Alacağın tahsilini zorlaştıran senaryoların başında, borçlunun elindeki değerleri üçüncü kişilere aktararak takibi boşa düşürmesi gelir; icra hukuku uygulamasında bu tabloya sıklıkla rastlanır. Tasarrufun iptali davası, borçlunun haciz ya da iflas öncesinde gerçekleştirdiği ve dış görünüşü itibarıyla hukuka uygun duran bazı işlemlerin — taşınır ve taşınmaz devirleri başta olmak üzere — alacaklı bakımından sonuç doğurmamasını sağlar. Böylece alacağın cebri icra yoluyla tahsil edilebilmesinin önü açılır.
Davanın kabulüyle birlikte alacaklı, tasarrufa konu mal üzerinde doğrudan haciz koydurma ve satış isteme yetkisini elde eder. Uyuşmazlık bir taşınmaza ilişkinse, üçüncü kişi adına oluşmuş tapu kaydının iptali gerekmeksizin takip bu taşınmaz üzerinden sürdürülebilir.
Aşağıda davanın hukuki niteliğini, aranan ön koşulları, hangi işlemlerin iptal kapsamına girdiğini, ispat rejimini ve süre kurallarını Yargıtay uygulamasını da gözeterek uygulamaya dönük biçimde ele alıyoruz.
Davanın Tanımı ve Hukuki Niteliği
Amaç ve Nitelik
Tasarrufun iptali davası, haciz yoluyla takipte haciz işleminden, iflas yoluyla takipte ise iflasın açılmasından önceki dönemde borçlunun alacaklılarından mal kaçırma saikiyle yaptığı tasarrufların, alacaklıya karşı hüküm ifade etmemesini sağlayan özel nitelikte bir icra hukuku davasıdır. Buradaki amaç iki yönlüdür: borçlunun üçüncü kişilerle kurduğu ve şeklen sağlam görünen işlemler yüzünden alacaklının zarar görmesinin önüne geçmek ve alacağın cebri icra yoluyla tahsilini yeniden mümkün kılmak.
İcra ve İflas Hukuku İçindeki Yeri
Kurumun kanuni dayanağı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleridir; düzenleme, alacaklıyı koruyan güçlü bir mekanizma olarak kurgulanmıştır. Verilen kararla tasarruf bütünüyle ortadan kalkmaz; davayı kazanan alacaklıya yalnızca tasarrufa konu mal üzerinde haciz koydurma ve satış talep etme yetkisi tanınır. Malı devralmış olan üçüncü kişi de bu cebri icra işlemlerine katlanmak zorunda kalır. Bu özellikleriyle dava, alacak hakkına dayanan ve cebri icra imkânını pekiştiren bir eda davası görünümündedir.
Davanın Ön Koşulları
Yargılamanın ilk aşamasında mahkeme, davanın esasına girilebilmesi için gerekli ön koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğini denetler. Bu koşullardan biri eksikse, İİK'nın 278, 279 ve 280. maddelerindeki iptal sebepleri hiç tartışılmadan dava reddedilir.
Gerçek ve Mevcut Bir Alacağın Varlığı
Davacının, tasarrufu gerçekleştiren borçlu karşısında gerçekten var olan, güncel ve hukuk düzenince korunan bir alacağı bulunmalıdır. Muvazaalı biçimde yaratılmış ya da esasen mevcut olmayan bir alacak, tasarrufun iptali talebine dayanak yapılamaz.
Takibin Kesinleşmiş Olması
Borçlu aleyhine yürütülen icra takibinin kesinleşmesi aranır; henüz kesinleşmemiş bir takibe dayanarak bu dava açılamaz. Zira İİK m.277'de düzenlenen bu yol, cebri icra sürecine bağlanmış bir alacaklı koruma aracıdır. Konuyla bağlantılı olarak ilamsız icra takibine itiraz başlıklı çalışmamızdan da yararlanılabilir.
Tasarrufun Borç Doğduktan Sonra Yapılmış Olması
İptali talep edilen işlemin, takibe konu borcun doğum anından sonraki bir tarihte yapılmış olması gerekir. Borç henüz doğmadan gerçekleştirilen tasarruflar kural olarak bu davanın konusunu oluşturmaz.
