Sözleşmenin temelinde, tarafların birbirine uygun ve özgürce oluşmuş beyanları yatar. Buna karşılık uygulamada, bir kişinin kendi serbest tercihiyle asla altına imza atmayacağı bir metni yanılgıya düşerek, aldatılarak ya da tehdit altında kalarak imzaladığı durumlarla sıkça karşılaşılmaktadır.
Türk Borçlar Kanunu bu tabloları irade bozuklukları başlığı altında toplamıştır. Böyle bir durumda cevaplanması gereken soru nettir: iradesi sakatlanmış olan taraf, imzaladığı metnin hükümleriyle bağlı sayılacak mıdır, yoksa sözleşmeden kurtulma imkânı bulunmakta mıdır? Bu sorunun doğru yanıtlanması, hem uyuşmazlığın hukuki niteliğini hem de tarafların izleyeceği yolu belirler.
Aşağıda yanılma, aldatma ve korkutma hallerinin kanuni çerçevesini, bu hallerin sözleşmenin bağlayıcılığına etkisini, tazminat boyutunu ve iradesi sakatlanan tarafa tanınan süreyi ele alıyoruz.
Esaslı Yanılma Sözleşmenin Bağlayıcılığını Ortadan Kaldırır mı?
Mevzuatın hata kavramıyla ifade ettiği yanılma, sözleşmenin esaslı noktalarında ortaya çıkmışsa, yanılgıya düşen taraf kurulan sözleşmeyle bağlı tutulmaz. Bu sonucun dayanağı Türk Borçlar Kanunu'nun 30. maddesidir:
Türk Borçlar Kanunu m. 30
"Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf, sözleşme ile bağlı olmaz."
Hükümden çıkan ölçüt şudur: iradenin yanılma nedeniyle sakatlandığından söz edebilmek için, yanılgının esaslı nitelik taşıması gerekir. Bir başka anlatımla, yanlış bilinen veya yanlış değerlendirilen nokta, o sözleşmenin kurulması bakımından belirleyici bir ağırlığa sahip olmalıdır. Sözleşmenin kuruluşunda tayin edici olmayan ikincil ayrıntılarda yanılmak ise iradeyi sakatlanmış saymaz ve sözleşmenin geçerliliğine dokunmaz.
Kanun yanılmayı üç başlık altında düzenlemiştir: beyanda ortaya çıkan yanılma, saikteki yanılma ve iletimdeki yanılma.
Beyandaki Yanılma Hangi Hallerde Esaslı Sayılır?
Tarafın sözleşme kurulurken ortaya koyduğu açıklamanın gerçek iradesini yansıtmaması, yani açıklamada hata, Türk Borçlar Kanunu'nun 31. maddesinde ele alınmıştır. Bu tür yanılmanın her görünümü esaslı kabul edilmez; kanun, uygulamada da sık rastlanan belirli durumları açıkça saymıştır.
Buna göre, tarafın kurmak istediği sözleşmeden farklı bir sözleşme yönünde irade açıklaması ya da amaçladığından başka bir konu üzerinde beyanda bulunması, açıklamada yanılma sayılır. Aynı şekilde, sözleşmeyi kurmak istediği kişi dışında bir başkasına yönelik irade beyanında bulunulması da bu kapsamdadır. Belirli niteliklere sahip olduğu düşünülen bir kişi esas alınarak sözleşme yapılmak istenirken beyanın başka bir kişi bakımından açıklanması yine aynı başlık altında değerlendirilir. Son olarak, tarafın gerçekte yüklenmeyi düşündüğünden hatırı sayılır ölçüde ağır bir edim için ya da beklediğinden hatırı sayılır ölçüde düşük bir karşı edim için irade açıklaması da açıklamada yanılma hallerindendir.
Hesap Yanlışlıkları Sözleşmeyi Sakatlar mı?
Buna karşılık, işlemler sırasında yapılan basit hesaplama yanlışları esaslı yanılma olarak nitelendirilmez. Bu tür durumlarda sözleşmenin akıbeti tartışılmaz; yalnızca yanlış hesabın düzeltilmesiyle yetinilir.
Saikteki Yanılmanın Esaslı Sayıldığı İstisna
Saik, bir kişiyi o hukuki işlemi yapmaya yönelten iç etken, işlemin arkasındaki motivasyon olarak tanımlanabilir. Kural olarak tarafın hangi güdüyle sözleşmeyi imzaladığı, karşı tarafı ilgilendiren bir husus değildir. Bu nedenle saikteki yanılma prensip itibarıyla esaslı hata sayılmaz. Ne var ki Türk Borçlar Kanunu'nun 32. maddesi bu kurala bir istisna getirmiştir:
Türk Borçlar Kanunu m. 32
"Yanılanın, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olması hâlinde yanılma esaslı sayılır. Ancak bu durumun karşı tarafça da bilinebilir olması gerekir."
