Independent LegalIndependent Legal

Ticaret Hukuku

Ticaret Hukuku

Anonim Şirkette Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu: Yükümlülükler, Davalar ve Sona Erme

Yönetim kurulu üyeliği, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülükler ağıyla çevrilidir. Bu yükümlülüklerin kusurlu ihlali halinde ortaya çıkan tazminat sorumluluğunu, kamu borçlarından doğan ikincil sorumluluğu, yetki devrinin etkisini ve sorumluluğu sona erdiren halleri inceliyoruz.

Yayın 11 Ağustos 2026Uygulama Alanı Ticaret HukukuOkuma 14 dk

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, anonim şirketlerde yönetim ve temsil yetkisini yönetim kuruluna bırakmıştır. Kurul üyeleri, şirket tüzel kişiliğinin kanuni temsilcisi sıfatını taşır ve şirketi hem içeride yönetir hem dışarıda temsil ederler. Bu görevleri yerine getirirken hem Türk Ticaret Kanunu'nun hem de şirket esas sözleşmesinin öngördüğü yükümlülüklerle bağlıdırlar. Söz konusu yükümlülüklere aykırı davranış, Kanun'un 553. maddesi çerçevesinde sorumluluk doğurur. Yönetim ve temsil yetkisinin kapsamı için Anonim Şirketlerde Yönetim ve Temsil başlıklı çalışmamız incelenebilir.

Bu sorumluluk bir kusur sorumluluğudur. Dolayısıyla üyeye başvurulabilmesi için, kanundan ya da esas sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğün kusurlu biçimde ihlal edilmiş olması gerekir. Ancak tek başına kusurlu ihlal yeterli değildir; genel hükümlerin aradığı diğer koşulların da bir arada bulunması şarttır. Bu koşullar sağlandığında üyeler; şirketin, pay sahiplerinin ve alacaklıların uğradığı zararlar bakımından hesap verir konuma gelirler.

Sorumluluk süresiz de değildir. Genel kurulun ibra yönünde karar alması ya da kanunda öngörülen zamanaşımı sürelerinin dolması, sorumluluğu sona erdiren iki temel haldir. Aşağıda bu tablonun bütün bileşenlerini sırasıyla ele alıyoruz.

Anonim Şirkette Hukuki Sorumluluğun Genel Çerçevesi

Anonim şirketler tüzel kişiliğe sahip olduklarından hak edinebilir ve borç altına girebilirler. Şirket tüzel kişiliği adına gerçekleştirilen bir işlemden zarar doğduğunda kural olarak muhatap şirketin kendisidir. Kamu borçları bakımından da başlangıçtaki sorumlu yine şirkettir.

Bununla birlikte bazı durumlarda sorumluluk yönetim kurulu üyelerine uzanır. Üyeler, kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal ettiklerinde bu ihlalin yol açtığı zararlardan kişisel olarak sorumlu olurlar. İkinci bir başvuru yolu ise kamu alacaklarıdır: şirketin kamu borçları tüzel kişilikten tahsil edilemediğinde, bu alacaklar için kurul üyelerinin malvarlığına yönelinebilir.

Türk Ticaret Kanunundan Doğan Yükümlülükler

Bir kişi yönetim kuruluna seçildiği andan itibaren Türk Ticaret Kanunu'nun öngördüğü bir dizi yükümlülüğün muhatabı haline gelir. Bu yükümlülüklere aykırılık sorumluluğu gündeme getirir ve üye; şirketin, pay sahiplerinin ve alacaklıların uğradığı zararlardan hesap verebilir konuma düşer. Ne var ki yükümlülüğün kusurla ihlal edilmiş olması sorumluluk için tek başına yetmez. Genel hükümlerin aradığı unsurların tamamının bulunması gerekir. Bunlar hukuka aykırı eylem, yani yükümlülüğün ihlali; ortaya çıkan zarar; söz konusu eylemle bu zarar arasındaki nedensellik bağı ve nihayet kusur unsurlarıdır. Dört unsur bir araya geldiğinde sorumluluk davası yolu açılır.

