Independent LegalIndependent Legal

İdare Hukuku

İdare Hukuku

Tam Yargı Davası: İdarenin Eylem ve İşlemlerinden Doğan Zararın Tazmini

İdarenin bir işlemi ya da eylemi nedeniyle malvarlığı eksilen veya kişilik hakları zedelenen kişiler, zararlarının karşılanmasını tam yargı davasıyla isteyebilir. Davanın koşullarını, görev ve yetki kurallarını, süreleri ve ön başvuru zorunluluğunu ele alıyoruz.

Yayın 11 Ağustos 2026Uygulama Alanı İdare HukukuOkuma 8 dk

Tam yargı davası, bir idari işlem ya da eylem yüzünden maddi veya manevi kayba uğrayan kişilerin bu kayıpların karşılanması istemiyle idareye yönelttiği tazminat talepli idari dava türüdür. Bu dava türü ilk bakışta özel hukuktaki maddi ve manevi tazminat davalarını andırsa da, işleyişi ve koşulları bakımından onlardan önemli noktalarda ayrılır.

Davanın açılabilmesi için idarenin, zararın kaynağını oluşturan hukuka aykırı ve hizmet kusuru sayılabilecek bir eylem veya işleminin bulunması gerekir. İdare, zarara yol açan bu eylem ya da işlemde kusurlu olmasa dahi, nedensellik bağı kurulabildiği ölçüde maddi ve manevi zararı karşılamak durumunda kalabilir.

Bu davalarda görev idare mahkemelerine aittir; yetkili mahkeme ise dava konusu edilen eylem veya işlemin niteliğine göre değişebilir. Dava açma süresi 60 günlük genel süredir. Sürenin hangi andan itibaren işlemeye başlayacağı ise zararın idarenin bir işleminden mi yoksa bir eyleminden mi doğduğuna göre farklılık gösterir.

Tam Yargı Davası Nedir?

Anayasa'nın 125. maddesinin 7. fıkrası, idareyi kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı karşılamakla yükümlü kılmıştır. İdare bu yükümlülüğünü yerine getirmezse, zarara uğrayan hak sahipleri idare mahkemelerinde açacakları tam yargı davasıyla uğradıkları kaybın giderilmesini isteyebilir. Kısaca ifade etmek gerekirse, idarenin eylem ve işlemleri sebebiyle zarar gören kişilerin bu zararın karşılanması amacıyla açtıkları davaya tam yargı davası denir.

Tam Yargı Davasının Şartları

Davanın açılabilmesi için önce idareye ait hukuka aykırı bir işlem ya da eylemin varlığı aranır. Bu hukuka aykırılığın doğmasında idarenin kusurlu olup olmaması, dava açılmasının önünde bir engel oluşturmaz. İkinci olarak, söz konusu işlem veya eylemden kaynaklanan gerçekleşmiş bir zarar bulunmalıdır. Söz konusu zarar, gider artışı veya gelir kaybı şeklinde beliren gerçek bir maddi kayıp olabileceği gibi, kişilik haklarının zedelenmesinden doğan manevi bir zarar da olabilir.

Üçüncü koşul, hukuka aykırı işlem veya eylem ile ortaya çıkan zarar arasında illiyet, yani nedensellik bağının kurulabilmesidir. Fiil ile zarar arasında neden-sonuç ilişkisinin bulunmadığı durumlarda talep reddedilir. Ayrıca bu davayı açma hak ve yetkisi, ilgili işlem veya eylem nedeniyle hakkı ihlal edilen kişilerle sınırlıdır.

Bu noktada belirleyici bir ayrıma değinmek gerekir: idari işlemin iptali davalarında "menfaat ihlali" yeterli görülürken, tam yargı davalarında "hak ihlali" aranır. Hak ihlalinin gerçekleşip gerçekleşmediği her dosyada yargı mercilerince ayrıca değerlendirilir.

