Alacağını tahsil edemeyen bir kişinin başvurabileceği en etkili araçların başında icra takibi gelir. Ne var ki takip yetkisinin kullanıldığı her dosyanın arkasında gerçek bir alacak bulunmaz. Hiç doğmamış veya çoktan sona ermiş bir borç gerekçe gösterilerek yürütülen takipler, muhatabın ticari itibarını sarstığı gibi hukuk güvenliği düşüncesini de zedeler. Kanun koyucu bu tabloya kayıtsız kalmamış, takip hakkını amacından saptıran alacaklıya karşı borçluyu koruyan özel bir yaptırım öngörmüştür: kötüniyet tazminatı.
Düzenlemenin dayanağı olan İİK m. 67/2, takibin haksızlığı ve alacaklının kötü niyeti yargılama sonunda ortaya çıktığında, borçlu lehine alacağın yüzde yirmisinden az olmamak üzere tazminata hükmolunacağını öngörür. Kurumun işlevi salt cezalandırmadan ibaret değildir; icra hukukunda dürüstlük kuralının fiilen işletilmesini sağlayan bir denge unsuru niteliği taşır.
Uygulamanın sınırları büyük ölçüde yargı kararlarıyla çizilmiş, kötü niyetin bulunup bulunmadığı her dosyada ayrıca ve somut olgular üzerinden denetlenmiştir. Bu bilgi notunda haksız takip kavramını, tazminatın aranan koşullarını, hesaplama ölçütünü, içtihattan yansıyan tipik görünümleri ve uygulamada karşılaşılan ispat sorunlarını sırasıyla değerlendiriyoruz.
Kötüniyet Tazminatı Nedir?
Kavramın Tanımı ve İşlevi
Kötüniyet tazminatı, varlığı bulunmayan ya da hükmünü yitirmiş bir alacağı dayanak göstererek takip başlatan alacaklının kötü niyetle hareket ettiği mahkemece saptandığında, takip muhatabı lehine hükmedilen özel nitelikli bir tazminattır.
Kurumun devreye girdiği an, takip yetkisinin amacı dışında kullanıldığı andır. Borçlunun altında kaldığı yersiz icra baskısı bu yolla giderilir; aynı zamanda benzer kullanımların yinelenmemesi bakımından caydırıcı bir işlev görülür.
Başka bir anlatımla düzenleme, hem yerinde olmayan takip tehdidinin telafisini hem de bu tür davranışların önünün kesilmesini hedefler.
Yasal Dayanak (İİK m. 67 vd.)
Kurumun dayandığı temel hüküm, İcra ve İflas Kanunu'nun itirazın hükümden düşürülmesini düzenleyen 67. maddesi ile bunu izleyen hükümlerdir. Anılan düzenleme uyarınca takibin haksız çıkması hâlinde hâkim, alacaklının takibi başlatırken kötü niyetle davranıp davranmadığını ayrıca tartışır. Kötü niyet saptandığı takdirde borçlu lehine tazminata hükmolunur.
Bu özel hükmün yanında, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndaki dürüstlük kuralı ile hakkın kötüye kullanılmasını yasaklayan genel hükümler de değerlendirmeye tamamlayıcı biçimde katılır. Söz konusu ilkeler, icra alanında dürüst davranma yükümlülüğünün ve takip yetkisinin amacına uygun kullanılmasının sınırlarını çizmesi bakımından önem taşır.
Tazminata Hükmedilebilmesinin Koşulları
Tazminat, alacaklının haksız ve kötü niyetli bir takibe girişmesine bağlanan sonuçtur. Buna karşılık hükmedilebilmesi, kanunun aradığı koşulların bir arada bulunmasına bağlıdır. Aşağıda bu koşullar ayrı ayrı incelenmektedir.
Takibin İlamsız Yolla Yürütülüyor Olması
Tazminat, mahkeme kararına ya da ilam niteliğindeki bir belgeye dayanmayan, yani ilamsız yolla yürütülen takiplerde gündeme gelir. İlamlı takipler bakımından böyle bir tazminata imkân tanıyan bir düzenleme bulunmadığından, bu takip türünde kötüniyet tazminatı istenemez.