Aciz Belgesinin Bulunması (Kural Olarak)
Alacaklının elinde kesin ya da geçici nitelikte bir aciz belgesi bulunması, davanın açılabilmesi bakımından kural olarak aranan bir koşuldur. Bu belge, borçlunun malvarlığının borcunu karşılamaya yetmediğini ortaya koyar ve alacaklının zarara uğradığını gösteren temel unsuru oluşturur (İİK m.277).
Bununla birlikte Yargıtay uygulamasında, borçlunun aciz içinde bulunduğu açık biçimde ortaya konabiliyorsa, istisnai bazı hallerde aciz belgesi olmaksızın da davanın görülebileceği kabul edilmektedir.
Aciz Vesikası Bir Dava Şartı Sayılır mı?
İİK m.277 hükmü, tasarrufun iptali davasının kural olarak elinde kesin veya geçici aciz vesikası bulunan alacaklı tarafından açılabileceğini öngörür. Bu nedenle aciz vesikası, davanın başlıca ön koşulları arasında sayılmaktadır.
Söz konusu belge, haczedilen malların paraya çevrilmesinin ardından alacağını bütünüyle tahsil edemeyen alacaklıya icra dairesince verilen ve ödenmemiş bakiyeyi gösteren belgedir.
Kesin aciz vesikasının dayanağı İİK m.143, geçici aciz vesikasınınki ise İİK m.105'tir. Borçlunun haczi kabil bir malının bulunmadığı haciz tutanağıyla saptanmışsa, m.105 uyarınca bu tutanak geçici aciz vesikası hükmündedir ve tasarrufun iptali davasında delil olarak kullanılabilir.
Belgenin ön koşul niteliği taşıması, mutlaka dava açılmadan önce elde edilmiş olmasını gerektirmez. Yargıtay uygulaması, aciz vesikasının davanın açılmasından sonra, hatta temyiz veya bozma sonrası aşamalarda temin edilip dosyaya sunulmasına imkân tanımaktadır. Belirleyici olan, dava tarihi itibarıyla borçlunun borçlarını ödemekten aciz durumda bulunduğunun ortaya konabilmesidir.
Ayrıca fiilî aciz halinin, vesikayla belgelenmemiş olsa dahi kabul edildiği durumlar vardır. Borçlunun adresine ulaşılamaması ya da bilinen adreslerinde yürütülen araştırmalarda haczi kabil bir malvarlığına rastlanmaması gibi hallerde, içtihatlarda aciz halinin gerçekleştiği sonucuna varılmaktadır.
İptal Sebepleri (İİK 278-280)
Borçlunun yaptığı her işlem iptale açık değildir. İptal edilebilecek tasarruflar, İcra ve İflas Kanunu'nun 278, 279 ve 280. maddelerinde sınırlı biçimde sayılmıştır. Bu hükümlerin ortak amacı, mal kaçırma saikiyle kurulan işlemlerin etkisiz kılınmasıdır.
Karşılıksız Tasarruflar (İİK m.278)
Borçlunun bir karşılık almadan yaptığı kazandırmalar, bağışlamalar ve malvarlığını eksilten ivazsız işlemler iptale tabidir. Kanun koyucu, malvarlığının bedelsiz olarak üçüncü kişilere aktarılmasını alacaklıya karşı korunmaya değer görmemiştir. Uygulamada bağışlamalar, gerçek değerinin çok altında yapılan devirler ve yakın hısımlar lehine gerçekleştirilen karşılıksız kazandırmalar bu başlık altında sıkça iptal sebebi oluşturur.
Aciz Döneminde Yapılan İşlemler (İİK m.279)
Borçlunun ödeme sıkıntısı içinde bulunduğu dönemde gerçekleştirdiği bazı tasarruflar da iptal kapsamındadır. Mevcut bir borcu güvence altına almak amacıyla sonradan rehin tesis edilmesi, vadesi henüz gelmemiş bir borcun ödenmesi ya da alacaklılar arasında eşitsizlik yaratan işlemlerin yapılması bunların başlıca örnekleridir. Hükmün amacı, borçlunun belirli alacaklıları kayırmasının önüne geçmektir.
