızca kullanma salahiyetinin bir başkasına bırakıldığı hal ruhsat usulüdür. Bu usulde hak, devredenin malvarlığından ayrılmaz; karşı tarafa aktarılan yalnızca hakkın kullanılması hakkıdır.

İzin

Aktarımın üçüncü yolu izin usulüdür. FSEK'teki düzenlemeye göre izin, eser sahibinin icracı sanatçıya ya da fonogram yapımcısına verdiği bir tür onay niteliğindedir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: verilen izin üzerine ortaya çıkan yeni eser, izin verilen kişiye ait bağımsız bir nitelik kazanır. Başka bir ifadeyle izni veren eser sahibi, izin sonrasında oluşturulan bu yeni eser üzerinde tasarrufta bulunamaz.

Devir Sözleşmesinin Şekli

Devre ilişkin sözleşmenin yazılı olması gerektiği FSEK m. 52'de açıkça hükme bağlanmıştır:

5846 sayılı FSEK m. 52
"Mali hakları dahil sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesi şarttır."

Aynı düzenleme uyarınca hangi hakların aktarıldığı da sözleşmede tek tek gösterilmelidir. Yazılı şekil koşuluna uyulmadan yapılan devir sözleşmesi geçersizdir. İçerik yönünden ise, devredilen hakların açıkça belirtilmediği ve tereddüt doğuran durumlarda, işlemin amacı ve konusu dışında kalan hakların devredilmemiş sayılması gerekir.

Devir Sözleşmesinin Sona Ermesi

Sürenin Dolması ve Amacın Gerçekleşmesi

Devir sözleşmesi süreli ya da süresiz olarak kurulabilir. Taraflar bir sona erme tarihi kararlaştırmışsa, bu sürenin dolmasıyla sözleşme kendiliğinden ortadan kalkar. Sözleşme belirli bir amacı gerçekleştirmek üzere yapılmışsa, amaca ulaşılması da aynı sonucu doğurur. Bunların yanında taraflar, süre dolmadan da anlaşarak sözleşmeye her zaman son verebilir. Sözleşmenin bu şekilde sona ermesi halinde devredilen hak, devredene kendiliğinden geri döner.

Cayma Hakkının Kullanılması

Cayma, FSEK m. 58'de özel olarak düzenlenmiş bir tür fesih — bir başka anlatımla dönme — hakkıdır. Düzenlemeye göre devralan kişi, kararlaştırılan süre içinde "hak ve salahiyetlerden gereği gibi faydalanmazsa ve eser sahibinin menfaatleri esaslı surette ihlal edilirse" eser sahibi sözleşmeden cayabilir. Taraflar arasında herhangi bir süre belirlenmemişse, devralanın söz konusu hakları münasip bir zaman içinde kullanmaması halinde de cayma yoluna gidilebilir.

Buradaki temel ölçüt, hakkı devralan kişinin haktan gereği gibi yararlanmayarak eser sahibinin menfaatlerini zedelemesidir. Cayma hakkı yalnızca bu özel ihlalin bulunduğu hallerde kullanılabilir.

Cayma için karşı tarafın kusurlu olması aranmaz. Kusur bulunuyorsa eser sahibi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) hükümlerine dayanarak ayrıca tazminat da isteyebilir. Buna karşılık karşı tarafta kusur yoksa ya da eser sahibinin kusuru daha ağır basıyorsa, hakkaniyet gereği karşı taraf da münasip bir tazminat talebinde bulunabilir (FSEK m. 58/IV). Eser sahibinin kusurlu olduğu hallerde ise cayma hakkından yararlanması mümkün değildir.

Telif uyuşmazlıklarının önemli bir bölümü, ihlalden değil sözleşmenin kendisinden kaynaklanmaktadır. Uygulamada en sık karşılaşılan tablo, tarafların "tüm haklar devredilmiştir" türünden genel bir ifadeyle yetinmesi ve hangi mali hakkın hangi kapsamda aktarıldığının belirsiz kalmasıdır. FSEK m. 52'nin hakların ayrı ayrı gösterilmesini araması karşısında böyle bir metin, ileride yapılacak yorumda büyük olasılıkla eser sahibi lehine değerlendirilecek ve amaç dışında kalan hakların devredilmediği sonucuna varılacaktır.

Devralan tarafın gözetmesi gereken ikinci nokta, hakkı edinmiş olmanın onu kullanma yükümlülüğünden bağımsız olmadığıdır. Hakkın atıl bırakılması, kusur aranmaksızın işleyen cayma müessesesini gündeme getirebilir. Manevi hakların devre konu olamaması ise, mali hakkı edinen kişinin eserde değişiklik yapma veya ad gösterme konularında sınırsız hareket edemeyeceği anlamına gelir.

Bir devir ilişkisi kurulurken şu başlıklar öncelikle ele alınmalıdır:

  • Sözleşmenin yazılı yapılması ve devredilen her mali hakkın maddesiyle birlikte tek tek sayılması
  • Aktarımın devir mi, ruhsat mı yoksa izin usulüyle mi gerçekleştiğinin metinde netleştirilmesi
  • Sürenin, coğrafi kapsamın ve kullanım biçimlerinin açıkça sınırlandırılması
  • Devralanın hakkı fiilen kullanmaması ihtimaline karşı cayma riskinin baştan değerlendirilmesi
  • Manevi hakların devredilemeyeceği gözetilerek ad gösterme ve değişiklik yasağına ilişkin düzenleme yapılması
  • İspat kolaylığı sağlaması bakımından kayıt ve tescil imkânının değerlendirilmesi

Independent Legal, fikri mülkiyet alanında telif sözleşmelerinin hazırlanmasından hak sahipliğinin tespitine ve ihlal hallerinde yürütülecek dava süreçlerine kadar danışmanlık hizmeti sunmaktadır.

Yasal Uyarı — Bu doküman yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. İçerik, hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik uygulama esas alınarak düzenlenmiştir; mevzuat değişiklikleri ve yargı kararları nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Somut olaya ilişkin karar almadan önce mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hemen Ara