Tam Yargı Davalarında Görevli Mahkeme

Özel kanunlarda aksi öngörülmedikçe bu davalarda görev idare mahkemelerine aittir. İstisnai duruma örnek olarak, 2575 sayılı Danıştay Kanunu madde 24 kapsamında sayılan davaların ilk derece sıfatıyla Danıştay'da görüleceğine ilişkin düzenleme gösterilebilir.

Tam Yargı Davalarında Yetkili Mahkeme

İdari sözleşmelerden kaynaklanan tam yargı davaları genel yetki kuralına tabidir; bu davalarda yetki, sözleşmeyi kuran idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesine aittir.

Bunun dışında kalan davalarda yetki, İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) madde 36'da düzenlenmiştir. Buna göre zarar; bayındırlık, ulaştırma gibi bir hizmetten ya da idarenin herhangi bir eyleminden kaynaklanmışsa hizmetin görüldüğü veya eylemin gerçekleştiği yer idare mahkemesi yetkili olur. Bunların dışındaki hâllerde ise davacının ikametgâhının bulunduğu yer mahkemesi yetkili sayılır.

Tam Yargı Davalarında Dava Açma Süresi

Tam yargı davasının, idari yargılama hukukunda geçerli olan genel dava açma süreleri içinde idare mahkemesine sunulması gerekir. İdare mahkemelerinde dava açma süresi altmış gün olduğundan, tam yargı davasının da bu süre içinde açılması aranır.

Sürenin başlangıcının saptanmasında, zarara yol açan olayın idarenin işleminden mi yoksa eyleminden mi doğduğu büyük önem taşır.

Zarar bir idari işlemden kaynaklanıyorsa süre, zararın idareden kaynaklandığının ve kapsamının tam olarak öğrenildiği tarihte işlemeye başlar. Kanun ayrıca önce idari işlemin iptali davası açılmasını, bu davanın ardından tam yargı davası açılmasını da mümkün kılmıştır. İdari işlemlere itiraz ve iptal davası, kendi başına ayrıntılı biçimde ele alınması gereken bir konudur.

İptal davasından sonra tam yargı davası açılması hâlinde, genel dava açma sürelerine istisna getirilmiş olur ve iptal davası sonuçlandıktan sonra da tazminat talebi ileri sürülebilir. İptal davasının ardından açılacak tam yargı davası, uygulamada ayrıca incelenmesi gereken bir başlıktır.

Zararın idarenin bir eyleminden doğduğu hâllerde ise doğrudan dava açılamaz. Bu durumda zarar gören öncelikle eylemi gerçekleştiren idareye başvurmak zorundadır. Başvurunun tamamen ya da kısmen reddedilmesi veya idarenin 30 gün içinde yanıt vermemesi üzerine, dava açma süresi içinde tam yargı davası açılabilir.

İdareye Ön Başvuru Zorunluluğu

İdarenin eylemi nedeniyle hakkı ihlal edilen kişi, dava yoluna gitmeden önce kanunda belirtilen süreler içinde idareye başvurmalıdır. Bu başvuru; eylemin yazılı bildirim üzerine ya da başka bir yolla öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde yapılmalıdır. Başvuruda ilgilinin, ihlal edilen haklarının yerine getirilmesini talep etmesi gerekir.

Başvuru sonucunda istem kısmen veya tamamen reddedilirse, ret işleminin tebliğ edildiği günü izleyen günden başlayan dava açma süresi içinde yargı yoluna gidilebilir. Uygulamada sıkça görüldüğü üzere idarenin 30 gün içinde hiç cevap vermemesi hâlinde ise bu sürenin dolduğu tarihten itibaren aynı süre içinde dava yoluna gidilebilir.

Tam yargı davasının idari yargı yerine sehven adli yargıda açılması hâlinde dava görev yönünden reddedilir. Mevzuatta öngörülen istisna gereği, görev yönünden reddedilip sonradan idari yargıda açılan davalarda idareye ön başvuru zorunluluğu aranmaz.

