Evlilik, toplumsal düzenin temelini oluşturan kurumların başında gelir ve bu niteliğiyle hem sosyal hem hukuki bir boyut taşır. Türk hukuk düzeninde bir birlikteliğin evlilik sayılabilmesi, resmi nikâhın kıyılmasına bağlanmıştır. Buna karşılık inanç gereği kıyılan imam nikahı, toplumda hâlâ yaygın biçimde uygulanmaktadır. Bu noktada iki soru öne çıkar: dini nikâhın hukuk düzeni içindeki karşılığı nedir ve resmi nikâh olmaksızın yapılan bir dini tören herhangi bir hukuki sonuç doğurur mu?
Türk Medeni Kanunu, bir evliliğin hukuken varlık kazanabilmesi için yetkili makam önünde tören yapılmasını zorunlu tutar. Resmi nikâh olmadan yalnızca dini törenle kurulan birliktelikler, hukuk düzeni bakımından evlilik olarak nitelendirilmez. Bu nitelendirme, mirasçılık, mal rejimi ve çocukların hukuki konumu gibi pek çok başlıkta tarafların hak kaybına uğramasına yol açabilmektedir.
Aşağıda; imam nikâhının hukuk karşısındaki durumunu, resmi tören yapılmaksızın kurulan birlikteliğin doğurabileceği sonuçları ve bu alanda mevzuatta yapılan düzenlemeleri ayrıntılı biçimde inceliyoruz.
Dini Nikah (İmam Nikahı) Nedir?
Halk arasında imam nikâhı olarak anılan dini nikâh, evlenmek isteyen kişilerin inançlarının gereği olarak bir din görevlisinin huzurunda ve en az iki tanık eşliğinde yaptıkları törendir. Bu uygulama günlük hayatta ne kadar yaygın olursa olsun, Türk Medeni Kanunu (TMK) bir birlikteliğin hukuken evlilik sayılabilmesini ve resmiyet kazanmasını, yetkili evlendirme memurunun katıldığı resmi törenin yapılmasına bağlamıştır. Resmi nikâhın bulunmadığı hâllerde taraflar arasında aile hukuku hükümlerinin uygulanması söz konusu olmaz.
Bu konuda geniş bir kesimin hatalı bir kanıya sahip olması, dini nikâhla birlikte yaşayan kişilerin karşılıklı hak ve borçlarının belirlenmesinde ciddi mağduriyetler doğurabilmektedir. Bu nedenle konunun hukuki çerçevesinin netleştirilmesinde yarar bulunmaktadır.
Türk Hukukunda Resmi Nikah ve Şartları
Medeni Kanun Çerçevesinde Evlenme Töreni
Resmi nikâh diye bilinen tören, kanunun aradığı şekil kurallarına uygun biçimde yapılan ve sonunda evliliğin belgelendirilmesi amacıyla aile cüzdanının düzenlendiği işlemdir. Bu işleme ilişkin yasal çerçeve ve şekil şartları Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenmiştir.
TMK m. 141 ve devamındaki hükümler uyarınca tören; evlendirme dairesinde, ayırt etme gücüne sahip iki ergin tanık ile yetkili evlendirme memurunun huzurunda ve aleni biçimde yapılır. Memur, taraflara birbirleriyle evlenmek isteyip istemediklerini sorar; her ikisinin de sözlü olarak olumlu yanıt vermesiyle evlilik birliği kurulmuş olur. Şekil şartlarına uyularak tamamlanan törenin ardından evlendirme memuru eşlere aile cüzdanını teslim eder. Aile cüzdanı, evliliğin kurulduğunu ortaya koyan ve ispatına hizmet eden resmi bir belgedir.
Resmi Nikahın Hukuki Sonuçları
Taraflar tören sırasında evlenme yönündeki iradelerini sözlü ve açık biçimde ortaya koyduklarında evlilik hukuken kurulur ve sonuç doğurmaya başlar. Bu andan itibaren eşler arasında sadakat borcu, birliğin yönetimi ve ailenin geçiminin sağlanması gibi konularda karşılıklı hak ve yükümlülükler ortaya çıkar. Resmi tören; velayet, yasal mal rejimi, mirasçılık ve boşanma hâlinde doğacak sonuçlar bakımından eşlere önemli bir hukuki güvence sağlar.
İmam Nikahının Hukuki Sonuçları
Yalnızca dini tören yapılarak kurulan birliktelikler hukuken geçerli bir evlilik meydana getirmez. Taraflar kanun önünde eş sıfatını taşımadıklarından, birbirlerine karşı evlilik birliğinden ve aile hukukundan kaynaklanan borçlar altına girmezler; buna karşılık resmi nikâhın tanıdığı güvencelerden de yararlanamazlar. Bu sebeple iki kurumun doğurduğu sonuçların birbirinden ayrı biçimde değerlendirilmesi gerekir. İmam nikahlı kadının hakları ve hukuki durumu da bu ayrım üzerinden ele alınmalıdır.
