Independent LegalIndependent Legal

Aile Hukuku

Aile Hukuku

Geliri Olan Eş Nafaka Talep Edebilir mi?

Nafakanın yalnızca hiç kazancı bulunmayan eşe bağlandığı düşüncesi uygulamada karşılık bulmaz. Düzenli geliri olan eşin tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakası bakımından durumunu, mahkemelerin başvurduğu ölçütleri ve nafakanın sona erdiği halleri ele alıyoruz.

Yayın 11 Ağustos 2026Uygulama Alanı Aile HukukuOkuma 9 dk

Boşanma, tarafların yalnızca duygusal dünyasını değil ekonomik dengelerini de yeniden kuran bir süreçtir ve bu sürecin en çok tartışılan başlığı nafakadır. Yaygın kanı, nafakanın sadece hiçbir kazancı bulunmayan eşe bağlandığı yönündedir; oysa uygulama bu kadar keskin değildir. Düzenli bir işte çalışan, maaş alan bir eşin de nafaka talebinde bulunması hukuken mümkündür.

Belirleyici soru şudur: eşin eline geçen gelir, onu geçim sıkıntısından kurtarmaya ve evlilik boyunca sürdürdüğü yaşam düzeyini korumaya yetiyor mu? Mahkemeler talebi incelerken kişinin çalışıp çalışmadığına değil, gelirin niteliğine ve yeterliliğine bakar. Ücret karşılığı çalışmak, tek başına nafaka hakkını ortadan kaldıran bir engel değildir.

Bu bilgi notunda nafakanın hukuki çerçevesini ortaya koyduktan sonra, geliri olan eşin tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakası bakımından konumunu ayrı ayrı inceliyor; ardından bağlanan nafakanın hangi gelişmelerle sona erdiğini ve yargı kararlarının bu konudaki yönünü değerlendiriyoruz.

Nafaka Kavramı ve Hukuki Çerçevesi

Ayrılık ya da boşanma gündeme geldiğinde taraflar arasındaki ekonomik dengesizliği gidermek ve mağduriyeti önlemek üzere öngörülmüş bir kurumdur nafaka. Türk hukukunda nafaka, geçimini sağlamakta zorlanan eşin veya çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla mahkeme kararıyla belirlenen bir ödeme olarak karşımıza çıkar. Bu ödemenin muhatabı her zaman hiç geliri bulunmayan taraf değildir; belirli koşullarda çalışan eş de talepte bulunabilir.

Kavramın Hukuki Tanımı

Nafakaya ilişkin düzenlemeler Türk Medeni Kanunu'nun başta 175. maddesi olmak üzere çeşitli hükümlerine dağılmıştır. Genel çerçevede nafaka, geçim güçlüğü içindeki kişi lehine mahkemece bağlanan mali destek biçiminde tanımlanır.

Nafakaya Hükmedilebilmesi İçin Aranan Koşullar

Hâkimin nafakaya karar verebilmesi için bir dizi ölçütü birlikte tartması gerekir. Uygulamada aranan başlıca koşullar şunlardır:

  • Talep edilen nafaka türünün kendi özel şartlarının gerçekleşmiş olması; sözgelimi yoksulluk nafakasında boşanmanın ardından ekonomik darlığa düşme koşulu aranır.
  • Nafakayı ödeyecek tarafın mali gücünün buna elverişli bulunması; yükümlünün ekonomik durumu da mahkemenin inceleme alanı içindedir.
  • Talepte bulunan tarafın ekonomik açıdan güçsüz konumda olması; bunun için tamamen gelirsiz olmak gerekmez, geçimini sağlamakta zorlanması yeterlidir.
  • Yoksulluk nafakası bakımından, talep eden eşin boşanmada karşı tarafa kıyasla daha ağır kusurlu olmaması.

Çalışan bir eşin nafakaya hak kazanıp kazanmadığı ise gelirinin düzeyi, evlilik içindeki yaşam standardı ve boşanmanın ekonomik yansımaları bir arada değerlendirilerek belirlenir.

