Independent LegalIndependent Legal

Sağlık Hukuku

Sağlık Hukuku

Özel Sağlık Kuruluşlarının Tıbbi Hatalardan Doğan Tazminat Sorumluluğu

Özel hastanede gerçekleşen hatalı bir müdahalede sorumluluk yalnızca hekime değil, çoğu zaman kuruma da yönelir. Sözleşmesel sorumluluk, haksız fiil, vekâletsiz iş görme ve adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğu arasındaki ayrımı, dava yollarını ve süreleri ele alıyoruz.

Yayın 11 Ağustos 2026Uygulama Alanı Sağlık HukukuOkuma 14 dk

Özel hastaneler ve sağlık kuruluşları, kamu hastanelerindeki yoğunluğa takılmadan daha yüksek standartlarda hizmet alabilmek isteyen pek çok hasta tarafından tercih edilmektedir. Bu kuruluşlara kayda değer bedeller ödeyen hastaların beklentisi, tedavinin en elverişli koşullarda yürütülmesidir. Ne var ki sağlık hizmetinin ulaşılabilir en yüksek düzeyde sunulması beklense de zaman zaman istenmeyen neticeler doğabilmektedir. Müdahale sırasında beliren komplikasyonlar kural olarak girişimin doğal riskleri arasında sayılırken, tıbbi uygulama hataları bambaşka bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulur ve hekime ya da sağlık kuruluşuna tazminat sorumluluğu yükleyebilir.

Bu bilgi notunda, özel hastanelerde meydana gelen tıbbi müdahale hatalarında hastanın hangi haklara sahip olduğunu, tazminat sürecinin nasıl ilerlediğini ve bu süreçte gözden kaçırılmaması gereken hususları ele alıyoruz. Amacımız, olası bir tıbbi hata karşısında hak arama yolunun bilinçli biçimde kullanılmasına katkı sunmaktır.

Özel Sağlık Kuruluşu, Hekim ve Hasta İlişkisinin Hukuki Niteliği

Ülkemizde sağlık hizmeti hem kamu eliyle hem de özel sektör tarafından verilmektedir. Kamu kuruluşlarının dışında kalan, hastaların tedavi sürecini üstlenerek teşhis, tedavi ve bakım hizmeti sunan kuruluşlar özel sağlık kuruluşu ya da özel hastane olarak adlandırılır. Bu kuruluşların faaliyet çerçevesi 2219 Sayılı Hususi Hastaneler Kanunu ile 24708 Sayılı Özel Hastaneler Yönetmeliği tarafından çizilmiştir.

Özel sağlık kuruluşlarında sunulan hizmetin çekirdeğinde, hastalıkların teşhisi, tedavisi ve önlenmesi amacıyla yapılan tıbbi müdahaleler yer alır. Tıbbi müdahale kavramı, cerrahi girişimlerden ilaç tedavisine uzanan geniş bir uygulama yelpazesini içine alır. Söz konusu girişimler doğrudan insan bedenine yöneldiğinden hasta hakları bağlamında kişinin temel haklarıyla iç içe geçer. Bu sebeple bir tıbbi müdahalenin hukuka uygun sayılabilmesi, hastanın açık rızasının ya da varsayımsal rızasının bulunmasına bağlıdır. Rıza olmaksızın veya hekimin yükümlülüklerine aykırı biçimde gerçekleştirilen müdahaleler hukuka aykırı kabul edilir.

Kamu hastanelerinde yaşanan hekim hataları bakımından Devlet Hastanelerinde Yapılan Tıbbi Müdahale Hatalarında Tazminat Sorumluluğu başlıklı çalışmamız incelenebilir.

Özel Kuruluşlarda Hekim-Hasta İlişkisinin Çerçevesi

Hasta ile hekim arasındaki ilişkinin hukuki dayanağını kural olarak bir hekimlik sözleşmesi oluşturur. Tedavi sözleşmesi adıyla da anılan bu ilişki vekâlet sözleşmesi hükümlerine tabidir. Hekimlik sözleşmesinin kurulması herhangi bir şekil koşuluna bağlanmamıştır; sözlü olarak dahi meydana gelebilir ve hekimin hastaya karşı taşıdığı yükümlülükleri belirler.

