Taşınmaz mülkiyetinin ileri bir tarihte devredilmesini öngören gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi, taraflara tapuda işlem yapma yükümlülüğü yükleyen resmi nitelikte bir sözleşmedir. Uygulamada ise bu yükümlülüğün kendiliğinden yerine getirilmediği, devir borcu altındaki tarafın tapu müdürlüğünde işleme katılmaktan kaçındığı ya da devri sürekli ertelediği durumlarla sık karşılaşılır. Böyle bir tabloda hak sahibinin elinde, sözleşmeyle tanınmış ancak sicile yansımamış bir talep kalır.
Uygulamada cebri tescil davası olarak da anılan tescile zorlama davası, tam olarak bu boşluğu kapatmak üzere işlev görür. Gayrimenkul satış vaadi sözleşmelerinden, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinden ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda, hak sahibine sicile ulaşma imkânı veren temel hukuki araç budur.
Bu bilgi notunda, satış vaadi sözleşmesi başta olmak üzere çeşitli hukuki ilişkilerden kaynaklanan tescile zorlama davasının koşullarını, taraflarını, tabi olduğu süreleri ve yargılamanın işleyişini ayrıntılı biçimde inceliyoruz.
Cebri Tescil Davasının Tanımı ve İşlevi
Cebri tescil davası; taşınmazı devretme borcu altına girmiş kişinin tapu devrini gerçekleştirmemesi durumunda, taşınmazın mahkeme hükmüyle davacı adına sicile kaydedilmesini sağlamak amacıyla açılan davadır.
Bu dava türü uygulamada en çok gayrimenkul satış vaadi sözleşmelerinde, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde doğan anlaşmazlıklarda karşımıza çıkmaktadır.
Talebin kabul edilmesi halinde mahkeme hükmü, devre yönelik irade beyanının yerini alır ve taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmesine imkân tanır.
Davanın Hukuki Niteliği
Tescile zorlama davası, taşınmaz mülkiyetinin yargı kararıyla davacıya geçirilmesini hedefleyen bir eda davasıdır.
Davacı bu yolla, karşı tarafın ifa etmediği devir borcunun hâkim kararıyla yerine getirilmesini istemektedir. Verilen hüküm kesinleştiği anda ayni sonuç doğurur ve taşınmazın davacı adına tescil edilmesinin önünü açar.
Dayanağını Oluşturan Hükümler
Davanın başlıca kanuni dayanağı Türk Medeni Kanunu'nun 716. maddesidir:
Türk Medeni Kanunu m. 716 — Tescili isteme hakkı
"Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukuki sebebe dayanarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması hâlinde hâkimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir."
Hükmün özü şudur: mülkiyetin devrine ilişkin borç doğuran bir hukuki işleme dayanan kişi, malikin devirden kaçınması halinde tescilin mahkeme kararıyla sağlanmasını talep edebilir.
Bu düzenlemenin yanı sıra, satış vaadi sözleşmeleri bakımından Türk Borçlar Kanunu, Tapu Kanunu ve Noterlik Kanunu hükümleri de değerlendirmeye dahil edilir.
Davanın Gündeme Geldiği Hukuki İlişkiler
Tescile zorlama davası, taşınmaz mülkiyetinin devrini gerektiren geçerli bir hukuki ilişki mevcut olmasına rağmen tapuda devrin gerçekleştirilmediği hallerde açılır.
Davayla ulaşılmak istenen sonuç, devir borcu altındaki kişinin ihmal ettiği yükümlülüğün yargı kararıyla ikame edilmesi ve taşınmazın davacı adına tescilinin sağlanmasıdır.
Bu davaların pratikteki ana kaynağı gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri ile kat karşılığı inşaat sözleşmeleridir. Bunların dışında miras paylaşımına ilişkin anlaşmalarda ve taşınmaz devrini konu alan başka özel hukuk ilişkilerinde de tescil talepleri doğabilmektedir.
Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmeleri
Satış vaadi sözleşmesinde taraflardan biri, taşınmaz mülkiyetini ileride devretme taahhüdü altına girer; sözleşmenin resmi biçimde düzenlenmesi zorunludur.
Alıcı bedeli ödediği veya sözleşmenin kendisine yüklediği edimleri ifa ettiği halde satıcı tapuda devri gerçekleştirmiyorsa, alıcının tescile zorlama davası açma yolu açıktır.
