Türk Medeni Kanunu'nun 165. maddesi, evlilik sürerken eşlerden birinde beliren ve iyileşme ihtimali resmi sağlık raporuyla kesin biçimde dışlanan akıl hastalığını, ortak yaşamı çekilmez kılması koşuluyla bağımsız bir boşanma sebebi olarak düzenlemiştir.
Bununla birlikte her psikiyatrik rahatsızlık, tek başına boşanmaya hükmedilmesini haklı kılmaz. Talebin kabul edilebilmesi için hastalığın derecesinin ortaya konulması, iyileşme ihtimalinin bulunmadığının sağlık kurulu raporuyla saptanması ve evliliğin bu tablo nedeniyle sürdürülemez hâle geldiğinin davacı eşçe ispatlanması gerekir. Bu üç unsur bir arada gerçekleşmediği sürece mahkemenin akıl hastalığına dayalı boşanma kararı vermesi mümkün olmaz.
Akıl hastalığı, Türk Medeni Kanunu bakımından aynı zamanda evlenmeye engel hâllerden biridir. Ancak bu bilgi notunun konusu, evlilik kurulduktan sonra ortaya çıkan akıl hastalığı sebebiyle diğer eşe tanınan dava hakkıdır. TMK m. 165'te yer alan bu düzenleme, özel ve mutlak bir boşanma sebebi olarak nitelendirilmektedir.
Hukuki Anlamda Akıl Hastalığı
Akıl hastalığı kavramı, kişinin düşünce dünyasını, duygulanımını ve davranışlarını kayda değer ölçüde etkileyen, gündelik yaşamını sürdürme kapasitesini zayıflatan psikiyatrik rahatsızlıkları kapsar. Bu rahatsızlıklar bilişsel işlevleri, karar alma yetisini ve sosyal ilişkileri ciddi biçimde bozabilir; çoğu zaman kalıcı ya da uzun süreli seyreder ve tıbbi müdahale gerektirir.
Psikiyatrik bozuklukların kapsamı oldukça geniştir. Şizofreni, bipolar bozukluk, depresyon, obsesif-kompulsif bozukluk ve demans gibi tablolar, bireyin bilişsel ve davranışsal işlevlerini etkileyerek yaşam kalitesini düşürebilir. Buna karşılık her rahatsızlık kişinin medeni haklarını kullanmasına engel olmadığı gibi, evlilik birliğini de kendiliğinden çekilmez hâle getirmez.
Boşanma yargılamasında akıl hastalığının hukuki değerlendirmesi üç eksende yapılır: hastalığın evliliği sürdürülemez kılıp kılmadığı, iyileşme ihtimalinin bulunup bulunmadığı ve bu tespitin resmi sağlık kurullarınca kesin biçimde yapılıp yapılmadığı.
Davanın Kabul Edilebilmesi İçin Aranan Şartlar
Eşlerden birinin akıl hastası olması hâlinde diğer eşin dava açabileceği, Türk Medeni Kanunu'nun 165. maddesinde hükme bağlanmıştır:
Türk Medeni Kanunu m. 165
"Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir."
Hüküm incelendiğinde boşanma kararının birden çok koşula bağlandığı görülür. Mahkemenin talebi kabul edebilmesi için kanunda öngörülen bütün unsurların birlikte gerçekleşmiş olması aranır; aksi hâlde dava reddedilebilir. Aşağıda bu koşullar ayrı başlıklar altında incelenmektedir.
Hastalığın Evlilikten Sonra Ortaya Çıkması
Davanın ilk şartı, eşlerden birinin akıl hastası olmasıdır. Buna ek olarak hastalığın evlilik birliği devam ederken belirmiş olması gerekir. Rahatsızlık evlenmeden önce mevcutsa ve evlilikten sonra da sürüyorsa, TMK m. 165'e dayanılarak açılan davanın reddedilmesi kuvvetle muhtemeldir.
Öte yandan her akıl hastalığının boşanma sebebi sayılması söz konusu değildir. Hükmün uygulanabilmesi için hasta eşin evliliğin yüklediği sorumlulukları yerine getiremeyecek durumda bulunması ve hastalığın birliği sürdürülemez kılması gerekir.
