Independent LegalIndependent Legal

İdare Hukuku

İdare Hukuku

Hizmet Kusuru Nedeniyle İdareye Karşı Açılan Tam Yargı Davası

Kamu hizmetinin hiç, geç veya kötü işlemesinden doğan zararlar idarenin kusur sorumluluğunu gündeme getirir. Hizmet kusuru kavramını, tazminat talebinin koşullarını, dava açma sürelerini, ispat düzenini ve yetkili mahkemeyi uygulama perspektifiyle inceliyoruz.

Yayın 11 Ağustos 2026Uygulama Alanı İdare HukukuOkuma 7 dk

Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrası, idareye kendi eylem ve işlemlerinin doğurduğu zararı giderme yükümlülüğü getirmiştir. Bu çerçevede, idarenin hukuka aykırı bir işlemi veya eylemi yüzünden maddi ya da manevi zarara uğrayan kişilerin zararlarının karşılanmasını istemek üzere tam yargı davası açması mümkündür. Bununla birlikte idarenin yol açtığı her zarar mutlaka bir kusurdan doğmaz; kusurun bulunmadığı hallerde bile, ortaya çıkan zarar ile idarenin eylemi veya işlemi arasında illiyet bağı kurulabiliyorsa idare tazminle sorumlu tutulabilir.

Buna karşılık uygulamada idareye yüklenen zararların önemli bir kısmı hizmet kusurundan kaynaklanır. Mevzuata aykırı bir davranış sonucunda kamu hizmeti hiç işlemez, geç işler veya kötü işler hale gelmişse, idarenin kusura dayalı sorumluluğu devreye girer. Bu tür zararların giderilmesi, idari yargıda tam yargı davası adıyla anılan tazminat davası yoluyla sağlanır.

Uygulamadan tanıdık bir örnek vermek gerekirse; belediyenin yol yapım çalışması sırasında gerekli güvenlik tedbirlerini almaması sonucu doğan zararlar tipik bir hizmet kusuru görünümüdür. Aynı şekilde devlet hastanesi ya da üniversite hastanesi gibi kamu sağlık kuruluşlarında kusurlu yürütülen hizmetlerden kaynaklanan zararlar da hizmet kusuruna dayandırılabilir. Bu davaların, idari yargıdaki genel dava açma süresi olan 60 günlük hak düşürücü süre içinde açılması gerekir. Sürenin nasıl hesaplanacağına ve sürenin yeniden canlanması gibi ayrık hallere aşağıda ayrıca değiniyoruz.

Hizmet Kusuru Kavramı

İdarenin hizmet kusuru, kamu hizmetinin yerine getirilmesi sırasında hizmetin gereği gibi görülmemesi biçiminde ortaya çıkabileceği gibi, hizmetin zamanında sunulmaması veya hiç sunulmaması hallerini de kapsar.

İdari işlemler çoğunlukla memur sıfatını taşıyan gerçek kişiler eliyle hayata geçirilse de, bu işlemlerden doğan sorumluluk işlemin sahibi, kurucusu ve düzenleyicisi konumundaki idareye aittir. Ancak zaman zaman idarenin hizmet kusuru, işlemden etkilenen üçüncü kişilerin maddi veya manevi zarara uğramasına yol açar. Bu ihtimalde zarar görenler, uğradıkları zararın giderilmesi istemiyle tam yargı davası açarak idarenin tazminat sorumluluğuna gidebilir.

Hizmet kusurundan zarar görenlerin önünde tek bir seçenek bulunmaz. Zararın tazmini için tam yargı davası açılabileceği gibi, zarara kaynaklık eden idari işlemin iptali de talep edilebilir. Bu iki talep aynı dava içinde birlikte ileri sürülebileceği gibi, önce iptal kararı alınıp ardından tam yargı davası açılması yolu da tercih edilebilir. Bunun yanında, işlemin iptali için hiç yargı yoluna başvurulmaksızın doğrudan tam yargı davası açılmasının önünde hukuki bir engel yoktur. Konu, İdari İşlemin İptali Sonrası Açılacak Tazminat (Tam Yargı) Davası başlıklı çalışmamızda ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.

Sorumluluğun Hukuki Niteliği

İdari yargıda idarenin tazmin yükümlülüğünü doğuran birden çok sorumluluk türü bulunur. Bazı hallerde idare, zarara yol açan eylem veya işlemde herhangi bir kusuru bulunmasa dahi sorumlu tutulabilir. Buna karşılık hizmet kusuruna dayanan sorumluluk, tam anlamıyla bir kusur sorumluluğudur. Yani idarenin bu başlık altında mali yaptırımla karşılaşması, işlem ve eylemlerinde bir kusurun bulunup bulunmadığına bağlıdır.

Bu yönüyle hizmet kusuru sorumluluğu idare hukukuna özgü bir kurumdur ve özel hukuktaki sorumluluk türlerinden birçok bakımdan ayrılır.