Tedbir Nafakası Bakımından Çalışan Eşin Durumu

Boşanma davası görülürken tarafların ekonomik olarak açıkta kalmaması amacıyla mahkeme tedbir nafakasına hükmedebilir. Karar kesinleşinceye kadar evlilik hukuken ayakta olduğundan, eşlerin birbirini gözetme ve bakma yükümlülüğü de sürer. Tedbir nafakası, işte bu dönemde mali durumu zayıf olan tarafın korunması için verilen geçici nitelikte bir nafakadır.

Geliri bulunan bir eşin bu nafakadan yararlanıp yararlanamayacağı ise ayrıca ele alınması gereken bir sorudur. Aşağıda konuyu hukuki çerçevesiyle inceliyoruz.

Dava Süresince Sağlanan Geçici Mali Destek

Tedbir nafakası, boşanma veya ayrılık yargılaması devam ederken eşlerden biri ya da ortak çocuklar lehine geçici olarak bağlanır. Taraflardan böyle bir istem gelmemiş olsa dahi hâkim, ekonomik olarak sıkıntıda gördüğü eş için re'sen tedbir nafakasına karar verebilir.

Bu nafaka türünde kusur incelemesi yapılmaması dikkat çeken bir özelliktir. Yargılama sürerken tarafların kusur durumu henüz belirlenmediğinden, hangi eşin daha ağır kusurlu olduğu netleşmemiştir. Bu sebeple davada daha kusurlu konumda bulunan eşin dahi tedbir nafakası istemesinin önünde bir engel yoktur.

Tedbir nafakası boşanma hükmü kesinleşinceye kadar varlığını sürdürür; kesinleşmeyle birlikte yükümlülük ortadan kalkar.

Maaşı Olan Eşin Talebi Nasıl Karşılanır?

Yalnızca gelirsiz eşlerin tedbir nafakası alabileceği yönündeki yaygın düşünce hukuken doğru değildir. Nafakanın miktarı saptanırken tarafların malvarlıkları, aylık gelirleri ve giderleri bir bütün olarak incelenir.

Hâkim, talepte bulunan eşin bir işte çalışıp çalışmadığını ya da başka bir kazancının olup olmadığını elbette araştırır; ancak bu araştırmanın sonucu talebin kesin biçimde reddedilmesini gerektirmez. Belirleyici ölçüt, evlilik birliği içinde sürdürülen yaşam düzeyidir. Maaş alan bir eş, boşanma sürecinde bu düzeyi koruyamayacak durumdaysa nafakadan yararlanabilir.

Kısacası çalışmak, nafaka hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Asıl mesele, elde edilen gelirin evlilik boyunca alışılan standardı sürdürmeye yetip yetmediğidir. Gelir bu ölçütü karşılamıyorsa, çalışan eş de tedbir nafakası alabilir.

Yargıtay Uygulamasında Çalışan Eşin Tedbir Nafakası

Yüksek mahkeme kararları da çalışan eşin tedbir nafakasına hak kazanabileceğini açıkça ortaya koymaktadır:

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2018/2243 E., 2018/12795 K., 13.12.2018
"…Davacı eşin çalışıyor olması davalıyı tedbir nafakası yükümlülüğünden kurtarmaz. Halen evlilik birliği hukuken devam ettiğine göre, ayrı yaşamaya haksız olarak sebebiyet veren eş tedbiren nafaka vermekle yükümlüdür. Ancak, davacı eşin çalışması, hükmedilecek nafakanın miktarını tayinde dikkate alınmak zorundadır. Böylece "hakkaniyet" ilkesine uygun bir nafaka tespit edilebilir (TMK. Md. 4)…"

Karardan anlaşılacağı üzere Yargıtay, çalışıyor olmayı tedbir nafakasının önünde bir engel saymamakta; buna karşılık bu olgunun miktar belirlenirken hesaba katılmasını zorunlu görmektedir. Gözetilen amaç, talepte bulunan eşin evlilik süresince alıştığı yaşam seviyesinin dava boyunca da korunmasıdır.

