Independent LegalIndependent Legal

Sağlık Hukuku

Sağlık Hukuku

Tıbbi Uygulama Hatasında Tazminat Talebi: Sorumluluğun Kaynağı ve Dava Yolu

Hatalı bir tıbbi müdahalenin tazminat sorumluluğu doğurup doğurmadığı, taraflar arasındaki ilişkinin sözleşmeye mi haksız fiile mi dayandığına göre değişir. Malpraktisin komplikasyondan ayrımını, sorumluluk türlerini, zamanaşımı sürelerini ve görevli mahkemeyi bu bilgi notunda ele alıyoruz.

Yayın 11 Ağustos 2026Uygulama Alanı Sağlık HukukuOkuma 13 dk

Teşhis ve tedavi sürecinde hekimin bilgi eksikliği, dikkatsizliği ya da özen göstermemesi yüzünden ortaya çıkan hatalar hastada yalnızca bedensel kayıplara yol açmaz; çoğu zaman derin psikolojik etkiler de bırakır. Tıbbi malpraktis başlığı altında ele alınan bu olaylar, hastanın uğradığı mağduriyetin yanında hekim bakımından hukuki sorumluluk da doğurabilir.

Belirli koşulların gerçekleşmesi halinde, hekim hatası nedeniyle zarara uğrayan hasta tazminat talebinde bulunabilir. Malpraktisten kaynaklanan tazminat davaları, hastanın maddi ve manevi kayıplarının giderilmesini amaçlayan, teknik yönü ağır basan bir süreçtir. Peki hekimin hukuki sorumluluğu hangi ölçütlerle belirlenir? Tazminat talebi hangi hallerde dinlenir? Bu bilgi notunda malpraktis kavramını ve tazminat davasının ayrıntılarını inceliyoruz.

Hatalı Tıbbi Uygulama Kavramı

Malpraktis Ne Anlama Gelir?

Malpraktis, Latince kökenli bir sözcük olup "kötü uygulama" karşılığını taşır; tıp alanında hatalı bir uygulamadan doğan zararı anlatmak üzere kullanılır. Genel çerçevede malpraktis, bir sağlık çalışanının kusurlu davranışı veya görevini savsaklaması sonucunda hastanın zarara uğramasıdır. Kavram, yanlış tedavi uygulamaları ya da tıbbi ihmaller şeklinde özetlenebilir ve beraberinde hukuki sorumluluk getirebilir.

Türk Tabipler Birliğinin Hekimlik Meslek Etiği Kuralları'nın "Hekimliğin Kötü Uygulanması (Malpractice)" başlıklı 13. maddesinde şu tanım yer alır:

Hekimlik Meslek Etiği Kuralları m. 13
"Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi 'hekimliğin kötü uygulaması' anlamına gelir."

Bu tanım uyarınca tıbbi uygulamalar sırasındaki hatalı, kusurlu veya ihmali davranışlar malpraktise vücut vermekte ve hekimin hukuki ya da cezai sorumluluğunu gündeme getirebilmektedir.

Malpraktis ile Komplikasyon Nasıl Ayrılır?

Tıbbi bir uygulamanın ardından hasta zarar görmüşse, hekimin sorumluluğuna gidilip gidilemeyeceğini belirleyebilmek için malpraktis ile komplikasyon kavramlarının doğru biçimde birbirinden ayrılması büyük önem taşır.

Malpraktis, hekimin tedavi sırasında standart uygulamadan sapması, beceri yetersizliği göstermesi veya hastaya tedavi uygulamaması sonucunda doğan zarardır. Komplikasyon ise tıbbi girişimlerin doğasında bulunan risklerin gerçekleşmesi olarak değerlendirilir.

Dünya Tabipler Birliği'nin "Malpractice" Bildirisi'nin 2. maddesinde konuya ilişkin ayrıntılı bir açıklamaya yer verilmiştir:

Dünya Tabipler Birliği Malpractice Bildirisi m. 2
"Tıbbi yanlış uygulama ile tıbbi bakım ve tedavi sırasında görülen ve hekimin hatası olmayan durumlar ayrılmalıdır.
a) Tıbbi yanlış uygulama (malpractice), doktorun tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan zarardır.
b) Tıbbi uygulama sırasında öngörülemeyen bilgi ya da beceri noksanlığı sonucu oluşan ise; istenmeyen sonuçtur ve bunda hekimin sorumluluğu yoktur."

