Independent LegalIndependent Legal

Aile Hukuku

Aile Hukuku

Küçük Düşürücü Suç İşlenmesine Dayalı Boşanma: Şartlar, İspat ve Sonuçlar

Eşlerden birinin toplum nezdinde utanç verici sayılan bir suç işlemesi, tek başına değil ortak hayatı çekilmez kılması koşuluyla boşanma sebebi oluşturur. TMK m. 163 kapsamındaki bu nispi sebebin şartlarını, ispat araçlarını, tazminat, nafaka ve velayet yönünden doğurduğu sonuçları ele alıyoruz.

Yayın 11 Ağustos 2026Uygulama Alanı Aile HukukuOkuma 8 dk

Bir eşin karıştığı suç, kimi zaman evlilik birliğini diğer eş bakımından sürdürülemez hale getirir. Burada kastedilen suçlar, toplumun genel değer yargıları içinde utanç verici ya da yüz kızartıcı kabul edilen fiillerdir; cinsel taciz ve cinsel saldırı suçları bu kategorinin tipik örnekleri arasında sayılmaktadır. Eşlerden biri bu türden bir fiile karıştığında, ondan birlikte yaşamayı sürdürmesi artık beklenemeyecek olan diğer eş, aile mahkemesinde boşanma talebini ileri sürebilir. Söz konusu hal mutlak bir boşanma sebebi değildir; nispi nitelik taşır. Yani ortak hayatın devamının beklenip beklenemeyeceğini hâkim takdir eder.

Bu boşanma hali, kanunda özel sebepler arasında düzenlenmiştir. Mutlak sebeplerden sayılmadığı için, yalnızca küçük düşürücü nitelikte bir suçun işlendiğinin ortaya konması yeterli görülmez; ayrıca bu fiil nedeniyle evliliğin sürdürülmesinin diğer eşten beklenemez hale gelmiş olması da aranır. Nispi bir sebebe dayanılan davalarda hâkimin takdir alanı oldukça geniştir.

Küçük Düşürücü Suç Kavramı

Türk Medeni Kanunu m. 163, bir eşin küçük düşürücü nitelikte suç işlemesi ve bu yüzden birlikteliği sürdürmenin diğerinden beklenemez hale gelmesi durumunda boşanma yoluna gidilebileceğini öngörmektedir. Hükümle birlikte akla gelen ilk mesele, hangi fiillerin bu kavram içine girdiği ve boşanmayı haklı kılabileceğidir.

Küçük düşürücü suç ifadesiyle anlatılmak istenen, utanç verici ya da yüz kızartıcı karakterdeki fiillerdir. Bunlar, ahlak kurallarının ve toplumun onaylamadığı, işlendiğinde ortalama bir insanın yüzünü kızartan suçlardır.

Davanın Aranan Şartları

Bu hal, kanunun 163. maddesinde yer verilen özel boşanma sebeplerinden biri olarak karşımıza çıkar. Sebebi benzerlerinden ayıran özellik, eşe yöneltilen fiilleri değil, üçüncü kişilere karşı işlenen suçları kapsamasıdır.

Türk Medeni Kanunu m. 163
"Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir."

Küçük Düşürücü Nitelikte Bir Fiilin Bulunması

Bu kapsamdaki suçlar, kamuoyunun ahlaki ölçüleri içinde yüz kızartıcı sayılan davranışlardır. Hâkim, fiilin küçük düşürücü olup olmadığını hükmedilen cezanın ağırlığına bakarak değil, toplumda hâkim olan anlayışı esas alarak belirler. Bu değerlendirmede üç noktanın altını çizmek gerekir.

Öncelikle, her suç bu nitelemeye tabi tutulamaz; fiilin türü, işleniş biçimi ve doğurduğu etkiler mahkemece birlikte tartılır. İkinci olarak, genel kabule göre küçük düşürücü sayılmayan bazı fiiller de olayın kendine özgü koşulları içinde bu kapsama girebilir; hâkim her dosyada takdir yetkisini yeniden kullanır. Üçüncü olarak, ceza yargılamasının tamamlanmış olması aranmaz; ortada bir ceza mahkemesi kararı bulunmasa dahi fiilin gerçekleştiği ispatlanabiliyorsa boşanma yoluna gidilebilir.