Yoksulluk Nafakası Bakımından Çalışan Eşin Durumu

Boşanmanın ardından ekonomik olarak zorlanacak eşi korumak amacıyla yoksulluk nafakası öngörülmüştür. Kamuoyunda süresiz nafaka olarak da anılan bu tür, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan eşe, daha ağır kusurlu olmamak kaydıyla diğer eş tarafından ödenen mali bir destektir.

Yoksulluk Nafakasının Kapsamı ve Koşulları

Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesi uyarınca boşanmayla yoksulluğa düşecek eş, kusuru daha ağır olmamak şartıyla diğer eşten süresiz ya da belirli bir süreyle sınırlı yoksulluk nafakası isteyebilir.

Aile birliği boşanmayla sona erse bile tarafların ekonomik yıkım yaşamaması için getirilmiş bir kurumdur. Nafakaya hükmedilebilmesi için şu koşulların birlikte gerçekleşmesi beklenir:

  • Nafakanın mahkemeden açıkça istenmiş olması; hâkimin kendiliğinden hükmetme yetkisi bulunmaz.
  • Talepte bulunan eşin kusurunun karşı tarafınkinden ağır olmaması.
  • Bu eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olması.

Altı çizilmesi gereken nokta, yoksulluk nafakası için tamamen gelirsiz olma koşulunun aranmamasıdır. Kazancı bulunsa dahi boşanmanın ardından önceki yaşam düzeyine kıyasla ciddi bir ekonomik kayba uğrayacak eş de bu nafakayı talep edebilir.

Çalışıyor Olmak Talebe Engel mi?

Yoksulluk nafakasının yalnızca çalışmayan eşlere tanındığı düşüncesi Türk hukuku bakımından isabetli değildir. Değerlendirmede esas alınan ölçüt kişinin çalışıp çalışmadığı değil, elde ettiği gelirin onu yoksulluktan çıkarmaya yeterli olup olmadığıdır.

Mahkemeler bu noktada özellikle şu hususları tartar:

  • Boşanmanın ardından yaşam standardında belirgin bir gerileme olup olmayacağı
  • Talep eden eşin malvarlığının ve ekonomik gücünün yeterli sayılıp sayılamayacağı
  • Mevcut gelirin bu eşin geçimini karşılamaya elverişli olup olmadığı

Sözgelimi asgari ücretle çalışan biri hukuken geliri bulunan kişi sayılsa da, yargı kararlarında asgari ücretin tek başına yoksulluğu ortadan kaldırmaya yetmediği vurgulanmaktadır. Yargıtay içtihatları da çalışan eşlerin nafaka alabileceği yönündedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2017/5265 E., 2018/3602 K., 20.03.2018
"…ekonomik ve mali durum araştırmasına göre kadının asgari ücretli olarak çalıştığı ancak gelirinin kadını yoksulluktan kurtaracak düzeyde olmadığı, bu nedenle de kadın yararına yoksulluk nafakası verilmesinin uygun olduğunun karar gerekçesinde belirtilmesi karşısında, kadın yararına yoksulluk nafakası verilmesinin usul ve kanuna uygun olduğu…"
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/3-117, K. 2019/1153, 07.11.2019
"…Asgari ücret seviyesinde gelir elde edilmesi, yoksulluk nafakasına engel değildir. Ancak, bu durum nafaka miktarının tespitinde dikkate alınmalıdır."

Her iki karar da geliri bulunan eşin yoksulluk nafakasından yararlanabileceğini, gelir durumunun ise yalnızca miktarın saptanmasında rol oynadığını göstermektedir.

Hâkimin Yoksulluk Değerlendirmesinde Esas Aldığı Unsurlar

Talepte bulunan eşin yoksulluğa düşüp düşmeyeceği incelenirken hâkim şu başlıkları göz önünde tutar:

  • Kusur tablosu; talep eden eşin daha ağır kusurlu olmaması gerekir
  • Boşanmanın ekonomik yansımaları, özellikle yaşam standardındaki değişim
  • Eğitim düzeyi ve mesleki nitelikler üzerinden çalışma kapasitesi ile iş bulma imkânı
  • Maaş, kira geliri ve malvarlığı gibi unsurlarla şekillenen ekonomik bağımsızlık düzeyi

Bu ölçütleri değerlendiren hâkim, hakkaniyet ilkesine uygun bir miktar belirler. Eşin çalışıyor olması nafakanın bağlanmasını engellemez; yalnızca tutarı etkiler. Asgari ücretle çalışan bir eşin boşanma sonrasında yoksulluğa düşeceği anlaşılıyorsa, mahkeme bu tabloyu dikkate alarak uygun bir nafakaya hükmedebilir.