Zarar Verme Kastıyla Yapılan Tasarruflar (İİK m.280)
Alacaklılarını zarara uğratma kastıyla hareket eden borçlunun tasarrufları iptal edilebilir. Burada borçlunun kötü niyeti yanında, üçüncü kişinin bu durumu bilmesi ya da bilebilecek konumda olması da aranır. Muvazaalı satışlar, mal kaçırma amacı taşıyan devirler ve dışarıdan gerçek görünmekle birlikte özünde malvarlığını azaltmaya yönelen işlemler bu madde çerçevesinde ele alınır.
Meselenin cezai yönü hakkında ayrıntı için Alacaklıyı Zarara Uğratma Suçu ve Cezası başlıklı yazımıza bakılabilir.
Yakın Hısımlara Yapılan Devirler ve Kanuni Karineler
Borçlunun eşi, çocukları, yakın hısımları veya birlikte hareket ettiği kişiler lehine yaptığı tasarruflar bakımından hem kanun hem de Yargıtay uygulaması birtakım karineler benimsemiştir. Bu nitelikteki devirlerde üçüncü kişinin, borçlunun mali durumundan ve alacaklıyı zarara uğratma amacından haberdar olduğu varsayılabilir. Nitekim yakın akrabalara yapılan devirler, pratikte en çok iptal edilen tasarruf grubunu oluşturur.
Değerinin Altında Yapılan Satışlar (Yargıtay Uygulaması)
Bir malvarlığı unsurunun gerçek değeriyle bağdaşmayacak kadar düşük bir bedelle devredilmesi halinde, işlemin muvazaalı olduğu ya da alacaklıyı zarara uğratma kastı taşıdığı sonucuna varılabilir. Yargıtay, piyasa değerinin bariz şekilde altında kalan satışları iptal sebebi olarak değerlendirmektedir. Bedelin fiilen ödenmediğinin veya işlemin özünde bir bağış niteliği taşıdığının saptanması halinde tasarruf iptal edilebilmektedir.
İptale Konu Olabilecek İşlem Türleri
Bu davada borçlunun her hukuki işlemi iptal edilmez; ancak malvarlığını azaltan ve alacaklının tahsilatını güçleştiren tasarruflar İİK'nın 278, 279 ve 280. maddeleri kapsamında değerlendirilebilir. Uygulamada karşılaşılan başlıca işlem türleri şunlardır:
- Bağışlama ve bedelsiz kazandırmalar. Borçlunun hiçbir karşılık almaksızın yaptığı devirler kanun gereği iptale tabidir; bağışlama, karşılıksız taşınmaz devri veya gerçekte bedelsiz olan işlemler alacaklıya karşı korunmaz.
- Aile bireylerine ve yakın hısımlara yapılan devirler. Borçlunun eşine, çocuklarına ya da yakın hısımlarına yönelttiği mal devirleri çoğunlukla mal kaçırma şüphesini beraberinde getirir; kanun ve içtihat, üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bildiğini varsayan karineler kabul eder.
- Muvazaalı ve düşük bedelli satışlar. Malın gerçek değerinin çok altında elden çıkarılması, muvazaanın veya zarar verme amacının göstergesi sayılabilir. Bedelin hiç ödenmemiş olması ya da işlemde bağış iradesinin bulunması iptali kolaylaştırır.
- Mal kaçırma amacına hizmet eden işlemler. Alacaklıları zarara uğratma kastıyla kurulan tasarruflar iptale açıktır; görünüşte yapılan satışlar, muvazaalı devirler ve malın fiilen borçlunun elinde kalmaya devam ettiği durumlar bu grupta yer alır.
- Şirket payı ile ticari malvarlığı devirleri. Borçlunun ticari işletmesini, şirket hisselerini veya ticari malvarlığı unsurlarını devretmesi de dava konusu yapılabilir. Payların düşük bedelle ya da yakın kişilere aktarılması halinde işlemin alacaklıyı zarara uğratma amacı taşıdığı kabul edilebilmektedir.
Süreler ve Hak Düşürücü Nitelik
Dava, kanunda öngörülen süre içinde açılmak zorundadır. Bu süreler hak düşürücü olduğundan, kaçırılmaları halinde dava açma imkânı büsbütün ortadan kalkar. Mahkeme süre koşulunu, tarafların bir def'i ileri sürmesine gerek olmaksızın kendiliğinden gözetir.