Bununla birlikte özel sağlık kuruluşlarında hizmet sözleşmesiyle çalışan hekimler hasta ile doğrudan bir sözleşme ilişkisi kurmazlar. Böyle bir durumda hastane bünyesindeki hekim ile hasta arasındaki ilişki vekâlet hükümlerine göre değil, haksız fiil hükümlerine göre değerlendirilir. Dolayısıyla kurumda çalışan hekimin sorumluluğu, sağlık kuruluşunun haksız fiil sorumluluğu çerçevesinde ele alınır.

Kurum ile Hasta Arasındaki İlişkinin Temel Görünümleri

Özel sağlık kuruluşları ile hastalar arasındaki hukuki bağ üç ana başlıkta incelenebilir:

  • Haksız fiil ilişkisi: Kuruluşun ya da çalışanlarının hukuka aykırı eylemleri yüzünden hastanın zarar görmesi halinde gündeme gelir. Hastanın tazminat isteyebilmesi için zarar, hukuka aykırılık ve uygun illiyet bağı gibi unsurların bir arada bulunması aranır.
  • Sözleşme ilişkisi (hastaneye kabul sözleşmesi): Hasta ile kuruluş arasında, tedavi ve bakım sürecini düzenleyen, tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini ortaya koyan yazılı ya da sözlü bir sözleşme kurulur.
  • Vekâletsiz iş görme ilişkisi: Acil hallerde ya da hastanın fiilen rıza gösteremediği durumlarda, kuruluşun hastanın sağlığını koruma amacıyla müdahalede bulunmasını anlatır. Hastanın kendisi hakkında karar veremediği veya girişimin zorunlu olduğu hallerde ortaya çıkar.

Bu ilişki türlerini aşağıda ayrıntılı olarak inceliyoruz.

Özel Sağlık Kuruluşlarında Sözleşmeden Doğan Sorumluluk

Tıbbi müdahalelerde sözleşmesel sorumluluğun varlığından söz edebilmek için öncelikle özel sağlık kuruluşunun hasta ile kurduğu sözleşmeyi ihlal etmiş olması gerekir. Ancak sorumluluğun doğması bununla yetinmez; ayrıca kusur, zarar ve illiyet bağı koşullarının da birlikte gerçekleşmesi aranır. Bu koşullar bir araya geldiğinde kuruluşun hastanın zararını gidermesi gerekebilir.

  • Kusur: Hekimin ya da sağlık kuruluşunun tedavi sırasında gereken özeni göstermemesi kusuru meydana getirir; sorumluluğun dayanağı da budur.
  • Sözleşmeye aykırılık: Kuruluşun teşhis, tedavi, bakım, aydınlatma ve rıza alma gibi yükümlülüklerine aykırı davranması sorumluluk doğurur.
  • İlliyet bağı: Doğan zarar ile sözleşmeye aykırı davranış arasında doğrudan bir bağlantı kurulabilmelidir.
  • Zarar: Hastanın bedensel ya da manevi nitelikte bir zarara uğramış olması gerekir.

Sayılan unsurların tamamı gerçekleştiğinde özel sağlık kuruluşunun hastaya karşı sorumluluğu doğar ve hasta tazminat talebinde bulunabilir. Bunun yanında sözleşmenin varlığını ispat etme yükü hastaya düşer.

Konuya ilişkin ayrıntılar için Hastaneye Hasta Kabul Sözleşmesi başlıklı çalışmamıza bakılabilir.

Estetik Amaçlı Müdahalelerde Sözleşmesel Sorumluluk

Genel nitelikteki tıbbi müdahale sözleşmeleri vekâlet sözleşmesi niteliğinde olduğundan kesin bir sonuç güvencesi içermez. Bu yüzden operasyon özenle yürütülmüş olsa dahi arzu edilen neticeye ulaşılamaması halinde hekim ve kuruluş sorumluluktan kurtulabilir. Buna karşılık estetik amaçlı girişimlerde tablo değişir. Estetik müdahalelere ilişkin sözleşmeler eser sözleşmesi sayılır ve belirli bir sonucun (örneğin hedeflenen estetik görünümün) elde edileceği güvencesini barındırır. Bu tür girişimlerde kuruluş ya da hekim, hastanın beklentisine uygun neticeyi sağlamakla yükümlüdür.

