Independent LegalIndependent Legal

Gayrimenkul Hukuku

Gayrimenkul Hukuku

İnanç Sözleşmesinin İhlali Halinde Tapu İptali ve Tescil Talebi

Bir taşınmazın güvene dayalı biçimde geçici olarak başkası adına tescil edilmesi, tapudaki görünümle tarafların gerçek iradesini birbirinden ayırır. İade borcunun yerine getirilmediği hallerde açılacak tapu iptali ve tescil davasının ispat rejimini, taraflarını, süre boyutunu ve sonuçlarını inceliyoruz.

Yayın 11 Ağustos 2026Uygulama Alanı Gayrimenkul HukukuOkuma 13 dk

Bir taşınmazın, taraflar arasındaki güvene dayanılarak ve önceden belirlenmiş bir amaç doğrultusunda geçici biçimde başkasının adına tescil edilmesine inançlı işlem denir. Dışarıdan bakıldığında ortada tam bir mülkiyet nakli görünür; oysa taraflar, kararlaştırılan koşullar oluştuğunda taşınmazın geri verileceği konusunda anlaşmıştır. Uygulamada asıl sorun, bu güvenin sarsıldığı anda başlar.

Güvene aykırılık genellikle üç görünümde karşımıza çıkar: taşınmazın iade edilmemesi, üçüncü kişilere aktarılması ya da inanç sözleşmesinin çizdiği sınırların dışında kullanılması. Böyle bir tabloda mülkiyeti nakleden kişi ya da onun mirasçıları, tapu kaydının iptalini ve taşınmazın kendi adlarına tescilini mahkemeden isteyebilir.

Aşağıda inançlı işlemin hukuki karakterini, hangi hallerde gündeme geldiğini, ihlalin nasıl ispatlanacağını, yargılamanın işleyişini ve verilecek hükmün doğurduğu sonuçları bütünlüklü biçimde ele alıyoruz.

İnançlı İşlem Kavramı ve Hukuki Niteliği

İnançlı işlem, bir kimsenin taşınmazını belirli bir amaca hizmet etmesi için güvendiği başka bir kişiye devretmesi ve devralanın da kararlaştırılan koşullar oluştuğunda bu taşınmazı iade etme borcu altına girmesiyle kurulan hukuki ilişkidir. Görünürde mülkiyet el değiştirmiş olsa da, taraflar arasındaki anlaşma devralanın hak alanını belirli bir amaçla sınırlar; ortada sınırsız ve serbestçe kullanılabilecek bir tasarruf yetkisi yoktur.

Türk hukukunda bu ilişkiye ilişkin özel bir sözleşme tipi kanunda düzenlenmemiştir. Buna karşın inançlı işlem, hem doktrinde hem de istikrar kazanmış Yargıtay kararlarında tanınan bir hukuki kurumdur. İlişkinin ağırlık merkezi ayni bir hak devrinden çok borçlandırıcı nitelik taşır: inanılan, taşınmazı sözleşmenin belirlediği çerçevede kullanmak ve koşullar gerçekleştiğinde geri vermekle yükümlüdür.

Bu yapı nedeniyle sicilde malik görünen kişinin hukuki konumu ile tarafların gerçekte istediği sonuç her zaman aynı noktada buluşmaz. Uyuşmazlık çıktığında mahkemenin esas alacağı ölçüt, tapu kaydının dış görünüşü değil, taraflar arasında bir inanç ilişkisinin kurulup kurulmadığı ve bu ilişkinin sınırlarının ne olduğudur.

Uygulamada İnançlı İşlemin Görünüm Biçimleri

İnançlı işlemler, bir hakkın belli bir amacın gerçekleştirilmesi için güvenilen kişiye aktarıldığı ve amaç gerçekleştiğinde iade borcu doğuran ilişkilerdir. Bu ilişkiler uygulamada başlıca üç biçimde ortaya çıkmaktadır.

Emanet Niteliğindeki Geçici Devirler

Burada taşınmaz, taraflar arasındaki güven ilişkisi gereği geçici olarak bir başkasının adına tescil edilir. Tapuda malik olarak inanılan görünür; ancak bu kişi, mülkiyetten doğan yetkileri inananın yönlendirmesi doğrultusunda ve belirlenmiş amaçla sınırlı biçimde kullanmak zorundadır.