Kanuni yükümlülüklerin yanı sıra üyeler esas sözleşmenin kendilerine yüklediği görevlere de uygun davranmak ve bu görevleri kusurlarıyla ihlal etmemek durumundadır. Kanundan doğan yükümlülükler bütün anonim şirket yönetim kurulu üyeleri için ortaktır; buna karşılık esas sözleşmeden kaynaklananlar şirketten şirkete değişir, zira her anonim şirketin kendine özgü bir esas sözleşmesi vardır. Bu konudaki ayrıntı için Anonim Şirket Esas Sözleşmesi başlıklı yazımıza bakılabilir.

Kanuni yükümlülükler esas itibarıyla beş başlıkta toplanabilir.

Şirketin Üst Düzeyde Yönetimi

Yönetim kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez nitelikteki görev ve yetkileri Türk Ticaret Kanunu'nun 375. maddesinde düzenlenmiştir. Bu görevlerin çekirdeğinde, şirketin üst düzeyde yönetilmesi ve buna ilişkin talimatların verilmesi yer alır.

Üst düzey yönetim kavramı, esas sözleşmede belirlenen faaliyet alanı çerçevesinde şirketin yapısal, stratejik ve hukuki sınırlarının yönetim kurulunca çizilmesini ifade eder. Tanımın kendisi bile bu yetkinin münhasır yetkiler arasında en temel ve en ağırlıklı olanı olduğunu göstermektedir.

Üst düzey yönetim ve gözetim başlığı altında değerlendirilen işler şunlardır: genel işletme politikası başta olmak üzere finansman ve yatırım gibi alanlarda şirketin hedeflerinin belirlenerek karara bağlanması, bu hedeflere varmak amacıyla kullanılacak araçların seçilmesi ve izlenecek stratejilerin tespiti ile varılan noktanın hedeflerle karşılaştırılarak ortaya konulması. Görüldüğü üzere üst düzey yönetim yetkisi üç temel görev ve yetkiyi kapsar; bunları kusurlu biçimde ihlal eden üyelerin sorumluluğu doğabilir.

Özen ve Bağlılık Yükümlülüğü

Özen ve bağlılık yükümlülüğü Türk Ticaret Kanunu'nun 369. maddesinde düzenlenmiştir. Hüküm, yönetim kurulu üyelerinin görevlerini tedbirli bir yöneticinin dikkat ve özeniyle yerine getirmelerini ve şirket menfaatlerini dürüstlük kurallarına uygun biçimde gözetmelerini öngörür.

Üyeler, ister kanundan ister esas sözleşmeden kaynaklansın, bütün görevlerini ifa ederken TTK m. 369'daki bu ölçüte uymak zorundadır.

Özen yükümlülüğünden anlaşılması gereken, üyenin şirketi yönetip temsil ederken tedbirli ve dikkatli bir yönetici gibi karar vermesidir. Kararın sonuçta şirketi başarıya taşıyıp taşımadığı bu değerlendirmenin dışındadır. Belirleyici olan, üyenin karar anında gereken özeni göstermiş, makul ve öngörülebilir bütün ihtimalleri tartmış olmasıdır. Bu niteliklere sahip bir karar şirket açısından olumsuz sonuçlansa dahi, üyenin TTK m. 369 kapsamında sorumluluğuna gidilemez.

Rekabet Yasağı

Yönetim kurulu üyelerinin şirketle rekabet etmesini yasaklayan düzenleme de Türk Ticaret Kanunu'nun 369. maddesinde yer almaktadır. Buna göre üyeler, genel kuruldan izin almadıkça kendi hesaplarına şirketin işletme konusuna giren ticari iş ve işlemleri yapamazlar. Aynı şekilde bu tür şirketlere sınırsız sorumlu ortak sıfatıyla katılmaları da mümkün değildir.

Yasağın kapsamına giren işlerin belirlenmesinde yalnızca esas sözleşme metni esas alınmaz. Esas sözleşmede yazılı olan iş ve işlemler kadar, sözleşmede yer almasa bile şirketin fiilen yürüttüğü faaliyetler de yasak kapsamındadır. Bu nedenle şirketin fiilen uğraştığı bir alanda kendi hesabına ticari faaliyette bulunan üye, söz konusu faaliyetin esas sözleşmede yazılı olmadığını ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz.

