İtirazın iptali davası, ilamsız takibe yöneltilen itirazın dayanaksız olduğunu ileri süren alacaklının, takibi yeniden yürür hale getirmek ve alacağını tahsil edebilmek için başvurduğu, eda niteliği taşıyan bir dava türüdür. Yolun dayanağı İİK m. 67'dir; itiraz nedeniyle duran takibin önünü açarken, alacağın gerçekten mevcut olup olmadığının ve tutarının mahkemece belirlenmesini de sağlar.
Kanun koyucu borçluyu korumak adına, ödeme emri eline ulaştıktan sonraki yedi gün içinde borca itiraz edip takibi durdurabilme imkânı tanımıştır. İtirazın kullanılması halinde alacaklının önünde tek bir seçenek kalır: takibin sürdürülebilmesi için kanunda gösterilen hukuki yollardan birine başvurmak.
Bu bilgi notunda davanın hangi hallerde gündeme geldiğini, itirazın kaldırılması yolundan hangi noktalarda ayrıldığını, tabi olduğu süreyi, ispat yükünün dağılımını, yargılamanın işleyişini ve verilen kararın takip dosyasına etkisini kanun hükümleri ve yerleşik yargı uygulaması ışığında ele alıyoruz.
İlamsız Takip ve Borçlunun İtirazı
İlamsız Takibin Niteliği
İlamsız icra, para ve teminat borcu alacaklarında herhangi bir mahkeme kararına dayanılmaksızın işletilebilen takip yoludur. İcra ve İflas Kanunu'nun 42. maddesi ve devamında düzenlenen bu yol, alacaklının takip talebini vermesi ile harç ve giderleri yatırması üzerine işlemeye başlar.
Bu takipte icra dairesi, alacaklıdan herhangi bir belge ya da delil istemeksizin ödeme emri düzenleyip borçluya tebliğ eder. Dayanak, alacaklının beyanından ibarettir. Sisteme sağlanan bu kolaylık, borçlu lehine tanınan itiraz mekanizmalarıyla dengelenmiştir.
İtiraz Hakkı ve Doğurduğu Sonuçlar
Borçlu, ödeme emrinin kendisine ulaşmasından itibaren 7 gün içinde, İİK m. 62 kapsamında borca, faize, ferilere ya da yetkiye itiraz edebilir. İtiraz, ödeme emrini çıkaran icra dairesine yazılı olarak sunulabileceği gibi tutanağa geçirilmek yoluyla da yapılabilir. Takibin dayanağı bir senetse imzaya itiraz da mümkündür.
Süresi içinde ileri sürülen itiraz takibi durdurur ve ilerlemesini engeller. Dolayısıyla alacaklının süreci devam ettirebilmesi için itirazın iptali davasını açması ya da koşulları varsa itirazın kaldırılması yoluna gitmesi gerekir.
Takip Dosyasına Etkisi
İtirazla birlikte takip durur ve kesinleşmez. Alacaklı tahsile devam etmek istiyorsa iki seçenekten biriyle karşı karşıyadır: itirazın iptali davası açıp alacağını ispatlamak ya da itirazın kaldırılmasını talep ederek itirazın geçersizliğini ortaya koymak.
Davanın Tanımı ve Hukuki Karakteri
İtirazın iptali davası, süresi içinde ileri sürülen bir itiraz yüzünden duraklayan ilamsız takibin mahkeme kararıyla yeniden yürütülmesini sağlamaya yönelik bir alacak davasıdır.
Davanın dayanağı İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesidir; işlevi, itirazı hükümsüz kıldırarak alacaklının takip yolunu yeniden açmaktır.
Yargılama genel hükümlere göre yürütüldüğünden Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümleri uygulanır. Dava biçim olarak bir takip hukuku işleminin, yani itirazın ortadan kaldırılmasını hedefler görünse de özü itibarıyla maddi hukuka dayanan bir alacak davasıdır.
