Independent LegalIndependent Legal

Gayrimenkul Hukuku

Gayrimenkul Hukuku

Gereksinim Sebebiyle Kiracının Tahliyesi: TBK m. 350/1 Kapsamında Koşullar ve Yargılama

Kiraya verenin kendisi ya da yakın çevresi için doğan konut veya işyeri gereksinimi, kira ilişkisini sona erdiren kanuni sebeplerden biridir. Talebin dinlenebilmesi için aranan koşulları, hak düşürücü süreleri, ispat araçlarını ve tahliyeden sonra taşınmazın yeniden kiraya verilmesine getirilen sınırı ele alıyoruz.

Yayın 11 Ağustos 2026Uygulama Alanı Gayrimenkul HukukuOkuma 10 dk

Taşınmazını kiraya vermiş bir kişinin zaman içinde o taşınmaza yeniden gerek duyması, kira ilişkisinin sona erdirilmesi bakımından kanunun tanıdığı sebeplerden biridir. Gereksinim nedeniyle tahliye davası, kiraya veren sıfatını taşıyan kişinin ya da eşinin, çocuklarının, anne babasının veyahut kanunen bakmakla yükümlü bulunduğu kimselerin barınma ya da işletme gereksinimini karşılayabilmesi için kiracının kiralananı boşaltmasını sağlayan yola işaret eder.

Ne var ki dilekçede bir gereksinimden söz edilmesi, tek başına sonuç doğurmaz. Mahkeme önünde aranan tablo çok daha ağırdır: öne sürülen gereksinimin içten ve kaçınılmaz nitelik taşıması, davanın açıldığı anda halen sürüyor olması ve kiraya verenin bu gereksinimi giderebileceği başka bir taşınmaza sahip bulunmaması birlikte aranır. Bu ölçütlerden biri dahi karşılanmadığında talep reddedilmekte; kiraya veren hem zaman hem de dava hakkı bakımından kayıpla karşılaşabilmektedir.

Bu bilgi notunda düzenlemenin kanuni temelini, gereksinimi tahliye sebebi sayılan kişi çevresini, talebin maddi ve süreye ilişkin koşullarını, yargılamanın işleyişini, hükmün icra edilmesini ve tahliyenin ardından taşınmazın yeniden kiraya verilmesine getirilen sınırı uygulamadaki görünümleriyle ele alıyoruz.

Gereksinim Nedeniyle Tahliye Davası Ne Anlama Gelir?

Bu dava türü, kiralananın kiraya verenin kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu ya da kanundan doğan bakım yükümlülüğü altında bulunduğu kişiler bakımından konut veya işyeri olarak kullanılması zorunluluğu doğduğunda, kira ilişkisinin yargı kararıyla sona erdirilmesini ve taşınmazın boşaltılmasını hedefler.

Düzenlemenin dayanağı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan 350. maddenin ilk bendidir. Kanun koyucu, aranan koşulların bir arada gerçekleşmesi halinde kiraya verene sözleşmeyi sonlandırma ve kiralananın iadesini isteme yetkisi tanımıştır.

Hükmün lafzı şu şekildedir:

Türk Borçlar Kanunu m. 350/1
"Kiraya veren, kira sözleşmesini; kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi sürelerine uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir."

Kira hukukunda kiraya verene tanınan yetkiler arasında öne çıkan bu sebep, malikin taşınmazından bizzat yararlanma menfaatinin korunmasına hizmet etmektedir.

Kimlerin Gereksinimi Tahliye Talebine Dayanak Oluşturur?

Tahliye talebi yalnızca kiraya verenin şahsi gereksinimiyle sınırlı değildir; kanunun sınırlı biçimde saydığı bazı yakınların konut ya da işyeri gereksinimi de aynı sonucu doğurabilir. Buna karşılık söz konusu çevre genişletici yoruma elverişli değildir. Gereksinimin, metinde adı geçen kişilerden birine ait olması aranır.

Türk Borçlar Kanunu'nun 350. maddesi bu bakımdan kiraya verenin kendisini, eşini, altsoyunu, üstsoyunu ve kanunen bakmakla yükümlü bulunduğu kişileri esas almıştır. Bu çember dışında kalan hısımların veya üçüncü kişilerin gereksinimi, kural olarak tahliye sebebi sayılmaz.