Şirketle İşlem Yapma ve Şirkete Borçlanma Yasağı

Türk Ticaret Kanunu'nun 395. maddesi, şirketle işlem yapma ve şirkete borçlanma yasağını düzenler. Hükme göre yönetim kurulu üyesinin, genel kurulun izni olmaksızın kendi adına ya da başkası hesabına şirketle işlem yapması yasaktır.

Böyle bir işlem gerçekleştirildiğinde şirket, işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Buna karşılık aynı iddiayı işlemi yapan üye ileri süremez; üye kurduğu işlemle bağlı kalır.

Bunun yanında pay sahibi sıfatı taşımayan yönetim kurulu üyelerinin şirkete borçlanması da yasaklanmıştır. Şirket bu üyeler lehine garanti, kefalet veya teminat veremez, borçlarını üstlenemez. Yasağın ihlal edildiği hallerde şirket alacaklıları, şirketin borçlandığı tutarla sınırlı olmak üzere ilgili üyeleri doğrudan takip edebilirler.

Müzakerelere Katılma Yasağı

Türk Ticaret Kanunu'nun 393. maddesi müzakerelere katılma yasağını düzenlemiştir. Hüküm uyarınca üyeler; kendilerinin veya maddede açıkça belirtilen yakınlarının kişisel menfaatleri ile şirketin menfaati arasında çatışma bulunan konularda görüşmelere katılamazlar.

Bu yasak, dürüstlük kuralının yönetim kurulu düzlemindeki yansımasıdır. Söz konusu menfaatin kişisel nitelikte olup olmadığı tartışma konusu haline gelirse, yönetim kurulu ilgili üyenin katılımı olmaksızın toplanır ve bu soruna ilişkin nihai değerlendirmeyi kendisi yapar.

Üyenin Sıfatına Göre Sorumluluğun Belirlenmesi

Yönetim kurulu üyeliği gerçek kişilerle sınırlı değildir; tüzel kişiler de üye sıfatını kazanabilir. Bu nedenle sorumluluk meselesi, üyenin gerçek kişi mi yoksa tüzel kişi mi olduğuna göre ayrı ayrı ele alınmalıdır.

Gerçek Kişi Üyenin Sorumluluğu

Gerçek kişi olan bir yönetim kurulu üyesi, kusuruyla sebebiyet verdiği zararlardan bizzat sorumlu tutulur.

Tüzel Kişi Üye ve Temsilcisinin Konumu

Üyelik sıfatı bir tüzel kişide olduğunda, bu tüzel kişiyi kurulda temsil etmek üzere bir gerçek kişi görevlendirilir. Burada yönetim kurulu üyesi tüzel kişi olduğundan, doğacak zararın muhatabı da doğrudan tüzel kişiliktir. Görevlendirilen temsilcinin bu bakımdan bir sorumluluğu bulunmaz.

Sorumluluğun Dayandığı Hukuki Sebepler

Kusura Dayanan Sorumluluk

Yönetim kurulu üyeleri, kanunun ve esas sözleşmenin öngördüğü yükümlülüklere uygun hareket etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülükleri kusurlu biçimde ihlal ettiklerinde şirketin, pay sahiplerinin ve alacaklıların uğradığı zararlardan sorumlu olurlar.

Söz konusu sorumluluk kusur esasına dayandığı için, üye kendisine düşen dikkat ve özeni gösterdiğini ispatlayabildiği takdirde sorumluluktan kurtulma imkânına sahiptir.

Sözleşmeden Doğan Sorumluluk

Şirket ile yönetim kurulu üyesi arasında sözleşmesel bir bağ mevcuttur. Bu sözleşmenin hukuki niteliği öğretide tartışılmakla birlikte, hâkim görüş ilişkinin bir vekâlet ilişkisi, sözleşmenin de vekâlet sözleşmesi olduğu yönündedir. Buna göre üyenin yükümlülüklerine aykırı davranması aynı zamanda şirketle arasındaki sözleşmenin ihlali anlamına gelir. Açılacak sorumluluk davasında sözleşmeye aykırılık sebebine dayanılması da bu nedenle mümkündür.