Bu nitelendirmenin doğrudan sonucu şudur: alacaklı, hem itirazın haksızlığını hem de takibe konu alacağın gerçekten var olduğunu ispatlamak zorundadır. İspat aracı olarak yazılı belgeler kadar tanık, bilirkişi, yemin ve diğer delil türleri de kullanılabilir.
Davanın Açılabilmesi İçin Aranan Koşullar
Dava, belirli maddi ve usuli koşulların birlikte gerçekleşmesi halinde açılabilir. Amacı süresinde yapılmış bir itiraz nedeniyle duran takibin devamını sağlamak olduğundan, hem esasa ilişkin şartların hem de dava şartları ile sürelerin titizlikle denetlenmesi gerekir.
Esasa İlişkin Koşullar
- Usulüne uygun başlatılmış bir ilamsız takibin varlığı. Alacağın ilamsız icra yoluyla tahsili istenmiş ve takip usule uygun biçimde açılmış olmalıdır.
- Süresinde yapılmış geçerli bir itirazın bulunması. Borçlunun, ödeme emri kendisine tebliğ edildikten sonraki 7 gün içinde icra dairesine giderek borç, faiz ya da yetki yönünden geçerli bir itirazı ileri sürmüş olması aranır. Aksi halde takip kesinleşeceği için iptal davasına gerek kalmaz.
- Davacının hukuki yararının mevcut olması. Alacaklının dava yoluyla korumak istediği güncel ve meşru bir menfaati bulunmalıdır. Takip kesinleşmişse ya da alacak başka bir yoldan tahsil edilmişse, açılan dava hukuki yarar yokluğundan reddedilir.
Usule İlişkin Koşullar ve Süre
- Bir yıllık dava açma süresi (İİK m. 67). Alacaklının, itirazın kendisine tebliğ edildiği tarihten başlayarak en geç bir yıl içinde davayı açması gerekir; bu süre dolduktan sonra dava yoluna gidilemez.
- Zorunlu arabuluculuğun tamamlanmış olması. Alacak ticari, iş, kira veya tüketici ilişkisinden doğan bir para alacağıysa, dava açılmadan önce arabuluculuk sürecinin sonuçlandırılmış olması gerekir. Bu adım atlanırsa dava, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilir.
- Derdestlik ve kesin hüküm engelinin bulunmaması. Aynı taraflar arasında aynı alacağa ilişkin görülmekte olan başka bir dava (derdestlik) ya da aynı konuda daha önce verilip kesinleşmiş bir karar (kesin hüküm) bulunmamalıdır.
Deliller ve İspat Yükünün Dağılımı
Dava genel hükümlere tabi bir alacak davası olduğundan, delillerin ileri sürülmesi ve ispat yükünün paylaşımı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) çerçevesinde belirlenir.
İspat Yükü
Kural olarak ispat külfeti davacı konumundaki alacaklıdadır. Alacaklının, borçlunun itirazının yerinde olmadığını ve takibe konu alacağın varlığını hukuken geçerli delillerle ortaya koyması beklenir.
Borçlu ise savunmasını güçlendirmek üzere karşı delil sunabilir. Ancak borçlunun ispat yükümlülüğü, ancak alacaklının iddialarını çürütmeye yönelik savunmalar bakımından, örneğin ifa, takas veya zamanaşımı ileri sürüldüğünde doğar.
Başvurulabilecek Delil Türleri
Yargılamada kanunen geçerli her türlü delil kullanılabilir. Uygulamada en sık dayanılan delil türleri şunlardır:
- Yazılı belgeler: sözleşmeler, senetler, faturalar, irsaliyeler, tahsilat makbuzları ve benzeri evrak.
- Bilirkişi incelemesi: özellikle ticari alacaklarda hesap denetimi, cari hesap bakiyesinin tespiti ve sözleşme ilişkilerinin çözümlenmesi bakımından.
- Tanık anlatımı: yazılı delille ispat zorunluluğunun bulunmadığı hallerde.
- İkrar ve delil başlangıcı: tarafların beyanları ile karşı yanca açıkça kabul edilen hususlar.
- Keşif ve uzman görüşü: alacağın niteliğinin gerektirdiği durumlarda.