İştirak Nafakası ve Çalışan Ebeveyn

Boşanma, eşler arasındaki bağı sona erdirse de anne ve babanın çocuğa yönelik bakım ve gözetim yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Türk Medeni Kanunu uyarınca ebeveynler, çocuk ergin oluncaya kadar onun bütün ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğün doğal sonucu olarak, velayet kendisine verilmeyen ebeveynin çocuğun giderlerine katılması amacıyla iştirak nafakası ödemesi gerekir.

Velayeti üstlenen ebeveynin çalışıyor olması halinde iştirak nafakası isteyemeyeceği yönündeki kanı yerinde değildir. Zira bu nafakada ölçüt, velayet sahibinin ekonomik durumu değil çocuğun ihtiyaçlarıdır.

Dolayısıyla çalışan bir eş de, çocuğun masraflarına diğer ebeveynin katkı sunması için iştirak nafakası talep edebilir. Yargıtay'ın yerleşik uygulaması da bu yöndedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2019/4872 E., 2019/12356 K., 16.12.2019
"…Boşanma veya ayrılık halinde çocuk kendisine tevdii edilmemiş taraf, gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür (TMK m. 182). Ancak velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılması, mali gücü varsa söz konusu olur. Mahkemece kolluk marifetiyle yaptırılan ekonomik sosyal durum araştırmasında davacı kadının çalıştığı, düzenli bir gelirinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu husus gözetilmeden velayeti babaya bırakılan ortak çocuk için uygun miktarda iştirak nafakası takdiri gerekirken…"

Karar, velayeti elinde bulunduran ebeveynin gelir sahibi olmasının iştirak nafakasına hükmedilmesine engel oluşturmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır.

Nafakanın Kesilmesi ve Sona Ermesi

Boşanmanın ardından bağlanan nafakalar belirli bir hukuki çerçeve içinde varlığını sürdürür. Bununla birlikte bazı gelişmeler nafakanın kaldırılması veya sona ermesi sonucunu doğurabilir. Çalışan bir eşe bağlanan nafakanın hangi hallerde kesileceği, uygulamada sıkça gündeme gelen sorulardandır. Aşağıda hem kaldırma sebeplerini hem de başvuru yolunu ele alıyoruz.

Nafakanın Kaldırılmasına Yol Açan Sebepler

Nafakanın kesilmesi, Türk Medeni Kanunu'nda öngörülen belirli koşullara bağlanmıştır. Alacaklının gelir durumundaki değişim, yeniden evlenmesi ya da ekonomik bağımsızlığa kavuşması bu sonucu doğurabilir.

Türk Medeni Kanunu'nun 176. maddesine göre nafakanın kaldırılmasına yol açan haller şunlardır:

  • Nafaka alacaklısının hayatını kaybetmesi,
  • Nafaka yükümlüsünün mali gücünde kayda değer bir gerileme yaşanması,
  • Alacaklının yoksulluktan kurtulmuş olması,
  • Alacaklının evlilik dışı, ancak evliliğe benzer bir birliktelik sürdürmesi,
  • Alacaklının yeniden evlenmesi.

Bu hallerden biri gerçekleştiğinde, nafakanın sona erdirilmesi ya da kaldırılması amacıyla mahkemeye başvurulabilir.

Nafaka Türüne Göre Sona Erme Anı

Sona erme, nafakanın türüne göre farklı bir seyir izler:

  • Tedbir nafakası, boşanma hükmünün kesinleşmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.
  • Yoksulluk nafakası, alacaklı eşin yeniden evlenmesi veya yoksulluktan kurtulması halinde son bulur.
  • İştirak nafakası, çocuğun reşit olmasıyla sona erer; çocuk öğrenimini sürdürüyorsa 25 yaşına kadar devam edebilir.