Ortak Hayatın Sürdürülmesinin Beklenememesi

Kanunun bu madde kapsamında aradığı bir diğer koşul, işlenen fiil sebebiyle diğer eşten birlikteliğe devam etmesinin beklenemeyecek olmasıdır. Bu nedenle eşin gerçekten yüz kızartıcı bir suç işlemiş olması, boşanmaya hükmedilmesi için başlı başına yeterli değildir. Fiil işlenmiş olmakla birlikte ortak hayat çekilmez hale gelmemişse dava reddedilir. Diğer bir ifadeyle, bu sebebe dayanan davalarda belirleyici olan, suçun diğer eş bakımından birlikte yaşamayı katlanılmaz kılıp kılmadığıdır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Esas No: 2014/20560, Karar No: 2015/4947, Karar Tarihi: 19.03.2015

"Davalının, on iki yaşında bir kız çocuğuna cinsel tacizde bulunduğu, suçu sabit görülerek bundan dolayı ceza aldığı yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Mahkemece, "davalının bu suçu bir kere işlemiş olmasının tek başına boşanmaya neden olmayacağı vicdani kanaatine varıldığı, bu durumun evliliği diğer eş bakımından çekilmez hale getirdiğinin ispatlanması gerektiği, bu yolda delil getirilmediği" gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Dava Türk Medeni Kanununun 163. maddesinde yer alan "küçük düşürücü suç işleme" sebebine dayanılarak açılmıştır, işlenen suçun niteliğine göre davacının dava açması karşısında onunla birlikte yaşaması kendisinden beklenemeyeceği açık ve tartışmasızdır. Boşanma sebebi gerçekleşmiştir. Davanın kabulü gerekirken, isteğin reddi doğru görülmemiştir."

Fiilin Evlilik Süresi İçinde Gerçekleşmiş Olması

Bu sebebe dayalı davalarda birtakım usuli koşulların da yerine gelmiş olması gerekir; bunlardan biri doğrudan evlenme tarihiyle ilgilidir. Dikkat edilmesi gereken husus, küçük düşürücü fiilin evlilik kurulduktan sonraki döneme rastlaması zorunluluğudur. Evlenmeden önce işlenmiş bir suç gerekçe gösterilerek açılan dava reddedilecektir. Bununla birlikte fiil evlilik öncesine ait olsa bile, bundan haberdar olmayan eşin elinde başka imkânlar bulunur: koşulları varsa evliliğin iptali talep edilebilir; ya da evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayanılarak boşanma davası açılabilir.

Davada İspat

Yargılamada suçun işlendiğinin ortaya konması gerekir ve bunun için birden fazla delil türünden yararlanılır.

Ceza mahkemesi kararı bakımından şunu belirtmek gerekir: fiil ceza yargılamasına konu olmuş ve mahkûmiyetle sonuçlanmışsa, bu karar kesin delil değeri taşır. Beraat kararı verilmiş olması ise boşanma davasının mutlaka reddedileceği sonucunu doğurmaz.

Bunun yanında yararlanılabilecek başlıca deliller şunlardır:

  • Kolluk tutanakları ve soruşturma evrakı: Suçla ilgili olarak güvenlik birimlerince düzenlenen raporlar ve soruşturma dosyasındaki belgeler boşanma yargılamasında ispat aracı olarak kullanılabilir.
  • Kayıt ve yazışmalar: Görüntü kayıtları, ses kayıtları, mesaj içerikleri, sosyal medya paylaşımları ve elektronik postalar mahkemeye delil olarak sunulabilir.
  • Tanık anlatımları: Fiilin gerçekleştiğini bizzat gören kişilerin beyanları, bu tür davalarda başvurulan önemli delillerdendir.

Tazminat Talepleri

Bu sebebe dayalı boşanma davalarında mağdur konumundaki eş, maddi ve manevi tazminat isteminde bulunabilir. Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesi uyarınca mahkeme, mağdur eşin uğradığı ekonomik kayıpları ve ruhsal zararları değerlendirerek tazminata karar verebilir.

Maddi Tazminat

Maddi tazminatın işlevi, boşanma nedeniyle mağdur eşin ekonomik yönden zarara uğramasının önüne geçmektir. Küçük düşürücü fiili işleyen eş, diğerinin mal varlığında bir eksilmeye yol açmışsa hakkaniyet ölçüsünde tazminat ödemekle yükümlü tutulabilir.

Örneğin, işlenen suç yüzünden mağdur eş işini bırakmak zorunda kalmış, ruhsal olarak olumsuz etkilenmiş veya çevresindeki itibarını yitirmişse, mahkemenin hükmedeceği maddi tazminat miktarı yükselebilir.