Tam Yargı Davalarında Husumet

Dava, hukuka aykırı eylemi veya işlemi gerçekleştiren idareye doğrudan yöneltilmelidir. Husumetin doğru belirlenmesinde idareler arasındaki hiyerarşik yapı gözetilmeli ve işlemden asıl sorumlu olan idare davalı gösterilmelidir. Bu yapılmadığı takdirde mahkeme, kendiliğinden yapacağı değerlendirme sonucunda gerçek hasma tebliğ kararı verir.

Tam Yargı Davalarında Dilekçe Düzeni

Danıştay ile idare ve vergi mahkemeleri başkanlıklarına hitaben yazılacak dilekçelerde uyulması gereken şekil kuralları, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3. ve 5. maddelerinde gösterilmiştir. Dava dilekçesi bu kurallara uygun hazırlanmazsa mahkemece dilekçenin reddine karar verilir ve eksiklikler tamamlanarak yeniden dava açılması istenir.

Tam Yargı Davası Açılmasını Gerektiren Sebepler

Tazminat sorumluluğuna yol açan hukuka aykırılıklar idarenin kusurundan doğabileceği gibi, kusurunun bulunmadığı eylem ve işlemlerden de kaynaklanabilir.

Hizmet Kusuru

İdare; sağlık, eğitim, güvenlik gibi yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerini görürken hizmetin gereklerine uygun davranmak zorundadır. Hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi hizmet kusurunu doğurur. Kusur sorumluluğunun doğabilmesi, idarenin eylemi ile ortaya çıkan maddi ya da manevi zarar arasında nedensellik bağı kurulmasına bağlıdır. Hizmet kusurundan kaynaklanan tazminat talepleri, kendi içinde ayrıca değerlendirilmesi gereken geniş bir uygulama alanına sahiptir.

Kusursuz Sorumluluk

İdarenin sorumluluğu yalnızca kusurundan doğan zararlarla sınırlı değildir. Kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında ortaya çıkan bazı kusursuz sorumluluk hâlleri de tazmin yükümlülüğü doğurabilir. Yargı kararlarıyla benimsenen bu hâller; fedakârlığın denkleştirilmesi, tehlike ve sosyal risk (terör olayları sonucunda uğranılan zararlar) ilkeleri ekseninde değerlendirilmektedir.

Tazmini İstenebilecek Zararlar

Kişiler idarenin eylem veya işlemi yüzünden maddi ya da manevi nitelikte zarara uğrayabilir. Maddi zarar, malvarlığında meydana gelen parasal eksilmeyi anlatır; manevi zarar ise işlem veya eylem sonucunda yaşanan elem, keder ve ızdıraptır. Örneğin bir devlet hastanesinde gerçekleştirilen hatalı tıbbi müdahale nedeniyle uzvunu yitiren kişi, tam yargı davasında hastane giderleri ve çalışma gücü kaybı gibi kalemleri maddi tazminat olarak isteyebilir. Aynı kişi, müdahalenin ardından bedeninde ortaya çıkan sağlık sorunları ve tedavi sürecinin yarattığı travma nedeniyle yaşadığı elem ve keder için manevi tazminat da talep edebilir.

Sıkça Sorulan Sorular

İdare mahkemesinde avukatla temsil zorunlu mudur?

Türk hukuku, tarafların yargı önünde kendilerini bizzat savunmalarına ve temsil etmelerine olanak tanır; sınırlı birkaç istisna dışında avukatla temsil zorunluluğu yoktur. İdare mahkemeleri için de ayrı bir zorunluluk öngörülmemiştir. Bununla birlikte idare hukuku mevzuatının karmaşıklığı ve İdari Yargılama Usulü Kanunu'ndaki sürelerin kısa ve kesin niteliği nedeniyle, süreci hukukçu olmayan kişilerin yürütmesi hâlinde usul ve esas yönünden telafisi güç hatalar yapılabilmektedir. Bu nedenle herhangi bir adım atılmadan önce idare hukuku alanında çalışan avukatlardan destek alınması yerinde olur.