Borcu Güvence Altına Almaya Yönelik Devirler

Uygulamada en çok rastlanan tür budur. Borçlu, alacaklısına olan borcunu teminat altına almak için taşınmazını onun adına tescil ettirir. Resmî kayıtlarda işlem çoğunlukla satış görünümündedir; oysa tarafların istediği sonuç mülkiyetin nihai olarak el değiştirmesi değil, borç ödendiğinde taşınmazın geri verilmesidir. İfa gerçekleştiğinde geri devir talep edilebilir hale gelir.

Yönetim ve Temsil Amaçlı Devirler

Taşınmazın işletilmesi, kiraya verilmesi ya da belirli bir projenin yürütülebilmesi için mülkiyetin güvenilen bir kişiye aktarıldığı hallerdir. Amaç mülkiyetin kalıcı biçimde nakledilmesi değil, taşınmaza ilişkin işlemlerin inanan hesabına yürütülmesini kolaylaştırmaktır.

İnanç İlişkisi Hangi Davranışlarla İhlal Edilir?

İnançlı işlemde kurulan hukuki bağ, inanılanın taşınmazı belirlenen amaç doğrultusunda kullanmasını ve amaç gerçekleştiğinde inanana geri vermesini gerektiren bir borç ilişkisidir. İnanılan, dış görünüşte malik sıfatını taşısa da bu sıfatın sağladığı yetkileri yalnızca inanç sözleşmesinin çizdiği sınırlar içinde kullanabilir.

Bu sınırların aşılması, inançlı işleme aykırılık sonucunu doğurur. Aykırılığın en sık görülen biçimleri iadeden kaçınma, taşınmazın üçüncü kişilere aktarılması veya anlaşmaya uymayan tasarruflarda bulunulmasıdır. Sicildeki kaydın, tarafların gerçekte kurmak istediği ilişkiyi yansıtmadığı iddiası da işte bu ihlallerden doğar ve açılacak tapu iptali ile tescil davasının temelini oluşturur.

Taşınmaz Üzerinde Tasarruf İşlemi Yapılması

İnanılanın taşınmazı satması, ipotek tesis etmesi veya başka bir ayni hak kurması, inançlı işlemin izin verdiği çerçevenin aşılması anlamına gelir. Bu tür işlemler çoğu kez inançlı işlemin varlık sebebini bütünüyle ortadan kaldırır. Özellikle devir veya ipotek gündeme geldiğinde inananın mülkiyet hakkı ciddi bir tehdit altına girer ve uyuşmazlık ağırlaşır.

Taşınmazın Üçüncü Kişiye Aktarılması

Taşınmazın, aradaki inanç ilişkisine rağmen üçüncü bir kişiye devredilmesi başlı başına bir aykırılık halidir. Bu noktada tablo karmaşıklaşır; çünkü sonucu belirleyen asıl mesele, devralan üçüncü kişinin iyiniyetli olup olmadığıdır. Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesi, sicile duyulan güveni koruyan bir hüküm içerir:

Türk Medeni Kanunu m. 1023
"Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur."

Dolayısıyla taşınmaz iyiniyetli bir üçüncü kişinin eline geçmişse, tapu iptali ve tescil talebi her zaman sonuç vermeyebilir; davacının talebi bu halde tazminata yönelebilir.

İade Borcunun Yerine Getirilmemesi

İnançlı işlemin çekirdek unsuru, kararlaştırılan koşullar oluştuğunda taşınmazın inanana geri verilmesidir. Koşullar gerçekleştiği halde inanılanın iadeden kaçınması, sözleşmenin açık biçimde ihlalidir ve aykırılığın en tipik görünümünü oluşturur. Böyle bir durumda taşınmazı devretmiş olan kişi ya da mirasçıları, taşınmazın aynen geri alınması amacıyla dava açabilir.

Amaç Dışında Kullanım

İnançlı işlemde taşınmazın nasıl kullanılacağı, taraflarca belirlenen amaçla sınırlıdır; bu çerçevenin dışına çıkılması sözleşmenin ihlali sayılır. Örneğin taşınmaz yalnızca korunması veya belirli bir süre elde tutulması amacıyla devredilmişken inanılanın orayı kiraya vermesi, ticari faaliyete konu etmesi ya da gelir elde etmek için işletmesi aykırılık teşkil eder. Bu hallerde kullanımın niteliği ile tarafların gerçek iradesi bir arada değerlendirilir.