Buradan çıkan sonuç şudur: tıbbi uygulama hatalarında hekimin hukuki sorumluluğu doğarken, usul ve esaslara uygun yürütülen bir müdahalenin ardından beliren komplikasyonlar hekime sorumluluk yüklemez.

Hatalı Müdahalelerde Sözleşmeye Dayanan Sorumluluk

Sözleşmesel Sorumluluğun Koşulları

Sözleşmeye dayalı hukuki ilişkilerde taraflar, haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken sözleşmenin çizdiği çerçeveye uygun davranmakla yükümlüdür. Sözleşmeye aykırılık oluşturan davranışlar bakımından hukuki sorumluluğun doğması birtakım koşulların birlikte gerçekleşmesine bağlıdır. Sözleşmeden doğan sorumluluk için aranan koşullar şunlardır:

  • Sözleşme hükümlerine aykırı düşen bir davranışın bulunması
  • Söz konusu davranışın kusurlu olması
  • Bu davranıştan bir zararın doğmuş olması
  • Kusurlu davranış ile doğan zarar arasında uygun illiyet bağının kurulabilmesi

Hekim, sözleşmeden doğan yükümlülüklerine aykırı biçimde kusurlu bir müdahalede bulunmuş ve hasta bu yüzden zarar görmüşse, hekimin sözleşmesel hukuki sorumluluğuna başvurulabilir. Böyle bir tabloda zarara uğrayan hasta, koşulları oluştuğunda malpraktis sebebiyle maddi veya manevi tazminat davası açma imkânına sahiptir. Sözleşmeye aykırılığın saptanmasında taraflar arasındaki sözleşmenin niteliği, içerdiği hükümler ve tarafların karşılıklı hak ve borçları belirleyici olur.

Bunun yanında hekimin hukuka aykırı davranışları ölüm ya da bedensel zararla sonuçlanmışsa, bu fiil Türk Ceza Kanunu çerçevesinde taksirli veya ihmali suç olarak nitelenebilir ve hekimin cezai sorumluluğu doğabilir. Konuya ilişkin ayrıntılar için Doktor Hatası (Malpraktis) Nedeniyle Ceza Davası başlıklı çalışmamız incelenebilir.

Estetik Amaçlı Sözleşmelerde Durum

Estetik operasyonlar ve diş protezi yapımı gibi güzelleştirmeye yönelik işlemler eser sözleşmesi niteliği taşır. Bu sözleşme tipinde hekimin asli borcu, hastanın isteği doğrultusunda taahhüt edilen sonucu meydana getirmek; hastanın asli borcu ise kararlaştırılan ücreti ödemektir. Eser sözleşmelerinde güvence altına alınan sonucun gerçekleşmesi beklenir.

Hekimin asli borcunun yanı sıra yerine getirmesi gereken yan yükümlülükler de vardır. Bunlar arasında teşhisin isabetli konulması, en uygun tedavi yönteminin seçilerek uygulanması ve eserin bizzat hekim tarafından meydana getirilmesi sayılabilir. Bunlara ek olarak hekim, hastadan aydınlatılmış açık rıza almak, sadakat ve özen ödevine bağlı kalmak, kalite standartlarını karşılayan malzeme kullanmak, tıbbi kayıtları eksiksiz biçimde tutmak, hastanın mahremiyetini gözetmek ve sır saklama yükümlülüğüne uymak zorundadır.

Bu yükümlülüklerin hiç ya da gereği gibi yerine getirilmemesi sözleşmeye aykırılık oluşturur ve hekimin sorumluluğunu gündeme getirir. Ayrıntılı bilgi için Estetik Ameliyat Hatası Nedeniyle Tazminat Davası başlıklı çalışmamıza bakılabilir.