Nafaka yükümlüsü, kendi ekonomik koşullarında ciddi bir bozulma yaşadığını ispatlayabilirse nafakanın indirilmesini ya da bütünüyle kaldırılmasını isteyebilir.

Yargı Kararlarında Kesilme Ölçütleri

Yargıtay içtihatları, nafakanın kesilmesi bakımından belirli ölçütler ortaya koymaktadır. Konuya ilişkin iki örnek karar şu şekildedir:

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2019/3745 E., 2020/1123 K., 23.01.2020
"…davacı kadın, yüksek maaşlı bir işe girdiği ve ekonomik durumunun iyileştiği sabit olduğundan, yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği…"
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2018/4912 E., 2019/8761 K., 20.06.2019
"…nafaka alacaklısı, fiilen bir başka kişiyle birlikte yaşamaya başlamış olup, ekonomik bağımsızlığını kazandığı tespit edilmiştir. Bu durumda, yoksulluk nafakasının kesilmesine karar verilmesi gerekir."

Söz konusu kararlar, alacaklının yoksulluktan kurtulması ya da evliliğe benzer bir ilişki içine girmesi halinde nafakanın kesileceğini göstermektedir.

Kaldırma Talebinin Mahkemeye Taşınması

Nafakanın kaldırılmasını isteyen yükümlünün, alacaklının mali durumunda değişiklik meydana geldiğini ve nafakanın artık gereksiz hale geldiğini kanıtlaması gerekir. Türk Medeni Kanunu uyarınca kaldırmayı gerektiren koşullar oluştuğunda yükümlü, alacaklının yerleşim yerindeki Aile Mahkemesine başvurarak nafakanın kaldırılmasını veya azaltılmasını talep edebilir.

Nafaka uyuşmazlıklarında sonucu belirleyen şey, tarafların çalışıp çalışmadığına ilişkin kaba bir tespit değil, gelir–gider dengesinin ve evlilik içindeki yaşam standardının belgelerle ortaya konulmasıdır. Bir maaş bordrosunun dosyaya girmiş olması tek başına aleyhe sonuç doğurmaz; asıl mesele, o gelirin yoksulluğu bertaraf edip etmediğinin somut verilerle gösterilmesidir.

Uygulamada dosyaların kaderi çoğu zaman ekonomik ve sosyal durum araştırmasının içeriğinde belirlenir. Bu nedenle taleplerin dava dilekçesinde eksiksiz kurgulanması ve delil listesinin baştan doğru oluşturulması önem taşır. Somut bir dosyada özellikle şu başlıklar öncelikli olarak gözden geçirilmelidir:

  • Talep edilen nafaka türünün doğru nitelendirilmesi ve her tür için ayrı ayrı istemde bulunulması
  • Evlilik süresince sürdürülen yaşam düzeyinin harcama kayıtları ve banka hareketleriyle somutlaştırılması
  • Kusur iddialarının, yoksulluk nafakası bakımından taşıdığı ağırlık dikkate alınarak delillendirilmesi
  • Çocuğun eğitim, sağlık ve bakım giderlerinin iştirak nafakası talebinde kalem kalem gösterilmesi
  • Nafakanın kaldırılması veya azaltılması davalarında değişikliğin sürekli ve ciddi nitelikte olduğunun ispatlanması
  • Boşanma kesinleştikten sonra açılacak talepler bakımından süre sınırlarının önceden hesaplanması

Independent Legal, aile hukukundan doğan uyuşmazlıklarda nafaka taleplerinin belirlenmesinden kararın icrasına ve sonraki uyarlama davalarına kadar sürecin tamamında danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Yasal Uyarı — Bu doküman yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. İçerik, hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik uygulama esas alınarak düzenlenmiştir; mevzuat değişiklikleri ve yargı kararları nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Somut olaya ilişkin karar almadan önce mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hemen Ara