Independent LegalIndependent Legal

Aile Hukuku

Aile Hukuku

Eşin Vefatı Halinde Sağ Kalan Eşin Miras Payı ve Mal Rejimi Alacağı

Sağ kalan eşin terekeden alacağı pay, yalnızca yasal miras oranlarına bakılarak bulunamaz. Mal rejiminin tasfiyesi, saklı pay, aile konutu talepleri ve denkleştirme kurumlarının birlikte değerlendirilmesi gerekir; bu bilgi notunda söz konusu başlıkları uygulama açısından ele alıyoruz.

Yayın 11 Ağustos 2026Uygulama Alanı Aile HukukuOkuma 14 dk

Bir evliliğin ölümle sona ermesi, geride kalan eş bakımından tek bir hak doğurmaz. Sağ kalan eş bir yandan kanundan doğan mirasçılık sıfatını kazanır, diğer yandan evlilik süresince oluşan malvarlığı üzerinde aile hukukundan kaynaklanan bağımsız bir alacak hakkına sahip olur. Bu iki hakkın birbirine karıştırılması, uygulamada en sık rastlanan hesap hatalarının kaynağıdır.

Doğru sonuca ulaşmanın yolu, sıralamanın gözetilmesinden geçer: önce eşler arasındaki mal rejimi tasfiye edilir, tereke borcu niteliğindeki tasfiye alacağı terekeden ayrılır, geriye kalan net değer üzerinden miras payları hesaplanır. Bu yönüyle mal rejiminin tasfiyesi, miras paylaşımının önüne geçen bir ön aşama olarak nitelendirilebilir.

Sağ kalan eşin mirasçılığı, payının hangi ölçütlere göre belirlendiği, saklı pay güvencesi ve mal rejiminden doğan haklarının paylaşıma yansıması Türk Medeni Kanunu'nda ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu bilgi notunda; payın hesaplanma yöntemini, mal rejimi–miras ilişkisini, aile konutuna yönelik talepleri, denkleştirme meselesini ve yargılama sürecinde öne çıkan usul başlıklarını ele alıyoruz.

Sağ Kalan Eşin Yasal Mirasçılık Sıfatı

Eşin mirasçılığına ilişkin temel düzenleme Türk Medeni Kanunu'nun 499. maddesinde yer alır. Bu hüküm uyarınca sağ kalan eş, miras bırakanın ölüm anıyla birlikte herhangi bir işleme gerek kalmaksızın yasal mirasçı konumuna gelir; mirasçılık sıfatı doğrudan kanundan kaynaklanır.

Eşin bu konumu, kan hısımlarının mirasçılığıyla aynı hukuki temele oturmaz. Eş herhangi bir zümreye dahil değildir; buna karşılık miras bırakanın altsoyuyla, anne ve babasıyla ya da daha uzak zümre mirasçılarıyla birlikte terekeye ortak olabilir. Payın oranı da işte bu birliktelikten, yani hangi zümrenin hayatta olduğundan etkilenir.

Eşin miras hukukundan doğan konumu yalnızca bir oran meselesi de değildir. Yasal payının yanında saklı pay güvencesi, mal rejiminden kaynaklanan alacak talepleri, aile konutuna yönelik özgüleme istemleri ve terekenin korunmasına ilişkin bazı imkânlar da eşin elindeki hukuki araçlar arasında yer alır.

Zümrelere Göre Sağ Kalan Eşin Miras Payı

Terekeden eşe düşecek oran sabit değildir; miras bırakanla birlikte mirasçı olan zümre değiştikçe oran da değişir. Kanun koyucu, eşin altsoyla, ikinci zümreyle veya üçüncü zümreyle birlikte mirasçı olması hallerini ayrı ayrı düzenlemiş ve her biri için farklı bir oran öngörmüştür.

Eş zümre sistemi dışında kaldığından her zümreyle birlikte terekeye katılabilir. Bu nedenle hesaplamaya başlanmadan önce yapılması gereken ilk iş, miras bırakanın hayatta olan yasal mirasçılarının kimler olduğunun tespit edilmesidir.