Bu alandaki en belirgin risk, hastanın beklentisi ile ortaya çıkan sonucun örtüşmemesi halinde belirir. Bu nitelikteki uyuşmazlıklar, hekimin özen ödevini ihlal ettiği ve sözleşmenin gereği gibi ifa edilmediği iddialarını doğurabilir. Ayrıca hastalar estetik girişimler öncesinde riskleri tam olarak kestiremeyebilir. İşte bu noktada aydınlatılmış onam belirleyici hale gelir; hekim, işlemin barındırdığı bütün riskler konusunda hastayı eksiksiz ve doğru biçimde bilgilendirmek zorundadır.

Konu hakkında daha ayrıntılı bilgi için Estetik Ameliyat Hatası Nedeniyle Tazminat Davası başlıklı çalışmamız incelenebilir.

Tedavi Amaçlı Müdahalelerde Sözleşmesel Sorumluluk

Tedavi amaçlı tıbbi müdahalelere ilişkin sözleşmeler; özel sağlık kuruluşu ve hekim ile hasta arasında, tarafların hak ve yükümlülüklerini belirleyen bir ilişki meydana getirir. Bu sözleşme tipinde kuruluşun ve hekimin başlıca ödevleri tıbbi standartlara uygun tedavi sunmak, gereken özeni göstermek ve hastayı bilgilendirmektir. Hastanın tedavi görme ve bilgilendirilmiş onam çerçevesinde karar verme hakkı bulunurken; gerek kuruluş gerek hekim, süreç boyunca hastayı doğru biçimde aydınlatma ve özenli davranma yükümlülüğü taşır. Tıbbi standartlara uyulmadığı takdirde hem hekim hem kuruluş bakımından hukuki sorumluluk doğabilir.

Tedavi sözleşmeleri şekil koşuluna bağlı değildir; hastanın tedavi talebiyle kuruluşa ya da hekime başvurmasıyla kurulur. Hekimin tedaviye başlamasıyla birlikte hukuki ilişki kendiliğinden meydana gelir. Bu sözleşmeler bir sonuç güvencesine değil, hekimin tedavi sürecinde gereken özeni göstermesi esasına dayanır. Ayrıca hastanın tedaviye rızası bilgilendirilmiş onam çerçevesinde alınmalıdır.

Tıbbi Müdahalelerde Haksız Fiil Sorumluluğu

Haksız fiil sorumluluğu herhangi bir sözleşme temeline dayanmaz. Bununla birlikte hasta ile özel sağlık kuruluşu arasında bir tedavi sözleşmesi bulunsa bile, kuruluşun hukuka aykırı bir eylemi haksız fiil olarak nitelendirilebilir. Örneğin kuruluş özen ödevini ihlal ederek hastanın zarar görmesine yol açmışsa hem sözleşmesel hem de haksız fiil sorumluluğu birlikte doğabilir. Böyle bir durumda hasta, hangi sorumluluk hükümlerine dayanmak istiyorsa ona göre tazminat talebini şekillendirebilir. Haksız fiil sorumluluğunun doğması için Türk Borçlar Kanunu'nun 41. maddesinde düzenlenen dört temel unsurun bir arada bulunması gerekir:

  • Kusur: Tıbbi standartlara aykırı davranış, ihmal ya da yeterli dikkat ve özenin gösterilmemesi halinde kusur unsuru gerçekleşir. Haksız fiil sorumluluğunda hekimin veya kuruluşun kusurlu sayılabilmesi için yapılan girişimin kabul görmüş tıbbi standartların gerisinde kalması aranır.
  • Hukuka aykırı fiil: Kuruluşun veya hekimin eylemi hastanın vücut bütünlüğünü ya da diğer kişilik haklarını zedeliyorsa hukuka aykırılık söz konusudur. Hastanın rızası alınmadan yahut standart tıbbi uygulamalara uygun olmayan biçimde gerçekleştirilen girişimler bu niteliktedir.
  • İlliyet bağı: Hastanın uğradığı zararın doğrudan haksız fiilden kaynaklanması gerekir; yani zarar ile hukuka aykırı davranış arasında doğrudan bir nedensellik bulunmalıdır.
  • Zarar: Hastanın tedavi süreci boyunca bedensel, ruhsal ya da ekonomik bir kayba uğramış olması aranır. Hatalı bir cerrahi işlem yüzünden hastanın sakat kalması veya uzun süreli bir tedavi gerektirecek biçimde zarar görmesi bu kapsamda değerlendirilebilir.