Tazminat Davasının Şartları

İdarenin hizmet kusuru sebebiyle mali sorumluluğuna gidilebilmesi, somut olayda bir dizi koşulun birlikte bulunmasını gerektirir. İdari yargı mercileri bu koşulları re'sen araştırır; eksiklik saptanması halinde davanın reddine karar verilebilir.

Aşağıda özetlenen koşullardan yalnızca birinin dahi gerçekleşmemesi, davanın reddi sonucunu doğurabilir:

  • Davanın yasal süresi içinde açılmış olması
  • Ortada yürütülen bir kamu hizmetinin bulunması
  • Bu hizmet bakımından zaman, mekân ve somut olayın koşulları dikkate alınarak belirlenmiş bir hizmet kusurunun mevcut olması
  • Söz konusu hizmet sebebiyle bir zararın meydana gelmiş olması
  • İdarenin kamu hizmeti ilkelerine aykırı davrandığının zarar gören tarafından ortaya konması

Dava Açma Süresi

Hizmet kusuruna dayalı tazminat davalarında idari yargının genel dava açma süresi olan 60 gün uygulanır. Hak düşürücü nitelikteki bu sürenin ne zaman işlemeye başlayacağı ise zararın idarenin bir işleminden mi yoksa eyleminden mi doğduğuna göre farklılaşır.

Zarar bir idari işlemden kaynaklanmışsa süre, zarara yol açan işlemin idareye ait olduğunun ve zararın kapsamının tam olarak öğrenildiği tarihte başlar.

Zararın idarenin bir eyleminden doğduğu hallerde ise doğrudan tam yargı davası açılamaz. Bu durumda zarar görenin öncelikle eylemi gerçekleştiren idareye başvurarak zararının karşılanmasını istemesi zorunludur. Başvurunun tamamen veya kısmen reddedilmesi ya da idarenin 30 gün içinde hiç cevap vermemesi halinde, dava açma süresi içinde tam yargı davası açılabilir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki bazı hallerde, dolmuş olan dava açma süresinin yeniden canlanması söz konusu olabilir. Konuya ilişkin ayrıntılar İdari Yargıda Dava Açma Süresinin Canlanması başlıklı çalışmamızda incelenmektedir.

İspat Yükünün Dağılımı

Hizmet kusuruna dayanan tazminat davalarında zarara uğradığını ileri süren kişi, hizmeti fiilen yürüten kamu görevlisini belirlemek ve bu kişinin kişisel kusurunu kanıtlamak zorunda değildir. Yargılamanın odağında, idarenin yürüttüğü faaliyetin kusurlu biçimde yerine getirildiği, hizmetin gereği gibi görülmediği ya da hiç görülmediği hususunun ortaya konması yer alır.

Kamu hizmetinin kusurlu yürütülüp yürütülmediği, ilgili mevzuat hükümleriyle birlikte kamu hukukuna egemen ilkeler ışığında saptanır. Bunun yanında kusurun ve sorumluluğun belirlenmesinde somut olayın kendine özgü koşulları esas alınır. Başka bir ifadeyle bu dava türü, her dosyaya aynı biçimde uygulanabilecek standart bir tespit yöntemine elverişli değildir.

İdare bakımından ispat yükü ise daha dar bir alanı kapsar: idarenin, söz konusu kamu hizmetini gereği gibi yerine getirdiğini ortaya koyması beklenir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Bu uyuşmazlıkların çözümünde görev idari yargı mercilerine aittir.

Yetkili mahkeme ise İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 36. maddesine göre belirlenir. Anılan hükme göre:

  • Zarar bayındırlık ve ulaştırma gibi bir hizmetten ya da idarenin herhangi bir eyleminden doğmuşsa, hizmetin görüldüğü veya eylemin gerçekleştiği yer mahkemesi yetkilidir.
  • Kural olarak hizmeti yürüten idarenin bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir.
  • Bunların dışında kalan hallerde ise davacının ikametgâhının bulunduğu yer mahkemesine başvurulur.

Uygulamadan Hizmet Kusuru Örnekleri

Hizmet kusuru nedeniyle zarar görenin malvarlığında ortaya çıkan azalmanın giderilmesi talebi, maddi tazminat başlığı altında değerlendirilir.

Manevi tazminat ise idarenin hizmet kusuru yüzünden kişinin yaşadığı elem, keder ve üzüntünün doğurduğu manevi yıpranmayı bir ölçüde gidermek amacıyla istenen tazminattır.

Hizmet kusuruna ilişkin olarak şu örnekler verilebilir:

Bir kamu görevlisinin tümüyle kendi iradesiyle, siyasal ya da kişisel saiklerle veya kin, garaz ve husumet gibi duyguların etkisi altında kişilere zarar vermesi hizmet kusuru oluşturur.

İdarenin sorumluluk alanındaki bir yolda çalışma yürütülürken gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmaması sonucu doğan zararlar da hizmet kusuruna dayandırılabilir.

Sağlık hizmetinin idarece kusurlu biçimde yürütülmesinden kaynaklanan zararlar, bu kurumun klasik örneklerindendir.

