Independent LegalIndependent Legal

Gayrimenkul Hukuku

Gayrimenkul Hukuku

Kira İlişkisi Sürerken Sözleşme Değiştirilebilir mi? TBK m.343 Çerçevesinde Geçerlilik Sınırları

Kira ilişkisi devam ederken bedelde, kullanım koşullarında veya diğer hükümlerde düzeltme yapılması sık rastlanan bir ihtiyaçtır. Bu düzeltmelerin hangi sınırlar içinde geçerli sayıldığını, kiracı aleyhine sonuç doğuran düzenlemelerin akıbetini ve geçersizliğin pratik yansımalarını TBK m.343 ekseninde inceliyoruz.

Yayın 11 Ağustos 2026Uygulama Alanı Gayrimenkul HukukuOkuma 8 dk

Taraflara karşılıklı borç yükleyen kira ilişkisi, çoğu zaman yıllara yayılan bir süreklilik gösterir. Bu süre boyunca tarafların beklentileri, taşınmazın kullanım biçimi ya da ekonomik koşullar değişebilir; bunun sonucunda bedelin yeniden ele alınması, kullanıma dair kuralların güncellenmesi veya metne yeni hükümler eklenmesi gündeme gelir. Ne var ki sözleşmenin sonradan yeniden şekillendirilmesi, tarafların diledikleri gibi hareket edebilecekleri serbest bir alan olarak düşünülmemelidir.

Kanun koyucu bu alana açık bir sınır çizmiştir. Türk Borçlar Kanunu'nun 343. maddesi, kiracının konumunu ağırlaştıran sonraki düzenlemeleri kural olarak hükümsüz saymakta; bedelin yeniden belirlenmesi dışındaki müdahaleleri emredici biçimde kısıtlamaktadır.

Bu bilgi notunda, kira ilişkisi devam ederken hangi düzenlemelerin hukuken sonuç doğurabileceğini, tarafların anlaşmasıyla dahi aşılamayacak kanuni eşikleri ve geçersizlik halinde ortaya çıkan tabloyu mevzuat ile yerleşik uygulama esasları çerçevesinde değerlendiriyoruz.

Sözleşmede Değişiklik Yapmanın Hukuki Zemini

Kira ilişkisi, tarafların birbirine uygun irade beyanlarıyla doğar ve temelini sözleşme özgürlüğü ilkesinde bulur. İlişkinin kurulduğu anda geçerli olan bu serbesti, kural olarak sözleşme yürürlükteyken de varlığını sürdürür: taraflar uzlaşarak bedeli yeniden saptayabilir, kullanıma ilişkin koşulları farklılaştırabilir veya metne ek hükümler yerleştirebilir. Belirleyici olan, ortaya çıkan düzenlemenin her iki tarafın ortak iradesine dayanmasıdır.

Bununla birlikte kira hukukunda serbesti mutlak bir nitelik taşımaz. Özellikle konut ve çatılı işyeri kiralarında, ilişkinin zayıf tarafını gözeten emredici kurallar devreye girer ve tarafların düzenleme yetkisini daraltır.

Türk Borçlar Kanunu m.343'ün Çizdiği Sınır

Kanun koyucu, kira ilişkisinde sonradan yapılacak müdahalelere açık bir yasak getirmiştir:

Türk Borçlar Kanunu m. 343
"Kira sözleşmelerinde kira bedelinin belirlenmesi dışında, kiracı aleyhine değişiklik yapılamaz."

Hüküm, emredici karakteri nedeniyle tarafların anlaşmasıyla bertaraf edilemez. Buna göre kiracıya, sözleşmenin başlangıcında bulunmayan bir yük bindirilmesi ya da hâlihazırdaki borçlarının ağırlaştırılması kural olarak hukuki sonuç doğurmaz. Düzenlemenin ardındaki amaç açıktır: kira ilişkisinde hem ekonomik hem hukuki bakımdan daha kırılgan konumda bulunan tarafın korunması.

Serbesti ile Koruma Arasındaki Denge

Genel kural, tarafların sözleşmenin içeriğini kendi iradeleriyle belirlemesi ve gerektiğinde uzlaşarak yenilemesidir. Kira hukukunda ise bu genel kural, kiracıyı gözeten koruyucu hükümlerle birlikte okunur.