İlişkinin sözleşme temelli olması, kusur karinesinin devreye girmesi sonucunu doğurur. Bu nedenle sorumluluk davasında ispat yükü üyededir; üye, somut olayda kusurunun bulunmadığını ortaya koymak durumundadır. Zarara yol açan işleme iştirak etmemiş olmak veya kararın alındığı müzakerede yer almamış olmak, karineyi çürütmek için kullanılabilecek olgular arasındadır.

Müteselsil Sorumluluk

Aynı zarardan birden çok yönetim kurulu üyesinin sorumlu tutulduğu haller, TTK'nın 557. maddesinde teselsül başlığı altında düzenlenmiştir.

Hükme göre zarara birden fazla üye sebep olmuşsa, her bir üye kusuruna ve durumun gereklerine göre, zararın şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olur.

Bu durumda açılacak tazminat davasında sorumluların tamamı zararın bütünü için birlikte dava edilebilir; hâkimden aynı yargılama içinde her bir davalının tazminat borcunu ayrıca belirlemesi istenebilir.

Özel Sorumluluk Halleri

TTK'nın 549. maddesi uyarınca şirketin kuruluşu, sermaye artırımı ve azaltımı, birleşme, bölünme, tür değiştirme ve menkul kıymet çıkarılması gibi işlemlere ilişkin belgelerin yanlış, hileli veya sahte olmasından doğan zararlardan; bu belgeleri düzenleyenler ile beyanları yapanlar ve kusurları bulunmak kaydıyla bunlara katılanlar sorumludur. Kuruluş işlemleri için Anonim Şirket Kuruluşu başlıklı yazımız incelenebilir.

TTK'nın 550. maddesine göre sermaye tümüyle taahhüt edilmemiş ya da karşılığı kanun veya esas sözleşme uyarınca ödenmemiş olduğu halde bunları taahhüt edilmiş veya ödenmiş gibi gösterenler ile kusurlu bulunan şirket yetkilileri, söz konusu payları üstlenmiş sayılır ve payların karşılıklarıyla birlikte zararı faiziyle müteselsilen öderler. Benzer şekilde, sermaye taahhüdünde bulunan kişilerin ödeme gücünden yoksun olduğunu bilerek buna onay verenler de borcun ödenmemesinden doğan zarardan sorumludur.

TTK'nın 551. maddesi değerleme aşamasını hedef alır: ayni sermayenin ya da devralınacak işletme ve ayınların değerlemesinde emsallerine kıyasla yüksek bedel takdir edenler, işletmenin veya ayının niteliğini yahut durumunu farklı gösterenler ve başka biçimde yolsuzluk yapanlar, bundan doğan zarardan sorumlu olurlar.

TTK'nın 552. maddesi ise bir şirket kurmak veya sermayesini artırmak amacıyla ya da bu vaatle halka her türlü yoldan çağrı yapılarak para toplanmasını yasaklamıştır.

Yönetim kurulu üyelerinin bu hallerden birini kusurlu biçimde gerçekleştirmeleri, sorumluluklarına başvurulmasına imkân tanır.

Kamu Alacaklarından Doğan Sorumluluk

Anonim şirketin kamu borçları için ilk muhatap, asıl borçlu konumundaki şirkettir. Tahsilin şirketten yapılamayacağı anlaşılır veya fiilen yapılamazsa, borç ikinci derecede sorumlu olan yönetim kurulu üyesinin malvarlığından karşılanır.

Vergi Borçlarından Sorumluluk

Tüzel kişi olmaları nedeniyle anonim şirketler çeşitli haklara sahip olabilir ve yükümlülük altına girebilirler; vergi borçları bu yükümlülüklerden biridir. Kural, verginin öncelikle asıl borçlu olan tüzel kişilikten tahsil edilmesi, bu mümkün olmazsa ikinci derecede sorumlu kişilere başvurulmasıdır.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesi, tüzel kişinin vergi sorumlusu olduğu hallerde bu sorumluluktan doğan ödevlerin şirketin kanuni temsilcisince yerine getirileceğini hükme bağlamıştır. Maddenin ikinci fıkrası ise kanuni temsilcilerin bu ödevleri yerine getirmemesi yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen ya da kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağını düzenler.