Beş Yıllık Süre
İcra ve İflas Kanunu'nun 284. maddesi uyarınca dava, iptali istenen tasarrufun yapıldığı tarihten başlayarak 5 yıl içinde açılmalıdır. Hak düşürücü nitelikteki bu süre kesilmez ve durmaz.
Sürenin Hesaplanması
Beş yıllık süre, tasarruf işleminin gerçekleştiği andan itibaren akmaya başlar. Tapuda yapılan devirlerde tescil tarihi, taşınır devirlerinde ise tasarrufun fiilen yapıldığı tarih esas alınır. Kanun koyucu başlangıcı davanın açılabilir hale geldiği ana değil, doğrudan tasarrufun gerçekleştiği tarihe bağlamıştır.
Zamanaşımından Farkı
Hak düşürücü süre, zamanaşımının aksine tarafların ileri sürmesine bağlı olmayıp mahkemece re'sen dikkate alınır. Zamanaşımında süre dolsa bile borç varlığını sürdürür; yalnızca dava yoluyla talep edilebilirliği sona erer. Buna karşılık hak düşürücü sürenin dolmasıyla tasarrufun iptali davası açma hakkı tümüyle ortadan kalkar ve sonradan kullanılması mümkün olmaz.
Dava Kimlere Yöneltilir?
Tasarrufun iptali talebi yalnızca borçluya karşı ileri sürülen bir istem değildir. Dava, tasarruf işleminin taraflarına ve bazı hallerde malı sonradan devralanlara yöneltilir. Husumetin doğru kişilere yöneltilmesi hem davanın kabulü hem de alacağın tahsili bakımından belirleyicidir.
Borçlu
Borçlu davanın zorunlu tarafıdır. İptali istenen işlem onun tarafından yapılmıştır ve dava, malvarlığını azaltan bu tasarrufa dayanmaktadır.
İşlemin Tarafı Üçüncü Kişi
Malı borçludan devralan kişinin de davalı olarak gösterilmesi gerekir. Karar sonucunda alacaklıya, tasarrufa konu mal üzerinde haciz ve satış talep etme yetkisi tanınacağından bu kişi iptalin sonuçlarına katlanmak durumundadır.
Kötüniyetli Sonraki Devralanlar
Mal daha sonra bir başkasına aktarılmışsa ve sonraki devralan borçlunun mal kaçırma amacını biliyor ya da bilmesi gerekiyorsa, dava ona karşı da açılabilir. Kötüniyetli sonraki devralan da iptalin doğurduğu sonuçlara katlanır.
İyiniyetli Üçüncü Kişinin Konumu
Borçlunun mal kaçırma amacından haberdar olmayan ve bunu bilmesi de beklenemeyecek iyiniyetli üçüncü kişi yönünden iptal mümkün değildir; İcra ve İflas Kanunu'nun sistematiğinde iyiniyet korunur. Böyle bir durumda alacaklının talebi malın aynına değil, koşulları varsa tasarrufu yapan kişi ya da kötüniyetli devralanlar aleyhine bedele yönelir.
Bu nedenle devir zincirindeki kişilerin iyiniyetli mi yoksa kötüniyetli mi olduğunun saptanması, davanın kaderini doğrudan etkileyen kritik bir husustur.
İspat Rejimi ve Deliller
Bu davalarda ispat çoğu kez doğrudan bir belgeye değil; karinelere, hayatın olağan akışına ve dolaylı delillere dayanır. Muvazaa ile mal kaçırma kastı, kural olarak açık bir belgeyle değil, olguların bütününden çıkarılan sonuçlarla ortaya konur.
Muvazaa ve Mal Kaçırma Kastının Ortaya Konması
Borçlunun mal kaçırma amacıyla hareket ettiğinin belirlenmesinde tasarrufun tarihi, borçlunun o dönemdeki mali tablosu, taraflar arasındaki ilişki ve işlemin ekonomik gerçekliğe uygunluğu birlikte ele alınır. Borcun doğumundan sonra yapılan devirler, borçlunun ödeme güçlüğü içinde bulunması ve tasarrufun ardından malvarlığında meydana gelen azalma, kastın önemli göstergeleridir.