Kurumun uygulama alanı bulabildiği başlıca görünümler şunlardır:
- Tahliye ya da teslim istemi içermeyen kira alacağı takipleri
- İlamsız takibin en sık başvurulan biçimi olan genel haciz yolu
- Alacaklının kötü niyetinin veya ağır kusurunun bulunduğu, kambiyo senedine dayanan takipler
Buna karşılık ilamlı takiplerde bu tazminata hükmedilmesi mümkün değildir. Kambiyo senetlerine özgü takiplerde ise durum sınırlıdır: borçlunun itirazının icra mahkemesince esasa ilişkin nedenlerle kabul edilmiş olması (İİK m. 169/a) ya da senedi takibe koyan alacaklının kötü niyetinin veya ağır kusurunun saptanması (İİK m. 170) aranır.
Konunun itiraz boyutu, İlamsız İcra Takibine İtiraz ve Hukuki Sonuçları başlığı altında ayrıca ele alınmaktadır.
Borçlunun İtirazı ve Alacaklının Dava Açması
Ödeme emrini tebellüğ eden borçlu yasal süresi içinde itirazını bildirdiğinde takip kendiliğinden durur. Alacaklının süreci ilerletebilmesi, bu itirazı hükümden düşürmesine bağlıdır; bunun için de dava yoluna gitmesi zorunludur.
Duran takip karşısında alacaklının önünde iki seçenek bulunur:
- İtirazın iptali davası: Elinde yazılı bir belge bulunmasa dahi alacaklı, alacağın varlığını genel hükümler çerçevesinde kanıtlayarak bu davayı açabilir.
- İtirazın kaldırılması davası: İİK m. 68 ve 68/a'da sayılan nitelikte yazılı bir belgeye — imzalı fatura veya sözleşme gibi — sahip olan alacaklıya açıktır ve daha kısa sürede sonuçlanma özelliği taşır.
Her iki yol da bir yargılamayı gerektirir. Bu yargılamada alacağın gerçekten mevcut olduğunu ortaya koyma yükü alacaklıya aittir.
Takibin Haksızlığı ve Alacaklının Kötü Niyeti
Tazminata gidilebilmesi için yargılamadan borçlu lehine bir sonuç çıkması, yani takibin haksızlığının ve alacaklının kötü niyetinin mahkemece saptanması gerekir. Takip tarihi esas alındığında alacağın hiç doğmadığı, sona erdiği ya da alacaklı tarafından varlığının kanıtlanamadığı hâllerde takibin haksız olduğu söylenir.
Ne var ki haksızlık tek başına yeterli değildir; alacaklının takibe girişirken kötü niyetle hareket ettiği de ortaya konmalıdır. Dayanak gösterilen borcun gerçekte bulunmadığını veya ortadan kalktığını bilen ya da bilebilecek durumda olan alacaklı bakımından kötü niyetin varlığı kabul edilir.
Bu değerlendirme geniş ölçüde hâkimin takdirine bırakılmıştır. Mahkeme dosyaya sunulan delilleri, tarafların açıklamalarını ve takibin başlatılma biçimini birlikte tartar; borcun tutarı, takibin niteliği ve alacaklının genel davranış çizgisi gibi unsurlar bu değerlendirmenin parçasıdır. Sonuçta hâkim, vicdani kanaatine göre tazminata hükmeder.
Borçlunun Talebinin Bulunması
Mahkemenin bu tazminatı kendiliğinden (re'sen) gündeme alması mümkün değildir. Borçlunun cevap dilekçesinde talebini açıkça ortaya koyması aranır. Talep bulunmadığı takdirde, koşulların tamamı gerçekleşmiş olsa bile mahkeme bu yönde bir karar veremez.
Tazminatın Hesaplanması
Tazminatın miktarı, asıl alacağın %20'sinin altına inmemek kaydıyla mahkemece takdir edilir. Bu oran bir alt eşiktir; hâkim dosyanın özelliklerini gözeterek daha yüksek bir tutara da hükmedebilir.
Hesaplamanın matrahı, takip talebinde veya davada gösterilen anapara alacağıdır. İşlemiş faiz ile diğer ferî alacaklar hesaba katılmaz. Bu nedenle faizin yüksekliği tazminatın tutarını doğrudan büyütmez.