Vekâletsiz İş Görmeden Doğan Sorumluluk

Vekâletsiz iş görme ilişkisinin dayanağında varsayımsal rıza kavramı yer alır. Bu kavram, hastanın rıza gösterebilecek durumda olması halinde müdahaleyi onaylayacağı varsayımına dayanır ve hastanın sağlığını tehlikeden korumayı amaçlar. Özel sağlık kuruluşu ile hasta arasında vekâletsiz iş görme ilişkisi başlıca üç halde ortaya çıkar:

  • Sözleşmenin geçersizliği: Hasta ile kuruluş arasındaki sözleşme geçerli değilse de vekâletsiz iş görme ilişkisinin varlığı benimsenir.
  • Hastanın irade açıklamasında bulunamaması: Hasta iradesini ortaya koyabilecek durumda değilse kuruluş, vekâletsiz iş görme çerçevesinde hareket eder.
  • Tedavi sırasında öngörülmeyen komplikasyon doğması: Tedavi sürerken beklenmedik bir komplikasyon gelişmiş ve hastanın rızası alınamamışsa bu ilişki devreye girer.

Tıbbi müdahalelerde vekâletsiz iş görme, hastanın iradesine dayalı bir bağ bulunmaksızın gerçekleştirilen girişimlerin ardından hekimin ya da kuruluşun zarar doğuran eylemlerde bulunması halini anlatır. Bu durum hukuki sonuçlar doğurabilir ve kuruluş ya da hekim söz konusu eylemlerden sorumlu tutulabilir.

Vekâletsiz iş görmeden doğan sorumluluk, Türk Borçlar Kanunu'nun 527. maddesi uyarınca üç ayrı kapsamda ele alınır:

  • Dar sorumluluk: TBK m. 527 uyarınca iş gören, iş sahibinin karşılaştığı zararı ya da zarar tehlikesini bertaraf etmek üzere harekete geçmişse sorumluluğu daha hafif ölçütlerle değerlendirilir. Bu düzenleme vekâletsiz iş görmenin sorumluluk alanını daraltır.
  • Tam sorumluluk: Vekâletsiz iş görme çerçevesinde özel sağlık kuruluşu, hastanın sağlığı ve güvenliği için gereken özeni göstermek zorundadır. Bu ödeve aykırılık kuruluşun tam sorumluluğunu doğurur.
  • Geniş sorumluluk: Hasta açıkça ya da örtülü biçimde rıza göstermediği halde kuruluş bunun aksi yönünde hareket ederse sorumluluğun kapsamı genişler. Bu halde kuruluş, beklenmedik halden doğan zararlardan dahi sorumlu tutulur.

Özel Sağlık Kuruluşlarının Kusursuz Sorumluluğu

Kusursuz sorumluluk, bir eylemden doğan zarar sebebiyle kişinin kusuru bulunmasa dahi sorumlu tutulmasını ifade eder. Sağlık kuruluşu bünyesinde gerçekleşen bir haksız fiil neticesinde, kuruluşun olayda kusuru olmasa bile sorumluluğu gündeme gelebilir. Bu ihtimalde kuruluş, Türk Borçlar Kanunu'nun 66. maddesi uyarınca adam çalıştıranın sorumluluğu hükümlerine tabi olur.

Kuruluş ile hasta arasında doğrudan bir sözleşme bulunsun ya da bulunmasın, bünyesinde görev yapan hekim ve personelin hatalı eylemlerinden doğan zararlar sebebiyle hastane sorumlu tutulabilir. Bu sorumluluk, hastanenin yalnızca hekimleri değil bütün sağlık personelini seçerken, görevlendirirken ve denetlerken gereken özeni göstermesini zorunlu kılar.

Sorumluluğu Azaltan veya Kaldıran Nedenler

Özel hastaneler ve buralarda görev yapan hekimler, tıbbi müdahale sırasında ortaya çıkan olumsuz neticelerden her koşulda sorumlu tutulmayabilir. Belirli hallerde sorumluluğun tümüyle ortadan kalkması ya da hafiflemesi mümkündür.