Sözleşmeden Doğan Diğer Yükümlülüklerin İhlali

İnançlı işlem temelde bir sözleşmeye dayandığından, bu sözleşmeye aykırı her davranış aynı zamanda inançlı işleme aykırılıktır. Aykırılık yalnızca iade veya kullanım boyutuyla sınırlı değildir; inanç sözleşmesinin kapsamına giren her yükümlülüğün ihlali bu başlık altında değerlendirilir. Bu nedenle uyuşmazlıkta anlaşmanın konusu, amacı ve içeriği somut olayın koşullarına göre incelenerek ihlalin bulunup bulunmadığı saptanır.

İnanç İlişkisinin Kanıtlanmasında İzlenen Yol

Bu tür uyuşmazlıkların can alıcı noktası, sicildeki resmî kayıt ile tarafların gerçek iradesi arasındaki uyumsuzluğun nasıl giderileceğidir. Tapu kaydının aksini ortaya koymak, Türk hukukunda sıkı biçim koşullarına ve yerleşmiş Yargıtay uygulamasına bağlanmıştır.

1947 Tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının Getirdiği Ölçütler

İspat meselesinde uygulamanın omurgasını, Yargıtay'ın 20/6 sayılı ve 05.02.1947 günlü İçtihadı Birleştirme Kararı oluşturur. Bu karar iki ölçüt ortaya koyar.

Yazılı delil şartı bakımından: inançlı işlem iddiası kural olarak yazılı bir delille ortaya konulmalıdır; salt tanık anlatımlarına dayanılarak sonuca ulaşılamaz.

Belgenin düzenlenme zamanı bakımından: belgenin devir anında hazırlanmış olması zorunlu değildir. Devirden sonra düzenlenmiş bir belge dahi, tarafların imzasını taşıyor ve karşı tarafça kabul ediliyorsa ispat bakımından yeterli görülmektedir.

Yazılı Delil Bulunmadığında Delil Başlangıcı

Taraflar inanç ilişkisini yazılı bir metne bağlamamışsa, devreye delil başlangıcı kurumu girer. Bu kavramın tanımı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 202. maddesinde yapılmıştır:

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 202/2
"Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir."

Banka dekontları, elektronik posta yazışmaları ya da mesajlaşma kayıtları bu nitelikte kabul edilebilecek belgelere örnektir. Elde böyle bir belge varsa mahkeme, ona dayanarak tanık dinlenmesine karar verebilir. Ne yazılı delil ne de delil başlangıcı bulunuyorsa, iddianın yalnızca tanık beyanlarıyla kanıtlanmasına imkân yoktur.

Yemin Deliline Başvurulması

Davacının elinde yazılı delil de delil başlangıcı da bulunmuyorsa geriye kalan son ispat aracı yemindir. Davacı bu ihtimalde karşı tarafa yemin teklif edebilir.

İnanılan, mahkeme önünde işlemin inançlı olmadığı yönünde yemin ederse dava reddedilir. Yemin etmekten kaçınması durumunda ise mahkeme, dosyadaki diğer delillerle birlikte bir değerlendirme yaparak davanın kabulüne hükmedebilir.

Davanın Tarafları

İnançlı işleme aykırılık iddiasıyla açılan tapu iptali ve tescil davalarında husumetin doğru yöneltilmesi, sürecin sağlıklı yürümesi bakımından belirleyicidir. Kural olarak davacı sıfatı taşınmazı inanç ilişkisi çerçevesinde devreden kişiye, davalı sıfatı ise taşınmazı devralarak tapuda malik görünen kişiye aittir.

Taşınmazın sonradan başkalarına aktarılmış olması halinde ise davanın çerçevesi genişler ve ilgili herkesin yargılamaya katılması gerekebilir. Tarafların eksik gösterilmesi, davanın reddine ya da yargılamanın uzamasına yol açabilen ciddi bir usul hatasıdır.

Davacı Sıfatını Kim Taşır?

Bu dava, taşınmazı güven ilişkisi çerçevesinde devretmiş olan kişi tarafından açılabilir; zira kararlaştırılan koşullar oluştuğunda geri verilmesini isteme hakkı ona aittir. Dava açma yetkisi bulunanlar şu şekilde sıralanabilir:

  • İnanç ilişkisi kapsamında mülkiyeti nakleden kişinin kendisi
  • Kısıtlı veya temsile muhtaç durumdaki hak sahibi adına hareket eden vasi ya da kayyım
  • Devredenin ölmesi halinde onun külli halefi konumundaki mirasçılar
  • Tapu kaydının düzeltilmesinde korunmaya değer bir hukuki menfaati bulunan diğer kişiler

Özellikle devreden kişinin vefat ettiği hallerde mirasçıların bu davayı açabileceği kabul edilmektedir.