Somutlaştırmak gerekirse: takip konusu tutarın 100.000 TL olduğu bir dosyada borçlunun talebi bulunuyorsa mahkeme, alacaklıyı en az 20.000 TL tazminata mahkûm edebilir.
Yargı Kararlarında Kötü Niyetin Değerlendirilmesi
Kurumun sınırları büyük ölçüde yüksek yargı kararlarıyla belirlenmiştir. İçtihatta öne çıkan yaklaşım, kötü niyetin soyut iddialarla değil somut olgularla ortaya konması gerektiğidir. Haksız bulunan her takip kendiliğinden kötü niyetli sayılmaz; alacaklının borcun bulunmadığını bilerek ya da dürüstlük kuralını açıkça çiğneyerek hareket etmiş olması aranır.
Kararlarda kötü niyete işaret ettiği kabul edilen tipik görünümler şu şekilde özetlenebilir:
- Taraflar arasında herhangi bir borç ilişkisi bulunmamasına rağmen yalnızca baskı kurma amacıyla takibe girişilmesi
- Sahteliği ya da geçersizliği bilinen bir belgenin takibe dayanak yapılması
- Alacağın bütünüyle tahsil edilmiş olmasına karşın aynı alacak için yeniden takip başlatılması
Aşağıdaki kararlar, özellikle bankacılık ve finans uygulamasında kötü niyetin nasıl somutlaştırıldığını göstermektedir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 2023/518 E., 2023/405 K., (16.03.2023)
"Basiretli tacir gibi hareket etme mecburiyetinde olan bankanın huzurunda atılması gereken imzadan bilgi sahibi olduğu kabul edilmesi gerekir. Böylece gerçeğe aykırı imza ile icra takibi yapılması nedeni ile bankanın kötü niyeti anlaşılmakla banka aleyhine kötü niyet tazminatı verilmesi gerekmektedir. (…) kefalet limiti 850.000-TL üzerinden %20 oranında hesaplanan kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmiştir."
Kararda esas alınan ölçüt açıktır: basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü altındaki bankanın, imzanın kendi huzurunda atılmasını sağlamamış olması kötü niyete dayanak yapılmıştır.
Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2021/440 E., 2022/1294 K., (14.09.2022)
"Somut olayda ise bir finansman şirketi olarak kredi sözleşmesindeki imzanın huzurunda atılmasını sağlamayan davacı, sözleşmeye imzalar atılırken imzaların atan kişiye aidiyeti noktasında gerekli dikkat ve özeni göstermek mecburiyetinde olup, kredi sözleşmesindeki imzanın davalıya ait olup olmadığını da bilebilecek durumdadır. Bu durumda sözleşmedeki kefalet imzasının davalıya ait çıkmaması nedeniyle, davacının kötü niyetli olduğunun kabulü gerekmekte olup, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davalının kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmesi hatalıdır."
Her iki kararın ortak paydası, kurumsal alacaklıdan beklenen özen ölçüsüdür. İmza denetimini yapmayan finans kuruluşunun, imzanın kime ait olduğunu bilebilecek konumda bulunduğu kabul edilmekte ve kötü niyet bu kabul üzerine oturtulmaktadır.
Uygulamada Öne Çıkan Sorunlar ve Yaklaşımlar
Kötü Niyetin İspatındaki Güçlük
Uygulamanın en zorlu noktası, kötü niyetin çoğu zaman doğrudan değil dolaylı delillerle ortaya konabilmesidir.
Alacaklının bilerek ve haksız biçimde hareket ettiğini gösteren açık bir ikrar ya da belge dosyalarda nadiren bulunur. Mahkemeler bu nedenle taraflar arasındaki yazışmalara, ödeme kayıtlarına, tanık anlatımlarına veya daha önce görülmüş dava dosyalarına dayanarak sonuca ulaşmak durumunda kalır.