Hüküm iki koşulu birlikte aramaktadır. Yanılınan saikin, dürüstlük kuralları çerçevesinde sözleşmenin temeli olarak görülebilmesi gerekir; ayrıca bu durumun karşı taraf açısından da bilinebilir nitelikte olması aranır. Her iki koşul bir arada gerçekleştiğinde saikteki yanılma da esaslı hata olarak kabul edilir.
Aracının İletimdeki Hatası Esaslı Yanılma Sayılır mı?
Sözleşmenin kurulmasına ilişkin irade beyanının karşı tarafa yanlış aktarılması durumunda iletmede hata gündeme gelir. Türk Borçlar Kanunu'nun 33. maddesi uyarınca bu hal de esaslı yanılma olarak değerlendirilir. Burada beyanın kendisi tarafın iradesine uygun biçimde oluşmuştur; sakatlık, beyanın muhataba ulaştırılması aşamasında ortaya çıkar. Haberci, temsilci ya da benzeri bir aracı kullanılan işlemlerde bu ihtimalin gözden kaçırılmaması gerekir.
Yanılan Taraf Tazminatla Yükümlü Tutulur mu?
Yanılma, sözleşmenin kurucu unsuru olan karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının varlığını ortadan kaldırdığı için sözleşmenin hükümsüzlüğüne yol açar. Bu hükümsüzlük nedeniyle taraflardan en az birinin zarara uğraması ise olağan bir ihtimaldir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 35. maddesi, kendi kusuruyla yanılgıya düşerek sözleşmenin hükümsüz kalmasına yol açan tarafa, karşı tarafın bu hükümsüzlükten doğan zararını giderme yükümlülüğü yüklemiştir. Bu sorumluluğun istisnası, karşı tarafın yanılgıyı bildiği veya bilmesi gereken bir konumda bulunmasına rağmen sözleşmenin imzalanmış olmasıdır; böyle bir durumda yanılan tarafın tazminat borcundan söz edilemez.
Aldatma Yoluyla Kurulan Sözleşmenin Akıbeti
Yüksek yargı kararlarında aldatma (hile), bir kişinin gerçeği bilmesi halinde razı olmayacağı bir sonucu kabul etmesine bir başkasının yol açması biçiminde tanımlanmaktadır. Uyuşmazlıkta böyle bir davranışın varlığı saptandığında, hüküm aldatmaya ilişkin koşullar çerçevesinde kurulur.
Türk Borçlar Kanunu'nun 36. maddesi uyarınca, karşı tarafın aldatması sonucunda sözleşme kuran kişi, sözleşmeyle bağlı sayılmaz. Burada dikkat çeken nokta, yanılmadan farklı olarak esaslılık koşulunun aranmamasıdır. Aldatma sonucunda oluşan yanılgının esaslı olup olmadığına bakılmaksızın, tarafın aldatılmış olması sözleşmeden kurtulmak için yeterli görülmektedir.
Bu farkın pratik sonucu açıktır: yanılma iddiasında bulunan taraf yanılgısının sözleşme bakımından belirleyici olduğunu ortaya koymak zorundayken, aldatma iddiasında böyle bir yükün varlığından söz edilmez. Buna karşılık aldatma davranışının ve bu davranış ile imzalanan sözleşme arasındaki bağlantının ortaya konulması gerekir.
Korkutma Altında İmzalanan Sözleşme Geçerli midir?
Korkutma, bir kimseye istemediği bir işlemi gerçekleştirmemesi halinde zarara uğrayacağının bildirilmesi olarak tanımlanabilir. Türk Borçlar Kanunu'nun 37. maddesine göre, korkutmanın sözleşmenin tarafından mı yoksa üçüncü bir kişiden mi geldiği önem taşımaz; korkutma etkisi altında sözleşme yapan taraf, bu sözleşmeyle bağlı tutulamaz.
Korkutulan Tarafın Tazminat Sorumluluğu Doğar mı?