Dava Kime Yöneltilir?

Husumet kural olarak taşınmazı devralan ve sicilde malik görünen kişiye yöneltilir; çünkü iptali istenen tescil onun adına yapılmıştır.

Taşınmaz daha sonra el değiştirmişse davanın tapuda kayıtlı son malike karşı açılması esastır. Uyuşmazlığın niteliği, devir zincirinde yer alan eski maliklerin ve başka ilgililerin de yargılamaya katılmasını gerektirebilir. Bu nedenle taşınmazın devredilmiş olduğu durumlarda tapu kayıtlarının titizlikle taranması büyük önem taşır. Davalı olarak gösterilebilecek kişiler şunlardır:

  • Taşınmazı inanan kişiden devralan kişi
  • Devir zinciri içinde yer alan sonraki malikler ve üçüncü kişiler
  • Taşınmaz üzerinde ayni hak sahibi konumundaki kişiler

Zorunlu dava arkadaşlığının gündeme geldiği haller

Bazı uyuşmazlıklarda davanın tek bir kişiye değil, birden çok kişiye birlikte yöneltilmesi gerekir. Taşınmazın birden fazla kişiye devredilmiş olduğu ya da üzerinde çeşitli ayni hakların kurulduğu hallerde ilgililerin tamamının yargılamada yer alması zorunludur. Aksi takdirde dava, eksik hasım gerekçesiyle reddedilebilir.

Zamanaşımı Boyutu

İnançlı işleme aykırılık nedeniyle açılan davalarda zamanaşımı, uyuşmazlığın dayandığı hukuki ilişkinin karakterine göre çözümlenir. Bu davaların kaynağında çoğunlukla taraflar arasındaki inanç sözleşmesi bulunduğundan, borç ilişkilerine ilişkin hükümler uygulama alanı bulur.

Dolayısıyla dava tapu iptali ve tescil davası adı altında görülse dahi, süre değerlendirmesi yapılırken işlemin ayni yönü değil sözleşmeye dayanan yönü esas alınır.

On Yıllık Genel Süre

İnançlı işlemden kaynaklanan uyuşmazlıklar temelde sözleşmeye aykırılığa dayandığı için, Türk Borçlar Kanunu'ndaki 10 yıllık genel zamanaşımı süresi gündeme gelir.

Sürenin işlemeye başladığı an, inançlı işlemin amacına ulaştığı veya inanç ilişkisinin herhangi bir nedenle sona ererek iade borcunun muaccel hale geldiği andır. Söz gelimi taşınmazın borcun kapanmasıyla geri verilmesi kararlaştırılmışsa, on yıllık süre borcun ödendiği günden itibaren hesaplanır.

Ayni Talep ile Şahsi Talep Arasındaki Ayrım

İleri sürülen talebin niteliği, süre bakımından farklı sonuçlara yol açabilir. Talep doğrudan bir ayni hakka dayandırılıyorsa zamanaşımının işlemeyeceği kabul edilebilmekle birlikte, inançlı işlemler ağırlıklı olarak sözleşme temelli olduğundan uygulamada genellikle zamanaşımı hükümleri gözetilmektedir.

Buna karşılık talebin özü sözleşmeye aykırılıksa, borç ilişkisi için öngörülen zamanaşımı süresi uygulanır.

Taşınmazın Üçüncü Kişiye Geçmesi Halinde

Taşınmaz üçüncü kişilere aktarılmışsa, tartışmanın ağırlık merkezi zamanaşımından çıkar ve Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesi çerçevesinde iyiniyetli üçüncü kişinin korunup korunmayacağı sorusuna kayar.

Üçüncü kişinin iyiniyetli olduğu sonucuna varılırsa tapu iptali ve tescil talebinin her zaman karşılanması mümkün olmayabilir; uyuşmazlık, somut olayın koşullarına göre tazminat sorumluluğu ekseninde ele alınabilir.

Öğrenme Tarihinin Süreye Etkisi

Bazı uyuşmazlıklarda ihlalin öğrenildiği tarih, sürenin başlangıcı bakımından önem kazanabilir. Taraflardan birinin aykırılıktan ancak sonradan haberdar olduğu hallerde bu durum hesaplamaya yansıtılabilir.