Yönetim kurulu üyeleri şirketin kanuni temsilcisi konumunda bulunduğundan, vergi sorumluluğundan kaynaklanan ödevleri yerine getirmekle görevlidirler. Aksi halde vergi borcunun tahsili için önce şirkete gidilir; şirketten tahsil sağlanamazsa borç üyenin malvarlığından karşılanır.

Diğer Kamu Alacaklarından Sorumluluk

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca, tüzel kişi şirketten tamamen tahsil edilemeyeceği anlaşılan veya hiç tahsil edilemeyen kamu alacakları, şirketin kanuni temsilcilerinin malvarlıklarından tahsil edilir.

Sonuç olarak yönetim kurulu üyeleri, şirketin süresinde ödenmeyen kamu borçları bakımından ikinci derecede sorumlu konumdadır.

Yetki Devri Halinde Sorumluluğun Durumu

Türk Ticaret Kanunu, yönetim kurulunun görev veya yetkilerini üçüncü kişilere devretmesine imkân tanır. Böyle bir devir gerçekleştiğinde kurul üyeleri, kural olarak yetkinin devredildiği kişilerin fiillerinden ve kararlarından sorumlu tutulmazlar.

Ancak kanun koyucu bu genel kurala bir istisna getirmiştir. Üst gözetim yükümlülüğü olarak adlandırılan bu istisna uyarınca, devir halinde dahi yönetim kurulunun sorumluluğu belirli bir ölçüde sürebilir. Üyelerin, görev ve yetkileri devrettikleri kişilerin seçiminde makul düzeyde dikkat ve özen göstermeleri gerekir. Bu ölçüte uyulmadığı takdirde devri gerçekleştiren üye, devralan kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu tutulabilir.

Sorumluluğun Sona Ermesi

Üyelerin sorumluluğunu ortadan kaldıran iki hal vardır. İlki genel kurulun üye hakkında ibra yönünde karar vermesi, ikincisi kanunda öngörülen zamanaşımı süresinin tamamlanmasıdır.

İbra

Şirketler hukukunda ibra, ibraya konu hesap dönemine ilişkin iş ve işlemlerin ekonomik ve hukuki sonuçlarının genel kurulca benimsendiğini gösteren bir irade açıklamasıdır.

İbra kararı verme yetkisi genel kuruldadır. Genel kurul üyelerin tamamını ibra edebileceği gibi yalnızca bir bölümünü ibra etme yönünde de karar alabilir.

Üyelerin hukuki sorumluluğuna gidilebilmesi, genel kurulca alınmış bir ibra kararının bulunmamasına bağlıdır. Açık bir ibra kararı verilmiş ya da bilanço hesabının tasdiki yoluyla ibra gerçekleşmişse, bu yöndeki genel kurul kararı iptal edilmedikçe ibraya olumlu oy kullanan kişiler yönetim kurulunun hukuki sorumluluğunu ileri sürerek dava açamazlar. Genel kurul kararlarının iptali konusunda ayrı bir inceleme yapılması gerekebilir. Buna karşılık ibra kararında olumlu oy kullanmamış olan pay sahipleri, karar tarihinden itibaren 6 ay içinde üyelerin hukuki sorumluluğuna dayalı dava açma hakkını korurlar.

İbranın kapsamı, genel kurulun bilgisi dâhilindeki durum ve olaylarla sınırlıdır. Genel kurulun bilgisine sunulmamış bir husus söz konusuysa, alınan ibra kararı üyenin bu husustan doğan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

TTK'nın 424. maddesi uyarınca genel kurulda bilançonun onaylanmasına dair bir karar alınmışsa ve kararda aksi açıkça belirtilmemişse, bu karar aynı zamanda yönetim kurulu üyelerinin ibrası sonucunu doğurur.