Tedavi Amaçlı Sözleşmelerde Durum

Tedavi sürecinin yürütülmesine yönelik anlaşmalar kural olarak vekalet sözleşmesi niteliğindedir. Bu ilişkide iş gören sıfatını taşıyan hekimin asli borcu, hastanın rahatsızlığını teşhis etmek ve tedavi etmektir. Vekalete dayanan tedavi sözleşmelerinde belirli bir sonucun elde edileceği güvence altına alınmaz; esas olan, iş ve işlemlerin özenle yürütülmesidir.

Hekimin bu asli borcuna eşlik eden yan yükümlülükler de bulunur. Hekim, hastadan aydınlatılmış açık rıza almak, sadakat ve özen ödevine uymak ve kural olarak edimi bizzat ifa etmek (istisnai haller saklıdır) durumundadır. Bunların yanında hastanın menfaatini gözeterek hareket etmesi, zararların önüne geçmesi, sürecin gerektirdiği hukuki işlemleri yapıp takibini sağlaması, tıbbi kayıtları eksiksiz tutması, hastaya hesap vermesi ve mahremiyet ile sır saklama yükümlülüğüne bağlı kalması beklenir.

Bu yükümlülüklerden herhangi birinin ihlali sözleşmeye aykırılık meydana getirir ve hekimin hukuki sorumluluğunu doğurur.

Tıbbi Müdahalelerde Haksız Fiil Sorumluluğu

Hekimin tıbbi müdahaleden doğan hukuki sorumluluğu taraflar arasındaki sözleşmeye dayandırılabileceği gibi, Türk Borçlar Kanunu m. 49 uyarınca haksız fiil hükümlerine de dayandırılabilir. Haksız fiil sorumluluğuna gidilebilmesi için aşağıdaki koşulların tamamının bir arada bulunması gerekir:

  • Hukuka aykırı nitelikte bir davranışın gerçekleşmiş olması
  • Bu davranışın kusurlu biçimde işlenmiş olması
  • Davranışın sonucunda bir zararın ortaya çıkması
  • Kusurlu davranış ile zarar arasında uygun illiyet bağının varlığı

Bu koşullar bir arada gerçekleştiğinde, hekimin hukuka aykırı ve kusurlu davranışı yüzünden zarara uğrayan hasta haksız fiilden doğan hukuki sorumluluğa başvurabilir. Böyle bir durumda hasta, koşulları sağlandığı ölçüde malpraktis sebebiyle maddi ve manevi tazminat davası açabilir.

Hukuka aykırılık, hukuk düzeninin koyduğu emir, yasak ve yükümlülüklere ters düşen davranışlar ile kişinin malvarlığına ya da şahıs varlığına zarar veren durumların saptanması yoluyla belirlenir.

Ayrıca hekimin haksız fiil niteliğindeki hukuka aykırı davranışından ölüm veya bedensel zarar doğmuşsa, bu netice Türk Ceza Kanunu çerçevesinde taksirli ya da ihmali suç olarak değerlendirilebilir. Bu ihtimalde hekimin cezai sorumluluğu da gündeme gelir.

Vekâletsiz İş Görmeden Doğan Sorumluluk

Tıbbi müdahaleler bakımından vekâletsiz iş görme ilişkisi, hastanın bilincinin kapalı olduğu ya da irade açıklamasında bulunamadığı hallerde sağlığını korumak amacıyla gerçekleştirilen girişimleri kapsar. Bu ilişkinin dayanağında varsayımsal rıza kavramı yatar; yani hasta rıza gösterebilecek durumda olsaydı müdahaleyi onaylayacağı kabul edilir. Vekâletsiz iş görme ilişkisi başlıca üç durumda ortaya çıkar:

  • Sözleşmenin geçersiz sayıldığı haller: Hasta ile sağlık kuruluşu arasındaki sözleşme geçerli değilse de vekâletsiz iş görme ilişkisinin varlığı kabul edilir.
  • Hastanın irade açıklayamayacak durumda olması: Hasta iradesini ortaya koyamayacak bir haldeyse, sağlık kuruluşu onun yararına olacak şekilde vekâletsiz iş görme kapsamında müdahalede bulunur.
  • Tedavi sırasında beklenmeyen komplikasyonların doğması: Tedavi devam ederken öngörülmeyen bir komplikasyon gelişmiş ve hastadan rıza alınamamışsa bu ilişki devreye girer.