Tapu, Banka ve Diğer Resmî Kayıtlar
Delil olarak öne çıkan belgeler arasında tapu kayıtları, satış sözleşmeleri, banka hareketleri, ödeme belgeleri ve icra dosyası içeriği sayılabilir. Mahkeme özellikle satış bedelinin fiilen ödenip ödenmediğini, ödemenin ekonomik gerçeklikle bağdaşıp bağdaşmadığını ve işlem tarihlerini titizlikle inceler.
Yakınlık İlişkisi ve Olağan Yaşam Deneyimi
Borçlunun eşi, çocukları, akrabaları veya yakın çevresiyle kurduğu işlemlerde içtihat birtakım karineler kabul etmektedir. Yakın kişiler lehine yapılan devirlerde üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bildiği varsayılabilir. Piyasa değerinin çok altında gerçekleşen satışlar, bedelin ödenmemiş olması ya da malın fiilen borçlunun kullanımında kalmaya devam etmesi de muvazaa karinesi doğurur.
Yargıtay'ın Yaklaşımı
Yargıtay içtihatlarına göre bu davalarda ispat, kesin ve doğrudan delillerle sınırlandırılmaz. Olayların gelişimi, ekonomik gerçeklik, taraflar arasındaki ilişki ve tasarrufun zamanlaması bir bütün olarak değerlendirilir. Değerinin altında yapılan satışlar, yakın hısımlara yönelen devirler ve borç doğduktan sonra gerçekleştirilen işlemler mal kaçırma kastına karine teşkil eder.
Dolayısıyla bu tür davalarda sonuç, tek bir belgeye değil delillerin bütüncül biçimde değerlendirilmesine bağlıdır.
Davanın Açılması: İzlenecek Adımlar
Dava belirli usul kurallarına tabidir ve doğru bir strateji ile açılması sonucu doğrudan etkiler. Süreç ana hatlarıyla aşağıdaki şekilde ilerler.
Dilekçenin İçeriği
Dava dilekçesinde taraflara ilişkin bilgiler, alacağın dayanağı, icra takibine dair veriler, iptali istenen tasarruf işlemi, bu işlemin alacaklıyı nasıl zarara uğrattığına ilişkin açıklamalar ve deliller açıkça gösterilmelidir. Ayrıca talebin hangi hukuki sebebe (İİK m.278, 279 veya 280) dayandığı ile davanın konusu somut biçimde ortaya konmalıdır.
Harç ve Yargılama Giderleri
Dava nispi harca tabidir ve harç, alacak miktarı üzerinden hesaplanır. Bunun yanında tebligat giderleri, bilirkişi ücretleri ve keşif masrafları gibi yargılama giderlerinin davacı tarafından peşin olarak karşılanması gerekir.
İhtiyati Haciz ve İhtiyati Tedbir
Dava açılırken ya da yargılama sürerken alacağın güvenceye alınması amacıyla ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir istenebilir. Tasarrufa konu malın yeniden el değiştirmesini önlemek ve verilecek kararın etkisiz kalmasının önüne geçmek bakımından bu koruma tedbirleri uygulamada önemli bir işlev görür.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Tasarrufun iptali davalarında görev Asliye Hukuk Mahkemesine aittir.
Yetki bakımından özel bir hüküm öngörülmediğinden HMK'nın genel yetki kuralları devreye girer. Buna göre dava kural olarak davalıların yerleşim yeri mahkemesinde görülür. Husumet hem borçluya hem de lehine tasarruf yapılan üçüncü kişiye yöneltildiğinden, davalılardan herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir (HMK m.6 ve m.7).
Davalıların ortak bir yerleşim yeri bulunmadığı hallerde dava, davalılardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir.
Kararın Doğurduğu Sonuçlar
Talebin kabul edilmesi, borçlunun yaptığı işlemi tümüyle geçersiz kılmaz; işlem yalnızca alacaklı yönünden sonuç doğurmaz hale gelir. Dava, alacaklıya cebri icra yoluyla tahsil imkânı sağlayan özel bir koruma aracı olarak işlev görür.