Önemle vurgulanmalıdır ki ibra kararı şirketin iç ilişkisine yöneliktir ve yalnızca bu ilişkide bağlayıcıdır. Bu nedenle şirket alacaklılarının açacağı davalar bakımından ibranın bir etkisi bulunmaz.

Zamanaşımı

Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin zamanaşımı Türk Ticaret Kanunu'nun 560. maddesinde düzenlenmiştir.

Hüküm uyarınca tazminat isteme hakkı, zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten başlayarak iki yıl, her hâlde zararı doğuran fiilin gerçekleştiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Fiil aynı zamanda bir suç oluşturuyor ve Türk Ceza Kanunu'na göre daha uzun bir dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasında da bu daha uzun süre uygulanır.

Şirketin Uğradığı Zararın Tazmini

Yükümlülüklere aykırı davranış sonucunda doğan zararlar için, zarara yol açan yönetim kurulu üyesine karşı tazminat davası açılabilir. Bu davada görev asliye ticaret mahkemesine aittir; yetki bakımından ise şirket merkezinin yer aldığı mahkeme belirleyicidir.

Şirketin zararının tazmini amacıyla açılacak sorumluluk davasında davacı sıfatı şirkete, pay sahiplerine ve istisnai olarak şirket alacaklılarına tanınmıştır. Alacaklıların dava hakkı yalnızca şirketin iflası halinde ve iflas idaresinin tazminat talebinde bulunmaması koşuluyla doğar. Davalı taraf ise sorumluluğu doğuran eylemi gerçekleştiren üye veya üyelerdir.

Dava pay sahipleri ya da alacaklılar tarafından açılmış olsa dahi, tazminatın şirkete ödenmesi talep edilmelidir. Bunun nedeni, pay sahiplerinin ve alacaklıların uğradığı zararın yansıma zarar niteliği taşımasıdır.

Haksız Fiil ve Cezai Sorumluluk

TTK'nın 371. maddesi uyarınca şirketi temsile ve yönetime yetkili kişilerin görevleri sırasında işledikleri haksız fiillerden şirket sorumludur. Bununla birlikte şirketin, haksız fiili gerçekleştiren üyeye rücu etme hakkı saklıdır; yani zararı karşılayan şirket ödediği tutarı sonradan ilgili üyeden talep edebilir.

Yönetim kurulu üyelerine yönelik cezai sorumluluk hükümleri ise çeşitli kanunlara dağılmış durumdadır. Bu düzenlemeler uyarınca üyeler hakkında adli ve idari para cezalarına hükmedilebileceği gibi hapis cezası da verilebilir.

Örneklendirmek gerekirse, defter tutma ödevinin ihmali idari para cezasını, şirket denetiminin engellenmesi adli para cezasını, sermayenin tümü taahhüt edilmediği ve bedeli ödenmediği halde bunun tersi yönde beyanda bulunulması ise hapis cezasını gerektirir.

Konunun ayrıntısı için Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Cezai Sorumluluğu başlıklı çalışmamız incelenebilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Rekabet yasağının ihlali için faaliyetin sürekli olması gerekir mi?

Rekabet yasağı, üyenin şirketin işletme konusundaki ticari iş ve işlemleri kendi hesabına yürütmesini engeller. Yasak kapsamındaki bir faaliyetin süreklilik taşımaksızın tek seferlik yapılmasının bu kapsama girip girmediği öğretide tartışmalıdır. Baskın görüş sürekliliğin aranmadığı yönündedir; buna göre üyenin böyle bir işlemi bir kez bile gerçekleştirmesi yasağın ihlali sayılır ve hukuki sorumluluk doğurur.

Üye, aynı alanda faaliyet gösteren başka bir şirkete ortak olabilir mi?

Kanun, rekabet yasağı bağlamında üyenin şirketin faaliyet alanına giren başka bir şirkete sınırsız sorumlu ortak sıfatıyla katılamayacağını hükme bağlamıştır. Anonim ve limited şirket ortaklarının sorumluluğu ise sınırsız değildir. Bu nedenle üyenin, şirketle aynı faaliyet alanında bulunan başka bir anonim veya limited ortaklıkta pay sahibi olması rekabet yasağının ihlali sayılmaz ve sorumluluk doğurmaz.