Gereksinimi dava konusu edilebilecek kişiler şunlardır:

  • Altsoy kapsamında yer alan çocuklar
  • Üstsoy sayılan anne ile baba
  • Evlilik birliği içindeki eş
  • Kiraya verenin bizzat kendisi
  • Kanundan doğan bakım yükümlülüğünün muhatabı olan diğer kimseler

Kiraya verenin kardeşi, amcası, dayısı, kuzeni, gelini veya damadı gibi yakınları bakımından ise ilke olarak tahliye talebinde bulunulamaz. Bununla birlikte somut olayda bu kişilere yönelik kanuni bir bakım yükümlülüğünün varlığı ortaya konulabiliyorsa, gereksinimin dinlenip dinlenmeyeceği ayrıca tartışılabilir.

Dolayısıyla dava yoluna gidilmeden önce yapılması gereken ilk denetim, gereksinim sahibinin kanuni sayım içinde yer alıp almadığının belirlenmesidir. Bu belirleme atlandığında, kapsam dışı bir kişi adına ileri sürülen gereksinim iddiası davanın reddiyle sonuçlanmaktadır.

Talebin Kabulü İçin Aranan Koşullar

Tahliye kararı verilebilmesi, kiraya verenin gereksinim iddiasının kanunda öngörülen niteliklere sahip olmasına bağlıdır. Mahkemeler soyut bir beyanla yetinmemekte; dosyaya yansıyan verileri değerlendirerek aşağıdaki koşulların bir arada bulunup bulunmadığını denetlemektedir.

Gereksinimin Gerçek, Samimi ve Zorunlu Olması

İleri sürülen gereksinimin gerçek, samimi ve zorunlu nitelikte bulunması gerekir. Kiraya verenin taşınmazı kullanmayı arzu etmesi tek başına yeterli değildir; gereksinimin nesnel biçimde var olması ve yaşamın olağan akışı içinde makul bir zorunluluğa dayanması aranır. Mahkemeler bu noktada iddianın içtenliğini dosyanın somut verileriyle karşılaştırmakta ve talebin dürüstlük kuralıyla bağdaşıp bağdaşmadığını incelemektedir.

Gereksinimin Konut ya da İşyeri Kullanımına Yönelmesi

Dava konusu edilen gereksinim, kiralananın konut ya da işyeri olarak bizzat kullanılmasına dönük olmalıdır. Taşınmazın başka bir amaca tahsis edilmek istenmesi veya yalnızca yatırım kaygısıyla boşaltılmak istenmesi, kural olarak bu tahliye sebebini oluşturmaz. Bu nedenle iddia edilen gereksinimin kiralananın niteliğiyle örtüşmesi ve doğrudan bir kullanma zorunluluğuna dayanması önem taşır.

Gereksinimin Dava Tarihinde Sürüyor Olması

Öne sürülen gereksinimin dava açıldığı tarihte mevcut olması ve yargılama boyunca varlığını sürdürmesi zorunludur. Dava açıldıktan sonra ortadan kalkan ya da gerçekleşeceği belirsiz bir gereksinime dayanılarak tahliyeye hükmedilemez. Mahkemeler bu sebeple gereksinimin sürekliliğini ve ciddiyetini hem dava tarihi hem de karar anı itibarıyla ayrı ayrı ele almaktadır.

Aynı Amaca Elverişli Başka Bir Taşınmazın Bulunmaması

Kiraya verenin aynı amaçla değerlendirebileceği elverişli bir taşınmazı varsa, tahliye talebi reddedilebilir. Özellikle aynı şehirde ya da aynı bölgede gereksinimi giderebilecek nitelikte bir konut veya işyeri bulunması halinde mahkemeler, iddia edilen gereksinimin zorunluluk unsurunu taşıyıp taşımadığını ayrıca sorgulamaktadır. Bu itibarla talebin kabulü için, kiraya verenin elinde alternatif bir taşınmaz bulunup bulunmadığının somut biçimde ortaya konulması beklenir.