Tıbbi müdahalelerde vekâletsiz iş görme, hastanın iradesine dayanan bir bağ bulunmaksızın gerçekleştirilen tıbbi işlemleri anlatır. Bu durumda sağlık kuruluşu ya da hekim, zarar doğuran eylemlerinden ötürü sorumlu tutulabilir. Acil hallerde veya hastanın bilincinin kapalı olduğu durumlarda, hastanın üstün yararı gözetilerek rıza alınmaksızın yapılan müdahaleler vekalet ilişkisinin dışında kalır; dolayısıyla hekimin sözleşmesel sorumluluğu söz konusu olmaz.

Öte yandan hastanın üstün yararı doğrultusunda yapılması zorunlu olan tıbbi müdahaleler, Türk Medeni Kanunu m. 24/2 uyarınca hukuka uygunluk sebebi teşkil eder. Bu nedenle söz konusu müdahaleler hukuka aykırı sayılmadığından, hekim bakımından haksız fiil sorumluluğu doğmaz.

Vekâletsiz iş görmeden kaynaklanan sorumluluk, Türk Borçlar Kanunu m. 527 uyarınca üç ayrı kapsamda değerlendirilir:

  • Dar sorumluluk: TBK m. 527 uyarınca iş gören, iş sahibinin karşı karşıya kaldığı zararı ya da zarar tehlikesini bertaraf etmek amacıyla harekete geçmişse sorumluluğu daha hafif ölçütlere göre değerlendirilir. Bu, vekâletsiz iş görmenin sorumluluk alanını daraltan bir düzenlemedir.
  • Tam sorumluluk: Vekâletsiz iş görme ilişkisi çerçevesinde özel sağlık kuruluşu, hastanın sağlığı ve güvenliği bakımından gereken özeni göstermekle yükümlüdür. Bu özen ödevine aykırı davranılması kurumun tam sorumluluğuna yol açar.
  • Geniş sorumluluk: Hastanın açıkça ya da örtülü biçimde rıza göstermediği hallerde sağlık kuruluşu buna rağmen hareket etmişse sorumluluğun kapsamı genişler; kuruluş, beklenmeyen hallerden doğan zararlardan dahi sorumlu tutulur.

Sorumluluğu Etkileyen ve Ortadan Kaldıran Nedenler

Tıbbi uygulamalardan doğan zararlarda hekimin hukuki sorumluluğu kural olarak kusur esasına dayanır. Bu sebeple hatalı işlem gerekçesiyle hekime yöneltilen tazminat talepleri, ancak zararın hekimin kusurundan kaynaklandığı hallerde karşılık bulur. Kimi durumlarda hekimin sorumluluğu hafifleyebilir veya büsbütün ortadan kalkabilir; bu hallerde hastaya ödenecek tazminatın miktarında da indirim yapılabilir. Zarar hekimin kusurundan doğmuyorsa sorumluluk doğmaz ve tazminat istenemez.

Sorumluluğu Ortadan Kaldıran Haller

Hekimin sorumluluğu, hukuka ya da sözleşmeye aykırı kusurlu bir davranışın zarara yol açmasına dayanır. Bu çerçevede kusurlu davranış ile ortaya çıkan zarar arasında uygun illiyet bağının (makul bir sebep-sonuç ilişkisinin) bulunması gerekir. Aşağıdaki hallerde uygun illiyet bağı kesileceğinden hekimin sorumluluğu ortadan kalkabilir:

  • Hukuken izin verilen risk: Hekim müdahale öncesinde hastayı olası komplikasyonlar ve riskler konusunda yeterince bilgilendirmiş, aydınlatılmış açık rızasını almış ve özen ödevi ile tıbbi gerekliliklere uygun davranmışsa, ortaya çıkan komplikasyonlar hukuken izin verilen risk kapsamında değerlendirilir. Bu ihtimalde müdahale ile zarar arasındaki uygun illiyet bağı kesilir ve hekimin hukuki sorumluluğuna gidilemez.
  • Mücbir sebep: Önceden öngörülemeyen ya da öngörülse bile önüne geçilemeyen olağanüstü olaylar mücbir sebep sayılır. Hukuka veya sözleşmeye aykırılık bir mücbir sebepten kaynaklanıyorsa hekimin davranışı ile zarar arasında uygun illiyet bağı kurulamaz. Gerekli tedbirler alınmış olsa dahi mücbir sebepten doğan zararlardan hekim sorumlu tutulamaz.
  • Üçüncü kişinin kusuru: Zarar gören ve sağlık görevlisi dışında kalan üçüncü bir kişinin asli kusuru, tek başına zarara yol açabilecek ağırlıktaysa ve hekimin kusurunu gölgede bırakıyorsa uygun illiyet bağı kesilir; hekimin hukuki sorumluluğu doğmaz.
  • Zarar görenin kusuru: Zarara uğrayan kişinin asli kusuru, kendi başına bu sonucu doğurabilecek nitelikteyse ve hekimin kusurunu ikinci plana itiyorsa uygun illiyet bağı kesilir ve hekimin hukuki sorumluluğu ortadan kalkar.

Sorumluluğu Hafifleten Haller

Hekimin hukuki sorumluluğu, doğan zararda kusurunun bulunmasına bağlıdır. Bununla birlikte bazı hallerde bu sorumluluk hafifleyebilir ve buna bağlı olarak tazminat miktarında indirime gidilebilir. Örneğin:

  • Müterafik (birlikte) kusur: Zarar görenin kusuru, sağlık görevlisinin kusuruyla bir araya gelerek zararın doğmasına ya da büyümesine katkıda bulunmuşsa, bu ek kusur hekimin hukuki sorumluluğunu hafifletir ve tazminat miktarı indirilir.

Sorumsuzluk Anlaşmalarının Geçerliliği

Tıbbi uygulamaların, alanında uzmanlaşmış ve kanunen yetkilendirilmiş sağlık çalışanlarınca gerçekleştirilmesi zorunludur. Aksi halde uygulama hukuka aykırı kabul edilir.

Türk Borçlar Kanunu m. 115/3 uyarınca, uzmanlık gerektiren bir hizmet yalnızca kanun ya da yetkili makamların izniyle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu tutulmayacağına ilişkin olarak önceden yapılan anlaşmalar kesin olarak hükümsüzdür. Dolayısıyla hekimle akdedilecek sorumsuzluk anlaşmaları geçerlilik taşımaz.

Tıbbi Müdahale Kaynaklı Zararlarda Açılabilecek Davalar

Hekimin tıbbi uygulama hatalarından doğan tazminat davalarında; hastalığın teşhisi, tedavisi ve hastanın bakımı aşamalarında tıbbi standartlara aykırı düşen her işlem değerlendirmeye alınır. Bu davalarda hekimin hukuki sorumluluğu çerçevesinde maddi ve manevi zararların giderilmesi talep edilebilir. Maddi ve manevi tazminat davaları birbirinden bağımsız olarak açılabileceği gibi tek bir dava içinde birlikte de ileri sürülebilir.

Maddi Tazminat Davası

Malpraktise dayanan davalarda zararı ispat yükü davacı tarafa, yani hastaya ya da bazı hallerde hasta yakınlarına aittir. Zararın kesin tutarının belirlenmesi mümkün değilse hâkim takdir yetkisini kullanarak bir değerlendirme yapar.

Maddi tazminat davasında zarar gören hastanın talep edebileceği kalemler şunlardır: tedavi için yapılan harcamalar, elde edilemeyen kazançlar, çalışma gücünün azalması veya tamamen yitirilmesi nedeniyle doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından kaynaklanan zararlar.

Malpraktis sonucunda hastanın hayatını kaybetmesi halinde ise yakınları şu kalemleri isteyebilir: cenaze için yapılan masraflar; ölüm derhal gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından doğan kayıplar; ölen kişinin desteğinden yoksun kalanların uğradığı zararlar.

Manevi Tazminat Davası

Manevi tazminat davasında amaç, zarar görenin yaşadığı manevi kaybı bir ölçüde telafi edecek bir bedelin ödenmesidir. Bu nedenle hükmedilecek tutar, zarar göreni zenginleştirecek düzeyde olmamalı, yalnızca duyduğu acıyı hafifletmeye elverişli bulunmalıdır.