Üye sorumluluktan hangi hallerde kurtulabilir?

Kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerin ihlali sorumluluğu doğurur ve bu sorumluluk kusur esasına dayanır. Dolayısıyla üye, kendisine düşen dikkat ve özeni gösterdiğini ispat ederse sorumluluğu doğmaz. Bunun yanında sorumluluğa yol açan olayın zamanaşımına uğraması ya da genel kurulda ibra kararı alınmış olması da sorumluluğu sona erdirir.

Şirketin vergi borcundan yönetim kurulu ne zaman sorumlu olur?

Anonim şirkette asıl vergi borçlusu ve mükellefi şirketin kendisidir; buna karşılık vergi sorumlusu yönetim kuruludur. Bu nedenle vergi borçlarının ödenmesi de kurulun görev ve sorumlulukları arasında yer alır. Borç ödenmediğinde önce anonim şirkete başvurulması gerekir; takip sonuçsuz kalırsa yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna gidilebilir.

Birden fazla üyenin sorumlu olduğu hallerde tazminat nasıl paylaştırılır?

Aynı zararı tazmin yükümlülüğü birden çok üyeye ait olduğunda farklılaştırılmış teselsül uygulanır. Bu sistemde her üyenin kusurunun derecesi ve ağırlığı esas alınarak sebep olduğu zarar miktarı belirlenir ve sorumluluk buna göre şekillenir.

Yönetim kurulu üyeliğinden doğan sorumluluk davalarında sonucu belirleyen unsur çoğu zaman esasa ilişkin tartışma değil, ispat yükünün nasıl dağıldığıdır. Sözleşmesel ilişkinin varlığı nedeniyle kusur karinesi üyenin aleyhine işlediğinden, kurul kararlarının ve müzakere tutanaklarının hangi üyenin hangi görüşü savunduğunu gösterecek ayrıntıda tutulması pratikte belirleyici hale gelmektedir. Muhalefet şerhi düşmemiş bir üyenin sonradan karardan uzak durduğunu ortaya koyması güçtür.

Aynı şekilde ibra kararının kapsamı da sıklıkla yanlış değerlendirilmektedir. İbra yalnızca genel kurulun bilgisine sunulmuş hususları kapsadığından, gizlenmiş veya raporlanmamış işlemler bakımından koruma sağlamaz. Somut bir yapı kurulurken şu başlıkların önceliklendirilmesini öneriyoruz:

  • Yönetim kurulu karar defterinin, muhalefet şerhlerini ve çekimser oyları görünür kılacak biçimde tutulması
  • Yetki devri yapılacaksa devralan kişilerin seçiminde gösterilen özenin belgelendirilmesi ve üst gözetim yükümlülüğünün işletilmesi
  • Kamu borçları ile vergi ödevlerinin takibi için kurul içinde açık bir sorumluluk atamasının yapılması
  • Şirketle işlem yapma ve borçlanma yasakları bakımından genel kurul izninin önceden alınması
  • Zamanaşımı sürelerinin, öğrenme tarihi ve fiil tarihi ayrımı gözetilerek ayrı ayrı hesaplanması
  • Genel kurul gündemine sunulan finansal bilgilerin eksiksizliği, ibranın koruyucu etkisi bakımından gözden geçirilmesi

Bu metin genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup somut bir uyuşmazlıkta işlem yapılmadan önce ticaret hukuku alanında hukuki destek alınması yerinde olacaktır. Independent Legal, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluk risklerinin yönetilmesinden sorumluluk davalarının yürütülmesine kadar sürecin her aşamasında danışmanlık hizmeti sunmaktadır.

Yasal Uyarı — Bu doküman yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. İçerik, hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik uygulama esas alınarak düzenlenmiştir; mevzuat değişiklikleri ve yargı kararları nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Somut olaya ilişkin karar almadan önce mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hemen Ara