İleri yaştaki ya da bakıma muhtaç bir kişinin, yaşamının kalan bölümünde gözetilmesi karşılığında malvarlığını bir başkasına bırakması, uygulamada çoğunlukla taşınmaz devri biçiminde hayata geçer. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi adı verilen bu ilişki, iki tarafa da borç yükleyen yapısı nedeniyle salt bir bakım taahhüdünden ibaret değildir; aynı zamanda mülkiyetin el değiştirmesine yol açan bir kazandırma işlemidir.
Uyuşmazlık genellikle tapu devri tamamlandıktan sonra doğar. Kimi olayda bakım hiç sağlanmaz veya göstermelik kalır; kimi olayda ise sözleşmenin baştan itibaren gerçek bir bakım amacı taşımadığı anlaşılır. Bu tabloda devredilen taşınmazın yeniden bakım alacaklısına ya da mirasçılarına kazandırılması gündeme gelir ve talep, tapu iptal ve tescil davası yoluyla ileri sürülür. Yargılamada hem sözleşmenin kuruluşundaki geçerlilik hem de tarafların edimlerini ne ölçüde yerine getirdiği birlikte tartışılır.
Bu bilgi notunda, bakım karşılığı yapılan taşınmaz devirlerinin hangi sebeplerle iptal edilebileceğini, davanın taraflarını, uygulanacak süreleri, yargılamanın işleyişini ve verilecek kararın doğurduğu hukuki sonuçları sistematik biçimde ele alıyoruz.
Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin Tanımı ve İşlevi
Bir kimsenin ömrü boyunca bakılıp gözetilmesi taahhüdü karşılığında malvarlığı değerlerini — uygulamada çoğunlukla bir taşınmazı — karşı tarafa geçirmesini konu edinen ilişkiye ölünceye kadar bakma sözleşmesi denir. Karşılıklı borç doğuran bu yapı, taşıdığı nitelik sebebiyle borçlar hukuku alanında olduğu kadar miras hukuku bakımından da sonuç üretir.
Sözleşmenin Hukuki Niteliği
Sözleşme ivazlıdır; her iki taraf da bir edim üstlenir. Bakım alacaklısı malvarlığını devretmeyi taahhüt ederken, bakım borçlusu karşı tarafı yaşamı boyunca gözetme ve bakma yükümlülüğü altına girer. Kanun bu sözleşmeyi resmi şekle bağlamıştır; uygulamada ise sözleşme çoğu kez tapu müdürlüğünde yapılan devir işlemiyle eşzamanlı olarak kurulur.
Tapu Devriyle Kurulan Bağ
Sözleşmenin fiilen yürürlüğe girmesi, olayların büyük bölümünde taşınmazın bakım borçlusu adına tescil edilmesiyle gerçekleşir. Bu yakın bağ nedeniyle sözleşmede ortaya çıkan bir geçersizlik ya da ifa aksaklığı, tapu kaydının hukuki durumunu doğrudan sarsar ve uyuşmazlığı mülkiyet tartışmasına dönüştürür.
İptal ve Tescil Talebinin Amacı
Bakım sözleşmesi temel alınarak açılan davalarda hedeflenen sonuç ikilidir: geçerli bir hukuki sebepten yoksun biçimde gerçekleştirilen devrin ortadan kaldırılması ve taşınmazın gerçek hak sahibinin sicilde yeniden görünür kılınması. Yargılamada iki husus birlikte ele alınır: sözleşme hukuken ayakta mıdır ve taraflar üstlendikleri edimleri yerine getirmiş midir?
Kuruluş Aşamasından Kaynaklanan Geçersizlik Sebepleri
Bir ölünceye kadar bakma sözleşmesinin hüküm doğurabilmesi, tarafların iradelerinin sakatlanmamış olmasına, kanunun aradığı şekil kurallarına uyulmasına ve tarafların fiil ehliyetini haiz bulunmasına bağlıdır. Bu unsurlardan birinin eksikliği sözleşmeyi hukuki değerinden yoksun bırakır. Böyle bir sözleşmeye dayanılarak yapılan tescil, arkasında geçerli bir hukuki sebep bulunmadığından yolsuz tescile dönüşür; bu halde kaydın iptali ile taşınmazın gerçek hak sahibi adına yazılması istenebilir.