- Yemin: son çare olarak ve taraf beyanının doğruluğunu saptamak amacıyla.
Tazminat Sonuçları
Yargılama yalnızca takibin devam edip etmeyeceğine ilişkin bir sonuçla bitmez; tarafların icra sürecindeki tutumlarının dürüstlük kuralıyla bağdaşıp bağdaşmadığı da değerlendirilerek tazminata hükmedilmesi mümkündür. Bu yaptırım hem borçluya hem de alacaklıya yönelebilir.
Düzenlemenin amacı, dayanaksız bir itirazla veya gerçek dışı bir alacak iddiasıyla karşı tarafı gereksiz yere uğraştıran tarafı sorumlu tutmak ve bu tür davranışları caydırmaktır.
İcra İnkâr Tazminatı (İİK m. 67)
Borçlunun aslında borçlu olduğunu bildiği halde yalnızca takibi durdurmak amacıyla haksız yere itiraz ettiğini mahkeme önünde ortaya koyan alacaklı, icra inkâr tazminatı isteyebilir. Bu kalem, usulsüz itirazın alacaklıda yol açtığı zararı telafi etmeye yöneliktir.
Hükmedilebilmesi için üç koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir:
- İtirazın mahkemece haksız bulunması,
- Alacaklının davayı kazanmış olması,
- Tazminatın alacaklı tarafından açıkça talep edilmiş olması.
Koşullar sağlandığında mahkeme, takibe konu alacağın en az %20'si oranında icra inkâr tazminatına hükmeder.
Kötüniyet Tazminatı (İİK m. 67)
Gerçekte var olmayan ya da dayanağı bulunmayan bir alacak için kötü niyetle ilamsız takip başlatan alacaklının itirazın iptali istemi, haksız ve kötü niyetli bulunarak reddedilmişse, bu kez borçlu lehine kötüniyet tazminatı gündeme gelir.
Aranan koşullar şunlardır:
- Alacaklının açtığı davanın reddedilmiş olması,
- Alacaklının hem takip hem de yargılama aşamasında kötü niyetle hareket ettiğinin mahkemece saptanması; açıkça asılsız bir alacak ileri sürmesi ya da borçlu olmadığını bildiği kişiye takip yöneltmesi buna örnektir,
- Borçlunun tazminat talebini ileri sürmüş olması.
Kötüniyetin varlığı her uyuşmazlığın kendi koşulları içinde değerlendirilir ve tazminata hükmedilip hükmedilmeyeceği mahkemenin takdirindedir. Şartlar oluştuğunda mahkeme, alacaklıyı borçlu lehine tazminata mahkûm edebilir; bu kalem, takip konusu alacağın yüzde yirmisine kadar çıkabilir.
Kararın İcrası
Yargılama sonunda mahkeme davanın kabulüne, kısmen kabulüne veya reddine hükmedebilir. Kararın içeriği, hem takibin akıbeti hem de tarafların hakları bakımından farklı sonuçlar doğurur.
Dava değerine göre karar kesin nitelikte olabileceği gibi istinaf yolu açık olarak da verilebilir. Bununla birlikte itirazın iptali kararı, kesinleşmeden icra edilebilen mahkeme kararları arasında yer alır; icraya konulabilmesi için kesinleşmiş olması gerekmez.
Not: Bu kuralın istisnaları hakkında ayrıntı için Kesinleşmeden İcraya Konulamayacak Mahkeme Kararları başlıklı çalışmamız incelenebilir.
Alacaklı Bakımından Sonuçları
- Dava kabul edilirse alacaklı, yeniden tebligat yapılmasına gerek kalmaksızın doğrudan haciz talebinde bulunabilir.
- Buna karşılık mahkemece hükmedilen yargılama gideri, vekâlet ücreti ve icra inkâr tazminatı için borçluya, itiraza konu icra dosyası üzerinden ayrıca icra emri tebliğ edilmesi gerekir. Bu kalemlerin tahsili, icra emrinin tebliğinden itibaren işleyecek 7 günlük ödeme süresinin dolmasına bağlıdır.