Dava Açma Süreleri

Süreler, bu dava türünde sonucu doğrudan belirleyen unsurların başında gelir. Kanunun öngördüğü zaman dilimi içinde dava açılmadığında, gereksinim gerçekten mevcut olsa dahi talep reddedilebilmektedir. Bu nedenle sürenin, sözleşmenin türüne göre isabetli biçimde hesaplanması gerekir.

Belirli Süreli Sözleşmelerde Dava Açma Süresi

Belirli süreli kira sözleşmelerinde dava, sözleşme süresinin dolmasından itibaren bir ay içinde açılmalıdır. Söz konusu süre hak düşürücü niteliktedir; süre kaçırıldığında aynı gereksinime dayanarak tahliye istenmesi mümkün olmayabilir.

Bununla birlikte kiraya veren, sürenin bitiminden önce kiracıya yazılı bir bildirim göndererek dava açma hakkını saklı tuttuğunu duyurmuşsa, bir aylık süre geçtikten sonra da dava yoluna başvurabilir. Uygulamada sözleşme süresi dolmadan ihtar çekilmesi ya da dava hakkının saklı tutulduğunun yazılı biçimde bildirilmesi, bu yönüyle ciddi bir hukuki güvence sağlamaktadır.

Belirsiz Süreli Sözleşmelerde Dava Açma Süresi

Belirsiz süreli sözleşmelerde ise dava açılabilmesi, kira ilişkisinin öncelikle kanundaki fesih dönemlerine ve fesih bildirim sürelerine uygun biçimde sonlandırılmasına bağlıdır. Kiraya veren, bildirim için öngörülen süreye riayet ederek sözleşmeyi sona erdirebilir ve fesih tarihinden itibaren bir ay içinde tahliye davasını açabilir.

Bu sözleşme tipinde hesaplama, belirli süreli sözleşmelere kıyasla daha teknik bir değerlendirmeyi gerektirir; fesih döneminin ve bildirim süresinin doğru saptanması uygulamada kritik önemdedir. Hatalı bir hesap, gereksinim haklı olsa bile davanın reddine yol açabilmektedir.

Davanın Açılması ve Yargılamanın İşleyişi

Gereksinime dayalı tahliye talebi, belirli usul kurallarının izlenmesini gerektirir. Arabuluculuk adımının tamamlanması, görev ve yetki kurallarının doğru uygulanması, iddianın elverişli delillerle desteklenmesi ve yargılamanın usule uygun yürütülmesi bu aşamada belirleyicidir. Usul kurallarındaki bir eksiklik, gereksinim yerinde olsa dahi davanın reddine ya da sürecin uzamasına neden olabilmektedir.

Arabuluculuk Adımı

Konut ve çatılı işyeri kiralarından doğan tahliye uyuşmazlıklarında dava yoluna gidilmeden önce arabulucuya başvurulması zorunludur. Kiraya verenin, gereksinim iddiasını mahkeme önüne taşımadan evvel bu süreci işletmesi ve görüşmelerin anlaşmazlıkla kapanması halinde dava açması beklenir.

Arabuluculuk aşaması atlanarak doğrudan dava açıldığında talep usulden reddedilebilmektedir. Bu yüzden başvurunun yapılması ve süreç sonunda düzenlenen son tutanağın dilekçe ekinde sunulması zorunludur.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Bu davalarda görev Sulh Hukuk Mahkemesine aittir. Uyuşmazlık kira sözleşmesinden kaynaklandığından, görev bakımından başka bir mahkemeye başvurulmasına imkân yoktur.

Yetki yönünden ise kural, kiralananın bulunduğu yer mahkemesidir. Taraflar kira sözleşmesine koydukları bir yetki kaydıyla başka bir yer mahkemesini de yetkili kılmış olabilirler. Dava öncesinde sözleşmedeki yetki hükmünün gözden geçirilmesi bu nedenle önem taşır.

Deliller ve İspat

Yargılamada, gereksinimin gerçek, samimi ve zorunlu olduğunun somut delillerle kanıtlanması gerekir. Dilekçeye eklenecek belgeler, sonucu doğrudan etkileyen unsurların başında gelmektedir.