Manevi Tazminat

Manevi tazminatla amaçlanan, mağdur eşin yaşadığı ruhsal yıpranmanın, itibarındaki zedelenmenin ve kişilik haklarına yöneltilen saldırının bir ölçüde telafi edilmesidir. Türk Medeni Kanunu'nun 174/2. maddesi çerçevesinde, küçük düşürücü fiil nedeniyle kişilik hakları ihlale uğrayan eş manevi tazminat isteyebilir.

Bu tazminat, mağdur eşin manevi kaybını kısmen gidermeye yöneliktir; kusurlu eşe verilen bir ceza niteliği taşımaz. Mahkemeler tazminat miktarını hakkaniyet ölçütü içinde takdir eder.

Nafaka Yönünden Sonuçlar

Türk Medeni Kanunu'nun düzenlemesine göre, bu sebebe dayalı boşanma davalarında nafaka istemleri tarafların ekonomik durumları ile kusur dağılımı birlikte gözetilerek karara bağlanır. Fiilin faili konumundaki eş kusurlu sayıldığı için, diğer eş yararına nafakaya hükmedilmesinin önünde bir engel bulunmaz.

Yoksulluk nafakası bakımından tablo şudur: boşanmanın ardından ekonomik güçlük içine düşecek olan mağdur eş, kusursuz olması veya daha az kusurlu bulunması kaydıyla yoksulluk nafakası isteyebilir (TMK m. 175). Küçük düşürücü suçu işleyen eş ise ağır kusurlu sayıldığından böyle bir talepte bulunamaz.

Nafaka miktarı belirlenirken mahkeme, tarafların gelir düzeylerini, mağdur eşin uğradığı ekonomik kayıpları ve boşanma sonrasındaki yaşam koşullarını birlikte değerlendirir.

Velayet Yönünden Sonuçlar

Bu sebebe dayalı davalarda velayet, çocuğun üstün yararı esas alınarak mahkemece tayin edilir. Kanunun 182. maddesi uyarınca belirleyici ölçüt, çocuğun bedensel, ruhsal ve toplumsal gelişimini hangi ebeveynin daha iyi güvence altına alabileceğidir.

Küçük düşürücü suç işleyen ebeveynin velayet konumu, çocuğun suç ortamında yetişmesi veya suça maruz kalması, fiilin çocuğa doğrudan ya da dolaylı biçimde zarar vermesi, çocuğun güvenliğinin ve sağlığının tehdit altına girmesi ve ebeveynin çocuğun gelişimi bakımından risk kaynağı haline gelmesi hallerinde olumsuz etkilenebilir.

Fiilin Velayet Kararına Etkisi

Mahkeme velayet konusunda karar verirken şu noktaları tartar: fiili işleyen ebeveynin çocuğun güvenliğini riske atıp atmadığı, suçun çocuk üzerindeki doğrudan ve dolaylı yansımaları, çocuğun bedensel ve ruhsal gelişimi açısından hangi ebeveynin daha elverişli olduğu ve çocuğun ebeveynler arasında yaşananlardan ne ölçüde etkilendiği.

Örneğin ebeveynlerden biri uyuşturucu ticareti, cinsel suçlar, dolandırıcılık ya da hırsızlık gibi küçük düşürücü bir fiile karışmışsa, mahkeme çocuğu bu ortamdan uzaklaştırmak amacıyla velayeti diğer ebeveyne bırakabilir.

Velayetin Kaybedilmesi Söz Konusu Olur mu?

Küçük düşürücü bir suç işlemiş olmak, velayetin kendiliğinden yitirilmesi sonucunu doğurmaz. Mahkeme bu olguyu, çocuğun üstün yararını merkeze alarak değerlendirir.

Velayetin diğer ebeveyne bırakılması ihtimali, fiili işleyen ebeveynin çocuğa doğrudan zarar vermesi, çocuğun bu suç faaliyetleri yüzünden ruhsal veya bedensel zarar görmesi ve işlenen suçun çocuğun yetişme ortamını bozması hallerinde belirgin biçimde artar.

Buna karşılık velayetin tümüyle kaybedilmemesi de mümkündür. Fiil yalnızca eşe yönelmiş ve çocuğa herhangi bir zarar vermemişse, ebeveynin çocuğa karşı olumlu bir ebeveynlik tutumu sürdürdüğü saptanmışsa ya da mahkeme pedagog veya sosyal hizmet uzmanı raporuna başvurmuşsa sonuç değişebilir.