Muvazaa: Gerçek İrade ile Beyanın Ayrışması
Tarafların kendi aralarında kararlaştırdıkları ile dışarıya yansıttıkları beyanı bilerek farklı tutmaları muvazaayı doğurur. Görünürde ölünceye kadar bakma sözleşmesi kurulmuş olmasına karşın gerçekte bir bağış veya başka bir hukuki işlem amaçlanıyorsa, dışa vurulan sözleşme tarafların gerçek iradesini taşımadığı için hükümsüzdür. Bu yola özellikle mirasçılardan mal kaçırma saikiyle başvurulduğu görüldüğünden, söz konusu işlemler uygulamada yoğun biçimde dava konusu edilmektedir.
Gerçek Bakım İradesinin Bulunmaması
Sözleşmenin ayakta kalabilmesi, bakım borçlusunun karşı tarafı ömür boyu gözetme konusunda ciddi ve samimi bir iradeye sahip olmasını gerektirir. Böyle bir irade yoksa ve sözleşme yalnızca taşınmazın el değiştirmesini sağlamak üzere görünüşte kurulmuşsa, işlemin hukuki sebebi ortadan kalkar. Bu halde sözleşme geçersiz sayılarak, ona dayanan tapu devrinin iptali talep edilebilir.
Hata, Hile veya Korkutma
Sözleşme kurulurken taraflardan biri esaslı bir yanılgıya düşmüş, karşı tarafın aldatmasına maruz kalmış ya da korkutulmuşsa irade sakatlığı gündeme gelir. Bu hallerde sakat iradeyle bağlanan sözleşmenin iptali istenebilir. İptal hakkı kullanıldığında, sözleşmeye bağlanarak yapılan tasarruf işlemleri de hukuki dayanağını yitirir.
Resmi Şekil Şartına Uyulmaması
Kanun koyucu, ölünceye kadar bakma sözleşmesini resmi şekle bağlı sözleşmeler arasında saymıştır. Dolayısıyla geçerlilik, sözleşmenin resmi biçimde düzenlenmiş olmasına bağlıdır. Bu zorunluluğa uyulmadan kurulan sözleşmeler kesin hükümsüzdür; böyle bir sözleşmeye dayanan tapu devri de geçerli bir hukuki sebepten yoksun kaldığı için iptale konu edilebilir.
Ehliyetsizlik
Taraflardan birinin fiil ehliyeti bulunmuyorsa sözleşme kurulduğu andan itibaren geçersizdir. İleri yaş, akıl hastalığı ya da benzeri sebeplerle sözleşme tarihinde ayırt etme gücünün yitirilmiş olması bu kapsamda değerlendirilir. Bu tür uyuşmazlıklarda kişinin işlem tarihindeki durumunun aydınlatılmasında tıbbi kayıtlar ve bilirkişi incelemeleri belirleyici rol oynar.
Bakım Borcunun İfa Edilmemesi ve Sözleşmeye Aykırılık
Bakım borçlusunun asli edimi; karşı tarafın ömrü boyunca maddi ve manevi gereksinimlerini gidermek, onu gözetim altında tutmak ve korumaktır. Söz konusu yükümlülük hiç ifa edilmez yahut gereği gibi yerine getirilmezse sözleşmeye aykırılık doğar. Somut olayın koşulları elverdiğinde bu aykırılık, sözleşmenin feshiyle birlikte tapu kaydının iptali ve tescil isteminin ileri sürülmesine imkân tanır. Mahkemeler bu tür uyuşmazlıklarda görünürde bir bakımın varlığıyla yetinmez; bakımın kapsamını, kesintisiz sürüp sürmediğini ve bakım alacaklısının yaşam koşullarına yansımasını birlikte tartar.