- Dava kısmen kabul kısmen ret ile sonuçlanmışsa takip yalnızca kabul edilen tutar bakımından yürür; alacaklı bu kısım için haciz ve satış işlemlerini başlatabilir.
Not: Haciz aşamasına ilişkin ayrıntılı bilgi Haciz Nedir? başlıklı çalışmamızda yer almaktadır.
Borçlu Bakımından Sonuçları
- Davanın reddi halinde itiraz geçerliliğini korur ve ilamsız takip durmaya devam eder.
- Karar kesinleştiğinde icra dosyası kapatılır.
- Davalı konumundaki borçlu, davanın reddedilmesi ya da kısmen kabul edilmesi halinde kendi lehine hükmedilen yargılama giderlerini, vekâlet ücretini ve varsa kötüniyet tazminatını, alacaklıya karşı başlatacağı ayrı bir ilamlı takiple tahsil edebilir.
Dava Şartı Olarak Arabuluculuk
İtirazın iptali bir alacak davası olduğundan, belirli uyuşmazlık türlerinde zorunlu arabuluculuk dava şartı devreye girer. Alacak ticari ilişkiden, işçi-işveren ilişkisinden, kira ilişkisinden veya tüketici işleminden doğuyorsa, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması gerekir.
Bu kapsamda arabuluculuk şu alanlarda dava şartıdır:
- Ticari alacaklar bakımından TTK m. 5/A,
- İşçilik alacakları bakımından İş Mahkemeleri Kanunu m. 3,
- Tüketici alacakları bakımından TKHK m. 73/A,
- Kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıklar bakımından 6325 sayılı Kanun m. 18/B.
Süreç tamamlanmadan açılan davalar dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddedilir. Bu nedenle arabuluculuk zorunluluğunun bulunup bulunmadığı, alacağın hukuki niteliğine göre baştan belirlenmelidir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Hangi mahkemenin bakacağı, takibe konu alacağın kaynağına ve hukuki niteliğine göre değişir. Dava ilamsız takibe yöneltilen itiraz üzerine açıldığından, yargılamayı yürütecek merci alacağın türüne göre özel görevli bir mahkeme olabileceği gibi genel görevli mahkeme de olabilir.
Görev
Görev kamu düzenindendir ve mahkemece kendiliğinden gözetilir. Uygulamada en sık rastlanan ihtimaller şöyle özetlenebilir:
- Ticari alacağa dayanan takiplerde → Asliye Ticaret Mahkemesi
- Kira sözleşmesinden veya Kat Mülkiyeti Kanunu'ndan doğan alacaklara ilişkin takiplerde → Sulh Hukuk Mahkemesi
- İşçi-işveren ilişkisine dayanan takiplerde → İş Mahkemesi
- Özel görevli bir mahkemenin alanına girmeyen alacaklarda → Asliye Hukuk Mahkemesi
- Tüketici işleminden doğan takiplerde → Tüketici Mahkemesi
- Nafaka borcuna dayanan takip gibi istisnai hallerde → Aile Mahkemesi
görevli olabilir.
Yetki
Yetki kural olarak kamu düzeninden sayılmaz. Bu nedenle ne mahkeme ne de icra dairesi yetkiyi kendiliğinden inceleyebilir; itirazın taraflarca ileri sürülmesi gerekir. Bununla birlikte iş hukuku gibi bazı özel alanlarda yetki kamu düzenine ilişkin kabul edildiğinden mahkemece resen denetlenir.
Genel kurala göre yetkili mahkeme borçlunun yerleşim yeri mahkemesidir (HMK m. 6 ve İİK m. 50).
Uygulamada yetki tartışması çoğu zaman şu soruda düğümlenir:
Takip aşamasında yetki itirazı ileri sürmemiş bir borçlu, açılan davada mahkemenin yetkisine itiraz edebilir mi?