Bu tür davalarda sözleşmenin noterlikte düzenleme şeklinde yapılmış olması belirleyici bir unsurdur; resmi şekle uygun düzenlenmemiş sözleşmeler kural olarak geçersiz sayılmaktadır.
Kat Karşılığı İnşaat İlişkileri
Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde yüklenicinin edimi belirli bağımsız bölümleri inşa etmek, arsa sahibinin edimi ise sözleşmede belirlenen arsa paylarını ya da bağımsız bölümleri devretmektir.
Yüklenici üstlendiği işi tamamlamasına karşın arsa sahibi tapuda devir yapmaktan kaçınıyorsa, yüklenici tarafından tescile zorlama davası açılabilmektedir.
Bu uyuşmazlıklarda inşaatın sözleşmede öngörüldüğü şekilde bitirilip bitirilmediği, iskân durumu ile eksik veya ayıplı iş bulunup bulunmadığı özellikle irdelenen konulardır.
Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde de taraflar edimlerini ifa etmiş olmalarına rağmen kararlaştırılan devir gerçekleşmemişse, hak sahibi taşınmazın mahkeme kararıyla kendi adına tescilini isteyebilmektedir.
Uygulamada bu davalar çoğunlukla, yükleniciye geçmesi gereken arsa paylarının devredilmemesinden ya da bağımsız bölüm tapularının teslim edilmemesinden kaynaklanmaktadır.
Miras Paylaşımından Doğan Devir Yükümlülükleri
Mirasçılar terekenin paylaşımı sırasında yaptıkları anlaşmalarla belirli taşınmazların hangi mirasçıya bırakılacağını kararlaştırabilmektedir.
Paylaşım anlaşması yapılmış olmasına rağmen taraflardan biri tapu işlemlerini tamamlamıyorsa, diğer mirasçıların tescile zorlama talebinde bulunması mümkündür.
Bu nitelikteki uyuşmazlıklar özellikle miras taksim sözleşmeleri ile paylaşım protokollerinden doğmaktadır.
Davanın Kabulü İçin Aranan Koşullar
Tescile zorlama talebinin kabul edilebilmesi, davacının taşınmazın adına tescilini isteme hakkını hukuken elde etmiş olmasına bağlıdır.
Mahkeme bu nedenle; taraflar arasında geçerli bir hukuki ilişkinin varlığını, devir borcunun doğup doğmadığını ve davacının kendi edimlerini ifa edip etmediğini ayrıntılı biçimde inceler.
Devri Gerektiren Geçerli Bir Hukuki İlişki
Davanın açılabilmesi için taraflar arasında taşınmaz devrini gerektiren, hukuken geçerli bir ilişkinin bulunması ilk aranan koşuldur.
Söz konusu ilişki; satış vaadi sözleşmesinden, kat karşılığı inşaat sözleşmesinden, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden ya da miras paylaşım anlaşmasından doğabilir.
Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri bakımından resmi şekil şartının karşılanmış olması ayrıca kritik bir öneme sahiptir.
Tapu Devri Borcunun Doğmuş Olması
Davanın dinlenebilmesi için davalı yönünden devir yükümlülüğünün fiilen doğmuş bulunması gerekir.
Diğer bir anlatımla, devri gerektiren koşullar gerçekleşmiş ve davalı artık tapuda işlem yapmakla yükümlü hale gelmiş olmalıdır.
Henüz doğmamış ya da koşulları oluşmamış bir devir borcuna dayanarak kural olarak cebri tescil istenemez.
Davacının Kendi Ediminin İfası
İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde davacının da üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmiş olması aranır.
Satış vaadi sözleşmelerinde bedelin ödenmiş olması, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde ise yüklenicinin yapıyı sözleşmeye uygun biçimde bitirmiş olması bu bakımdan öne çıkar.
Edimini ifa etmemiş bir davacının tescil talebi reddedilebilmektedir.
Talebin Muaccel Hale Gelmiş Olması
Cebri tescil isteminin ileri sürülebilmesi, devri isteme hakkının muaccel hale gelmesine bağlıdır.
Bunun anlamı, sözleşmede öngörülen koşulların gerçekleşmiş ve devrin artık talep edilebilir aşamaya ulaşmış olmasıdır.