  • Beklenmeyen (umulmayan) hal: Kuruluşun veya hekimin gereken bütün özeni göstermesine karşın öngörülemeyen, olağandışı bir durumun doğmasıdır. Böyle haller sorumluluğun kısmen ya da tamamen kalkmasına yol açabilir. Müdahale sırasında ender rastlanan ve önceden kestirilemeyen bir komplikasyonun belirmesi bu kapsamda değerlendirilebilir.
  • Mücbir sebep: Kuruluşun ve hekimin denetimi dışında gelişen, öngörülmesi ya da önlenmesi mümkün olmayan olaylar mücbir sebep sayılır. Deprem, sel, yangın gibi doğal afetler veya salgın hastalıklar sorumluluğu sınırlandırabilir ya da büsbütün ortadan kaldırabilir. Zararın kaçınılmaz ve önlenemez nitelikte olması sorumluluğun hafiflemesi sonucunu doğurur.
  • Hastanın kendi kusuru: Hasta tedavi süreci boyunca kendi kusurlu davranışları yüzünden zarara uğramışsa kuruluşun ve hekimin sorumluluğu azaltılabilir veya tamamen kalkabilir. Hekimin verdiği talimatlara uymamak, tedaviye zarar verecek şekilde davranmak ya da süreci aksatmak hastanın kusurlu hareketleri arasında sayılır ve sorumlulukta indirime gidilebilir.
  • Üçüncü kişinin kusuru: Doğan zarar hastane dışındaki bir kişinin doğrudan etkisiyle meydana gelmişse, bu durum kuruluşun ve hekimin sorumluluğunu hafifletebilir ya da kaldırabilir. Hasta yakınının yerinde olmayan bir müdahalesi gibi üçüncü kişi kusurundan doğan zararlarda bu husus değerlendirmeye alınır.

Sorumluluğun Daraltılabileceği Diğer Haller

Hekimin ya da kuruluşun sorumluluğu, önceden bilgilendirilmiş komplikasyonlar veya acil durumlar gibi koşullarda hastanın onayıyla sınırlandırılabilir. Bununla birlikte zorunluluk hali gibi durumlarda dahi kuruluşun veya hekimin sorumluluğunun daraltılmaması gerektiği yönündeki görüş daha isabetli kabul edilmektedir.

Sorumsuzluk Anlaşmalarının Akıbeti

  • Yardımcı kişilerin kusuru bakımından: Türk Borçlar Kanunu'nun 116. maddesi uyarınca sağlık kuruluşları, yardımcı kişilerin kusurundan doğan sorumluluğu önceden yapılacak bir anlaşmayla ortadan kaldıramaz.
  • Kuruluşun kendi kusuru bakımından: Türk Borçlar Kanunu'nun 115. maddesi gereğince sağlık kuruluşları hafif kusurları için dahi sorumsuzluk anlaşması yapamaz. Bu yasak, konunun yaşam hakkıyla kurduğu sıkı bağdan kaynaklanmaktadır.

Özel Sağlık Kuruluşlarına Karşı Açılabilecek Davalar

Maddi Tazminat Davası

Maddi tazminat davası, tıbbi müdahale hatası sonucunda hastanın veya yakınlarının uğradığı ekonomik kayıpların karşılanması amacıyla açılır. Davanın kapsamı, hastanın hayatını kaybetmesi ya da bedensel zarara uğraması hallerine göre farklı kalemleri içerir.

Hastanın hayatını kaybetmesi halinde istenebilecek kalemler:

  • Destekten yoksun kalma tazminatı: Hayatını kaybeden kişiden düzenli maddi yardım gören kimseler, bu destekten mahrum kalacakları için tazminat isteyebilir. Tazminat, ölen kişinin yaşamaya devam etmesi halinde desteği hangi koşullarda sürdüreceği dikkate alınarak hesaplanır.
  • Defin masrafları: Ölüm halinde cenaze işlemleri için yapılan harcamalar talep edilebilir.
  • Tedavi masrafları: Ölüm derhal gerçekleşmemiş ve hasta bir süre tedavi görmüşse, bu dönemde katlanılan ilaç bedeli, yatak ücreti, ameliyat gideri ve tedavi cihazı masrafları gibi kalemler dava konusu edilebilir.
  • Çalışamamaktan doğan kayıplar: Hastanın yaşadığı dönemde çalışamadığı ve gelir kaybına uğradığı süreler bakımından da tazminat istenebilir.