Altsoyla Birlikte Mirasçılık

Miras bırakanın çocukları, torunları ya da daha alt kuşaktan mirasçıları bulunuyorsa eşin payı terekenin dörtte biridir. Terekenin geri kalanı altsoy mensupları arasında eşit olarak bölüştürülür.

Miras bırakandan önce ölmüş bir çocuk varsa, ona düşecek olan pay halefiyet ilkesi uyarınca o kişinin kendi altsoyuna intikal eder.

İkinci Zümreyle Birlikte Mirasçılık

Altsoy mevcut değilse eş, ikinci zümre mirasçılarıyla birlikte terekeye ortak olur. Anne, baba, kardeşler ve kardeşlerin altsoyu bu zümreyi meydana getirir.

Böyle bir tabloda eşin payı terekenin yarısına yükselir; kalan yarım pay ikinci zümre mirasçıları arasında dağıtılır.

Üçüncü Zümreyle Birlikte Mirasçılık

Birinci ve ikinci zümrede mirasçı bulunmadığı hallerde sıra üçüncü zümreye gelir. Büyükanne ve büyükbaba ile amca, hala, dayı, teyze ve bunların altsoyu bu zümre içinde yer alır.

Bu ihtimalde eşin payı terekenin dörtte üçüne çıkar. Geriye kalan dörtte birlik kısım üçüncü zümre mirasçıları arasında paylaştırılır.

Terekenin Tamamının Eşe Kalması

Miras bırakanın altsoyu, anne ve babası, kardeşleri, büyükanne ve büyükbabası ile bunların altsoyundan hiç kimse hayatta değilse terekenin tamamı sağ kalan eşe kalır.

Bu durumda eş tek yasal mirasçı sıfatını kazanır ve terekenin bütünü kendisine geçer. Ancak sonucun bu şekilde doğması için miras bırakanın atadığı bir mirasçının veya geçerli bir ölüme bağlı tasarrufun bulunmaması gerekir.

Saklı Pay Bakımından Eşin Konumu

Miras bırakanın malvarlığı üzerindeki tasarruf serbestisi mutlak değildir. Kanun koyucu, en yakın mirasçıların terekedeki belirli oranlardaki haklarını güvence altına almak amacıyla saklı pay kurumunu öngörmüş ve sağ kalan eşi de saklı paylı mirasçılar arasında saymıştır.

Eşin saklı pay oranı da yine birlikte mirasçı olduğu zümreye göre farklılaşır. Türk Medeni Kanunu'nun 506. maddesindeki düzenleme uyarınca eş, altsoyla ya da ikinci zümreyle birlikte mirasçı olduğunda yasal payının tamamı saklı pay korumasından yararlanır. Buna karşılık üçüncü zümreyle birlikte mirasçı olması veya terekeye tek başına hak kazanması hallerinde koruma, yasal miras payının 3/4'ü ile sınırlıdır.

Saklı Payın Zedelenmesi Halinde Başvurulabilecek Yollar

Miras bırakanın ölüme bağlı tasarrufları ya da sağlığında yaptığı kazandırmalar eşin saklı payını aşındırıyorsa, bu ihlalin giderilmesi için çeşitli dava yolları açıktır.

Uygulamada ilk akla gelen yol tenkis davasıdır. Bu dava yoluyla saklı payı aşan kazandırmaların kanunun çizdiği sınıra indirilmesi ve mirasçının eksilen payının tamamlanması hedeflenir.

Somut olayın niteliğine göre başka dava türleri de gündeme gelebilir: muris muvazaası iddiasına dayalı tapu iptal ve tescil davası, vasiyetnamenin iptali davası ya da miras sözleşmesinin iptali davası bunların başlıcalarıdır.

Uyuşmazlıkların büyük bölümü, miras bırakanın hayattayken gerçekleştirdiği taşınmaz devirlerinden, bağış işlemlerinden ve mal kaçırma amacı taşıyan muvazaalı devirlerden doğmaktadır.

Mal Rejimi ile Miras Payı Arasındaki Bağ

Sağ kalan eşin terekeye ilişkin hakları yasal miras payından ibaret değildir. Eşler noterde başka bir rejim kararlaştırmamışsa aralarında edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli olur.