Vadesi gelmemiş ya da belirli koşullara bağlanmış bir devir yükümlülüğü için doğrudan tescile zorlama davası açılamaz.
Taşınmazın Belirli ya da Belirlenebilir Olması
Davaya konu taşınmazın belirli olması, en azından belirlenebilir nitelik taşıması gerekir.
Ada, parsel ve bağımsız bölüm numarası gibi ayırt edici unsurların tespit edilememesi halinde tescil talebinin karşılanması mümkün olmayabilir.
Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde hangi bağımsız bölümlerin devre konu olacağının açıkça gösterilmiş olması bu nedenle büyük önem taşır.
Satış Vaadi Sözleşmesine Dayalı Tescil Talepleri
Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tescile zorlama davaları, uygulamada en yoğun görülen cebri tescil türlerinden biridir.
Bu davalarda alıcı, sözleşmeden doğan devir borcunun ifa edilmediğini ileri sürerek taşınmazın yargı kararıyla adına tescilini istemektedir.
Mahkemenin incelemesi; sözleşmenin geçerliliği, tarafların edimlerini ifa edip etmediği, devir koşullarının oluşup oluşmadığı ve taşınmazın üçüncü kişilere geçirilip geçirilmediği noktalarında yoğunlaşır.
Resmi Şekil ve Noterde Düzenleme Zorunluluğu
Satış vaadi sözleşmelerinin geçerliliği, noterlikte düzenleme şeklinde yapılmalarına bağlıdır.
Türk Borçlar Kanunu m. 237 — Şekil
"Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için, sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmesi şarttır. Taşınmaz satışı vaadi, geri alım ve alım sözleşmeleri, resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz."
Mahkeme yargılamanın başında sözleşmenin resmi şekle uygun düzenlenip düzenlenmediğini denetler. Bu şarta uyulmadığının tespiti halinde dava çoğunlukla reddedilmektedir.
Bedelin Ödendiğinin Ortaya Konması
Tescil talebinde bulunan alıcının, sözleşmeden doğan yükümlülüklerini karşılamış olması beklenir.
Bu çerçevede satış bedelinin tamamının ya da sözleşmede kararlaştırılan biçimde ödenmiş olması özel bir ağırlık taşır.
Mahkeme; dekontları, makbuzları, banka kayıtlarını ve diğer ödeme belgelerini inceleyerek davacının edimini ifa edip etmediğini değerlendirir.
Satıcının Devirden Kaçınması
Geçerli bir satış vaadi bulunmasına karşın satıcının tapuda devri gerçekleştirmemesi, alıcıya tescile zorlama davası açma imkânı verir.
Bedelin ödenmesine rağmen tapuda hiçbir işlem yapılmaması, devrin sürekli ileri bir tarihe bırakılması veya satıcının tapu işlemlerine katılmaması uygulamada tipik örneklerdir.
Bu hallerde mahkemenin vereceği karar, devre ilişkin irade beyanının yerini alabilmektedir.
Tapu Siciline Şerhin Sağladığı Koruma
Satış vaadi sözleşmelerinin tapu siciline şerh edilmesi mümkündür. Noterlikler elektronik sistem üzerinden tapuya bildirimde bulunabilmekle birlikte, şerhin sicile fiilen işlenmiş olması ayrıca değer taşır.
Şerh, satış vaadi alıcısının hakkını üçüncü kişilere karşı da ileri sürebilmesini sağlayan güçlü bir güvencedir.
Taşınmazın sonradan başkalarına devredildiği durumlarda şerhin varlığı belirleyici hale gelmektedir.
Taşınmazın Üçüncü Kişilere Geçmesi
Satış vaadine konu taşınmazın dava açılmadan önce üçüncü kişilere devredildiği hallerle karşılaşılabilmektedir.
Böyle durumlarda; devralanın iyiniyetli olup olmadığı, sözleşmenin tapuya şerh edilip edilmediği ve devrin muvazaaya dayanıp dayanmadığı incelenir.
Şerh verilmiş satış vaadi sözleşmeleri bakımından, taşınmazı sonradan iktisap eden kişilere karşı da tescil talebi yöneltilebilmektedir.
Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde Tescile Zorlama
Kat karşılığı inşaat sözleşmeleri, tescile zorlama davalarının en sık doğduğu hukuki ilişkiler arasındadır.