Hastanın bedensel zarara uğraması halinde istenebilecek kalemler:

  • Çalışma gücünün yitirilmesi: Hatalı uygulama yüzünden hasta çalışma gücünü kaybetmişse uğradığı gelir kaybı tazminat olarak istenebilir. Çalışma gücünün tamamen ya da kısmen ortadan kalktığı durumlarda kazanç kaybı hesaplanarak tazminat belirlenir.
  • Tedavi masrafları: Müdahale hatası sonucu bedensel zarara uğrayan hastanın iyileşme sürecinde katlandığı bütün sağlık harcamaları tazminat kapsamında talep edilebilir.
  • Ekonomik geleceğin sarsılması: Tıbbi hata hastanın gelecekteki ekonomik durumunu da olumsuz etkileyebilir. Mesleki kariyerini sürdürememesi veya iş bulmakta karşılaştığı güçlükler, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zarar olarak tazminata konu olabilir.

Manevi Tazminat Davası

Tıbbi müdahale hatası nedeniyle açılan manevi tazminat davaları, hastanın ya da yakınlarının yaşadığı duygusal acı, üzüntü ve elem gibi manevi kayıpların giderilmesini amaçlar. Manevi tazminat istenebilmesi için hastanın sağlığında istenmeyen bir durumun ortaya çıkmış olması yeterlidir. Bu tazminat yalnızca hasta bakımından değil, koşulların gerçekleşmesi halinde yakınlarının yaşadığı manevi zarar bakımından da gündeme gelir.

Hatalı müdahale hastanın ölümüne yol açmışsa ailesi ve yakınları da manevi tazminat isteyebilir. Hastanın veya yakınlarının yaşadığı psikolojik yıkım, acı ve üzüntü manevi tazminat yoluyla bir ölçüde telafi edilmeye çalışılır. Mahkeme tutarı belirlerken olayın ağırlığını, hastanın ya da yakınlarının uğradığı manevi kaybı ve duyduğu üzüntüyü gözeterek "uygun bir miktarda" tazminata hükmeder.

Hatalı tıbbi müdahaleler nedeniyle açılabilecek tazminat ve ceza davalarına ilişkin ayrıntılar için Doktor Hatası (Malpraktis) Nedeniyle Tazminat Davası ile Doktor Hatası (Malpraktis) Nedeniyle Ceza Davası başlıklı çalışmalarımız incelenebilir.

Tıbbi Müdahale Hatalarından Doğan Davalarda Yargılama

Davanın Tarafları

Davayı açabilecek kişiler: Müdahale sonucunda hasta zarar görmüş ancak hayatta kalmışsa davayı açma hakkı bizzat hastaya aittir. Hasta yaşamını yitirmişse bu hak yakınlarına geçer ve taraf sıfatını onlar kazanır.

Davanın yöneltileceği kişiler: Tıbbi müdahale hatası sebebiyle dava; hekime, hastaneye veya muayenehane gibi sağlık hizmeti sunan taraflara karşı açılabilir. Uygulamada çoğunlukla hem müdahaleyi gerçekleştiren hekim hem de görev yaptığı özel hastane aleyhine birlikte dava açılmaktadır.

Hatanın İspatı

Tıbbi müdahale hatası kanıtlanması gereken bir olgudur. Hasta, uğradığı zararın doğrudan yapılan müdahaleden kaynaklandığını ortaya koymak zorundadır. Bu ispat sürecinde uzman bilirkişilerin değerlendirmeleri ve tıbbi kayıtlar, müdahalenin hatalı olup olmadığının belirlenmesinde başat rol oynar.

Zamanaşımı Süreleri

Tıbbi müdahale hatalarına karşı açılacak davalarda zamanaşımı süreleri kritik önemdedir; bu sürelerin gözden kaçırılması hak kaybına yol açabilir.