Güçlüğün aşılması, delil hazırlığının takibin ilk gününden itibaren titizlikle yürütülmesine bağlıdır. İletişim kayıtlarının saklanması, borcun ödendiğini ya da sona erdiğini gösteren belgelerin gecikmeksizin temin edilmesi ve bunların süresi içinde dosyaya sunulması belirleyici olur. İspat yükü ağırlıklı olarak borçlunun üzerinde bulunduğundan, bu yükün gereğinin yerine getirilmemesi hâlinde esasen haklı bir talep dahi kötü niyetin saptanamadığı gerekçesiyle sonuçsuz kalabilir.
Yargılamanın Uzaması ve Borçlu Üzerindeki Baskı
Kötü niyetle başlatılmış bir takipte borçlu, yargılama sürdüğü müddetçe yerinde olmayan bir icra tehdidi altında kalır.
İcra dosyasının kapanması, tazminata hükmedilmesi ve kararın kesinleşmesi zamana yayıldıkça borçlunun uğradığı kayıp yalnızca parasal olmaktan çıkar; ticari itibarı da zedelenir.
Bankaların ve finans kuruluşlarının, takibin sonradan haksız olduğu anlaşılsa bile bu kaydı borçlu aleyhine yorumladıkları ve kredi tahsisinden kaçındıkları uygulamada sıkça gözlenen bir sonuçtur. Böylece tümüyle dayanaksız bir takibe muhatap kalan kişi, ekonomik itibar kaybını fiilen üstlenmiş olur.
Sürecin Yönetimine İlişkin Öneriler
Sayılan sakıncaların sınırlanması, sürecin baştan doğru kurgulanmasına bağlıdır. Gerek takibe muhatap olan gerekse takip başlatan taraf bakımından, uyuşmazlığın bu alanda deneyimli hukuki destekle yürütülmesi, hakkın kötüye kullanıldığının ortaya konması açısından belirleyici rol oynar.
Netice itibarıyla kötüniyet tazminatı yalnızca bir yaptırım kalemi olarak okunmamalıdır. Kurum, takip hakkının amacı dışında kullanılmasına sınır çizen ve adil yargılanma düşüncesini destekleyen bir denge mekanizmasıdır. Alacaklının yetkisini kötüye kullanmasını engelleme ve borçluyu dayanaksız takiplerle karşılaşmaktan koruma amacı güden bu düzenlemeler, icra sisteminin sürdürülebilirliği ve taraf menfaatleri arasında adil bir denge kurulması bakımından kritik bir işlev üstlenir.
Independent Legal Değerlendirmesi
Kötüniyet tazminatı, uygulamada çoğu zaman itirazın iptali yargılamasının gölgesinde kalan bir taleptir. Oysa dayanaksız bir takibe muhatap olan borçlu bakımından bu talep, salt parasal bir kazanım değil, takibin haksızlığının mahkeme kararıyla tescil edilmesi anlamına da gelir. Tazminata hükmedilebilmesi kötü niyetin ayrıca ortaya konmasına bağlı olduğundan, savunmanın kurgusu daha ilk dilekçede belirlenmelidir.
Talebin akıbeti büyük ölçüde delil hazırlığının niteliğine bağlıdır. Borcun sona erdiğini veya hiç doğmadığını gösteren belgelerin zamanında dosyaya girmemesi, sonraki aşamalarda telafisi güç bir eksiklik yaratır.
Somut bir dosyada yol haritası kurulurken şu başlıklar önceliklendirilmelidir:
- Takibin ilamsız yolla mı yoksa ilama dayalı olarak mı yürütüldüğünün baştan belirlenmesi
- Tazminat talebinin cevap dilekçesinde açık ve gerekçeli biçimde ileri sürülmesi
- Kötü niyeti destekleyecek yazışma, ödeme ve ibra belgelerinin süresi içinde dosyaya sunulması
- Hesaplamanın anapara üzerinden yapılacağı gözetilerek talep tutarının doğru belirlenmesi
- Kambiyo senedine dayalı takiplerde İİK m. 169/a ve m. 170 ayrımının değerlendirilmesi
- Ticari itibar kaybına ilişkin somut verilerin dosyaya yansıtılması
Independent Legal, icra ve iflas hukukundan doğan uyuşmazlıklarda takibin denetlenmesinden tazminat taleplerinin yürütülmesine kadar sürecin tamamında danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