İptal davası ile tam yargı davası birlikte açılabilir mi?

Bir idari işlem yüzünden hakkı ihlal edilen kişi, doğrudan tazminat istemiyle dava açabileceği gibi iptal ve tam yargı taleplerini tek dilekçede birleştirebilir. Ayrıca önce iptal davası açıp bu dava karara bağlandıktan sonra tam yargı davası açılması da mümkündür.

Talep edilen tazminat tutarı sonradan artırılabilir mi?

Dilekçede gösterilen tutar, nihai hüküm kuruluncaya kadar yükseltilebilir; ancak bu imkân yalnızca bir defa kullanılabilir.

Kanun yoluna başvuruda parasal sınır var mıdır?

Tam yargı davalarında kanun yoluna gidilebilmesi parasal sınırlara bağlanmıştır. Davanın konusu belirlenen sınırların üzerindeyse kanun yoluna başvurulabilir. 2023 yılı bakımından istinaf sınırı 20.000.–TL, temyiz sınırı ise 581.000.-TL olarak belirlenmiştir.

Zarar görenin elde ettiği yarar tazminattan düşülür mü?

Zarar gören, zarara yol açan işlem veya eylem nedeniyle ayrıca bir yarar sağlamışsa, yararlandığı tutar hesaplanan zarar miktarından indirilir.

Zarar görenin kusuru tazminatı etkiler mi?

Zararın doğmasında zarar görenin ya da üçüncü bir kişinin kusuru varsa, hesaplanan tazminatta kusur oranına göre indirim yapılır.

Tam yargı davalarında talebin esastan incelenip incelenmeyeceğini belirleyen ilk eşik, zararın kaynağının doğru nitelendirilmesidir. Zararın bir idari işlemden mi yoksa bir eylemden mi doğduğu; sürenin ne zaman başlayacağını, idareye ön başvurunun zorunlu olup olmadığını ve hangi mahkemenin yetkili sayılacağını topluca belirler. Uygulamada dosyaların önemli bir bölümü esas tartışmasına girilmeden, bu nitelendirmenin hatalı yapılması nedeniyle süre veya usul yönünden sonuçsuz kalmaktadır.

Somut bir tazminat talebi kurgulanırken şu başlıkların öne alınması yerinde olur:

  • Zararın idari işlemden mi eylemden mi doğduğunun baştan netleştirilmesi ve buna göre ön başvuru gereğinin belirlenmesi
  • Eylemin öğrenildiği tarih ile eylem tarihinin ayrı ayrı kayda geçirilerek 1 yıllık ve 5 yıllık sürelerin denetlenmesi
  • Hak ihlalinin, menfaat ihlalinden farklı olarak somut biçimde ortaya konulması
  • İlliyet bağını destekleyen tıbbi, teknik veya bilirkişi nitelikli delillerin dava açılmadan önce toplanması
  • Husumetin, idareler arası hiyerarşi gözetilerek işlemden fiilen sorumlu birime yöneltilmesi
  • Maddi ve manevi kalemlerin ayrı ayrı hesaplanması ve ıslah imkânının tek kullanımlık olduğunun göz önünde tutulması

Independent Legal, idarenin sorumluluğundan doğan uyuşmazlıklarda ön başvuru aşamasından kanun yolu incelemesine kadar sürecin tamamında danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Bu bilgi notu genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İdare hukuku mevzuatı ve özellikle İdari Yargılama Usulü Kanunu, diğer hukuk dallarına kıyasla daha ayrıntılı kurallar içerdiğinden, hak kaybı yaşanmaması bakımından herhangi bir işlem yapılmadan önce bu alanda çalışan avukatlardan hukuki destek alınmasını tavsiye ederiz.

Yasal Uyarı — Bu doküman yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. İçerik, hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik uygulama esas alınarak düzenlenmiştir; mevzuat değişiklikleri ve yargı kararları nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Somut olaya ilişkin karar almadan önce mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hemen Ara