  • Haksız fiil sorumluluğunda: Hasta ile hekim arasındaki ilişki bir sözleşmeye dayanmıyorsa haksız fiil hükümleri uygulanacağından dava açma süresi 2 yıl ile sınırlıdır. Bununla birlikte malpraktis davalarında kusurlu fiilin anlaşılıp fark edilmesinin zaman alabileceği gözetilerek, fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıllık süre uygulanır.
  • Sözleşmesel sorumlulukta: Hasta ile hekim arasındaki ilişki bir sözleşmeye dayanıyorsa, sözleşmeden doğan talepler bakımından zamanaşımı süresi 5 yıldır.
  • Vekâletsiz iş görme sorumluluğunda: Bu sorumluluk türü için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Bu nedenle vekâletsiz iş görmeden doğan talepler de 10 yıllık zamanaşımına tabidir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Özel hastanelere karşı açılacak davalar adli yargının görev alanına girer ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine göre farklı mahkemelerde görülür.

Sözleşmesel sorumluluk halinde:

Sözleşmeye dayanan davalarda, sözleşmenin ifa edileceği yerdeki Tüketici Mahkemesi yetkili olacaktır.

Haksız fiil sorumluluğu halinde:

Hekimin ya da kuruluşun hatalı eylemleri sonucunda zarar doğmuşsa haksız fiil hükümleri devreye girer. Bu davalarda görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise şunlardır:

  • Davalı konumundaki hekimin ya da sağlık kuruluşunun ikametgâhı mahkemesi,
  • Haksız fiilin gerçekleştiği yer mahkemesi.

Vekâletsiz iş görme sorumluluğu halinde:

Zaman zaman hasta ile hekim veya kuruluş arasında açık bir sözleşme bulunmaksızın, acil ya da zorunlu bir durum nedeniyle yapılan müdahale sonucunda zarar meydana gelir. Böyle bir halde taraflar arasındaki ilişki vekâletsiz iş görme kapsamında değerlendirilir. Bu davalarda da görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme olarak şunlar gündeme gelebilir:

  • Davalının ikametgâhının bulunduğu yer mahkemesi,
  • Müdahalenin gerçekleştirildiği yer mahkemesi.

Özel hastanelere yöneltilen tazminat taleplerinde uygulamadaki en belirleyici husus, hekimin kurumla hangi hukuki bağ içinde çalıştığıdır. Hastane bünyesinde hizmet sözleşmesiyle görev yapan bir hekimin eyleminden kurum adam çalıştıran sıfatıyla kusursuz biçimde sorumlu tutulabilirken, muayenehanesinde çalışıp hastaneden yalnızca mekân ve ekipman desteği alan bir hekim bakımından tablo farklılaşır. Bu ayrımın dilekçe aşamasında doğru kurulması, husumetin yanlış yöneltilmesinden kaynaklanan ret kararlarının önüne geçer.

İkinci kritik nokta, talebin sözleşmeye mi haksız fiile mi dayandırılacağıdır. Seçilen hukuki sebep, hem görevli mahkemeyi hem zamanaşımı süresini hem de ispat yükünün nasıl dağılacağını doğrudan etkiler.

Somut bir dosyada şu başlıkların öncelikle ele alınması yerinde olur:

  • Hekim ile hastane arasındaki çalışma ilişkisinin belgelerle ortaya konulması ve husumetin buna göre yöneltilmesi
  • Müdahalenin tedavi amaçlı mı yoksa estetik nitelikte mi olduğunun saptanarak sonuç taahhüdünün bulunup bulunmadığının belirlenmesi
  • Aydınlatılmış onam formunun içeriğinin, imzalanma anının ve kapsamının denetlenmesi
  • Hasta dosyası, ameliyat notu, epikriz ve görüntüleme kayıtlarının gecikmeksizin temin edilmesi
  • Sözleşmesel ve haksız fiil sorumluluğuna bağlanan farklı zamanaşımı sürelerinden dosya lehine olanın değerlendirilmesi
  • Maddi zarar kalemlerinin aktüeryal hesaplamaya elverişli biçimde belgelendirilmesi

Independent Legal, özel sağlık kuruluşlarına yöneltilen tazminat taleplerinde hem hasta hem de kurum tarafında dosya hazırlığından bilirkişi raporlarına itiraz ve kanun yolu aşamasına kadar sürecin bütününde danışmanlık ve dava takibi hizmeti vermektedir.

Yasal Uyarı — Bu doküman yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. İçerik, hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik uygulama esas alınarak düzenlenmiştir; mevzuat değişiklikleri ve yargı kararları nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Somut olaya ilişkin karar almadan önce mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hemen Ara