Independent LegalIndependent Legal

Ticaret Hukuku

Ticaret Hukuku

Ticari İşlerde Faiz: Oran Serbestisi, Temerrüt ve Bileşik Faiz Sınırları

Ticari işlerde faiz oranı taraflarca serbestçe kararlaştırılabilir; ancak bu serbesti sınırsız değildir. Oranın belirlenmediği haller, temerrüt faizinin başlangıç anı ve bileşik faizin istisnaları uygulama açısından ele alınmaktadır.

Yayın 11 Ağustos 2026Uygulama Alanı Ticaret HukukuOkuma 8 dk

Faiz, ticari hayatın hemen her işleminde karşımıza çıkan temel kavramlardan biridir. Yalnızca para borçları bakımından söz konusu olan faiz, alacaklının alacağına belirli bir süre boyunca kavuşamamasının karşılığı olarak, kanundan veya sözleşmeden doğan bir oran üzerinden borçlunun ödemekle yükümlü olduğu bedeli ifade eder.

Konuya ilişkin genel ve özel hükümler birden fazla kanunda dağınık biçimde yer almaktadır. Alanın çerçeve metni, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'dur; faiz ödenmesi gereken haller ise Türk Borçlar Kanunu ile Türk Ticaret Kanunu'nda gösterilmiştir. Bu hükümler bir arada değerlendirildiğinde faiz yükümlülüğünün yalnızca sözleşmeden değil, sözleşme dışı sorumluluk hallerinden de (haksız fiil, sebepsiz zenginleşme ve vekâletsiz iş görme) doğabildiği görülür.

Aşağıda ticari iş kavramının sınırlarını, faiz oranındaki serbestinin kapsamını ve bu serbestinin karşılaştığı engelleri, oranın kararlaştırılmadığı hallerde uygulanacak rejimi, temerrüt faizinin hangi andan itibaren işlemeye başladığını ve bileşik faizin mümkün olduğu istisnai halleri ele alıyoruz.

Ticari İş Kavramı

Bir işin ticari nitelik taşıyıp taşımadığı, uyuşmazlığa uygulanacak kuralları doğrudan belirlediğinden bu ayrımın baştan yapılması gerekir. Ticari olmayan işler adi iş olarak nitelendirilir ve farklı bir rejime tabidir.

Hangi işlerin ticari sayılacağı Türk Ticaret Kanunu'nun 3. ve 19. maddelerinde gösterilmiştir:

Türk Ticaret Kanunu m. 3
"Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir."

Hüküm, ticari işi bir ticari işletmeyi ilgilendiren tüm işlem ve fiiller şeklinde tanımlamaktadır. Buna göre Ticaret Kanunu kapsamında düzenlenmiş bir iş, tacirler arasında yapılsın ya da taraflardan biri tacir olmasın, ticari nitelik taşır. Belirleyici olan, işlemin bir ticari işletmeyle bağlantılı olmasıdır.

İşin ticari işletmeyle ilişkisi bakımından ise 19. madde devreye girer:

Türk Ticaret Kanunu m. 19
"Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Ancak gerçek kişi olan bir tacir, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya işin ticari sayılmasına durum elverişli olmadığı takdirde borç adi sayılır."

Anılan düzenleme uyarınca gerçek ya da tüzel kişi olsun, bir tacirin gerek sözleşmeden gerek sözleşme dışı sorumluluktan kaynaklanan borçlarının tamamı ticaridir. Kural, tacirin işlem ve eylemlerini ticari işletmesiyle bağlantılı olmasa dahi ticari saymaktadır. Hükmün ikinci cümlesi ise gerçek kişi tacirler lehine bir istisna öngörmüştür: işlemin kurulduğu sırada bunun işletmesiyle ilgisi bulunmadığını karşı tarafa açıkça bildiren gerçek kişi tacirin borcu adi borç sayılır.

Maddenin ikinci fıkrası bir başka genişletme getirir:

Türk Ticaret Kanunu m. 19/2
"Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır."