Bu rejim, evlilik birliği içinde elde edilen malvarlığı değerleri üzerinde eşlere karşılıklı bir katılma alacağı tanır. Evlilik ölümle sona erdiğinde sağ kalan eş ilk olarak mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağını tahsil eder; miras payı ancak bundan sonra kalan tereke üzerinden hesaplanır.

Bu nedenle paylaşıma geçilmeden önce eşler arasındaki mal rejiminin tasfiye edilmiş olması gerekir. Uygulamada sık düşülen yanılgı, sağ kalan eşin elinde yalnızca bir miras payı bulunduğunun varsayılmasıdır. Oysa terekedeki taşınmazların edinilmiş mal niteliği taşıdığı hallerde katılma alacağının tutarı, miras payının kat kat üzerine çıkabilmektedir.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Kapsamı

1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu, eşler arasındaki yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimini benimsemiştir. Taraflar noter huzurunda farklı bir rejim seçmedikleri sürece bu rejim kendiliğinden uygulanır.

Rejimin mantığı şudur: eşlerin evlilik boyunca emeğinin ve çalışmasının karşılığı olarak elde ettiği değerler kural olarak edinilmiş mal kabul edilir. Miras yoluyla intikal eden mallar, bağış olarak kazanılan değerler ve kişisel kullanıma özgü eşyalar ise kişisel mal sayılır.

Kanun, edinilmiş mal kavramının kapsamına giren değerleri özellikle şu şekilde belirlemiştir:

  • Kişisel mallardan doğan getiriler: Eşin kişisel malı sayılan bir varlığın sağladığı kira geliri, faiz geliri ve benzeri ekonomik kazanımlar bu gruba girer.
  • Emek karşılığı elde edilen değerler: Maaş, ücret, ticari kazanç ve serbest meslek faaliyetinden doğan gelirler edinilmiş mal niteliğindedir.
  • Çalışma gücünün yitirilmesi sebebiyle ödenen tazminatlar: Eşin çalışma gücünü kaybetmesi üzerine kendisine ödenen maddi tazminat kalemleri de bu kapsamda değerlendirilir.
  • Sosyal güvenlik kuruluşlarının ve sosyal yardım kurumlarının yaptığı ödemeler: Emekli aylığı, kıdem tazminatı ve sosyal yardım nitelikli ödemeler edinilmiş mal sayılır.
  • İkame değerler: Edinilmiş bir malın satılması, devredilmesi ya da başka bir değere dönüşmesi sonucunda elde edilen karşılık da aynı niteliği taşır.

Evlilik ölümle sona erdiğinde sağ kalan eş, edinilmiş malların artık değeri üzerinden katılma alacağına hak kazanır. Dolayısıyla miras paylaşımına geçmeden önce hangi malvarlığı unsurunun edinilmiş mal, hangisinin kişisel mal olduğunun isabetli biçimde ayrıştırılması belirleyici önem taşır.

Katılma Alacağının Miras Payından Önce Hesaplanması

Ölüm sebebiyle sona eren evliliklerde sağ kalan eş, edinilmiş malların artık değerinin yarısı üzerinde katılma alacağı elde eder. Bu hakkın doğması için eşin çalışıp çalışmadığına ya da malların edinilmesine somut katkı sunup sunmadığına bakılmaz.

Katılma alacağı, terekenin öncelikli borçlarından biri olarak kabul edilir. Bu sebeple hesap iki aşamalı yürütülür: önce alacak belirlenip sağ kalan eşe ayrılır, ardından geriye kalan tereke üzerinden yasal miras payı bulunur.

Örnek vermek gerekirse, evlilik devam ederken edinilmiş bir taşınmazın bulunduğu bir dosyada sağ kalan eş, taşınmazın edinilmiş mala isabet eden kısmı bakımından önce katılma alacağını alır; miras payı ise bu ayrımdan sonra kalan değer üzerinden ayrıca hesaplanır.

Aile Konutu ve Ev Eşyası Üzerindeki Talep Hakları

Türk Medeni Kanunu, sağ kalan eşe yalnızca bir pay tanımakla yetinmemiş; evlilik birliğinin korunması amacıyla bazı özel imkânlar da öngörmüştür. Aile konutu ve ev eşyasına ilişkin düzenlemeler, eşin ölüm sonrasında barınma imkânını ve yaşam düzenini sürdürebilmesini hedefleyen hükümlerin başında gelir.