Hastalık evlilikten önce de var olmakla birlikte diğer eş bunu sonradan öğrenmişse ya da rahatsızlık evlilik içinde ağırlaşmışsa, bu eşin önünde seçimlik yollar bulunur: dilerse evliliğin iptali, yani butlan davası açabilir, dilerse boşanma yoluna gidebilir. Zira Türk Medeni Kanunu, akıl hastası bir kişinin evlenebilmesini sağlık raporu alınması koşuluna bağlamıştır. Bu koşula uyulmadan kurulan evlilikler mutlak butlan yaptırımıyla, olayın özelliğine göre ise nispi butlan yaptırımıyla karşılaşabilir.
Ortak Hayatın Hastalık Nedeniyle Çekilmez Hâle Gelmesi
TMK m. 165'te düzenlenen sebep özel bir boşanma sebebi olmakla birlikte mutlak nitelikte değildir. Yani ne akıl hastalığının varlığı ne de iyileşemez oluşu, tek başına boşanma kararı verilmesi için yeterlidir. Kanun koyucu, hastalığın evlilik birliğini hangi ölçüde etkilediğinin takdirini hâkime bırakmış ve bu konuda geniş bir değerlendirme alanı tanımıştır.
Bu çerçevede mahkeme, ancak hastalığın ortak yaşamı diğer eş bakımından çekilmez kıldığı sonucuna ulaşırsa boşanmaya hükmedebilir. Aksi hâlde rahatsızlığın varlığına rağmen talep reddedilebilir.
Örnek vermek gerekirse, hasta eşin saldırgan tutumlar sergilemesi, şiddete yönelmesi, çevresine zarar vermesi ya da süreklilik arz eden bir tehlike oluşturması hâllerinde boşanma kararı verilmesi gündeme gelebilir. Yine de her uyuşmazlığın kendi koşulları içinde ele alınacağı ve hükmün somut olaya göre kurulacağı unutulmamalıdır.
İyileşme İhtimalinin Bulunmadığının Saptanması
Hastalığın varlığı gibi, iyileşme ihtimalinin bulunup bulunmadığı da tıbbi bir değerlendirmeyi gerektirir. Bu nedenle boşanma kararı verilebilmesi, rahatsızlığın kalıcı olduğunun resmi sağlık kurulu raporuyla ortaya konulmasına bağlıdır. Tedavisi mümkün bir hastalık söz konusuysa TMK m. 165 uygulanamaz.
Raporun güncelliği de ayrıca önem taşır. Dava açılmadan önce alınmış eski tarihli bir rapor dosyaya sunulmuş olsa dahi hüküm kurmaya elverişli kabul edilmeyebilir; hâkim, yargılama sürerken yeni bir sağlık raporu alınmasını isteyebilir.
Kanun, raporun resmi sağlık kurulunca düzenlenmesi gerektiğini özellikle vurgulamıştır. Bu nedenle özel bir hekimin, psikiyatristin veya bilirkişinin görüşü yeterli sayılmaz; mahkeme yalnızca devlet hastaneleri ile tam teşekküllü sağlık kuruluşlarından alınan resmi kurul raporlarını esas alır. Bu dayanaktan yoksun biçimde kurulan bir hükmün üst mahkemece bozulması söz konusu olabilir.
İyileşme ihtimali bulunmayan rahatsızlıklara şizofreni ve paranoya gibi tablolar örnek gösterilebilir. Bununla birlikte her dosyada karar, ilgili sağlık kurullarının görüşü doğrultusunda ve olayın kendi özellikleri gözetilerek verilecektir.
İspat Yükü ve Başvurulabilecek Deliller
Davayı açan eşin mahkemeye sunması gereken en kritik unsur, evliliğin hastalık yüzünden çekilmez hâle geldiğini ortaya koyan delillerdir. TMK m. 165 uyarınca mahkeme ancak bu hususun ispatlanması hâlinde boşanmaya hükmedebilir; hastalığın varlığı tek başına yeterli görülmeyeceğinden aksi durumda dava reddedilebilir.
Davacı eş, çekilmezlik olgusunu her türlü ispat aracıyla ortaya koyabilir. Uygulamada bu kapsamda başvurulan başlıca deliller şunlardır:
- Resmi sağlık kurulu raporları: Hastalığın iyileşme ihtimali bulunmadığını ve evliliği ne şekilde etkilediğini göstermek üzere resmi kurullardan alınan raporlar dosyaya sunulmalıdır. Mahkeme, gerekli görürse Adli Tıp Kurumu'ndan veya üniversite hastanelerinin psikiyatri kliniklerinden ek rapor isteyebilir.