Bu sözleşmelerde yüklenici bir yapıyı meydana getirmeyi, arsa sahibi ise kararlaştırılan bağımsız bölümleri veya arsa paylarını devretmeyi taahhüt eder. Taraflardan hangisi devir borcunu ifa etmezse, diğeri tescile zorlama davası açabilmektedir.
Yüklenici Tarafından İleri Sürülen Talepler
Yüklenici sözleşme kapsamındaki inşaatı kararlaştırıldığı gibi tamamladığı halde arsa sahibi tapuda devir yapmıyorsa, yüklenicinin dava açma hakkı doğar.
Bu yargılamalarda inşaatın sözleşmeye uygun bitirilip bitirilmediği, bağımsız bölümlerin teslim durumu ve tarafların sözleşmesel edimlerini karşılayıp karşılamadığı incelenir.
Arsa Sahibinin Tescil Talebi
Yüklenicinin arsa sahibine bırakması gereken bağımsız bölümlere ilişkin tapu işlemlerini tamamlamadığı durumlar da görülmektedir.
Bu ihtimalde arsa sahibi de kendi adına tescil isteyebilmekte ve yükleniciye karşı tescile zorlama davası açabilmektedir.
İnşaatın Sözleşmeye Uygun Biçimde Bitirilmesi
Tescil talebinin kabulü için yüklenicinin yapıyı hem sözleşmeye hem de projeye uygun şekilde tamamlamış olması belirleyicidir.
Mahkeme incelemesinde ruhsata uygunluk, ulaşılan inşaat seviyesi, teknik şartnameye uyum ve sözleşme hükümlerinin gereğinin yerine getirilip getirilmediği değerlendirilir.
İskân ve Fiili Teslimin Değerlendirmedeki Yeri
Kat karşılığı inşaat ilişkilerinde iskân belgesinin alınması ve bağımsız bölümlerin fiilen teslim edilmesi ayrı bir ağırlığa sahiptir.
İskân alınmasının sözleşmede yüklenicinin borçları arasında sayıldığı hallerde, bu belgenin eksikliği tescil talebinin değerlendirilmesini etkileyebilmektedir.
Bunun yanında bağımsız bölümlerin fiilen teslim edilip edilmediği de tarafların edimlerini ifa edip etmediğinin belirlenmesinde dikkate alınan bir ölçüttür.
Miras Taksim Sözleşmesinden Doğan Tescil Talebi
Mirasbırakanın ölümünün ardından mirasçıların yaptığı miras taksim sözleşmeleriyle, terekedeki taşınmazların hangi mirasçıya bırakılacağı belirlenebilmektedir.
Geçerli biçimde kurulmuş bir paylaşım anlaşmasına rağmen taraflardan biri tapu işlemlerini yerine getirmiyorsa, hak sahibi mirasçı tescile zorlama davası açabilir.
Elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazlarda paylaşım konusunda mutabakat sağlanmasına karşın tapuda gerekli işlemlerin yapılmaması, uygulamada sıkça görülen uyuşmazlıklardandır.
Bu davalarda mahkemenin incelediği başlıca hususlar şunlardır: tarafların sözleşmeden doğan yükümlülüklerini karşılayıp karşılamadığı; taşınmazın hangi mirasçıya özgülendiğinin belirli olup olmadığı; paylaşım iradesinin açıkça ortaya konulup konulmadığı; ve miras taksim sözleşmesinin geçerlilik taşıyıp taşımadığı. Geçerli bir paylaşım sözleşmesinin varlığı ile devir borcunun ifa edilmediğinin tespiti halinde, taşınmazın yargı kararıyla davacı adına tesciline hükmedilebilmektedir.
Davanın Tarafları
Cebri tescil davalarında taraf sıfatı, taşınmazın devrini gerektiren hukuki ilişkiye göre şekillenir.
Davacı konumunda devri isteme hakkını kazanmış kişi, davalı konumunda ise devir yükümlülüğü altındaki kişi veya kişiler bulunur.
Tapu kayıtlarının durumu, miras ilişkileri ve taşınmazın üçüncü kişilere geçirilmiş olması gibi unsurlar taraf teşkili bakımından belirleyicidir.
Davacı Sıfatı
Davayı, taşınmazın adına tescilini isteme hakkını hukuken elde etmiş olan kişi açabilir.