Bu nedenle süre belirlenirken yalnızca işlemin yapıldığı tarihe bakılmamalı, aykırılığın öğrenildiği an da hesaba katılmalıdır.

Yargılama Süreci

İnançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil davaları taşınmaz mülkiyeti üzerinde ayni sonuç doğursa da, çözümü için taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin incelenmesi gerekir. Bu sebeple yargılamada hem sicil kayıtları hem de tarafları bağlayan hukuki ilişki birlikte ele alınır.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Bu davalarda görev kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesine aittir.

Yetki yönünden ise dava taşınmazın bulunduğu yerde açılır ve bu yer mahkemesinin yetkisi kesindir. Başka bir yer mahkemesinde açılan dava, yetkisizlik kararıyla sonuçlanır.

İhtiyati Tedbir Talebi

Bu dava türünde atılacak en kritik usuli adımlardan biri, uyuşmazlık konusu taşınmazın üçüncü kişilere devrinin önüne geçmektir. Bu yüzden dava açılırken ya da yargılama sürerken mahkemeden ihtiyati tedbir istenmesi büyük önem taşır.

Davacı iddiasını yaklaşık olarak ortaya koyabilirse mahkeme, tapu kaydına satış ve devir yasağı şerhi işlenmesine karar verebilir. Bu koruma, davanın sonunda alınacak hükmün işlevsiz kalmasını engelleyen etkili bir araçtır.

İspat ve Deliller

İnançlı işlemin kanıtlanması esas olarak yazılı delil koşuluna bağlıdır. Uygulamada öne çıkan delil türleri arasında tarafların imzasını taşıyan sözleşme ve belgeler, ödemeleri gösteren banka kayıtları, taraflar arasındaki yazışmalar ve yazılı delil başlangıcı sayılabilecek kayıtlar yer alır. İspat rejimine ilişkin ayrıntılar yukarıda ayrıca açıklanmıştır.

Harçlar ve Yargılama Masrafları

İnanç ilişkisine dayanan bu davalar kural olarak nispi harca tabidir. Harç, taşınmazın değeri esas alınarak hesaplanır ve dava açılırken yatırılması gerekir.

Süreç boyunca bilirkişi ücreti, keşif gideri, tebligat masrafı ve tanıklara ilişkin ödemeler gibi kalemler de doğar. Hüküm kurulurken bu masraflar kural olarak yargılamada haksız çıkan tarafın üzerinde bırakılır.

Vekâlet Ücreti

Mirastan mal kaçırma nedenine dayanan tapu iptali ve tescil dosyalarında vekâlet ücreti, yargılama sırasında yaptırılan tespit sonucunda belirlenen değer üzerinden nispi biçimde hüküm altına alınır. Davayı kazanan taraf yararına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi esas alınarak karşı taraftan vekâlet ücreti tahsiline karar verilir.

Bunun yanında müvekkil ile avukat arasındaki sözleşmeden doğan vekâlet ücreti de ayrıca gündeme gelebilir ve dava sonucuna göre talep edilebilir.

Kanun Yolları

Tapu iptali ve tescil davalarında verilen hükümler nihai nitelikte olmayıp üst derece mahkemelerinin denetimine açıktır.

  • İstinaf: İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararı tebliğ edildikten sonra 2 hafta içinde Bölge Adliye Mahkemesine başvurulabilir.
  • Temyiz: Bölge adliye mahkemesi dairesinin kararına karşı, tebliğden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'a temyiz başvurusu yapılabilir. Temyiz edilebilirlik, her yıl yeniden değerleme oranına göre güncellenen parasal sınıra bağlıdır.

Kararın icra edilebilirliği bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu özel bir kural içerir:

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 367/2
"Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez."

Bu nedenle iptal kararı alınmış olsa bile, istinaf ve temyiz aşamaları tamamlanıp hüküm kesinleşmeden tapuda tescil işlemi gerçekleştirilemez.

Davanın Doğurduğu Sonuçlar

Mahkeme, öncelikle taraflar arasında bir inanç ilişkisinin kurulup kurulmadığını ve bu ilişkinin ihlal edilip edilmediğini inceler. İnançlı işlemin varlığı ile aykırılık usulüne uygun biçimde kanıtlanırsa, sicildeki kaydın tarafların gerçekte istediği sonuçla örtüşmediği kabul edilir.

Bu sonuca varıldığında mahkeme, somut olayın koşullarına göre kaydın iptaline ve taşınmazın davacı adına tesciline hükmedebilir. Koşulların oluşmadığı kanaatine varılırsa dava reddedilir.