Edimin Hiç Yerine Getirilmemesi
Bakım borçlusu, sözleşmeyle yüklendiği edimleri fiilen hiç ifa etmiyorsa ortada açık ve ağır bir aykırılık vardır. Böyle bir ilişkinin sürdürülmesi beklenemeyeceğinden, bakım alacaklısı ya da onun mirasçıları sözleşmenin feshini ve devredilen taşınmazın geri alınmasına yönelik tapu iptal ile tescil talebini birlikte ileri sürebilir.
Yetersiz veya Kötü İfa
Bakımın yalnızca göstermelik biçimde sağlanması, ya da alacaklının ilerlemiş yaşı, sağlık tablosu ve sosyal gereksinimleri hiç hesaba katılmadan eksik biçimde yerine getirilmesi de aykırılık teşkil eder. Bakımın süreklilik göstermemesi, temel gereksinimlerin karşılanmaması veya bakım alacaklısının ihmal edilmesi; yargılamada sözleşmenin feshi ve devrin iptali bakımından önemli birer değerlendirme ölçütü olarak kabul edilmektedir.
Bakım Yükümlülüğünün Üçüncü Kişilere Bırakılması
Bakım borcu, kural olarak borçlunun kişiliğine sıkı biçimde bağlanmış bir yükümlülük sayılır. Bu nedenle borçlunun sözleşmeden doğan edimlerini üçüncü kişilere aktarması veya bakımı bütünüyle başkalarının uhdesine bırakması sözleşmeye aykırılık sayılabilir. Türk Borçlar Kanunu madde 83 uyarınca, borcun bizzat borçlu tarafından ifasında alacaklının menfaati bulunmadıkça borçlu edimini şahsen yerine getirmek zorunda değildir. Ne var ki ölünceye kadar bakma sözleşmesinde tarafların kişiliği sözleşmenin niteliği gereği ön planda olduğundan, ifanın bizzat bakım borçlusundan beklenmesi gerekir.
Güven İlişkisinin Sona Ermesi ve Birlikte Yaşamın Çekilmezliği
Taraflar arasındaki kişisel ve süreklilik gösteren ilişki, bu sözleşmenin kurucu unsurlarındandır. Söz konusu ilişkinin zedelenmesi, karşılıklı güvenin yitirilmesi ya da birlikte yaşamanın bakım alacaklısı bakımından katlanılamaz hale gelmesi durumunda sözleşmenin sürdürülmesi dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz. Bu hallerde fesih talebi ileri sürülebileceği gibi, buna bağlanan kayıt iptali ve tescil istemi de mahkemeye taşınabilir.
Davanın Tarafları
Bakım sözleşmesine dayanan tapu iptal ve tescil davalarında tarafların isabetli belirlenmesi, yargılamanın usulüne uygun yürütülmesi bakımından belirleyicidir. Kural olarak davacı sıfatı, taşınmazını bakım vaadi karşılığında elinden çıkaran bakım alacaklısına aittir; davalı ise devri alarak sicilde malik konumuna gelen bakım borçlusudur.
Taşınmaz sonradan üçüncü kişilerin eline geçmişse davanın çerçevesi genişler ve tapuda hak sahibi görünen herkesin yargılamaya katılması gerekebilir. Tarafların eksik gösterilmesi, davanın reddine ya da sürecin gereksiz yere uzamasına yol açan ciddi bir usul hatasıdır.
Davacı Sıfatı
Dava kural olarak bakım alacaklısı tarafından açılır. Bakım alacaklısı, sözleşmenin geçersizliği veya sözleşmeye aykırılık sebebiyle devrettiği taşınmazın kendisine iadesini isteme hakkına sahiptir. Dava açma yetkisi yalnızca onunla sınırlı değildir: vesayet altındaki kişiler bakımından vasi ya da kayyım, bakım alacaklısının ölümü halinde terekeye halef olan mirasçılar ve uyuşmazlığın sonucunda korunmaya değer hukuki yararı bulunan diğer ilgililer de bu davayı açabilir.