Malpraktisten kaynaklanan olaylarda manevi tazminat şu hallerde istenebilir:

  • Ağır bedensel zarar ya da ölüm meydana gelmişse: zarar görenin veya hayatını kaybeden kişinin yakınlarının çektiği acı, elem ve ızdırap
  • Beden bütünlüğü zedelenmişse: zarar görenin bizzat yaşadığı acı, elem ve ızdırap

Hâkim, olayın kendine özgü koşullarını değerlendirerek zenginleşmeye yol açmayacak, ölçülü bir manevi tazminat tutarına hükmeder.

Tazminat Davalarında Yargılama Süreci

Davanın Tarafları

Malpraktis nedeniyle açılacak tazminat davaları, zarara uğrayan kişi ya da onun kanuni temsilcileri tarafından açılabilir. Bununla birlikte davanın kime yöneltileceği, hekimin kamuda mı yoksa özel bir kuruluşta mı görev yaptığına göre farklılaşır.

Kamuda görev yapan hekimlere yönelik davalar: Devlet hastanelerinde, üniversite hastanelerinde veya aile hekimliklerinde çalışan hekimlere karşı doğrudan dava açılamaz. Bu hallerde dava hekimin şahsına değil, bağlı bulunduğu idareye yöneltilir. Yani husumet Sağlık Bakanlığına ya da hekimin bağlı olduğu üniversiteye yöneltilecektir.

Özel sağlık kuruluşlarında görev yapan hekimlere yönelik davalar: Özel hastanelerde veya muayenehanelerde çalışan hekimlere karşı doğrudan dava açılması mümkündür. Özel hastane hekimlerine yöneltilen malpraktis davaları adli yargının görev alanına girer ve tüketici mahkemelerinde görülür. Uygulamada bu davalar çoğunlukla hem hekim hem de görev yaptığı özel hastane aleyhine, maddi ve manevi tazminat istemiyle birlikte açılmaktadır.

Hatalı Müdahalenin İspatı

Malpraktis davalarında hatalı müdahalenin ortaya konulması, sonucu belirleyen en kritik unsurlardan biridir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesi gereğince ispat yükü tazminat isteyen tarafa aittir. Yani zarar gören kişi, hekimin hatalı bir müdahalede bulunduğunu kanıtlamakla yükümlüdür.

İspat yükü davacıda olmakla birlikte bunun bir istisnası vardır. Yargıtay'ın yerleşik uygulaması ve doktrindeki baskın görüş uyarınca, hastanın rızasının alındığını ispat etme yükümlülüğü hekime düşer. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesi birlikte okunduğunda, hastayı aydınlatma ödevini yerine getirdiğini ispatlaması gerekenin hekim olduğu sonucuna varılmaktadır.

Zamanaşımı Süreleri

Malpraktis nedeniyle açılacak tazminat davalarında zamanaşımı süresi, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine göre değişiklik gösterir:

  • Eser sözleşmesine dayanan sorumlulukta: Estetik girişimler gibi güzelleştirme amacı taşıyan işlemlerden doğan tazminat davalarında zamanaşımı, Türk Borçlar Kanunu m. 147/6 uyarınca beş yıldır. Bununla birlikte estetik cerrahın ağır kusuru bulunuyorsa süre, Türk Borçlar Kanunu m. 478 uyarınca yirmi yıl olarak uygulanır.
  • Vekalet sözleşmesine dayanan sorumlulukta: Genel sağlık hizmeti kapsamında tedavi amacıyla gerçekleştirilen işlemler nedeniyle açılacak davalarda zamanaşımı süresi Türk Borçlar Kanunu m. 147/5 uyarınca beş yıldır. Vekalet ilişkisi güven esasına dayandığından bu süre, vekilin hesap verdiği ya da vekalet ilişkisinin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
  • Haksız fiile dayanan sorumlulukta: Zarar gören, talebini haksız fiil hükümlerine de dayandırabilir. Türk Borçlar Kanunu m. 72 uyarınca haksız fiile dayalı tazminat istemi, zararın ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren iki yıl, fiilin işlendiği tarihten itibaren ise her halde on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Estetik operasyon hatasından doğan davalarda dayanılan hukuki sebebe göre farklı mahkemeler devreye girebilir. Talep eser sözleşmesine ya da vekalet sözleşmesine dayandırılıyorsa görevli mahkeme tüketici mahkemesidir. Buna karşılık dava haksız fiil hükümlerine dayandırılıyorsa asliye hukuk mahkemesi görevlidir.