Bu sıfat; miras paylaşım sözleşmesiyle taşınmazı devralma hakkı kazanan mirasçıya, arsa sahibine, yükleniciye ve gayrimenkul satış vaadi alıcısına tanınabilmektedir.
Her halükârda davacının, devri isteme hakkını geçerli bir hukuki ilişkiden türetmiş olması aranır.
Davalı Sıfatı
Tescile zorlama davası kural olarak devir borcu altındaki kişiye yöneltilir.
Bu kişi çoğunlukla tapuda malik görünen kişidir; ancak somut olayın özelliklerine göre yükleniciler, arsa sahipleri, mirasçılar veya taşınmazı sonradan devralan üçüncü kişiler de davalı sıfatını taşıyabilmektedir.
Taşınmazın dava öncesinde üçüncü kişilere devredilmiş olduğu hallerde, sicildeki kayıt durumu ile devralanın iyiniyetli olup olmadığı önem kazanır.
Zamanaşımı
Cebri tescil davalarında uygulanacak zamanaşımı süresi, tescil talebinin dayandığı hukuki ilişkinin niteliğine göre farklılaşabilmektedir.
Özellikle satış vaadi sözleşmelerine dayanan taleplerde sürenin uzunluğunun ve başlangıç anının doğru saptanması pratik açıdan kritiktir.
Mahkeme bu değerlendirmeyi yaparken taraflar arasındaki sözleşme ilişkisini, devir borcunun hangi tarihte muaccel olduğunu ve zamanaşımını kesen işlemlerin bulunup bulunmadığını birlikte ele alır.
Uygulanacak Süre
Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayalı tescile zorlama davalarında kural olarak Türk Borçlar Kanunu'ndaki genel zamanaşımı rejimi uygulanır.
Türk Borçlar Kanunu m. 146
"Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir."
Dolayısıyla devri isteme hakkını kazanan kişinin, muacceliyet tarihinden başlayarak on yıl içinde tescil talebini ileri sürmesi gerekmektedir.
Sürenin İşlemeye Başladığı An
Zamanaşımı, tapu devrinin talep edilebilir hale geldiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
Bunun için sözleşmede öngörülen koşulların gerçekleşmiş ve devir borcunun muacceliyet kazanmış olması gerekir.
Bedelin tamamen ödenmesi, inşaatın sözleşmeye uygun şekilde bitirilmesi ya da sözleşmede belirlenen sürenin dolması, başlangıç anının tespitinde dikkate alınan tipik olgulardır.
Kesilme ve Durma Halleri
Borçlunun borcunu ikrar etmesi, alacaklının dava açması veya icra takibi başlatması, taraflar arasında alacağın varlığını kabul eden işlemlerin yapılması zamanaşımını kesebilmektedir.
Bunun dışında kanunda öngörülen bazı özel hallerde sürenin durması da söz konusu olabilir.
Zamanaşımının kesilmesi halinde süre baştan işlemeye başlar; mahkeme bu hususu somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirir.
Yargılama Süreci
Cebri tescil davaları taşınmaz mülkiyetinin devri bakımından ayni sonuç doğuran davalardır. Bununla birlikte yargılamada yalnızca tapu kayıtları değil; taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi, edimlerin ifa edilip edilmediği ve devir koşullarının oluşup oluşmadığı da ayrıntılı biçimde incelenir.
Bu nedenle süreç boyunca taşınmaza ilişkin resmi kayıtlar ile taraflar arasındaki hukuki ilişki birlikte değerlendirilmektedir.
Görev ve Yetki
Cebri tescil davalarında görev kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesine aittir.
Yetki yönünden dava taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır ve bu mahkemenin yetkisi kesindir. Başka bir yerde açılan dava bakımından mahkemece yetkisizlik kararı verilebilmektedir.
İhtiyati Tedbir Talebi
Bu davalardaki en önemli usuli korumalardan biri, dava konusu taşınmazın üçüncü kişilere devrinin engellenmesidir. Bu nedenle dava açılırken veya yargılamanın devamı sırasında ihtiyati tedbir istenmesi büyük önem taşır.
Davacının iddiasını yaklaşık olarak ispat etmesi halinde mahkeme, tapu kaydına satış ve devir yasağı içeren bir tedbir şerhi konulmasına hükmedebilmektedir.
Bu koruma, yargılama sürerken taşınmazın el değiştirmesini önleyerek verilecek kararın sonuçsuz kalmasının önüne geçer.