Belirli koşulların gerçekleşmesi halinde sağ kalan eş, aile konutunun ve ev eşyasının kendisine özgülenmesini isteyebilir; duruma göre bu talep intifa hakkı, oturma hakkı veya mülkiyet hakkı kurulması biçiminde ileri sürülebilir. Miras paylaşımı sırasında aile konutu, uygulamada en çok çekişme yaratan kalemlerden biridir.

Aile Konutunun Özgülenmesi

Aile konutu, eşlerin evlilik boyunca birlikte yaşadıkları ve aile hayatının merkezini oluşturan taşınmazı ifade eder. Türk Medeni Kanunu'nun 240. maddesi, sağ kalan eşe önceki yaşam düzenini sürdürebilmesi amacıyla bu taşınmaz üzerinde özgüleme talebinde bulunma imkânı tanır. Talep, konut üzerinde oturma hakkı ya da intifa hakkı kurulmasına yönelik olabileceği gibi doğrudan mülkiyetin kendisine geçirilmesi biçiminde de ileri sürülebilir.

Mahkeme kararını verirken terekenin durumunu, diğer mirasçıların haklarını ve somut olayın özelliklerini birlikte tartar. Sağ kalan eşin barınma ihtiyacının güvence altına alınması, uygulamada bu değerlendirmenin ağırlık merkezini oluşturur.

Ev Eşyasına İlişkin Haklar

Ortak konutta bulunan ev eşyaları bakımından da sağ kalan eş lehine bazı özel imkânlar tanınmıştır. Bu düzenlemelerin amacı, eşin ölümün ardından gündelik yaşamını kesintisiz sürdürebilmesini sağlamaktır.

Mahkeme, paylaşım sırasında ev eşyalarının sağ kalan eşe bırakılmasına hükmedebilir. Özellikle kişisel kullanıma özgü nitelik taşıyan ve ortak yaşamın devamı bakımından işlev gören eşyalar söz konusu olduğunda değerlendirme eş lehine yapılabilmektedir.

Aile Konutunun Paylaşımdaki Yeri

Aile konutu çoğu dosyada terekenin en yüksek değerli unsurudur. Bu nedenle konutun kime bırakılacağı, miras paylaşımında en sık uyuşmazlık doğuran meseledir. Eşin bu taşınmaza ilişkin talepleri incelenirken şu unsurlar bir arada gözetilir: mal rejiminin tasfiyesinden çıkan sonuç, eşin katılma alacağının tutarı, yasal miras payının oranı ve diğer mirasçıların terekedeki hakları.

Konutun edinilmiş mal niteliği taşıdığı dosyalarda katılma alacağı ile miras payı birlikte ele alınır ve paylaşım bu bütünsel hesaba göre yapılır.

Eşin aile konutu veya ev eşyası üzerinde talepte bulunması, bunların kendisine karşılıksız bırakılacağı sonucunu doğurmaz. Konutun değeri, olayın özelliklerine göre eşin katılma alacağından ya da miras payından düşülür; değer bu hakların toplamını aşıyorsa aradaki farkın diğer mirasçılara ödenmesi gerekebilir.

Denkleştirme ve İade Talepleri Karşısında Sağ Kalan Eş

Miras bırakanın sağlığında bazı mirasçılara yaptığı karşılıksız kazandırmalar, koşulları varsa denkleştirmeye tabi tutulur. Mirasçılar arasındaki dengeyi korumayı amaçlayan bu kurum, özellikle altsoy arasındaki paylaşımda önem kazanır.

Sağ kalan eş de bu kurumun etki alanı içindedir. Kimi dosyalarda denkleştirme talebini ileri süren taraf konumundadır, kimi dosyalarda ise kendisine yöneltilen taleplerle karşılaşır. Yüksek değerli taşınmaz devirleri, bağışlar ve mal kaçırma amacı taşıyan işlemler bu alandaki uyuşmazlıkların ana kaynağıdır.

