Kamu gücüne dayanılarak ve tek taraflı iradeyle kurulan idari işlemler, hukuka uygunlukları bakımından idari yargının denetimi altındadır. Denetim sonunda işlemin haksız ya da hukuka aykırı bulunması halinde mahkeme iptal yönünde hüküm kurar. Kâğıt üzerinde açık görünen bu sonuç uygulamada her zaman aynı netlikte işlemez; iptal hükmüne rağmen ilgili birimlerin gereğini yerine getirmediği örneklerle sıkça karşılaşılmaktadır. İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK), kararın gereğini yapmayan idare ve kamu görevlileri bakımından ayrıntılı bir sorumluluk rejimi öngörmüştür.
Hükmün etkisiz bırakılması tek bir biçimde ortaya çıkmaz. Kimi dosyada idare hiçbir adım atmaz, kimi dosyada hükmün yalnızca bir bölümü karşılanır, kimi dosyada ise gereği zamanında değil aylar sonra yapılır. Bunların yanına, görünüşte uyup kısa süre sonra aynı sonucu doğuran yeni bir işlem kurma pratiği ile hukuki veya fiili engellerden kaynaklanan imkânsızlık halleri eklenir. Ortaya çıkan tabloda hak sahibi, lehine verilmiş bir hükme sahip olmasına karşın maddi ve manevi zarara uğrar. Böyle durumlarda kararın gereğini yapmayan idareye ya da uygulamaktan kaçınan kamu görevlisine karşı hukuki yollara başvurulabilir.
Bu bilgi notunda, iptal kararının doğurduğu sonuçları, uygulamama hallerinin türlerini, idarenin ve kamu görevlisinin sorumluluk esaslarını, açılabilecek tazminat davalarını, görevli mahkemeleri ve zamanaşımı sürelerini bir arada değerlendiriyoruz.
İptal Hükmünün Doğurduğu Sonuçlar
İdari yargı mercilerinin verdiği iptal kararı, denetime konu işlemi yalnızca ileriye dönük olarak değil, kurulduğu ana kadar geriye yürüyerek geçersiz kılar. Bu yönüyle iptal hükmü, diğer yargı kollarında verilen iptal kararlarından ayrılır. Karar kesinleştiği andan itibaren, ortadan kaldırılan işlem dayanak alınarak tesis edilmiş bağlı işlemler de hukuk düzeninden çıkar. Bunun doğal sonucu olarak idare, ilgiliyi ve konuyu, işlemin hiç kurulmamış olması halinde bulunacağı duruma döndürmekle yükümlüdür.
Kararın Uygulanmadığı Haller
İptal hükmünün gereğinin yerine getirilmemesi uygulamada altı ayrı görünüm kazanır. Bunların bir kısmı tümüyle hareketsiz kalmaktan, bir kısmı ise görünürde uyup sonucu boşa çıkarmaktan ibarettir.
- Kararın tümüyle karşılıksız bırakılması: İdarenin hükme hiçbir tepki vermemesi; ne işlem kurması ne de eylemde bulunmasıdır.
- Hükmün bir bölümünün yerine getirilmesi: İptal kararının gerektirdiği işlemlerden yalnızca bazılarının tamamlanıp diğerlerinin askıda bırakılmasıdır.
- Gereğe uygun davranmama: İdare tümüyle sessiz kalmamakta, ancak attığı adımlar kararın gerektirdiği içeriği karşılamamaktadır.
- Gereğin geç yapılması: İYUK'un 28. maddesi, idarenin yargı kararlarını gecikme olmaksızın uygulamasını ve gerekli işlemleri kurmasını açıkça emreder. Yüksek Mahkeme içtihadı bu yükümlülüğü "makul süre" ölçütüyle somutlaştırmış ve sürenin, kararın idareye tebliğ edildiği andan itibaren otuz (30) günü aşamayacağını kabul etmiştir. Bu süre içinde gereği yapılmayan kararlarda, gecikmeden doğan zararların sorumluluğu idareye aittir.