İspat ve Deliller
Cebri tescil davalarında ispat yükü kural olarak davacı üzerindedir.
Bu bağlamda başvurulan başlıca deliller şunlardır:
- Keşif sonucunda elde edilen tespitler
- Uzman bilirkişilerce hazırlanan raporlar
- Dinlenecek tanıkların beyanları
- Taraflar arasında teati edilen yazışmalar
- Teslime ilişkin düzenlenen tutanaklar
- Ödemeyi gösteren banka kayıtları ve belgeler
- Taşınmaza ait tapu sicil kayıtları
- Kat karşılığı inşaat sözleşmeleri
- Gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri
Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda, inşaatın sözleşmeye uygun tamamlanıp tamamlanmadığının saptanması bakımından bilirkişi incelemesi belirleyici bir işlev görmektedir.
Harç ve Yargılama Giderleri
Cebri tescil davaları kural olarak nispi harca tabidir. Bu sebeple dava açılırken, uyuşmazlık konusu taşınmazın değeri esas alınarak hesaplanan harcın yatırılması gerekir.
Yargılama boyunca ayrıca tebligat masrafları, tanıklara ödenecek giderler, keşif için yapılan harcamalar ve bilirkişiye ödenen ücret gibi kalemler de ortaya çıkabilmektedir. Bu giderler dava sonunda kural olarak davayı kaybeden tarafa yükletilir.
Vekâlet Ücreti
Cebri tescil davalarında vekâlet ücreti, yargılama sonunda mahkemece belirlenen taşınmaz değeri üzerinden nispi (oransal) biçimde hüküm altına alınır.
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca, davayı kazanan taraf lehine karşı taraftan vekâlet ücreti tahsiline karar verilmektedir.
Bunun yanı sıra taraf ile avukatı arasında ayrıca kararlaştırılan sözleşmesel vekâlet ücretleri de gündeme gelebilmektedir.
İstinaf ve Temyiz
Cebri tescil davalarında verilen hükümler üst derece mahkemelerinin denetimine açıktır.
- İstinaf süreci: İlk derece mahkemesinin kararına karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Bölge Adliye Mahkemesine başvurulabilmektedir.
- Temyiz süreci: İstinaf incelemesi sonucunda kurulan hükümlere karşı, kanuni koşulların bulunması halinde Yargıtay'a temyiz başvurusu yapılabilmektedir.
Tescile ilişkin kararlar kural olarak kesinleşmedikçe tapuda infaz edilemez. Mahkemece tescile hükmedilmiş olsa dahi, istinaf ve temyiz aşamaları tamamlanıp karar kesinleşmeden sicilde mülkiyet devri işlemi gerçekleştirilemez.
Independent Legal Değerlendirmesi
Cebri tescil davaları, görünürde tek bir talepten ibaret olsa da uygulamada sözleşme hukuku, eser sözleşmesi ilişkileri ve tapu sicili rejimini aynı anda ilgilendirir. Davanın sonucunu belirleyen unsurlar çoğu zaman duruşma salonunda değil, sözleşmenin kurulduğu aşamada ortaya çıkar: şeklin doğru seçilmesi, edimlerin belgelenmesi ve hakkın sicile yansıtılması sonraki bütün aşamaları şekillendirir.
Somut bir dosyada strateji kurulurken şu başlıkların öncelikli olarak ele alınması yerinde olur:
- Sözleşmenin resmi şekil şartını karşılayıp karşılamadığının baştan denetlenmesi
- Davacının kendi ediminin ödeme belgeleri, teslim tutanakları ve yazışmalarla ortaya konulması
- Devir borcunun muaccel hale geldiği tarihin, on yıllık süre bakımından net biçimde saptanması
- Taşınmazın üçüncü kişilere geçirilmesi ihtimaline karşı ihtiyati tedbir talebinin dilekçeyle birlikte ileri sürülmesi
- Satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerh edilip edilmediğinin sicil kaydından teyit edilmesi
- Kat karşılığı inşaat ilişkilerinde iskân ve eksik iş durumunun teknik açıdan önceden değerlendirilmesi
Independent Legal, taşınmaz devrinden doğan uyuşmazlıklarda sözleşmenin hazırlanmasından tescil kararının infazına kadar sürecin her aşamasında danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