Bazı olaylarda sözleşmenin bir tarafı durumdan tümüyle habersizken, sözleşmeye yabancı üçüncü bir kişi diğer tarafa çeşitli tehdit yöntemleri uygulayarak imzayı elde eder. İkrah altında sözleşme yapmaya zorlanan tarafın üçüncü kişi tarafından korkutulduğu ve karşı tarafın bu durumu ne bildiği ne de bilebilecek konumda olduğu hallerde, sözleşmenin geçersizliğini ileri süren korkutulmuş taraf bakımından bir tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 37. maddesindeki düzenleme uyarınca, somut olayın değerlendirilmesi sonucunda hakkaniyetin bunu gerektirdiği kanaatine varılırsa, korkutulan taraf geçersiz hale gelen sözleşme nedeniyle korkutmadan haberi olmayan diğer tarafa belirli bir tazminat ödemekle yükümlü tutulur.
İrade Sakatlığıyla Kurulan Sözleşmelerde Bir Yıllık Bildirim Süresi
Türk Borçlar Kanunu, irade sakatlığı halleri olarak düzenlediği yanılma, aldatma ve korkutmanın etkisi altında yapılan sözleşmelerin geçersiz sayılacağını açıkça öngörmüştür. Ancak kanun bu sonucu kendiliğinden işleyen bir mekanizmaya bağlamamış; iradesi sakatlanan ve sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen tarafa belirli bir süre içinde bu yöndeki iradesini ortaya koyma yükümlülüğü getirmiştir. İlgili düzenleme şu şekildedir:
Türk Borçlar Kanunu m. 39
"Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır."
Düzenlemeye göre, iradesi sakatlanan taraf 1 yıl içinde bağlı olmadığını karşı tarafa bildirmezse sözleşmeyi örtülü biçimde onaylamış kabul edilir ve artık sözleşmenin hükümleriyle bağlı hale gelir. Sürenin başlangıcı, irade bozukluğunun türüne göre değişir: yanılma ve aldatmada öğrenme tarihi esas alınırken, korkutmada bir yıllık süre korkutmanın etkisinin son bulduğu tarihte işlemeye başlar.
Sonuç
Özetle, yanılma, aldatma veya korkutmanın etkisiyle imzalanmış sözleşmeler geçersiz kabul edilmektedir. Bu sonucun hüküm doğurabilmesi için iradesi sakatlanan tarafın bir yıllık süre içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını karşı tarafa bildirmesi gerekir; aksi halde sözleşme kendisi bakımından bağlayıcılık kazanır.
Geçerli biçimde kurulmuş ve iki tarafa da borç yükleyen bir sözleşmede borçlunun ifada temerrüde düşmesi ve bu halde alacaklıya tanınan seçimlik hakların ayrıntıları ise ayrı bir incelemenin konusudur; bu konuda Borçlu Temerrüdü ve Alacaklının Hakları başlıklı çalışmalara başvurulabilir.
Independent Legal Değerlendirmesi
İrade bozukluğu iddiaları uygulamada çoğunlukla ispat sorunuyla iç içe geçer. Sözleşmenin geçersizliğini ileri süren taraf, yalnızca bir yanılgının veya baskının varlığını değil, bunun sözleşmenin kuruluşunda belirleyici olduğunu da ortaya koymak durumundadır. Bu nedenle dosyanın kurgusu; imza öncesi yazışmalar, tanık beyanları ve işlem geçmişine ilişkin kayıtlar üzerine oturtulmalıdır.
Bir yıllık süre ise pratikte en çok hak kaybına yol açan başlıktır. Sürenin ne zaman işlemeye başladığı olayın türüne göre farklı tarihlere bağlandığından, süreç yönetiminde bu tarihin en baştan belirlenmesi gerekir. Somut bir uyuşmazlıkta öncelikle şu noktalar değerlendirilmelidir:
- İleri sürülen yanılgının sözleşmenin kuruluşu bakımından esaslı sayılıp sayılamayacağının tespiti
- Olayın yanılma, aldatma veya korkutma başlıklarından hangisine oturduğunun net biçimde nitelendirilmesi
- Bir yıllık sürenin başlangıç anının belgelerle desteklenmesi ve bildirimin ispatlanabilir yöntemle yapılması
- Karşı tarafın irade sakatlığını bilip bilmediğine ilişkin delillerin toplanması; zira bu husus tazminat sorumluluğunu doğrudan etkiler
- Sözleşme kapsamında verilmiş edimlerin iadesine yönelik talebin bildirimle birlikte ileri sürülmesi
Independent Legal, sözleşme ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklarda irade sakatlığı iddialarının değerlendirilmesinden bildirim sürecinin yürütülmesine ve dava aşamasına kadar danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