Geçersizlik Değil, Alacaklıya Karşı Hükümsüzlük
İptal kararı tasarrufu ortadan kaldırmaz. İşlem, tarafları arasında geçerliliğini sürdürür; yalnızca davayı kazanan alacaklı bakımından hükümsüz hale gelir. Bu nedenle kararın doğurduğu sonuç ayni değil, nispi (şahsi) niteliktedir.
Haciz ve Satış Yetkisi
Davanın kabulüyle alacaklı, tasarrufa konu mal üzerine doğrudan haciz koydurabilir ve satışını isteyebilir. Taşınmazlarda, üçüncü kişi adına görünen tapu kaydının iptaline gerek kalmadan haciz ve satış işlemleri yürütülebilir.
Üçüncü Kişinin Sorumluluğu
Malı devralan üçüncü kişi iptalin sonuçlarına katlanmakla yükümlüdür. Mal halen elindeyse haciz ve satış işlemlerine engel olamaz. Malı elden çıkarmışsa, koşulların oluşması halinde sorumluluğu bedel üzerinden gündeme gelebilir.
Bedel Üzerinden Tahsil
Tasarrufa konu malın aynen haczi mümkün değilse — söz gelimi mal elden çıkarılmış ya da tüketilmişse — alacaklı, malın değeri üzerinden tahsil imkânından yararlanabilir. Bu ihtimalde davalı üçüncü kişi, malın değeri ölçüsünde sorumlu tutulabilir.
Genel Değerlendirme
Tasarrufun iptali davası, alacağın tahsili bakımından icra hukukunun en etkili koruma yollarından biridir. Borçlunun malvarlığını üçüncü kişilere aktararak alacaklıdan kaçırmaya çalıştığı hallerde alacaklıya güçlü bir hukuki dayanak sunar ve tıkanan cebri icra sürecini yeniden işler hale getirir.
Görünüşte geçerli olan tasarruflar alacaklı yönünden etkisiz kılınarak, tasarrufa konu mal üzerinden haciz ve satış yoluyla tahsilat yapılabilir. Bu yönüyle dava, alacaklının uğrayacağı zararı önleyen stratejik bir koruma mekanizmasıdır.
Zamanlama bu davada özel bir ağırlık taşır. Borçlunun malvarlığını devrettiği öğrenildiğinde, hak düşürücü süreler tükenmeden ve deliller zayıflamadan harekete geçilmesi gerekir. Özellikle takibin kesinleşmesi ve borçlunun aciz halinin belirginleşmesinin ardından gecikmeksizin dava açılması, sonucu belirleyen unsurlar arasındadır.
Independent Legal Değerlendirmesi
Tasarrufun iptali davaları, teknik bilgi kadar dosya kurgusu da gerektiren uyuşmazlıklardır. Davanın kaderi çoğu zaman esasa ilişkin tartışmadan önce, husumetin doğru yöneltilip yöneltilmediği ve ön koşulların belgelenip belgelenmediği üzerinden belirlenir. Devir zincirinde birden fazla halka bulunan dosyalarda, her bir devralanın iyiniyet durumunun ayrı ayrı ele alınması gerekir.
Bir diğer kritik nokta, delil kurgusunun tek bir belgeye bağlanmamasıdır. Ekonomik gerçeklik analizi, ödeme akışlarının banka kayıtlarıyla izlenmesi ve tasarrufun zamanlaması, çoğu dosyada belirleyici olan bütünsel tabloyu oluşturur.
Somut bir uyuşmazlıkta şu başlıklar öncelikle ele alınmalıdır:
- Takibin kesinleştiğinin ve alacağın gerçekliğinin dosya üzerinden ortaya konması
- Beş yıllık hak düşürücü sürenin, tescil veya fiilî devir tarihi esas alınarak hesaplanması
- Aciz halinin vesikayla ya da haciz tutanağıyla belgelenmesi, mümkün değilse fiilî aciz olgularının derlenmesi
- Talebin hangi iptal sebebine (İİK m.278, 279 veya 280) dayandırılacağının baştan netleştirilmesi
- Borçlu, ilk devralan ve varsa sonraki devralanların tamamına husumet yöneltilmesi
- Dava açılırken ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir talebiyle malın yeniden devrinin engellenmesi
Independent Legal, alacağın tahsiline yönelik takip süreçlerinde tasarrufun iptali davalarının hazırlanması ve yürütülmesi konusunda danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