Tapu Kaydının İptali

İnançlı işlemin ve buna aykırılığın saptanması halinde mahkeme, davalı adına yapılan tescilin hukuki sebebinin ortadan kalktığını kabul ederek kaydın iptaline karar verir.

Bu hükümle birlikte sicilde yer alan ve artık dayanaksız kalan kayıt silinir. Kaydın kaldırılması, ayni hak düzenini hukuka uygun konuma getiren bir müdahale sayılır.

Taşınmazın Davacı Adına Tescili

Kaydın iptaline karar verildiğinde mahkeme aynı zamanda taşınmazın davacı adına tesciline de hükmeder. Bu hüküm kurucu niteliktedir ve mülkiyet hakkının davacı lehine doğmasını sağlar.

Böylece tapu sicili, taraflar arasındaki gerçek hukuki ilişkiyle örtüşür hale gelir; görünüşteki malik ile gerçek hak sahibi arasındaki çelişki giderilir.

Pay Oranına Göre Tescil

Hak sahibinin birden fazla olduğu durumlarda mahkeme, taşınmazın davacılar adına paylı mülkiyet esaslarına göre tesciline karar verebilir. Böyle bir hükümde her davacı, kendi payı ölçüsünde malik sıfatı kazanır.

Payların hangi oranda belirleneceği saptanırken taraflar arasındaki inanç ilişkisi ile katkı durumu birlikte değerlendirilir.

Talebin Tazminata Dönüşmesi

İnanç ilişkisinin ihlal edildiği her olayda tapu iptali ve tescil sonucuna ulaşılamaz. Taşınmaz, tapu siciline güven ilkesinden yararlanan iyiniyetli üçüncü kişilerce edinilmişse bu kişilerin mülkiyet hakkı korunur.

Bu ihtimalde ayni bir talep ileri sürülemeyeceğinden davacının istemi şahsi nitelikteki bir tazminat talebine dönüşür. Tazminatın kapsamı genel hükümlere göre saptanır ve hesaplamada çoğunlukla taşınmazın rayiç değeri ile uğranılan zarar esas alınır.

İnançlı işlemden kaynaklanan uyuşmazlıklarda davanın kaderini belirleyen unsur, çoğu zaman hukuki nitelendirmeden çok elde bulunan belgelerdir. Tapu sicili davalının lehine bir görünüm yarattığından, inanç ilişkisinin varlığını ortaya koyma yükü baştan itibaren davacının üzerindedir. Bu yükün karşılanabilmesi, ilişkinin kurulduğu dönemde yazıya dökülmüş bir metnin ya da en azından delil başlangıcı sayılabilecek kayıtların bulunmasına bağlıdır.

Sürecin ikinci kritik ekseni zamandır. Taşınmazın iyiniyetli bir üçüncü kişiye devredilmesi, ayni talebi bütünüyle ortadan kaldırıp uyuşmazlığı parasal bir tartışmaya indirgeyebileceğinden, dava açılırken tedbir talebinin ihmal edilmemesi gerekir. Somut bir dosyada yol haritası kurulurken şu başlıklar önceliklendirilmelidir:

  • İnanç ilişkisini gösteren yazılı metnin, yoksa delil başlangıcı niteliğindeki kayıtların baştan derlenmesi
  • Tapu kayıt tarihçesinin çıkarılarak devir zincirinin ve mevcut takyidatların tespit edilmesi
  • Dava dilekçesiyle birlikte devir yasağı şerhine yönelik ihtiyati tedbir talebinin ileri sürülmesi
  • İade borcunun hangi anda muaccel olduğunun belirlenerek on yıllık sürenin denetlenmesi
  • Sicilde malik görünen tüm kişilerin husumete dahil edilerek eksik hasım riskinin bertaraf edilmesi
  • Ayni talebin karşılanamayacağı ihtimaline karşı tazminat talebinin terditli biçimde hazırlanması

Independent Legal, inançlı işlemden doğan tapu iptali ve tescil uyuşmazlıklarında delil derlemesinden kararın tapu siciline işlenmesine kadar sürecin bütün aşamalarında danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Yasal Uyarı — Bu doküman yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. İçerik, hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik uygulama esas alınarak düzenlenmiştir; mevzuat değişiklikleri ve yargı kararları nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Somut olaya ilişkin karar almadan önce mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hemen Ara