Örneğin dolandırıcılık suçundan hüküm giymiş bir ebeveynin çocuğun bakımını aksatmadığı anlaşılıyorsa mahkeme velayeti ona bırakabilir. Buna karşılık cinsel suçlar ya da çocuğun güvenliğini tehdit eden fiiller söz konusuysa velayetin büyük olasılıkla diğer ebeveyne verileceği söylenebilir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Küçük düşürücü suç sebebine dayanan boşanma davalarında görev ve yetki, Türk Medeni Kanunu'nun 168. maddesi çerçevesinde saptanır.

Görev yönünden bu davalar Aile Mahkemelerine aittir. Davanın açılacağı yerde ayrı bir Aile Mahkemesi kurulmamışsa, Asliye Hukuk Mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla uyuşmazlığa bakar.

Yetki bakımından ise 168. madde iki seçenek tanımıştır: dava, eşlerden herhangi birinin yerleşim yerindeki Aile Mahkemesinde açılabileceği gibi, eşlerin son olarak en az 6 ay süreyle birlikte yaşadıkları yerdeki Aile Mahkemesinde de açılabilir. Davacı eş bu iki yer arasından dilediğini tercih edebilir.

Dava Açma Süresi

Kanun koyucu, 163. maddeye dayanan boşanma davaları bakımından herhangi bir hak düşürücü süre öngörmemiştir. Dolayısıyla eşin fiili işlemesiyle birlikte ortak hayatın katlanılmaz hale geldiği her aşamada dava yoluna gidilebilir.

Bununla birlikte, suç işlendiği halde evliliğin uzunca bir süre devam ettirilmesi, mahkemece davacının durumu içine sindirdiği veya affettiği biçiminde yorumlanabilir. Böyle bir değerlendirmede dava, dürüstlük kuralına aykırılık gerekçesiyle reddedilebilir.

Kısaca özetlemek gerekirse: bu sebebe dayalı boşanma davası için kanunda kesin bir süre sınırı bulunmamakla birlikte, fiilin öğrenilmesinden sonra uzun süre dava açılmaması mahkeme tarafından aleyhe yorumlanabilir; bu nedenle makul bir süre içinde harekete geçmek hak kaybının önlenmesi bakımından önem taşır.

Boşanma davasının açılış usulüne ilişkin ayrıntılara, Boşanma Davası Nasıl Açılır? başlıklı çalışmadan ulaşılabilir.

TMK m. 163'e dayanan davalarda uygulamadaki asıl güçlük, suçun varlığının değil, o suçun ortak hayatı çekilmez kıldığının ortaya konmasıdır. Nispi bir boşanma sebebi söz konusu olduğundan, mahkemenin takdir yetkisi dosyaya sunulan somut verilerle yönlendirilebilir. Bu nedenle dava dilekçesinin, fiilin niteliğiyle davacı eşin sosyal ve ailevi konumu arasındaki bağı açıkça kurması gerekir.

Ayrıca bu davalar çoğu zaman tek başına yürümez; tazminat, nafaka ve velayet talepleriyle birlikte ilerlediği için stratejinin baştan bütüncül kurgulanması gerekir. Somut dosyada öncelik verilmesi gereken başlıklar şunlardır:

  • Fiilin evlenme tarihinden sonraki döneme ait olduğunun belgeyle ortaya konması
  • Ceza soruşturması veya kovuşturması varsa dosyanın celbi ve mahkûmiyet kararının kesin delil olarak kullanılması
  • Ortak hayatın çekilmez hale geldiğinin tanık, kayıt ve sosyal çevre delilleriyle desteklenmesi
  • Kusur dağılımının nafaka ve tazminat talepleri üzerindeki etkisinin önceden hesaplanması
  • Velayet talebinde çocuğun üstün yararı ölçütüne dayanan somut gerekçelerin hazırlanması
  • Fiilin öğrenilmesinin ardından davanın makul sürede açılarak af veya kabul yorumunun önlenmesi

Independent Legal, aile hukukundan doğan uyuşmazlıklarda boşanma davasının hazırlanmasından tazminat, nafaka ve velayet taleplerinin takibine kadar sürecin tamamında danışmanlık hizmeti sunmaktadır.

Yasal Uyarı — Bu doküman yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. İçerik, hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik uygulama esas alınarak düzenlenmiştir; mevzuat değişiklikleri ve yargı kararları nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Somut olaya ilişkin karar almadan önce mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hemen Ara