Uygulamada bu davalarda en sık başvurulan deliller şunlardır:

  • Taraflar arasındaki kira sözleşmesi
  • Mülkiyeti gösteren tapu sicil kayıtları
  • Aile bağını ortaya koyan nüfus kayıt örneği
  • Yerleşim yerine ilişkin ikametgâh belgeleri
  • İşletme kurulacağını gösteren işyeri açılış planı ve evrakı
  • Bakım gereksinimini veya sağlık durumunu belgeleyen raporlar
  • Gereksinimin samimiyetine ilişkin tanık anlatımları

Mahkemeler iddiayı yalnızca beyana dayanarak değil, dosyaya sunulan bu tür somut verilerle desteklenip desteklenmediğine bakarak değerlendirmektedir.

İstinaf ve Temyiz

Bu davalarda verilen hükümler, kanuni koşulların varlığı halinde istinaf ve temyiz denetimine açıktır. Taraflar ilk derece kararına karşı, tebliğden itibaren işleyen yasal süre içinde Bölge Adliye Mahkemesine başvurabilir.

İstinaf sonucunda kurulan hüküm temyize elverişliyse, Yargıtay nezdinde inceleme istenebilir. Kanun yollarına gidilmesi hükmün kesinleşmesini geciktirdiğinden, tahliyenin fiilen gerçekleşeceği toplam süreyi de doğrudan etkilemektedir.

Tahliye Hükmünün İcra Yoluyla Gerçekleştirilmesi

Gereksinime dayalı tahliye kararının uygulanabilmesi için kesinleşmesi aranmaz. Gerekçeli karar yazıldıktan sonra kiraya veren icra dairesine başvurarak tahliyenin yerine getirilmesini isteyebilir.

İcra dairesince kiracıya tahliye emri tebliğ edilir; kiracı kendisine tanınan süre içinde taşınmazı boşaltmazsa tahliye zorla gerçekleştirilebilir. Süreci fiilen sonuçlandıran aşama budur.

Buna karşılık kiracının elinde de bir savunma imkânı vardır: tehiri icra talepli olarak istinaf yoluna başvurabilir. Kiracı, 3 aylık kira bedelini icra dosyasına teminat olarak yatırmak suretiyle icra hukuk mahkemesinden icranın geri bırakılmasını isteyebilir. Bu yönde bir karar verilmesi halinde tahliye süreci durur.

Tahliyeden Sonra Yeniden Kiraya Verme Yasağı ve Tazminat Sorumluluğu

Gereksinim iddiasıyla kiracının çıkarılması halinde, kiraya verenin aynı taşınmazı belirli bir zaman dilimi boyunca başkasına kiralaması kanunla sınırlandırılmıştır. Bu sınır, gereksinim gerekçesinin kötüye kullanılmasının önüne geçmeyi ve kiracıyı korumayı amaçlar. Tahliye kararı alan kiraya verenin sonraki dönemde taşınmazı ne şekilde kullanabileceği kanunda açıkça belirlenmiş olduğundan, bu çerçevenin dışına çıkılması hukuki sorumluluk doğurmaktadır.

Tahliye Sonrası Üç Yıllık Kiraya Verme Yasağı

Gereksinim gerekçesiyle boşaltılan taşınmaz, haklı bir sebep bulunmadıkça tahliye tarihinden itibaren üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiraya verilemez. Sürenin başlangıcı, kiracının taşınmazı fiilen terk ettiği andır.

Kanun koyucu bu kısıtlamayı, gereksinim iddiasının yalnızca kiracıdan kurtulma aracına dönüşmesini engellemek için öngörmüştür. Dolayısıyla kiraya verenin, tahliyenin ardından taşınmazı beyan ettiği amaca uygun biçimde kullanması ve yeniden kiralama konusunda kanuni süreyi gözetmesi gerekir.

Taşınmazın Başkasına Kiralanması Halinde Tazminat

Kiraya veren, gereksinim sebebine dayanarak kiralananı boşalttıktan sonra, haklı bir neden yoksa taşınmazı tahliye tarihinden itibaren üç yıl geçmedikçe eski kiracı dışındaki kişilere kiralayamaz.