Bakım alacaklısının vefat etmiş olması halinde mirasçılar, kendi miras payları oranında dava açma imkânına sahiptir.
Davalı Sıfatı ve Husumet
Husumet kural olarak taşınmazı devralan ve tapuda malik görünen bakım borçlusuna yöneltilir; çünkü iptali istenen tescil onun adına yapılmıştır.
Taşınmaz daha sonra el değiştirmişse, davanın sicilde son malik olarak görünen kişi aleyhine açılması gerekir. Dosyanın kendine özgü koşulları, önceki malikleri veya konuyla ilgili başka kişileri de yargılamaya katmayı gerektirebilir. Bu nedenle devir zincirinde hareket bulunan dosyalarda tapu kayıtlarının titizlikle taranması önem kazanır. Husumet yöneltilebilecek kişiler arasında taşınmaz üzerinde ayni hak sahibi olanlar, devri sonradan alan malikler ve üçüncü kişiler ile ilk devri alan bakım borçlusu yer alır.
Zorunlu Dava Arkadaşlığının Söz Konusu Olduğu Haller
Kimi hallerde davanın birden çok kişiye birlikte yöneltilmesi zorunludur. Özellikle taşınmazın birden fazla kişiye devredilmiş olduğu ya da üzerinde farklı ayni hakların kurulduğu durumlarda ilgililerin tamamının yargılamaya dahil edilmesi gerekir.
Aksi takdirde dava, eksik hasım sebebiyle reddedilebilir.
Sürelere İlişkin Esaslar
Bakım sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davalarında uygulanacak süre, talebin dayandığı hukuki sebebe göre değişir. Bu nedenle zamanaşımı ya da hak düşürücü sürenin belirlenmesinde ileri sürülen iddianın niteliği esas alınır.
Talebin dayanağı kimi dosyada sözleşmenin geçersizliği, kimi dosyada ise ifa aşamasındaki aykırılıktır; bu nedenle süreler bakımından yeknesak bir uygulamadan söz etmek mümkün değildir.
Kesin Hükümsüzlük Hallerinde Süre
Muvazaa, ehliyetsizlik veya şekil eksikliği gibi kesin hükümsüzlük sebeplerine dayanılıyorsa kural olarak herhangi bir zamanaşımı ya da hak düşürücü süre işlemez.
Bu tür olaylarda tapu kaydı yolsuz tescil niteliği kazandığından, taşınmazın gerçek hak sahibi adına tescili her zaman istenebilir.
İrade Sakatlığında Bir Yıllık Hak Düşürücü Süre
İptal talebi hata, hile ya da korkutma gibi irade sakatlığı hallerine dayandırılıyorsa, Türk Borçlar Kanunu'nun öngördüğü 1 yıllık hak düşürücü süre uygulanır.
Sürenin başlangıcı; yanılma veya aldatmanın fark edildiği yahut korkutmanın baskısının kalktığı andır. Bu süre kaçırıldığında iptal hakkı düşer.
İfa Aksaklığına Dayanan Taleplerde Zamanaşımı
Bakım borcunun gereği gibi yerine getirilmediği yolundaki iddia ağırlıklı olarak sözleşmeye aykırılık kategorisine girdiğinden, burada borç ilişkilerine dair zamanaşımı kuralları devreye girer.
Bu çerçevede kural olarak 10 yıllık zamanaşımı süresi esas alınmakta, sürenin başlangıcı ise olayın kendi koşullarına göre saptanmaktadır.