Dolayısıyla bir değişikliğin ayakta kalabilmesi için yalnızca karşılıklı rızaya dayanması yetmez; içeriğinin de kanunun koyduğu koruyucu çerçeveyle uyumlu olması aranır. Kiracıya ilave bir mali külfet bindiren, mevcut borçlarını ağırlaştıran ya da tarafların dengesini kiracının aleyhine kaydıran düzenlemeler, imza altına alınmış olsalar bile hükümsüz kabul edilebilir.

Anlaşmayla Hangi Değişiklikler Yapılabilir?

Sözleşme özgürlüğü kapsamında yapılabilecek düzenlemeler bulunmakla birlikte, bunların emredici hükümlerle ve kiracıyı gözeten kurallarla çelişmemesi gerekir. Başka bir anlatımla düzenlemenin hukuken varlık kazanabilmesi, kiracı bakımından ağırlaştırıcı bir sonuç doğurmamasına ve kanuni çerçevenin dışına taşmamasına bağlıdır.

Bedelin Karşılıklı Uzlaşmayla Yeniden Saptanması

İlişki sürerken taraflar, uzlaşarak kira bedelini yeniden belirleyebilir. Bu belirleme bedelin yükseltilmesi yönünde olabileceği gibi düşürülmesi biçiminde de gerçekleşebilir. Yükseltme söz konusu olduğunda, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen artış sınırlarının gözetilmesi zorunludur.

Kullanım Amacının Farklılaştırılması

Taşınmazın hangi amaçla kullanılacağı, kira ilişkisinin belirleyici unsurlarındandır ve bu amaç tarafların uzlaşmasıyla değiştirilebilir. Konut olarak kiraya verilen bir yerin işyerine dönüştürülmesi ya da hâlihazırda işyeri sıfatıyla kullanılan bir mekânın başka bir ticari faaliyete tahsis edilmesi, tarafların birlikte karar vermesi kaydıyla sözleşmeye yansıtılabilir.

Sürenin Uzatılması veya Kısaltılması

Kira ilişkisinin süresi de karşılıklı uzlaşmayla uzatılabilir; belirli koşullar altında kısaltılması da mümkündür. Uygulamada sürenin uzatılması sıklıkla görülür ve genellikle ek protokol düzenlenerek ya da yeni bir sözleşme kurularak hayata geçirilir.

Buna karşılık sürenin kısaltılması veya ilişkinin vaktinden önce sonlandırılması, tarafların açık ve karşılıklı iradesini gerektirir. Kiracının konumunu tek yanlı biçimde daraltan, süreyi kısaltmaya ya da ilişkiyi erken bitirmeye yönelen düzenlemeler, koruyucu hükümler nedeniyle geçersiz sayılabilir.

Yan Gider ve Masrafların Paylaştırılması

Hangi giderin hangi tarafa yükleneceği taraflarca kararlaştırılabilir ve bu konudaki düzenleme sonradan değiştirilebilir.

Ancak kanunen kiraya verenin uhdesinde olan kalemlerin kiracıya aktarılması mümkün değildir. Taşınmazın kapsamlı onarımına, yapısal yenilenmesine veya değerini artırmaya yönelik harcamaların kiracıya yıkılmasını öngören kayıtlar, sözleşmeye yazılmış olsa dahi hukuken sonuç doğurmaz.

Değişiklik Nasıl Hayata Geçirilir?

Uygulamada bu tür düzenlemeler genellikle ek protokol imzalanarak veya yeni bir sözleşme kurularak gerçekleştirilir. Yine de düzenlemenin ayakta kalması için tarafların uzlaşmış olması tek başına yeterli değildir; ortaya çıkan metnin emredici kurallarla ve kanuni sınırlarla çatışmaması aranır. Bu nedenle hukuki geçerlilik değerlendirmesinde biçim kadar içerik de belirleyicidir.

Karşılıklı İrade Uyuşması

Değişikliğin ilk ve vazgeçilmez koşulu, tarafların bu konuda uzlaşmış olmasıdır. Uzlaşma; bedelin yeniden saptanması, kullanım koşullarının belirlenmesi ya da metne yeni hükümler eklenmesi gibi farklı başlıklarda ortaya çıkabilir.

Yalnızca bir tarafın talebi ya da tek yanlı irade açıklaması, sözleşme hükümlerini dönüştürmeye elverişli değildir. Düzenlemenin bağlayıcı olabilmesi için iki tarafın da değişikliği benimsediğini açık biçimde ortaya koyması gerekir.