Görüldüğü üzere tek taraf bakımından ticari sayılan bir işin diğer taraf yönünden de aynı niteliği kazanması, sözleşme ilişkisinin varlığına bağlanmıştır. Bu nedenle TTK m. 19/2 yalnızca sözleşmeleri kapsar; haksız fiilden ya da sebepsiz zenginleşmeden doğan ilişkiler hükmün dışında kalır.

Faiz Oranı Serbestçe Kararlaştırılabilir mi?

Tacir sıfatı taşımayan kişiler arasındaki adi işlerde faizin tespiti, başta Türk Borçlar Kanunu olmak üzere pek çok kanunda öngörülen sınırlamalara tabidir. Ticari işler bakımından ise oranın serbestçe belirlenmesi kabul edilmiştir. Bu husus açık bir hükme bağlanmıştır:

Türk Ticaret Kanunu m. 8/1
"Ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir."

Dolayısıyla diğer kanunlarda yer alan oran sınırlamaları ticari işler bakımından uygulama alanı bulmaz. Bununla birlikte söz konusu serbestinin mutlak olmadığını da belirtmek gerekir.

Türk Ticaret Kanunu m. 18/2
"Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir."

Tacirlerin basiretli davranma yükümlülüğü göz ardı edilmeksizin, Türk Medeni Kanunu m. 2'de düzenlenen dürüstlük kuralı ile TBK m. 26 (sözleşme özgürlüğü), m. 27 (kesin hükümsüzlük) ve m. 28 (aşırı yararlanma) hükümleri, ticari işlerdeki faiz uygulamasını sınırlayan düzenlemeler olarak kabul edilebilir.

Nitekim kararlaştırılan oran borçlu tacirin ekonomik varlığını tehlikeye düşürecek ağırlıkta ise ya da aşırı yararlanma (gabin) teşkil ediyorsa, hâkim oranın indirilmesine hükmedebilir.

Nitekim 14.07.2005 tarihli, E. 2005/4985 ve K. 2005/7980 sayılı Yargıtay 19. Hukuk Dairesi kararında, ölçüsüz bir menfaat elde edilmesini sağlayacak nitelikte sözleşme kurulması ahlaka ve dürüstlük kuralına aykırı görülerek gabinin varlığı benimsenmiştir:

"…Davalının, bankalardaki mevduatın sınırsız Devlet güvencesi altında olduğu bu dönemde, yaşanan ekonomik kriz sebebiyle hızlı para çıkışından dolayı mali bünyesi zayıf düşen ve daha sonra TMSF'ye devredilen davacı banka ile mevduat gücünü kullanarak aşırı menfaat sağlayacak biçimde sözleşme yapması müzayaka halini oluşturduğu, ahlaka (BK.19) ve dürüstlük kuralına (MK. 2.md) da aykırı olduğu, ibraz edilen bilimsel görüş ve benzer nitelikteki başka dosyalarda alınan bilirkişi raporlarında belirtilmiştir.
Ayrıca, aynı taraflar arasında açılan itirazın iptali davasında alınan 26.06.2004 günlü bilirkişi raporunda dava konusu olayda uygulanan faiz oranının fahiş olduğu, bu sebeple gabinin varlığının kabul edilmesi gerektiği bildirilmiştir.
Hal böyle olunca bankacılık sistemini sarsan mali kriz sebebiyle müzayaka halinde bulunan bankanın mevduat çekilişini karşılayamaz durumda bulunması durumundan istifade ile mevduat sahipleri aşırı faiz taleplerini bankaya kabul ettirmişlerdir. Olayda edimler arasında açık nispetsizlik olduğu ve bu durumun bankanın müzayaka halinden faydalanmak suretiyle oluşturulduğu toplanan delillerle anlaşıldığından mahkemece menfi tespit davasının kabulü gerekirken, yazılı gerekçeyle reddinde isabet görülmemiştir…."

Karardan da anlaşılacağı üzere, ticari işlerde oranın serbestçe kararlaştırılması kural olarak benimsenmiş olmakla birlikte hakkaniyet gereği bu yönde bir sınır çizilmiştir.

Sözleşmede Kararlaştırılmamışsa Faiz İstenebilir mi?