Nitekim Yargıtay, sözleşmenin kurulmasıyla birlikte taşınmazın bakım borçlusuna teslim edildiği ve fiilen onun kullanımına bırakıldığı hallerde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesini dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz görmüştür.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2015/18205 E. ve 2017/1895 K. sayılı ilamı:
"Ölünceye kadar bakım sözleşmelerinde kanunla özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Burada uygulanacak zamanaşımı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesi hükmünce 10 yıllık zamanaşımıdır. Kuşkusuz bu süre sözleşmenin yapıldığı tarihten değil alacağın muaccel olduğu, yani bakım alacaklısının öldüğü tarihten başlar. Ölünceye kadar bakım sözleşmesinin konusu olan eşya taşınmaz mal ise ve sözleşmenin yapılması ile bakım borçlusuna teslim edilerek onun fiili kullanımına terk edilmiş ise böylesi durumlarda zamanaşımı savunmasında bulunmak Türk Medeni Kanunu'nun 2.maddesinde yer alan dürüst davranma kuralı ile bağdaşmayacağından bu savunmaya değer verilemez."
Muris Muvazaası İddiasında Zamanaşımı
Yargıtay kararlarında, bakım sözleşmesinin mal kaçırma saikiyle kurulduğu ve muris muvazaasının varlığı kabul edilen hallerde, işlemin üzerinden çok uzun bir zaman geçmiş olsa dahi (incelenen olayda 44 yıl) davanın süre yönünden reddedilmesi isabetli bulunmamış ve yerel mahkeme kararı bozulmuştur.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2014/14726 E. ve 2016/3328 K. sayılı ilamı:
"Somut olayda, mirasbırakanın 25.11.1965 tarihinde oğlu …'ın kayınpederi ve gelini davalı …'nin babası …'ya, ondanda davalı mirasçılara yapılan temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu ileri sürülmüş, mahkemece temlikten 44 yıl sonra açılan davanın TMK'nun 2. maddesi hükmüyle bağdaşmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda, zamanaşımı ya da hak düşürücü sürenin uygulanma olanağı bulunmadığı, davanın niteliğine göre bu tür iddiaların süreye tabi kılınmaksızın her zaman ileri sürülmesinin olanaklı bulunduğu açıktır."
Üçüncü Kişiye Devir, İyiniyet ve Süre
Taşınmazın üçüncü kişilere aktarılmış olduğu hallerde sürelerin yanında devralanın iyiniyetli olup olmadığı da tartışma konusu yapılır. Taşınmaz iyiniyetli bir üçüncü kişiye geçmişse tapunun iptali istenemeyebilir.
Böyle bir tabloda davacının istemi çoğu kez ayni nitelikten çıkarak tazminat talebine dönüşür.
Öğrenme Anının Sürelere Etkisi
Geçersizlik ya da aykırılık sebebinin sonradan öğrenilmesi mümkündür. Bu tür olaylarda öğrenme anı, zamanaşımının ve hak düşürücü sürenin ne zaman işlemeye başladığının saptanmasında belirleyici olur.
Bu nedenle süre hesabı yapılırken yalnızca işlemin gerçekleştiği tarihe bakılmamalı, aykırılığın hangi anda fark edildiği de gözetilmelidir.
Yargılama Süreci
Bu dava türü, taşınmaz mülkiyeti bakımından ayni sonuç doğurmakla birlikte özünde taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin denetlenmesini gerektirir. Bu sebeple yargılamada tapu kayıtları ile sözleşmenin geçerliliği ve ifa durumu birlikte incelenir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Bu davalarda görev kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesine aittir.
Yetki yönünden dava, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde görülür ve bu yetki kesindir. Davanın başka bir yer mahkemesinde açılması durumunda yetkisizlik kararı verilecektir.
İhtiyati Tedbir ve Devir Yasağı Şerhi
Yargılamanın en kritik usuli adımlarından biri, uyuşmazlık konusu taşınmazın dava sürerken üçüncü kişilere aktarılmasının engellenmesidir. Bu nedenle dava dilekçesiyle birlikte ya da yargılama sürerken mahkemeden ihtiyati tedbir istenmesi büyük önem taşır.