Denkleştirme ve iade istemleri pratikte tek başına yürümez; muris muvazaası, tenkis ve terekenin paylaşılması davalarıyla birlikte değerlendirilir. Bu iç içe geçmişlik nedeniyle sağ kalan eşin hak ve yükümlülüklerinin somut olay üzerinden dikkatle çözümlenmesi gerekir.

Denkleştirmenin Amacı

Denkleştirme, miras bırakanın hayattayken yasal mirasçılarından bir kısmına yaptığı karşılıksız kazandırmaların paylaşım sırasında terekeye geri getirilmesini ve böylece mirasçılar arasındaki eşitliğin yeniden kurulmasını sağlayan bir miras hukuku kurumudur. Türk Medeni Kanunu'ndaki denkleştirme hükümleriyle, belirli mirasçılar lehine yapılmış kazandırmaların paylaşım hesabında görünür kılınması amaçlanmıştır.

Yükümlülük en çok altsoy bakımından gündeme gelir. Miras bırakanın çocuklarına yaptığı bağışlar, üzerlerine geçirdiği taşınmazlar, iş kurmaları için sağladığı kaynaklar veya yüksek tutarlı nakit destekler koşulları oluştuğunda denkleştirmeye konu olabilir.

Hangi Kazandırmalar Denkleştirmeye Girer

Miras bırakanın sağlığındaki her kazandırma denkleştirme kapsamına girmez. Kazandırmanın bu kapsamda sayılabilmesi için miras payına mahsuben yapılmış olması ya da miras bırakanın iradesinin bu yönde bulunması aranır. Uygulamada denkleştirme çekişmelerine en çok konu olan işlemler şunlardır: borçtan kurtarma amacıyla yapılan ödemeler, yüksek değerli bağışlar, mirasçı adına gerçekleştirilen taşınmaz devirleri, iş kurulmasına yönelik ekonomik destekler ve herhangi bir karşılığı bulunmayan para transferleri.

Miras bırakanın kazandırmayı denkleştirme dışında tuttuğunu açıkça ortaya koyduğu hallerde ise denkleştirme hükümlerinin uygulanmayabileceği kabul edilmektedir.

Eşin Denkleştirme İsteme Hakkı

Sağ kalan eş, paylaşım sırasında diğer yasal mirasçılara yapılmış kazandırmaların denkleştirilmesini talep edebilir. Terekeye girmesi gereken bazı değerlerin miras bırakan tarafından sağlığında belirli mirasçılara aktarılmış olması halinde eş, denkleştirme hükümlerine dayanarak paylaşımın yeniden hesaplanmasını isteyebilir.

Bu imkân özellikle miras bırakanın çocuklarından bir kısmına taşınmaz devretmesi ya da onlara kayda değer ekonomik destek sağlaması hallerinde pratik değer kazanır.

Eşe Yöneltilebilecek Denkleştirme Talepleri

Sağ kalan eş, denkleştirme talebinin yöneltildiği taraf da olabilir. Miras bırakanın eşine yaptığı yüksek değerli kazandırmaların miras payına mahsuben yapıldığı ileri sürüldüğünde, diğer mirasçılar denkleştirme isteminde bulunabilir.

Böyle bir iddiayla karşılaşıldığında, eşe yapılan kazandırmanın hukuki niteliğinin belirlenmesi gerekir: söz konusu aktarım bir bağış mıdır, yoksa eşler arasındaki mal rejiminden doğan bir hakkın ifası mıdır? Bu ayrım somut olayın verilerine göre ayrıca değerlendirilir.

İadenin Biçimi ve Hesap Yöntemi

Bir kazandırmanın denkleştirmeye tabi olduğu sonucuna varıldığında, ilgili değer terekeye iade edilerek paylaşım hesabına katılır. Buradaki iade kavramı her zaman malın aynen geri verilmesini anlatmaz; uygulamada çoğunlukla kazandırmanın değerinin ilgili mirasçının payından mahsup edilmesi yoluyla sonuca ulaşılır.

Hesap yapılırken kazandırmanın niteliği, gerçekleştirildiği tarih, ekonomik değeri ve miras bırakanın iradesi birlikte dikkate alınır. Taşınmaz devri içeren dosyalarda bilirkişi incelemesi bu değerlendirmenin belirleyici unsuru haline gelir.