Kanunda bu hususu doğrudan düzenleyen bir hüküm bulunmamakla birlikte, Yargıtay'ın yerleşik uygulaması borçlunun takipte yetki itirazı ileri sürmemiş olsa dahi davada mahkemenin yetkisine itiraz edebileceği yönündedir. Dolayısıyla yetki konusu dava aşamasında yeniden tartışmaya açılabilir.
Karara Karşı Kanun Yolları
Yargılama sonunda kurulan hüküm, tıpkı öteki hukuk davalarında olduğu üzere kanun yollarına açıktır. Kararın istinaf ya da temyiz incelemesine götürülüp götürülemeyeceği ise dava değerine ve kararın niteliğine göre belirlenir.
İstinaf ve Temyiz
- İstinaf: Taraflar, 2025 yılı bakımından 50.000 TL olarak belirlenen dava değeri eşiğinin aşıldığı hallerde Bölge Adliye Mahkemesine başvurabilir; bu eşiğin güncel Yargıtay kararları ve yasal düzenlemeler doğrultusunda yenilenmesi gerekir. Başvuru süresi, kararın tebliğini izleyen 2 haftadır.
Not: Konuya ilişkin ayrıntılar için Hukuk Davalarında İstinaf Kanun Yolu başlıklı çalışmamız incelenebilir.
- Temyiz: Bölge adliye mahkemesince verilen karara karşı bu yola ancak temyiz eşiğini aşan dosyalarda gidilebilir. Söz konusu eşik 2025 yılı bakımından yaklaşık 682.000 TL olup, Hazine ve Maliye Bakanlığı bu tutarı her yıl yeniler. Burada da süre, istinaf kararının tebliğini izleyen 2 haftadır.
Not: Konuya ilişkin ayrıntılar için Hukuk Davalarında Temyiz Kanun Yolu başlıklı çalışmamız incelenebilir.
Kesinlik Sınırının Pratik Yansımaları
Kesinleşen karar, ilamlı takibin ya da mevcut icranın sürdürülmesinin dayanağını oluşturur.
Karar kesin nitelikteyse taraflar bakımından bağlayıcı hale gelir ve aynı konuda yeniden dava açılamaz.
Kesin hüküm yalnızca borcun mevcudiyetini değil, itirazın haksızlığını ve yürütülen takip işlemlerinin yerindeliğini de ortaya koyar. Bu nedenle aynı alacak için ikinci bir itirazın iptali davası açılması mümkün değildir.
Independent Legal Değerlendirmesi
İtirazın iptali davası, alacaklı açısından takibin önünü açan güçlü bir araç olmakla birlikte ciddi bir üstlenme gerektirir; zira dava, takip hukukuna ilişkin bir talep gibi görünse de mahkeme alacağın varlığını esastan inceler. Bu nedenle dosyanın kurgusu, baştan bir alacak davası gibi yapılandırılmalıdır. Aksi halde alacaklı yalnızca davayı kaybetmekle kalmaz, kötüniyet tazminatıyla da karşılaşabilir.
Uygulamada en çok kaybedilen nokta ise davanın esası değil, önündeki eşiklerdir. Bir yıllık süre ile arabuluculuk dava şartı, kendi başlarına sonucu belirleyebilecek niteliktedir. Somut bir dosyada şu başlıklara öncelik verilmesini öneriyoruz:
- İtirazın alacaklıya tebliğ tarihinin belgelenmesi ve bir yıllık sürenin takvime bağlanması
- Alacağın kaynağına göre zorunlu arabuluculuk kapsamına girip girmediğinin baştan tespiti
- İcra inkâr tazminatının dava dilekçesinde açıkça talep edilmesi
- Alacağı ispata elverişli belgelerin, takip başlatılmadan önce eksiksiz derlenmesi
- Görevli mahkemenin alacağın niteliğine göre doğru belirlenmesi; görevin resen gözetildiğinin dikkate alınması
- Yetki itirazının dava aşamasında yeniden gündeme gelebileceğinin öngörülmesi
Independent Legal, ticari ve diğer para alacaklarının tahsilinde takip aşamasından itirazın iptali davasının yürütülmesine ve hükmün icrasına kadar tüm aşamalarda danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