Davacı iddiasını yaklaşık olarak ispatlarsa mahkeme, tapu siciline satış ve devir yasağı şerhi işlenmesine hükmedebilir. Bu koruma, davanın kazanılsa dahi sonuçsuz kalmasını engelleyen önemli bir güvence işlevi görür.
İspat ve Deliller
İspatın çerçevesi dayanılan hukuki sebebe göre değişmekle birlikte, bakım borcunun yerine getirilip getirilmediği ve sözleşmenin geçerliliği bakımından somut delillere ihtiyaç duyulur. Uygulamada öne çıkan başlıca deliller şunlardır:
- Keşif yapılması ve bilirkişi incelemesine başvurulması
- Bakım alacaklısına ait sağlık raporları ile tıbbi kayıtlar
- Taraflar arasındaki yazışmalar
- Ödeme belgeleri ve banka hesap hareketleri
- Tapu sicili ile kadastro kayıtları
- Olaya tanık olan kişilerin beyanları
İspat rejimine ilişkin ayrıntılara yukarıdaki bölümlerde ayrıca değinilmiştir.
Harç ve Yargılama Giderleri
Bu davalar kural olarak nispi harca tabi tutulmuştur. Dolayısıyla dava açılırken, taşınmazın değeri esas alınarak hesaplanacak harcın yatırılması gerekir. Yargılama sürerken bunlara ek olarak keşif giderleri, bilirkişi ücretleri, tanıklara ödenecek tutarlar ve tebligat masrafları gibi kalemler de doğabilir.
Yargılama tamamlandığında bu kalemler, kural olarak davada haksız çıkan tarafın üzerinde bırakılır.
Vekâlet Ücreti
Mirastan mal kaçırma iddiasıyla yürütülen tapu iptali ve tescil dosyalarında vekâlet ücreti, mahkemece yaptırılan tespitte ortaya çıkan değer üzerinden nispi (oransal) olarak hükme bağlanır. Yargılamayı kazanan taraf yararına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi esas alınarak karşı yandan vekâlet ücreti alınmasına karar verilir.
Bunun yanında müvekkil ile avukat arasındaki sözleşmeden kaynaklanan vekâlet ücreti de gündeme gelebilir; bu kalem davanın sonucuna göre ayrıca istenebilir.
Kanun Yolları
Tapu iptal ve tescil davalarında verilen hükümler nihai nitelikte olmayıp üst derece mahkemelerinin denetimine açıktır.
- İstinaf: Gerekçeli karar tebliğ edildikten sonra işlemeye başlayan 2 haftalık süre içinde Bölge Adliye Mahkemesine başvurmak mümkündür.
- Temyiz: İstinaf dairesince verilen karara karşı, tebliği izleyen 2 haftalık süre içinde Yargıtaya gidilebilir. Bu yolun açık olup olmadığı, yeniden değerleme oranıyla her yıl güncellenen parasal sınıra göre belirlenir.
İcra edilebilirlik: Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca bu kararlar kesinleşmeden icra edilemez. Mahkemeden iptal hükmü alınmış olsa bile, istinaf ve temyiz aşamaları tamamlanıp karar kesinleşmedikçe tapuda tescil işlemi gerçekleştirilemez.
Davanın Sonuçları
Mahkeme öncelikle sözleşmenin geçerli olup olmadığını ve tarafların sözleşmeden doğan edimlerini gereği gibi yerine getirip getirmediklerini değerlendirir. Geçersizliğin ya da aykırılığın ispatlanması halinde, tapu kaydının dayandığı hukuki sebebin ortadan kalktığı sonucuna varılır.
Bu durumda somut olayın özelliklerine göre kaydın iptaline ve taşınmazın davacı adına tesciline hükmedilebilir. Koşulların oluşmadığı hallerde ise dava reddedilir.
Tapu Kaydının İptali
Tasarruf işleminin hukuki sebebinin sözleşmenin geçersizliği veya sözleşmeye aykırılık nedeniyle ortadan kalktığı mahkemece saptanırsa, taşınmazın davalı adına yapılan tescilinin iptaline karar verilir.