  • Genel yetki kuralı: Malpraktis davalarında genel yetkili mahkeme, davalının yerleşim yerindeki görevli mahkemedir. Birden çok davalı varsa dava, bunlardan herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir.
  • Sözleşmeye dayanan taleplerde yetki: Sözleşmeye dayalı davalarda yetkili mahkeme, tıbbi uygulamanın yapıldığı ve sözleşmeden doğan borçların ifa edildiği yer mahkemesidir.
  • Haksız fiile dayanan taleplerde yetki: Haksız fiil sebebiyle açılan davalarda ise haksız fiilin işlendiği yer, zararın doğduğu ya da doğma ihtimalinin bulunduğu yer veya zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.

Tıbbi uygulama hataları yüzünden zarara uğrayan hastalar, bu zararın giderilmesi için ilgili sağlık kuruluşu aleyhine de dava açabilirler. Sağlık kuruluşlarına yöneltilebilecek davalar ve izlenecek hukuki süreç hakkında ayrıntılı bilgi için şu çalışmalarımıza bakılabilir:

  • Özel Hastanelerde Yapılan Tıbbi Müdahale Hatalarında Tazminat Sorumluluğu
  • Devlet Hastanelerinde Yapılan Tıbbi Müdahale Hatalarında Tazminat Sorumluluğu
  • Üniversite Hastanelerinde Yapılan Tıbbi Müdahale Hatalarında Tazminat Sorumluluğu

Malpraktis uyuşmazlıklarında davanın kaderi çoğu zaman daha dilekçe aşamasında belirlenir. Talebin eser sözleşmesine mi, vekalete mi yoksa haksız fiile mi dayandırıldığı; hem görevli mahkemeyi hem uygulanacak zamanaşımı rejimini hem de ispat yükünün dağılımını değiştirdiğinden, nitelendirmede yapılacak bir hata esasa hiç girilmeden dosyanın kaybedilmesine yol açabilmektedir. Uygulamada özellikle estetik girişimlerde sonuç taahhüdünün varlığı ile tedavi amaçlı müdahalelerdeki özen borcunun sınırı arasındaki ayrım tartışma yaratmaktadır.

Somut bir dosyada strateji belirlenirken şu başlıkların öncelikle netleştirilmesi gerekir:

  • Müdahalenin tedavi amaçlı mı yoksa güzelleştirme amaçlı mı olduğunun saptanarak sözleşme tipinin belirlenmesi
  • Zararın komplikasyon sınırları içinde mi kaldığının, yoksa standart dışı bir uygulamadan mı doğduğunun tıbbi kayıtlarla ortaya konulması
  • Aydınlatılmış onamın kapsamı ve alınma biçiminin denetlenmesi, zira bu noktada ispat yükü hekimdedir
  • Hekimin kamu görevlisi olup olmadığına göre husumetin idareye mi yoksa doğrudan hekime mi yöneltileceğinin belirlenmesi
  • Farklı hukuki sebeplere bağlanan zamanaşımı sürelerinden hangisinin dosya lehine olduğunun değerlendirilmesi
  • Maddi zarar kalemlerinin bilirkişi incelemesine elverişli biçimde belgelendirilmesi

Independent Legal, sağlık hukukundan doğan tazminat uyuşmazlıklarında dosya hazırlığından bilirkişi raporlarına itiraz ve kanun yolu aşamasına kadar sürecin bütününde danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Yasal Uyarı — Bu doküman yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. İçerik, hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik uygulama esas alınarak düzenlenmiştir; mevzuat değişiklikleri ve yargı kararları nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Somut olaya ilişkin karar almadan önce mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hemen Ara