Askerlik hizmetine elverişli olmayan bir kişinin askere alınması ve bu kişinin yaşamına son vermesi sonucunda doğan zarar da hizmet kusuru kapsamında değerlendirilebilir.

Benzer şekilde belediyelerin bariyer sistemlerinde gereken bakım ve düzenlemeyi ihmal etmesi yüzünden kişilerin zarara uğraması halinde, idarenin hizmet kusurundan doğan tazminat sorumluluğuna gidilebilir.

Sıkça Sorulan Sorular

İdare mahkemesinde avukatla temsil zorunlu mudur?

Türk hukuku, sınırlı istisnalar dışında tarafların kendilerini bizzat savunmasına ve temsil etmesine imkân tanır; mahkemede vekille temsil kural olarak zorunlu değildir. İdare mahkemeleri bakımından da idare hukuku avukatıyla temsil şartı aranmaz.

Ancak idare hukuku mevzuatının karmaşık yapısı ve İdari Yargılama Usulü Kanunu'ndaki sürelerin kısa ve kesin oluşu, süreci hukukçu olmayan kişilerin yürütmesi halinde hem şekil hem esas yönünden telafisi güç hatalara yol açabilir. Ayrıntılı kurallar içeren idari yargı sürecinde hak kaybı yaşanmaması için, herhangi bir adım atılmadan önce idare hukuku alanında hizmet veren bir hukukçudan destek alınması yerinde olur.

Hangi haller hizmet kusuru sayılır?

Hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi ve hiç işlememesi halleri hizmet kusuru kapsamında değerlendirilir.

Hizmetin kötü işlemesi ne anlama gelir?

Hizmetin mevzuata aykırı biçimde yürütülmesi, idarenin hizmeti görürken özensiz davranması ya da kullanılan araç ve gereçlerin gerekli nitelikte olmaması gibi durumlar hizmetin kötü işlemesi olarak kabul edilir.

İdarenin yargı kararını uygulamaması hizmet kusuru mudur?

Yargı kararlarının yerine getirilmesi anayasal bir zorunluluktur. İdarenin yargı kararlarını uygulamaması ağır hizmet kusuru teşkil eder.

Dava öncesinde idareye başvurmak zorunlu mudur?

Hizmet kusuru idarenin bir eyleminden doğuyorsa, zarar görenin dava açmadan önce eylemi gerçekleştiren idareye başvurması zorunludur. Bu başvurunun, eylemin yazılı bildirimle ya da başka bir yolla öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her halükârda eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yapılması gerekir. Buna karşılık hizmet kusuru bir idari işlemden kaynaklanıyorsa idareye başvurmak zorunlu olmayıp ihtiyaridir.

Hizmet kusuru dosyalarında esasa ilişkin haklılık çoğu zaman tartışmasız olsa bile, davaların önemli bir bölümü usul nedeniyle sonuçsuz kalmaktadır. Bunun başlıca sebebi, zararın idari işlemden mi yoksa idari eylemden mi doğduğunun baştan doğru nitelendirilmemesidir. Eylemden doğan zararlarda ön başvuru yapılmaksızın açılan dava usulden reddedilirken, işlem kaynaklı zararlarda gereksiz bir başvuru süreci hak düşürücü sürenin tüketilmesine yol açabilmektedir.

İkinci kritik nokta zararın somutlaştırılmasıdır. Maddi zarar kalemlerinin hesap raporu, fatura ve bilirkişi incelemesine elverişli belgelerle desteklenmemesi; manevi tazminat talebinin ise olayın niteliğiyle orantısız biçimde ileri sürülmesi, talebin kısmen karşılanmasıyla sonuçlanmaktadır.

Somut bir dosyada öne çıkarılması gereken başlıklar şunlardır:

  • Zararın kaynağının işlem mi eylem mi olduğunun tespiti ve buna göre ön başvuru gerekliliğinin belirlenmesi
  • Eylem kaynaklı zararlarda bir yıllık ve beş yıllık başvuru sürelerinin takvimlendirilmesi
  • Öğrenme tarihinin ve zararın kapsamının belgeyle ortaya konması
  • Hizmetin hiç, geç ya da kötü işlediğinin idari kayıtlar ve teknik raporlarla desteklenmesi
  • Maddi ve manevi tazminat kalemlerinin ayrı ayrı ve hesaplanabilir biçimde talep edilmesi
  • İptal davası ile tam yargı davası arasındaki tercihin dosyanın koşullarına göre kurgulanması

Independent Legal, idarenin sorumluluğundan doğan uyuşmazlıklarda ön başvuru aşamasından tam yargı davasının kanun yolu incelemesine kadar sürecin tamamında danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Yasal Uyarı — Bu doküman yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. İçerik, hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik uygulama esas alınarak düzenlenmiştir; mevzuat değişiklikleri ve yargı kararları nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Somut olaya ilişkin karar almadan önce mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hemen Ara