Ticari işin karşılıksız görülemeyeceği ilkesi gereğince, sözleşmede açıkça öngörülmemiş olsa dahi görülen iş veya hizmet nedeniyle faiz talebinde bulunulabileceği kabul edilmiştir. Konu şu hükümde düzenlenmiştir:

Türk Ticaret Kanunu m. 20
"Tacir olan veya olmayan bir kişiye, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir, uygun bir ücret isteyebilir. Ayrıca, tacir, verdiği avanslar ve yaptığı giderler için, ödeme tarihinden itibaren faize hak kazanır."

Buna göre tacir, ticari işi dolayısıyla verdiği avanslar ile katlandığı giderler bakımından, sözleşmede faiz ödeneceğine dair bir kayıt bulunmasa bile TTK m. 20 uyarınca faiz isteyebilecektir.

Oran Kararlaştırılmamışsa Hangi Faiz Uygulanır?

Taraflar oranı belirlememişse, anapara ve temerrüt faizi TTK'nın 9. maddesindeki atıf uyarınca 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun çerçevesinde tespit edilir. Anılan Kanun'un 1. maddesine göre kanuni anapara faiz oranı yıllık % 9'dur.

Temerrüt faizi oranının kararlaştırılmadığı hallerde de yıllık % 9 oranı üzerinden talepte bulunulabilir (3095 s. Kanun m. 2/1). Ticari işlerde ayrıca, bir önceki yılın 31 Aralık günü Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nca kısa vadeli avanslara uygulanan faiz oranı esas alınarak da temerrüt faizi istenebilir. Talep yılın ikinci yarısında ileri sürülmüşse ve 30 Haziran günü kısa vadeli avanslara uygulanan oran, 31 Aralık günü geçerli olan orandan ± 5 puan veya daha fazla farklılık gösteriyorsa, 30 Haziran itibarıyla yürürlükte bulunan oran uygulanır (3095 s. Kanun m. 2/2).

Bu düzenlemelerin ortak sonucu şudur: faiz ödenmesi kanunen zorunlu olmakla birlikte taraflarca bir oran belirlenmemişse, işin adi veya ticari niteliğine bakılmaksızın kanuni faiz oranı kararlaştırılmış sayılır.

TTK m. 8/1 uyarınca taraflar oranı serbestçe tayin edebilir; 3095 sayılı Kanun bakımından da ticari temerrüt faizi için bir tavan öngörülmemiştir. Ancak akdî faizin kanuni orandan yüksek olduğu hallerde şu kural devreye girer:

3095 sayılı Kanun m. 2/3
"Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz."

Temerrüt Faizi Hangi Andan İtibaren İşler?

Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımına göre borçlu temerrüdü, ifası mümkün olan bir borcun hukuki bir engel bulunmamasına rağmen borçlu tarafından zamanında yerine getirilmemesidir. Türk Borçlar Kanunu, borcun gereği gibi ifa edilmemesinden doğan zararlar bakımından tazminat sorumluluğunu düzenlemiştir; temerrüt ise bu durumun özel bir görünümü olarak ortaya çıkar.

Türk Borçlar Kanunu m. 117/1
"Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer."

Hükümden anlaşılacağı gibi temerrüt, borcun muaccel hale geldiği anda değil, alacaklının ihtarıyla doğar.

TBK m. 120 ise para borçlarında temerrüde düşen borçlunun gecikme tazminatı niteliğinde temerrüt faizi ödeyeceğini öngörmüştür. Temerrüt faizi, tazminat sorumluluğundan farklı olarak kusur şartına bağlı değildir; buna karşılık talep edilmiş olması aranır. Bu nedenle borçlunun dava veya icra takibi yoluyla temerrüde düşürüldüğü hallerde faiz, davanın açıldığı ya da takibin başlatıldığı tarihten itibaren işletilebilir.

Konu, 21.06.2018 tarihli, E. 2018/103 ve K. 2018/2627 sayılı Yargıtay 15. Hukuk Dairesi kararında şöyle ortaya konmuştur:

"Davadan önce yapılan temerrüt ihtarı olmadığı ve taraflar arasında kesin vade de belirlenmediğinden kabul edilecek alacağa dava ve ıslah tarihinden faiz başlatılması gerekirken kabul edilen alacağın tamamına dava tarihinden faiz işletilmesi de usul ve yasaya aykırıdır."