- Görünüşte uyma: Bazı dosyalarda idare, iptal hükmünün gereğini önce eksiksiz yerine getirir; ancak kısa bir süre sonra bu doğrultuda kurduğu işlemleri geri alarak ya da iptal edilen işlemin benzerini yeniden tesis ederek hükmü fiilen sonuçsuz bırakır. Yapılan işlemlerin şeklî nitelikte kalması, idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
- Hükmün uygulanmasının mümkün olmaması: Kararın gereğinin yapılmasına başka bir hukuk kuralı engel oluşturabilir (hukuki imkânsızlık) veya uygulama maddi bakımdan gerçekleştirilemez hale gelebilir. Bu tür imkânsızlık hallerinde dahi idarenin maddi ve manevi zararlardan doğan sorumluluğu devam eder.
İdarenin Kararı Uygulamamaktan Doğan Sorumluluğu
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesi, iptal hükmünün gereğinin yapılmaması halinde hem idarenin hem de kararı yerine getirmekle yükümlü mercilerin sorumluluğunu birbirinden ayırarak düzenlemiştir.
İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 28
"Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.
Mahkeme kararlarının otuz gün içinde kamu görevlilerince kasten yerine getirilmemesi halinde ilgili, idare aleyhine dava açabileceği gibi, kararı yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açılabilir."
Yüksek Mahkeme, iptal hükmünün hiç uygulanmamasını veya uygulanmasında gecikilmesini "ağır hizmet kusuru" niteliğinde görmektedir. Böyle hallerde hizmetin işleyişinden kaynaklanan kusur ile kamu görevlisinin şahsına bağlanabilecek kusur birbirinin içine geçtiğinden, mevzuatımız hem idareye hem de görevliye yönelik tazminat talebine kapı aralamıştır.
Kanun her iki süjeyi de sorumlu saymakla birlikte, tek bir davada ikisinin birlikte hasım gösterilmesi uygulamada kabul görmemektedir. Dolayısıyla zarara uğrayan kişi, ya idareyi ya da kararın gereğini yapmaktan kaçınan kamu görevlisini davalı olarak seçmek durumundadır. İdareye yöneltilen davalarda görevlinin de sorumluluğu bulunuyorsa, idarenin ödediği tazminatı ona rücu etmesi mümkündür.
Hizmet Kusuru ile Kişisel Kusurun Ayrılması
Bir kamu görevlisinin, göreviyle bağlantılı idari işlemi görevi sırasında gereği gibi yerine getirmemesi hizmet kusuru sayılır. Buradaki kusur, idarenin şahsına isnat ve atfedilebilen bir kusur değildir; idarenin dolaylı biçimde sorumlu tutulmasına yol açan bir kusur türünü ifade eder.
Buna karşılık görevlinin, yürüttüğü hizmetle bağı kurulamayan davranışlarından doğan kusuru kişisel kusur olarak nitelendirilir. Kusurun kişisel sayıldığı durumlarda görevlinin kendi hukuki sorumluluğu gündeme gelir. Şunu da eklemek gerekir: görevlinin kişisel kusurla hareket etmiş olması, hizmet kusurunun varlığını ortadan kaldırmaz.
Kamu Görevlisinin Kararı Uygulamamaktan Doğan Sorumluluğu
Bir kamu görevlisinin hukuken sorumlu tutulabilmesi, onun yetkili konumda bulunmasına ve kasten hareket etmesine bağlıdır. Kararın gereğinin yapılmaması, kastın varlığı bakımından yeterli kabul edilmektedir. Kast ve kişisel kusurun yanında, bu kusurdan kaynaklanan bir zararın somut olayda gerçekleşmiş olması da aranan unsurlardandır.
Kişisel kusuru bulunan görevliye doğrudan dava yöneltilebilir; bu tercih, idare aleyhine ayrıca tazminat davası açılmasının önünde engel oluşturmaz.