Muris Muvazaası ve Tenkisle Kesişme

Denkleştirme çekişmeleri çoğu kez muris muvazaası ve tenkis davalarıyla iç içe yürür. Miras bırakanın bazı mirasçılar lehine yaptığı taşınmaz devirlerinin görünürde satış, gerçekte bağış olduğu ileri sürüldüğünde muris muvazaası hükümleri de devreye girebilir.

Yapılan kazandırmaların sağ kalan eşin saklı payını zedelemesi halinde ayrıca tenkis davası açılması mümkündür. Bu nedenle denkleştirme, tenkis ve muris muvazaası talepleri uygulamada birbirinden bağımsız değil, birbiriyle bağlantılı biçimde ele alınmaktadır.

Yargılama Süreci ve Usul Meseleleri

Sağ kalan eşin miras hakkına ilişkin çekişmeler nadiren tek başına ortaya çıkar; genellikle miras paylaşımı, tapu işlemleri, saklı pay ihlalleri, muris muvazaası iddiaları ve mal rejiminin tasfiyesi süreçleriyle birlikte gündeme gelir. Bu nedenle görevli mahkemenin doğru saptanması, delillerin eksiksiz toplanması ve yargılamanın usule uygun yürütülmesi hakların korunması bakımından belirleyicidir.

Miras payının tespiti, aile konutu üzerindeki talepler, taşınmaz devirleri ve terekeye ilişkin uyuşmazlıklar bakımından birbirinden farklı dava türleri söz konusu olabilmektedir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Görev ve yetki, açılacak davanın niteliğine göre belirlenir. Mal rejiminden kaynaklanan alacak talepleri — katkı payı alacağı, değer artış payı alacağı ve katılma alacağı — bakımından görevli mahkeme Aile Mahkemesidir.

Buna karşılık terekeye ilişkin ayni hak uyuşmazlıkları, ortaklığın giderilmesi istemleri, tenkis davaları, muris muvazaasına dayalı talepler ile tapu iptal ve tescil davaları bakımından görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir.

Yetki yönünden ise mirasa ilişkin davaların önemli bir bölümü miras bırakanın son yerleşim yeri mahkemesinde görülür. Taşınmazın aynına ilişkin davalarda ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkisi gündeme gelebilmektedir.

Deliller ve İspat

Sağ kalan eşin karşılaştığı uyuşmazlıkların başında terekeye dahil taşınmazlara ilişkin davalar gelir. Miras bırakanın sağlığındaki taşınmaz devirleri, aile konutunun paylaşımı, muris muvazaası iddiaları ve ortaklığın giderilmesi talepleri bu grubun ağırlıklı bölümünü oluşturur.

Bunların yanında terekenin eksik gösterilmesi, bazı malvarlığı değerlerinin gizlenmesi ya da üçüncü kişiler adına kaydedilmesi gibi hallerde de çeşitli dava ve tespit talepleri gündeme gelebilir.

Eşin miras hukukundan doğan iddialarını sonuca ulaştırabilmesi, bunları hukuka uygun delillerle ortaya koymasına bağlıdır. Uyuşmazlığın niteliğine göre nüfus kayıtları ve veraset ilamı, tapu ve banka kayıtları, noterde yapılmış işlemlere ilişkin belgeler, yazılı belgeler ve dijital kayıtlar, tanık anlatımları ile bilirkişi raporları delil olarak kullanılabilir.

Muris muvazaası, tenkis ve katılma alacağı dosyalarında ispat faaliyeti çoğu zaman geniş bir alana yayılır. Bu nedenle delillerin eksiksiz toplanması ve usulüne uygun biçimde dosyaya sunulması büyük önem taşır.

Harç ve Yargılama Giderleri

Sağ kalan eşin talepleri bakımından açılacak davalarda harç ve gider rejimi, davanın türüne göre değişir.

Mirasçılık belgesi alınmasına yönelik işlemler maktu harca tabidir. Buna karşılık tapu iptal ve tescil, muris muvazaası, tenkis ve katılma alacağı davalarında dava değeri esas alınarak nispi harç uygulanabilmektedir. Yargılama giderleri kalemleri arasında peşin harç ve başvuru harcı, tebligat masrafları, keşif ve bilirkişi ücretleri ile tanıklara ödenen giderler yer alır.