İmam Nikahlı Eşten Doğan Çocuğun Velayeti
İmam nikâhıyla kurulan birliktelikler hukuken evlilik sayılmadığından, velayet bakımından Türk Medeni Kanunu'nun evlilik dışında dünyaya gelen çocuklara ilişkin hükümleri devreye girer. TMK m. 337 gereğince, birlik dışında dünyaya gelen çocuk bakımından velayet kural olarak anneye tanınmıştır; babanın böyle bir çocuk üzerinde velayet hakkı kendiliğinden doğmaz.
Ayrılık Halinde Nafaka ve Tazminat Talepleri
Nafaka
Dini nikâhla kurulan birliktelik hukuken evlilik olarak tanınmadığı için, ayrılık hâlinde ekonomik açıdan zorluğa düşen tarafın yoksulluk nafakası istemesi mümkün değildir. Buna karşılık müşterek çocuğun bakımını fiilen üstlenen taraf, çocuğun bakım ve eğitim masraflarının karşılanması amacıyla anneden ya da soybağı kurulmuşsa babadan iştirak nafakası talep edebilir.
Tazminat
Dini nikâha dayanan birlikteliklerde, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin ihlali gerekçe gösterilerek manevi tazminat istenemez. Bununla birlikte bazı hâllerde genel hükümler çerçevesinde, haksız fiil sorumluluğuna dayalı bir tazminat talebi gündeme gelebilir:
Türk Borçlar Kanunu m. 49
"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür."
Bu hüküm uyarınca, dini nikâhlı eşin hukuka aykırı bir davranışla verdiği zararlar ya da ahlaka aykırı bir fiille bilerek yol açtığı zararlar tazminat isteminin dayanağını oluşturabilir. Ne var ki böyle bir talebin kanuni koşulları taşıyıp taşımadığı her uyuşmazlıkta ayrıca ve somut veriler üzerinden incelenir. Koşullar gerçekleşmemişse mahkeme istemin reddine hükmeder.
İmam Nikahlı Eşin Miras Hakkı
Dini nikâha dayalı birlikteliklerde taraflardan biri hayatını kaybettiğinde, geride kalanın kendiliğinden yasal mirasçı sıfatı kazanması söz konusu değildir. Ancak vefat eden kişi sağlığında vasiyetname düzenlemiş veya miras sözleşmesi yaparak diğerini mirasçı olarak atamışsa, hayatta kalan taraf atanmış mirasçı konumuna gelebilir.
Öte yandan resmi tören yapılmamış olsa dahi müşterek çocukların anneye, soybağının kurulması hâlinde de babaya altsoy sıfatıyla yasal mirasçı olmaları mümkündür.
Resmi Nikah Olmadan Dini Nikah Kıyılabilir mi?
Evliliğe ilişkin kurallar Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenmiştir. TMK m. 143'te yer alan hüküm, dini törenin ancak resmi nikâhtan sonra yapılabileceğini açıkça ortaya koyar:
Türk Medeni Kanunu m. 143
"Aile cüzdanı gösterilmeden evlenmenin dinî töreni yapılamaz."
Dini Nikah Kıymak Suç Mu?
Resmi tören yapılmaksızın yalnızca dini nikâh kıyılması, 27.05.2015 tarihine kadar Türk Ceza Kanunu'nun 230. maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları kapsamında suç olarak düzenlenmişti. Anayasa Mahkemesi 27.05.2015 tarihli kararında, söz konusu düzenlemenin özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile din ve vicdan özgürlüğünü zedelediği sonucuna vararak anılan fıkraları iptal etmiştir.
Bu itibarla yürürlükteki mevzuat bakımından, resmi nikâh yapılmaksızın yalnızca dini nikâh kıyılması herhangi bir cezai yaptırıma bağlanmış değildir.
Türk Ceza Kanunu'nda Dini Nikahın Yeri
Ceza mevzuatında dini nikâh kıyılmasına özgü bir yaptırım öngörülmemiştir. Buna karşılık TCK m. 233/2 kapsamına giren bazı durumlarda cezai sorumluluk doğabilir:
Türk Ceza Kanunu m. 233/2
"Hamile olduğunu bildiği eşini veya sürekli birlikte yaşadığı ve kendisinden gebe kalmış bulunduğunu bildiği evli olmayan bir kadını çaresiz durumda terk eden kimseye, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir."
Sözgelimi aralarında yalnızca dini tören bulunan bir birliktelikte erkeğin, hamile olduğunu bildiği birlikte yaşadığı kadını çaresiz durumda bırakarak terk etmesi hâlinde bu hüküm uygulama alanı bulur. Böyle bir olayda cezai sorumluluğun yanında imam nikahlı eşin tazminat hakkı da tartışma konusu hâline gelebilir.