Görevlinin kişisel kusuru söz konusu olduğunda, idari işlemlerle doğan zarar arasında doğrudan bir bağ kurulamasa bile idarenin dolaylı sorumluluğu gündeme gelir. Öte yandan yargı kararlarına uygun davranmak, bütün kamu görevlilerine özel olarak yüklenmiş bir ödevdir. Görevin hiç yapılmaması yahut yerine getirilmesinde ihmal gösterilmesi kişilerin zarar görmesine yol açıyorsa, hukuki sorumluluğun yanı sıra cezai sorumluluk da doğabilir.
Cezai boyutta görevli, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 257. maddesi ve devamında yer alan "görevi kötüye kullanma" suçu bakımından sorumluluk altına girer. Kararın gereğini yapmayan görevli hakkında Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulabilir. Bu suça ilişkin yargılamada görev Asliye Ceza Mahkemelerine aittir.
İdare ve Kamu Görevlisi Aleyhine Açılabilecek Tazminat Davaları
Kararın uygulanmamasından zarar gören kişi, maddi ve manevi kayıpları bakımından idareye karşı idari yargıda dava açabilir; kararı yerine getirmekle yükümlü mercideki kamu görevlisine yönelteceği maddi ve manevi tazminat talebini ise adli yargıda ileri sürer. İptal edilen işlemin gereğinin idarece gerektiği şekilde yapılmaması nedeniyle uğranılan zararlarda başvurulabilecek hukuki yollar, İdareye Karşı Açılacak Tazminat (Tam Yargı) Davası başlıklı çalışmamızda ayrıntılı biçimde ele alınmıştır.
İdare aleyhine yöneltilen manevi tazminat taleplerinin usulü ve sınırları konusunda ise İdari Yargıda Manevi Tazminat Talebi ve Talebin Artırılması başlıklı yazımıza bakılabilir.
Tazminat Davalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme
İptal hükmünün gereğini yapmayan idareye karşı açılacak tazminat davalarında görev ve yetki, iptale konu kararı vermiş olan mahkemeye aittir.
Kamu görevlisinin şahsına yöneltilen tazminat davalarında ise görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleridir.
Tazminat Davalarında Zamanaşımı
İdareye karşı açılacak davalarda zamanaşımı 10 yıl olarak benimsenmiştir. Yüksek Mahkeme içtihadı uyarınca bu sürenin işlemeye başladığı an, kararın idareye tebliğ edilmesinden en geç otuz gün sonrasıdır. Doğrudan kamu görevlisine yöneltilen davalarda ise süre, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl ve her halde 10 yıl olarak uygulanır. Görevlinin hukuki sorumluluğunun yanında cezai sorumluluğunu da ilgilendiren davalarda, Türk Ceza Kanunu daha uzun bir zamanaşımı öngörüyorsa anılan madde gereğince o sürenin esas alınacağı düzenlenmiştir.
Sıkça Sorulan Sorular
İdare mahkemesinde avukatla temsil zorunlu mudur?
Türk hukukunda taraflar kural olarak mahkemede kendilerini bizzat savunabilir ve temsil edebilir; sınırlı sayıdaki istisnalar dışında vekille temsil zorunluluğu aranmaz. Bu çerçevede idare mahkemelerinde de idare hukuku avukatıyla takip zorunluluğu bulunmamaktadır. Bununla birlikte idare hukuku mevzuatının katmanlı yapısı ve İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda öngörülen sürelerin kısa ve kesin nitelikte olması, süreci hukukçu olmayan kişilerin yürütmesi halinde hem usule hem de esasa ilişkin, sonradan telafisi güç hatalara yol açabilir. Ayrıntılı kurallar barındıran bu yargılama düzeninde hak kaybı yaşanmaması için, herhangi bir adım atılmadan önce idare hukuku alanında hizmet veren avukatlardan destek alınması yerinde olur.
İdare, kararın gereğini hangi süre içinde yapmak zorundadır?
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28/1. maddesi uyarınca idare, idare mahkemelerinin esasa ilişkin kararlarının gereklerine göre otuz gün içinde işlem yapmakla yükümlüdür.