Bu kurala aykırı davranıldığında, eski kiracı lehine son kira yılında ödenmiş bir yıllık kira bedelinden aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilir. Kanun burada asgari bir tutar belirlemiş olup, kiracının tahliye nedeniyle uğradığı zararın kapsamına göre daha yüksek bir tazminata karar verilmesi de mümkündür.

Yasağın İstisnası Sayılan Haklı Sebep Halleri

Kiraya veren taşınmazı haklı bir nedene dayanarak yeniden kiraya vermişse, üç yıllık süre dolmadan yapılan kiralama her durumda tazminat sorumluluğu doğurmayabilir. Haklı sebebin varlığı her dosyada mahkemece ayrıca takdir edilmektedir.

Uygulamada haklı sebep olarak kabul edilebilecek durumlara şu örnekler verilebilir:

  • Taşınmazın el değiştirmesi ya da kullanım amacının değişmesi
  • Tahliyeden sonra gereksinimin kendiliğinden ortadan kalkması
  • Sağlık sorunları veya mecburi bir yer değişikliği nedeniyle taşınmazdan yararlanılamaması
  • Önceden öngörülemeyen parasal ya da ailevi zorunlulukların ortaya çıkması

İlgili Başlıklar

  • Yeni Malikin İhtiyacı Nedeniyle Tahliye Davası: Şartları ve Dava Süreci (TBK m. 351)
  • Kiracının Tahliye Sebepleri ve Tahliye Davaları
  • Kiracının İcra Takibi Yoluyla Tahliyesi
  • Kiracı Aleyhine Tahliye Şartı Düzenleme Yasağı (TBK m. 354)
  • Kiracının Erken Tahliyeden Doğan Sorumluluğu

Gereksinime dayalı tahliye talepleri, hukuki dayanağı sade görünen ancak ispat yükü ağır olan dosyalardır. Uyuşmazlığın kaderini çoğu zaman maddi hukuk tartışması değil; bir aylık sürenin doğru hesaplanmış olması, arabuluculuk aşamasının usulüne uygun tamamlanması ve gereksinimin dosyaya belge düzeyinde yansıtılabilmesi belirler. Kiracı tarafında ise savunmanın ekseni genellikle gereksinimin samimi olmadığının veya kiraya verenin elinde aynı amaca hizmet edebilecek başka bir taşınmaz bulunduğunun ortaya konulmasıdır.

Tahliye kararının kesinleşmeden icra edilebilmesi kiraya veren lehine hızlı bir sonuç yaratsa da, tehiri icra imkânı ile üç yıllık kiralama yasağı bu avantajı dengeleyen iki mekanizmadır. Bu nedenle sürecin tahliyeyle bitmediği, tahliye sonrası dönemin de baştan planlanması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.

Somut bir dosyada yol haritası kurulurken öncelik verilmesi gereken başlıklar şunlardır:

  • Gereksinim sahibinin kanuni kişi çevresi içinde yer alıp almadığının baştan denetlenmesi
  • Sözleşme tipine göre bir aylık sürenin hesaplanması ve gerekiyorsa süre bitiminden önce ihtar gönderilerek dava hakkının saklı tutulması
  • Arabuluculuk son tutanağının dava şartı olarak dosyaya eksiksiz sunulması
  • Gereksinimin gerçekliğini gösteren belgelerin dava açılmadan önce derlenmesi
  • Kiraya veren adına kayıtlı diğer taşınmazların önceden gözden geçirilerek olası savunmaya hazırlık yapılması
  • Tahliye sonrasında taşınmazın kullanım biçiminin üç yıllık yasak ve tazminat riski dikkate alınarak planlanması

Independent Legal, konut ve çatılı işyeri kiralarından doğan uyuşmazlıklarda ihtar aşamasından tahliye hükmünün icrasına kadar sürecin tamamında danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Yasal Uyarı — Bu doküman yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. İçerik, hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik uygulama esas alınarak düzenlenmiştir; mevzuat değişiklikleri ve yargı kararları nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Somut olaya ilişkin karar almadan önce mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hemen Ara