Dini Nikah ile Resmi Nikah Arasındaki Farklar
Resmi tören yapılmaksızın yalnızca dini nikâh kıyıldığında taraflar hukuk düzeni önünde eş sıfatını kazanamaz. Bunun doğrudan sonucu, evlilik birliğinden kaynaklanan yasal haklardan yararlanılamaması ve kanuni yükümlülüklerin karşı taraftan istenememesidir.
Farklılık; mal rejimi, nafaka ve tazminat talepleri, müşterek çocuğun velayeti ile soybağının kurulması, boşanma ve ayrılık kurumları ve miras hakkına ilişkin düzenlemelerin uygulama alanı bulamamasında somutlaşır.
Hukuki Bağlayıcılık Farkı
Dini nikâh, kişilerin inançları bakımından manevi bir anlam taşısa da tek başına bağlayıcı bir hukuki sonuç doğurmaz. Birlikteliğin hukuk düzenince tanınması ve tarafların yasal güvencelerden yararlanabilmesi, resmi nikâhın kıyılmış olmasına bağlıdır.
Toplumsal Algı ve Sonuçları
Kamuoyunda, dini törenin kanuni haklardan yararlanmak bakımından yeterli sayıldığına dair yerleşmiş bir yanılgı bulunmaktadır. Bu hatalı kabul, özellikle birlikteliğin sona erdiği aşamada tarafların kanuni haklardan yoksun kalmasına ve çeşitli mağduriyetlere yol açmaktadır. Hukuki korumanın sağlanabilmesi için dini törenin yanı sıra resmi nikâhın da yapılması bu bakımdan büyük önem taşır.
Müftülüklere Resmi Nikah Kıyma Yetkisinin Verilmesi
Düzenlemenin Yasal Dayanağı
19 Kasım 2017 tarihli değişiklikle, Nüfus Hizmetleri Kanunu'nda evlendirme yetkisini gösteren 22/2 hükmüne "il ve ilçe müftülüklerine" ibaresi girmiştir. Böylece İçişleri Bakanlığı'nın müftülüklere evlendirme memurluğu görev ve yetkisi vermesinin önü açılmıştır.
Kanundaki değişikliği takiben İçişleri Bakanlığı'nca Evlendirme Yönetmeliği'nde 28 Kasım 2017 tarihinde yapılan değişiklik ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 1 Şubat 2018 tarihli "Resmi Nikah Yetkisi Hakkında Genelge" başlıklı düzenlemesi ile müftülerin resmi nikâh sırasında dini ritüelleri de yerine getirebilmesinin hukuki zemini oluşturulmuştur.
Müftülerin Resmi Nikah Kıymasının Etkileri
Bu düzenlemelerle, dini hassasiyetleri nedeniyle imam nikâhını yeterli gören çiftlerin dini ritüellerle birlikte resmi nikâha yönlendirilmesi amaçlanmıştır. Böylece kurulan birliktelik hukuki zemine taşınmakta ve taraflar yasal haklara kavuşmaktadır.
Independent Legal Değerlendirmesi
Uygulamada karşılaşılan uyuşmazlıkların önemli bir bölümü, dini nikâhın hukuki bir statü doğurduğu varsayımından kaynaklanmaktadır. Oysa birliktelik ne kadar uzun sürmüş olursa olsun, resmi tören yapılmadıkça taraflar arasında eşlik ilişkisine bağlanan hiçbir sonuç doğmaz. Bu tabloda hak arayışı, aile hukuku hükümleri yerine soybağı, haksız fiil ve genel borç ilişkileri üzerinden yürütülmek zorunda kalır; bu da ispat yükünü ağırlaştırır.
Bu nedenle dini nikâhla kurulan birlikteliklerde hukuki durumun önceden değerlendirilmesi önem taşır. Somut bir olayda öncelikli olarak şu başlıklar gözden geçirilmelidir:
- çocuk varsa soybağının tanıma veya babalık davası yoluyla kurulup kurulmadığının belirlenmesi,
- velayet ve iştirak nafakası taleplerinin evlilik dışı doğan çocuklara ilişkin hükümler çerçevesinde kurgulanması,
- yoksulluk nafakası ve manevi tazminat gibi taleplerin dayanaksız kalacağının baştan öngörülmesi,
- genel hükümlere dayalı tazminat imkânının haksız fiil koşulları bakımından ayrıca incelenmesi,
- ölüm hâlinde mirasçılık iddiasının vasiyetname veya miras sözleşmesi bulunup bulunmadığına göre değerlendirilmesi.
Independent Legal, aile hukuku alanındaki uyuşmazlıklarda soybağı, nafaka, tazminat ve mirasa ilişkin süreçlerin tamamında danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