Ek Protokolün Yazılı Düzenlenmesi

Yapılan düzenlemenin yazıya dökülmesi, ispat kolaylığı sağlaması yönüyle uygulamada büyük önem taşır. Bu nedenle sözleşmede bir değişikliğe gidildiğinde, yeni düzenin yazılı bir ek protokolle kayıt altına alınması önerilir.

Kanun her değişiklik için yazılı şekli zorunlu tutmasa da, üzerinde anlaşılan hususların açık biçimde tespit edilmesi ve iki tarafın imzasını taşıyan bir belgeyle desteklenmesi, ileride çıkabilecek uyuşmazlıkların önüne geçilmesi bakımından değerlidir.

Geçerlilik İçin Aranan Koşullar

Bir değişikliğin hukuken sonuç doğurabilmesi, karşılıklı iradeye dayanmasının yanında emredici hükümlerle çelişmemesine bağlıdır. Kiracıya yeni yükümlülükler getiren veya mevcut borçlarını ağırlaştıran kayıtlar, üzerinde uzlaşılmış olsa bile hükümsüz kalabilir.

Bu itibarla değişikliğin geçerliliği tartışılırken; düzenlemenin içeriği, tarafların iradesi ve kanuni sınırlara uygunluk birlikte ele alınmalıdır.

Hangi Değişiklikler Yapılamaz?

Tarafların uzlaşarak sözleşmeyi yeniden düzenleyebilmesi mümkün olsa da bu yetkinin bir ucu vardır. Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracıyı gözeten emredici hükümler bulunduğundan, kiracı aleyhine sonuç doğuran ya da kanuni eşiği aşan düzenlemeler, imza altına alınmış olsalar dahi geçersiz kabul edilir.

Kiracıya Yeni Yükümlülük Bindirilmesi

Sözleşmenin başlangıcında var olmayan bir borcun sonradan kiracıya yüklenmesi, onun aleyhine sonuç doğuruyorsa kural olarak hükümsüzdür. İlişki devam ederken kiracıya ilave ödeme yükümlülükleri getirilmesi ya da mevcut borçlarının büyütülmesi, kiracıyı koruyan emredici kurallarla çelişebilir.

Bu nedenle sonradan yapılan düzenlemelerin kiracının mali veya hukuki konumunu ağırlaştırıp ağırlaştırmadığı titizlikle incelenmelidir. Kiracıya açıkça yük bindiren kayıtlar, taraflarca benimsenmiş olsa bile hukuki sonuç doğurmayabilir.

Kanuni Tavanın Üzerinde Artış Kararlaştırılması

Bedelin yükseltilmesi mümkündür; ancak yükseltmenin kanunda çizilen sınırı aşmaması gerekir. Konut ve çatılı işyeri kiralarında, Türk Borçlar Kanunu'nda artış bakımından belirlenen üst sınırın ötesinde bir oran kararlaştırılması geçersiz sayılır.

Taraflar bu konuda uzlaşmış olsalar dahi, yasal tavanı aşan bir artış düzenlemesi bağlayıcılık kazanmaz. Bu tür kayıtlar yalnızca kanunun izin verdiği sınır içinde hüküm ifade eder. Konu hakkında ayrıntılı bilgi için Kira Artış Oranı Nasıl Belirlenir? başlıklı çalışmamıza bakılabilir.

Kiracı Aleyhine Cezai Şart Öngörülmesi

Sözleşmeye kiracının aleyhine işleyen cezai şart niteliğinde hükümler yerleştirilmesi de kanunen sınırlandırılmıştır. Bedelin gecikmeli ödenmesi haline fahiş bir ceza bağlanması veya kiracıya olağan borçlarının ötesinde ek mali yaptırımlar getirilmesi, koruyucu düzenlemelerle çelişebilir. Bu başlıkta daha kapsamlı bir değerlendirme için Kiracı Aleyhine Cezai Şart Yasağı başlıklı yazımız incelenebilir.

Kiracı Aleyhine Ek Sözleşme Düzenlenmesi

Kiracının aleyhine sonuç doğuran ek sözleşmeler veya ek protokoller de hukuken geçerli kabul edilmez.

Bu sebeple sözleşmeye sonradan iliştirilen kayıtların kiracı bakımından olumsuz bir sonuç yaratıp yaratmadığı dikkatle irdelenmelidir. Kiracının haklarını daraltan ya da borçlarını ağırlaştıran ek metinler, imzalanmış olsalar bile hukuki geçerlilik kazanmaz.