Yargılamanın sonunda kural olarak haksız çıkan taraf, hem yargılama giderlerinden hem de vekâlet ücretinden sorumlu tutulur.

Vekâlet Ücreti

Mahkemece hükmedilen karşı vekâlet ücreti, davada haksız çıkan taraftan alınarak haklı çıkan taraf lehine belirlenir. Dava konusunun para veya malvarlığı değeriyle ölçülebildiği uyuşmazlıklarda — muris muvazaası, tapu iptal ve tescil, tenkis ve katılma alacağı davalarında olduğu gibi — bu ücret nispi olarak hesaplanır.

Taraf ile vekili arasında imzalanan avukatlık sözleşmesinde kararlaştırılan ücret de çoğu zaman dava değeri üzerinden nispi biçimde belirlenmektedir. Ancak sözleşmeden doğan bu ücret ile mahkemenin hükmettiği karşı vekâlet ücreti hukuken birbirinden ayrı niteliktedir.

İstinaf ve Temyiz

Miras hukukundan doğan uyuşmazlıklarda verilen kararlar kural olarak üst derece denetimine açıktır. Muris muvazaası, tapu iptal ve tescil, tenkis, katılma alacağı ve terekeye ilişkin dosyalarda istinaf ve temyiz yollarına başvurulabilmektedir.

  • İstinaf: İlk derece mahkemesi kararının tebliğ edilmesinden itibaren 2 hafta içinde Bölge Adliye Mahkemesine başvurulması gerekir.
  • Temyiz: Bölge Adliye Mahkemesi kararlarına karşı, tebliğden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yoluna gidilebilir. Bu incelemenin yapılabilmesi kanunda öngörülen parasal sınır ve diğer yasal koşullara bağlıdır.

Not: Taşınmazın aynına ilişkin tapu iptal ve tescil gibi davalarda, mahkemece karar verilmiş olsa dahi kanun yolu süreçleri tamamlanıp karar kesinleşmedikçe tapuda tescil işlemi yapılamaz.

Sağ kalan eşin haklarına ilişkin dosyalarda sonucu belirleyen unsur, çoğu zaman hukuki nitelendirmenin doğru yapılmasıdır. Katılma alacağı ile miras payının ayrı hukuki temellere dayandığı gözden kaçırıldığında, eşin terekeden alacağı değer önemli ölçüde eksik hesaplanır. Aynı şekilde aile konutuna ilişkin taleplerin zamanında ve doğru dava içinde ileri sürülmemesi, sonradan telafisi güç sonuçlar doğurabilir.

Bu alandaki uyuşmazlıklar aile hukuku ile miras hukukunun kesiştiği noktada yer aldığından, farklı mahkemelerin görev alanına giren birden çok davanın eşgüdüm içinde yürütülmesi gerekebilir. Süreç planlaması yapılırken şu başlıkların öne alınması yerinde olur:

  • Terekedeki malvarlığı unsurlarının edinilmiş mal ve kişisel mal ayrımına göre baştan sınıflandırılması
  • Mal rejimi tasfiyesinin miras paylaşımından önce sonuçlandırılması ve tasfiye alacağının tereke borcu olarak ayrılması
  • Aile konutu ile ev eşyasına ilişkin özgüleme taleplerinin hangi dava içinde ileri sürüleceğinin belirlenmesi
  • Miras bırakanın sağlığındaki devir ve bağış işlemlerinin denkleştirme, tenkis ve muris muvazaası bakımından ayrı ayrı taranması
  • Taşınmaza ilişkin taleplerde yetki kuralının ve kesinleşme şartının süreç takvimine yansıtılması
  • Nispi harç doğuran taleplerde dava değerinin baştan doğru belirlenmesi

Independent Legal, aile ve miras hukuku kesişimindeki uyuşmazlıklarda mal rejiminin tasfiyesinden terekenin paylaşımına kadar sürecin tamamında danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Yasal Uyarı — Bu doküman yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. İçerik, hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik uygulama esas alınarak düzenlenmiştir; mevzuat değişiklikleri ve yargı kararları nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Somut olaya ilişkin karar almadan önce mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hemen Ara