- Tanık beyanları: Aile bireyleri, yakın çevre ya da komşular, hastalığın evlilik üzerindeki yansımalarını aktarabilir; bu anlatımlar birliğin sürdürülemez hâle geldiğini göstermek bakımından değerlendirilir.
- Hastalıktan kaynaklanan somut olaylar: Rahatsızlığın diğer eşin yaşamını nasıl etkilediğini ortaya koyan vakalar; sağlık raporları, hastane kayıtları veya kolluğa yapılan şikâyetler bu kapsamda delil olarak kullanılabilir.
- Belirtilerin dış dünyaya yansıması: Mahkeme, hasta eşin sosyal yaşamını, davranış örüntüsünü ve bunların evlilik birliğine etkilerini inceleyerek hastalığın somut sonuçlarını değerlendirebilir.
Hâkim, dosyaya sunulan bu unsurları birlikte tartarak hastalığın diğer eş bakımından ortak hayatı gerçekten çekilmez kılıp kılmadığına karar verir. Bu nedenle davacı tarafın, mahkemede bu yönde kanaat oluşturmaya elverişli güçlü deliller sunması büyük önem taşır.
Velayetin Belirlenmesi
Akıl hastalığına dayalı boşanma davalarında çocukların velayeti, çocuğun üstün yararı ölçütü esas alınarak belirlenir. Türk Medeni Kanunu uyarınca velayet, çocuğun sağlıklı bir ortamda büyümesini ve gelişimini sürdürmesini sağlayabilecek ebeveyne bırakılır.
Hasta eşin velayet hakkı bakımından:
- Hastalık, çocuğun bedensel ya da ruhsal gelişimini olumsuz etkileyecek ağırlıktaysa mahkeme velayeti akıl sağlığı yerinde olan ebeveyne verme eğilimindedir.
- Rahatsızlığın şiddeti ve çocuk üzerindeki etkileri değerlendirilirken resmi sağlık kurulu raporlarının yanı sıra pedagog ve psikolog raporları da incelenir.
- Hasta ebeveyn çocuğun bakımı bakımından tümüyle yetersiz durumdaysa velayet diğer ebeveyne bırakılabilir; buna ek olarak çocukla kişisel ilişkinin sınırlandırılmasına ya da tamamen kaldırılmasına hükmedilebilir.
Kişisel ilişki düzenlemesi bakımından:
- Velayet sağlıklı ebeveyne verilmiş olsa dahi, hasta ebeveynin çocuğuyla kuracağı kişisel ilişkinin çerçevesi mahkemece ayrıca belirlenir.
- Çocuğun ruhsal bütünlüğünü korumak amacıyla görüşme hakkı tümüyle kaldırılabileceği gibi, denetimli görüşmeler öngörülebilir veya uzman gözetiminde kısa süreli ziyaretler düzenlenebilir.
Netice itibarıyla velayete ilişkin hüküm kurulmadan önce çocuğun üstün yararı bütün yönleriyle ele alınır; mahkeme, gelişimini en iyi koşullarda sürdürebileceği ortamı sunan ebeveyni belirlemeye çalışır.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Akıl hastalığına dayalı boşanma davalarında görev ve yetki, Türk Medeni Kanunu'nun 168. maddesi çerçevesinde saptanır.
Görev bakımından, bu davaları görme yetkisi Aile Mahkemelerine aittir. Davanın açılacağı yerde Aile Mahkemesi kurulmamışsa, Asliye Hukuk Mahkemesi Aile Mahkemesi sıfatıyla uyuşmazlığı çözer.
Yetki bakımından ise TMK m. 168 uyarınca dava şu mahkemelerde açılabilir:
- Eşlerin boşanmadan önce son altı ay boyunca birlikte oturdukları yer Aile Mahkemesi
- Davacının yerleşim yerindeki Aile Mahkemesi
Dava Açma Süresi
Akıl hastalığı sebebine dayanan boşanma davası bakımından kanunda öngörülmüş bir zamanaşımı süresi bulunmamaktadır. Bu nedenle eşlerden biri, hastalığın evliliği çekilmez hâle getirdiği kanaatine vardığı her aşamada bu sebebe dayanarak mahkemeye başvurabilir.
Bununla birlikte davanın sonuca ulaşabilmesi, hastalığın resmi sağlık kurulu raporuyla saptanmasına ve iyileşme ihtimalinin bulunmadığının kanıtlanmasına bağlıdır. Bu tespit yapılmadan dava açılmış olsa bile mahkeme gerekli raporları temin ederek rahatsızlığın niteliğini inceleyecektir.