Geçersizliğin Doğurduğu Sonuçlar

Kanuna aykırı biçimde yapılan düzenlemeler, taraflarca benimsenmiş olsa dahi hüküm doğurmaz. Kiracıya yeni yükümlülükler getiren ya da kanuni eşiği aşan kayıtlar, Türk Borçlar Kanunu'nun emredici hükümleriyle çeliştiğinden geçersiz sayılır. Burada geçersizlik sözleşmenin bütününü değil, yalnızca kanuna aykırı olan hükmü etkiler.

Hükmün Baştan İtibaren Hükümsüz Sayılması

Kanuna aykırı bir değişiklik, yapıldığı andan itibaren hükümsüzdür. Bir başka ifadeyle böyle bir kayıt hiç kurulmamış gibi değerlendirilir ve taraflar için bağlayıcı bir sonuç yaratmaz.

Kiraya verenin hükümsüz bir kayda dayanarak kiracıdan ilave ödeme istemesi ya da onun borçlarını genişletmesi bu nedenle mümkün değildir. Söz konusu kaydın fiilen uygulanmış olması da onu sonradan geçerli hale getirmez.

Boşluğun Kanuni Düzenlemeyle Doldurulması

Bir değişiklik hükmü geçersiz kabul edildiğinde, o hükmün yerini kanunda öngörülen düzenleme alır. Bu sonuç özellikle artış oranı, gider yükümlülükleri ve cezai şart gibi başlıklarda önem kazanır.

Örneğin yasal sınırın ötesinde bir artış oranı kararlaştırılmışsa, kayıt bütünüyle ortadan kalkmaz; yalnızca sınırı aşan kısmı geçersiz sayılır ve artış kanunun izin verdiği ölçüde uygulanır. Bu yaklaşım hem kira ilişkisinin sürekliliğini korumayı hem de taraflar arasındaki hukuki dengeyi ayakta tutmayı amaçlar.

Fazladan Ödenen Tutarın Geri İstenmesi

Hükümsüz bir kayda dayanılarak kiracıdan fazla bedel tahsil edilmişse, kiracı bu tutarın iadesini isteyebilir. Talep, sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayandırılarak ileri sürülebilir.

Geçersiz bir düzenleme yüzünden yapılan fazla ödemelerin geri alınması mümkündür. Kiracı, ödediği fazlalığın iadesini talep edebileceği gibi koşullar oluştuğunda icra takibi başlatabilir veya dava yoluna gidebilir. Sözleşmede yapılan değişikliklerin hukuki geçerliliğinin baştan titizlikle incelenmesi, tam da bu nedenle ileride doğabilecek uyuşmazlıkların önlenmesi bakımından önem taşır.

Uygulamada sözleşme değişikliği talepleri çoğunlukla kira bedeli üzerinden gündeme gelir; oysa uyuşmazlıkların önemli bir bölümü bedelden değil, ek protokole yerleştirilen gider, ceza ve taahhüt kayıtlarından doğar. Bu kayıtların hukuki akıbeti, imzanın varlığına değil içeriğin emredici kurallarla uyumuna bağlıdır. Bu nedenle metnin başlığından ziyade tarafların yükümlülük dengesine nasıl etki ettiği incelenmelidir.

Kira ilişkisinde yapılacak bir düzenleme değerlendirilirken şu hususların öne alınmasında yarar vardır:

  • Düzenlemenin kiracının mali ve hukuki konumunu ağırlaştırıp ağırlaştırmadığının somut olarak tespit edilmesi
  • Bedel artışının kanuni üst sınır içinde kalıp kalmadığının hesaplanarak doğrulanması
  • Gider kalemlerinin niteliğine bakılarak kanunen hangi tarafa ait olduğunun ayrıştırılması
  • Değişikliğin yazılı bir ek protokolle, tarafların imzasını taşıyacak biçimde kayıt altına alınması
  • Geçersiz kayda dayanılarak yapılmış fazla ödemeler varsa iade talebinin zamanında ileri sürülmesi
  • Cezai şart ve taahhüt niteliğindeki hükümlerin ayrı bir başlık olarak denetlenmesi

Independent Legal, kira ilişkilerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda sözleşme ve ek protokol metinlerinin denetlenmesinden geçersizliğe dayalı iade taleplerinin takibine kadar sürecin tamamında danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Yasal Uyarı — Bu doküman yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. İçerik, hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik uygulama esas alınarak düzenlenmiştir; mevzuat değişiklikleri ve yargı kararları nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Somut olaya ilişkin karar almadan önce mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hemen Ara