Kararın otuz gün içinde kasten yerine getirilmemesi hangi sonuçları doğurur?
Hükmün gereği kamu görevlisince otuz gün içinde bilerek yapılmazsa, ilgili kişi idare aleyhine dava yoluna gidebilir. Bunun yanında kararı yerine getirmeyen görevliye karşı da tazminat davası açılması mümkündür.
Kararı uygulamayan görevli hakkında cezai işlem yapılabilir mi?
Görevini yerine getirmeyen kamu görevlisinin cezai sorumluluğu doğabilir. Kararın gereğini yapmayan görevli hakkında "görevi kötüye kullanma" suçundan suç duyurusunda bulunulabilir.
Hizmet kusuru ne anlama gelir?
Kamu hizmetini yürüten görevlinin; hizmetin kuruluşunda, işleyişinde veya düzenlenmesinde ortaya çıkan aksaklıklardan sorumlu tutulmasıdır. Burada aranan koşullardan biri, yürütülen hizmetin idari yargının konu alanına girmesidir. İdare o hizmeti görmekle yükümlü değilse hizmet kusurundan söz edilemez.
Hangi hallerde idarenin hizmet kusuru bulunduğu kabul edilir?
Kamu hizmetinin hiç görülmemesi, gerektiği biçimde yürütülmemesi ya da hukuka aykırı şekilde yerine getirilmesi sonucunda kişi maddi veya manevi zarara uğramışsa, idarenin hizmet kusurunun varlığı kabul edilir.
Dava açmak için öngörülen süre nedir?
Bu davanın açılabilmesi bakımından, zararın öğrenildiği tarihten başlayan 60 günlük hak düşürücü süre söz konusudur.
Kamu görevlisinin şahsına dava açılabilir mi?
Görevlinin kişisel kusurlarından ötürü doğrudan kendisine dava yöneltilebilir. Kişisel kusurun bulunduğu hallerde idare ile meydana gelen zarar arasında doğrudan bir bağ kurulamasa da idarenin dolaylı sorumluluğu gündeme gelir. Bu nedenle davanın idareye karşı da açılması mümkündür.
Independent Legal Değerlendirmesi
İptal kararının gereğinin yapılmaması çoğu zaman tek bir ihmalden değil, idari birim içindeki yetki dağılımının ve iş akışının belirsizliğinden kaynaklanır. Bu nedenle uyuşmazlığın başında yapılması gereken ilk iş, kararın hangi mercie hangi tarihte tebliğ edildiğini ve otuz günlük sürenin ne zaman dolduğunu belgeye dayalı biçimde saptamaktır. Sürenin başlangıcı doğru tespit edilmediğinde hem zamanaşımı hesabı hem de kastın ortaya konulması zayıflar.
İkinci olarak, talebin idareye mi yoksa görevliye mi yöneltileceği tercihi baştan netleştirilmelidir; bu tercih görevli yargı kolunu, uygulanacak süreyi ve ispat yükünü topluca değiştirir. Somut bir dosyada yol haritası kurulurken şu başlıklar önceliklendirilmelidir:
- Kararın tebliğ tarihinin ve idarece atılan adımların tarih sırasıyla belgelendirilmesi
- Uygulamama halinin hangi türe girdiğinin nitelendirilmesi (hiç uygulamama, eksik uygulama, geç uygulama, şeklî uygulama, imkânsızlık)
- Hizmet kusuru ile kişisel kusur ayrımı yapılarak davalı sıfatının belirlenmesi
- İdari yargı ve adli yargı bakımından ayrı ayrı işleyen sürelerin takvime bağlanması
- Görevi kötüye kullanma suçu yönünden suç duyurusunun tazminat süreciyle eşgüdümlü yürütülmesi
- Zararın kalemler halinde somutlaştırılarak maddi ve manevi talep ayrımının kurulması
Independent Legal, idari yargı kararlarının uygulanmamasından doğan uyuşmazlıklarda tazminat taleplerinin hazırlanmasından cezai başvuruların takibine kadar sürecin bütününde danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