Bu hükümle birlikte sicilde yer alan ve artık dayanaktan yoksun kalan kayıt silinir. Tapu kaydının iptali, ayni hakkın hukuka uygun duruma getirilmesine yönelik kurucu nitelikte bir müdahaledir.
Taşınmazın Davacı Adına Tescili
İptalle birlikte mahkeme, taşınmazın davacı adına tescil edilmesine hükmeder. Söz konusu karar, mülkiyet hakkını davacı lehine yeniden kuran kurucu bir karardır.
Böylece sicil kaydı, taraflar arasında fiilen mevcut olan hukuki tabloyla örtüşür hale gelir; kâğıt üzerindeki malik ile hakkın asıl sahibi arasındaki çelişki ortadan kalkar.
Tazminat Talebi
Taşınmazın, tapu siciline güven ilkesinden yararlanan iyiniyetli üçüncü kişilere geçtiği hallerde ayni talep ileri sürmek mümkün olmayabilir. Bu ihtimalde üçüncü kişinin mülkiyet hakkı korunur.
Böyle durumlarda davacının istemi, ayni karakterini yitirerek şahsi nitelikli bir tazminat talebine evrilir. Tazminatın kapsamı genel hükümler çerçevesinde saptanır; hesaplamada çoğu kez taşınmazın rayiç bedeli ile ortaya çıkan zarar ölçü alınır.
Sözleşmenin Feshi ve Tasfiye
Sözleşmeye aykırılık iddiasıyla açılan davalarda mahkeme, sözleşmenin feshine de hükmedebilir. Fesih hükmüyle birlikte taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi, ileriye etkili biçimde son bulur.
Bu sona erme, kural olarak tarafları aldıklarını geri verme yükümlülüğü altına sokar. Bu kapsamda taşınmazın iadesi ve karşılıklı edimlerin tasfiyesi gündeme gelir.
Independent Legal Değerlendirmesi
Bakım karşılığı yapılan taşınmaz devirleri, hukuki dayanağı tek bir sözleşmeye bağlı olmakla birlikte uygulamada iki ayrı hattan tartışmaya açılır: sözleşmenin kuruluşundaki sakatlık ve ifa aşamasındaki aykırılık. Bu iki hattın delil ihtiyacı, tabi olduğu süre rejimi ve talep sonucu birbirinden farklıdır. Dava dilekçesinde hukuki nitelendirmenin baştan doğru kurulması, yargılamanın tümünü belirleyen ilk ve en kritik adımdır.
Uyuşmazlığın seyrini belirleyen ikinci unsur zamanlamadır. Taşınmazın iyiniyetli bir üçüncü kişiye geçmesi halinde ayni talep kapanır ve dosya şahsi nitelikli bir tazminat davasına dönüşür. Bu risk, dava açılırken ihtiyati tedbir talebinin neden ihmal edilmemesi gerektiğini açıklar.
Somut bir dosyada yol haritası oluşturulurken şu başlıklar öncelikli olarak ele alınmalıdır:
- Talebin geçersizliğe mi yoksa sözleşmeye aykırılığa mı dayandırılacağının netleştirilmesi ve süre rejiminin buna göre belirlenmesi
- Sözleşme tarihindeki fiil ehliyetinin tıbbi kayıtlar üzerinden önceden değerlendirilmesi
- Bakımın fiilen sağlanıp sağlanmadığına ilişkin ödeme, sağlık ve tanık delillerinin dava açılmadan derlenmesi
- Tapu devir zincirinin taranarak husumetin son malik dahil tüm ilgililere yöneltilmesi
- Dava dilekçesiyle eş zamanlı olarak tapu kaydına devir yasağı şerhi istenmesi
- Ayni talebin kapanma ihtimaline karşı tazminat talebinin terditli biçimde hazırlanması
Independent Legal, ölünceye kadar bakma sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda sözleşmenin geçerlilik denetiminden tapu kaydının düzeltilmesine kadar sürecin tamamında danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