Süreç bakımından davalının hukuki ehliyeti de ayrı bir önem taşır. Mahkemenin, davalı eşin ehliyetini kendiliğinden değerlendirmesi; hastalık nedeniyle ehliyetsiz olduğu anlaşılırsa onun adına vasi atanmasını sağlayarak yargılamayı bu şekilde yürütmesi gerekir.
Hasta Olduğu İleri Sürülen Eşe Vasi Atanması
Akıl hastalığına dayalı boşanma yargılamasında, davalı eşin fiil ehliyetine sahip bulunup bulunmadığı mahkemece incelenmelidir. Mahkeme, davalının rahatsızlığı sebebiyle hukuki işlem yapma ehliyetinden yoksun olduğu sonucuna varırsa yasal temsilcinin yargılamaya katılması gerekir.
Ne var ki dava açılır açılmaz, hasta olduğu ileri sürülen eşe doğrudan vasi atanması söz konusu değildir. Mahkemenin öncelikle hastalığın derecesini, davalının kendisini savunma kapasitesini ve hukuki ehliyetinin bulunup bulunmadığını araştırması gerekir. Rahatsızlığın, davalının haklarını korumasının önünde ciddi bir engel oluşturduğu anlaşılırsa resmi sağlık kurulu raporları doğrultusunda vasi atanması talep edilebilir.
Bu aşamada mahkeme, gerektiğinde vesayet makamına başvurarak hasta olduğu ileri sürülen eş için vasi tayin edilmesini sağlayabilir. Vasi atandıktan sonra davalı eşe ilişkin hukuki işlemler onun adına vasi tarafından yürütülür.
Akıl Hastalığı Varken Evlilik Birliğinin Sarsılmasına Dayanılması
Yargıtay içtihatlarına göre, eşin akıl hastalığı saptanmış olsa bile diğer eşin açtığı boşanma davasında hasta eşin kusurlu sayılması mümkün değildir. Hareketleri iradi olmayan bir kişiye kusur yüklenemeyeceğinden, evlilik birliğinin sarsılması sebebine (TMK m. 166/1) dayanılarak boşanmaya hükmedilmesi hukuken kabul edilmemektedir.
Nitekim eşlerden birinin akıl hastası olduğu hâllerde diğer eşin, evlilik birliğinin sarsılması yerine akıl hastalığı sebebine dayanarak dava açması gerekir. Aksi hâlde talebin reddi ihtimali doğar.
Buna karşılık, evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle açılmış bir davanın ıslah yoluyla akıl hastalığına dayalı boşanma davasına dönüştürülmesi mümkündür. Ancak bu dönüşüm yalnızca dava aşamasında yapılabilir.
Independent Legal Değerlendirmesi
Akıl hastalığına dayalı boşanma dosyalarında sonucu belirleyen unsur, çoğunlukla hukuki nitelendirmenin doğru yapılıp yapılmadığıdır. Uygulamada davaların önemli bir bölümü, hastalık tablosu açık olmasına rağmen yanlış hukuki sebebe dayanıldığı ya da rapor rejimine uyulmadığı için reddedilmektedir. Süreç aynı zamanda vesayet hukukuyla iç içe geçtiğinden, davalının temsili sağlanmadan yürütülen yargılamalar usul yönünden sakatlanma riski taşır.
Somut bir uyuşmazlıkta yol haritası çizilirken şu başlıklara öncelik verilmesi yerinde olur:
- Hastalığın evlilikten önce mi sonra mı ortaya çıktığının kayıtlar üzerinden belgelendirilmesi
- Raporun resmi sağlık kurulundan alınmasının ve yargılama sırasında güncelliğini korumasının sağlanması
- Ortak hayatın çekilmez hâle geldiğini gösteren somut olayların tarih ve delil bağlantısıyla ortaya konulması
- Davalının fiil ehliyeti tartışmalıysa vesayet sürecinin baştan planlanması
- Hasta eşe kusur yüklenemeyeceği gözetilerek dilekçedeki hukuki sebebin doğru seçilmesi
- Velayet ve kişisel ilişki taleplerinin, çocuğun üstün yararına ilişkin uzman raporlarıyla desteklenmesi
Independent Legal, aile hukukundan doğan uyuşmazlıklarda dava öncesi değerlendirmeden hükmün kesinleşmesine kadar sürecin tamamında danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