Bileşik Faiz Ticari İşlerde Uygulanabilir mi?

Bir anaparaya işletilen faizin eklenmesiyle oluşan yeni tutar üzerinden tekrar faiz yürütülmesine bileşik faiz denir. TBK m. 383/3 uyarınca adi işlerde bu uygulama Türk hukukunda yasaklanmıştır. Buna karşılık TTK m. 3/2 ve 726 hükümleriyle Ticaret Kanunu'nun düzenlemeleri saklı tutulmuştur.

Ticaret Kanunu, yalnızca üç istisnai halde faize faiz yürütülmesine imkân tanımıştır:

  • Kambiyo senetlerinde müracaat hakkını kullanarak ödemede bulunan müracaat borçlusu, kendisinden önce gelenlere rücu ederken ödediği faizler üzerinden yeniden faiz talep edebilir (TTK m. 726, 778/1-d, 818/1-l).
  • Tarafların tacir olması ve dönemin üç aydan kısa olmaması koşuluyla cari hesaplarda faize faiz işletilebilir (TTK m. 8/2).
  • Yine üç aydan kısa olmamak kaydıyla, her iki yönden de ticari iş sayılan ödünç sözleşmelerinde taraflar tacir ise bileşik faiz uygulanabilir (TTK m. 8/2).

Böylece sınırlı da olsa ticari işlerde faize faiz yürütülmesinin önü açılmıştır; ancak söz konusu hüküm, taraflarından hiçbiri tacir olmayan sözleşmelere uygulanamaz.

Özetle TTK m. 8/2 uyarınca bileşik faiz, cari hesaplar ile her iki taraf bakımından ticari iş niteliğindeki ödünç sözleşmeleriyle sınırlıdır. Her iki halde de üç aydan kısa olmayan bir dönem ile tarafların tacir sıfatı aranmakta; ödünç sözleşmeleri bakımından ayrıca işin ticari nitelikte olması koşulu getirilmektedir.

Faiz, ticari uyuşmazlıklarda çoğu zaman asıl alacaktan daha büyük bir kaleme dönüşebilmektedir. Buna rağmen sözleşme müzakerelerinde oran ve başlangıç anı üzerinde yeterince durulmaması, alacaklıyı sonradan kayda değer bir kayıpla karşı karşıya bırakır. Öte yandan oran serbestisi de sınırsız değildir; borçlunun ekonomik varlığını tehlikeye düşürecek düzeydeki oranlar, dürüstlük kuralı ve aşırı yararlanma hükümleri üzerinden hâkimin müdahalesine açıktır.

Ticari bir ilişkide faiz düzenlenirken şu noktaların gözetilmesi yerinde olur:

  • İşin ticari nitelik taşıyıp taşımadığının, TTK m. 3 ve 19 çerçevesinde baştan belirlenmesi
  • Sözleşmede hem akdî faizin hem temerrüt faizinin oranının ayrı ayrı gösterilmesi
  • Oranın, gabin veya dürüstlük kuralına aykırılık iddiasına açık kalmayacak düzeyde tutulması
  • Temerrüdün doğması için gereken ihtarın usulüne uygun ve ispatlanabilir biçimde çekilmesi
  • Cari hesap ve ödünç ilişkilerinde bileşik faiz kararlaştırılacaksa üç aylık asgari dönem koşuluna uyulması
  • Dava veya takip aşamasında faiz başlangıç tarihinin ve türünün talep sonucunda açıkça belirtilmesi

Independent Legal, ticari sözleşmelerde faiz düzenlemelerinin kurgulanmasından alacağın dava ve icra yoluyla tahsiline kadar sürecin tamamında danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Yasal Uyarı — Bu doküman yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. İçerik, hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik uygulama esas alınarak düzenlenmiştir; mevzuat değişiklikleri ve yargı kararları nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Somut olaya ilişkin karar almadan önce mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hemen Ara