Independent LegalIndependent Legal

Aile Hukuku

Aile Hukuku

Nafaka Yükümlülüğü Hangi Hallerde Sona Erer veya Kaldırılabilir?

Boşanmayla birlikte hükmedilen nafaka, taraflar arasındaki ekonomik dengeyi korumaya yönelik bir yükümlülüktür; ancak dokunulmaz değildir. Nafakanın kendiliğinden ortadan kalktığı halleri, mahkemeden kaldırılmasının istenebileceği durumları ve Yargıtay uygulamasının çizdiği sınırları ele alıyoruz.

Yayın 11 Ağustos 2026Uygulama Alanı Aile HukukuOkuma 11 dk

Evlilik birliğinin sona ermesinin ardından hükmedilen nafaka, taraflardan birinin ekonomik olarak savunmasız kalmasını önlemeye yönelik bir dengeleme aracıdır. Türk Medeni Kanunu bu ödemeyi, boşanma nedeniyle geçim sıkıntısı içine düşen tarafa sağlanan mali destek olarak kurgulamıştır. Ne var ki söz konusu yükümlülük, bir kez hükmedildiğinde sonsuza dek aynı biçimde süren dokunulmaz bir statü yaratmaz. Tarafların gelir tablosunun değişmesi, alacaklı konumundaki kişinin kendi ayakları üzerinde durabilir hale gelmesi ya da kanunda öngörülen özel bazı olguların gerçekleşmesi durumunda nafakanın kaldırılması gündeme gelebilir.

Uygulamada en çok tartışılan noktalar da tam burada toplanır: yükümlülük hangi anda kendiliğinden düşer, hangi hallerde mahkemeye başvurmak zorunludur ve talebin kabul edilebilmesi için ne tür bir değişikliğin ispatlanması gerekir?

Bu bilgi notunda nafakanın sona erme biçimlerini, mahkemeden kaldırılmasının istenebileceği halleri, anlaşmalı boşanma protokolüyle belirlenen nafakanın akıbetini ve Yargıtay kararlarının bu konudaki yaklaşımını uygulamaya dönük bir bakışla değerlendiriyoruz.

Nafakanın Hukuki Niteliği ve İşlevi

Boşanma yargılaması sırasında veya karar sonrasında, mali bakımdan zayıf konumda kalan tarafın zarar görmemesi amacıyla mahkemece hükmedilen ödeme yükümlülüğüne nafaka adı verilir. Kurumun işlevi, eşin ya da çocuğun mevcut yaşam düzeyini koruyabilmesini güvence altına almaktır ve düzenleme Türk Medeni Kanunu'nda ayrıntılı biçimde yapılmıştır.

Bu ödeme yalnızca eşler arasındaki ilişkiye özgü de değildir. Çocuklar ve bakıma muhtaç durumdaki aile bireyleri bakımından da nafakaya hükmedilmesi mümkündür. Kanun koyucunun izlediği amaç, birliğin dağılmasıyla ortaya çıkan ekonomik dengesizliğin giderilmesi ve bundan doğacak mağduriyetlerin önlenmesidir. Buna karşılık yükümlülük ömür boyu değişmeden devam etmez; koşulları oluştuğunda tümüyle kaldırılması ya da tutarının yeniden belirlenmesi söz konusu olabilir.

Yoksulluk Nafakası ve Kanuni Dayanağı

Evliliğin sona ermesi yüzünden geçimini sağlayamayacak hale gelen eş lehine hükmedilen türe yoksulluk nafakası denir. Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesi, bu nafakanın herhangi bir süre sınırına bağlanmaksızın bağlanabileceğini öngörmektedir. Mahkemece kaldırılmadığı veya kendiliğinden sona erme sonucu doğuran bir olgu gerçekleşmediği sürece ödeme yükümlülüğü varlığını sürdürür.

Türk Medeni Kanunu m. 175 — Yoksulluk nafakası
"Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz."

Nafakanın Kendiliğinden Sona Erdiği Haller

Belirli olguların gerçekleşmesi nafakayı ya doğrudan ortadan kaldırır ya da mahkeme kararıyla kaldırılmasının önünü açar. Ödemenin devamlılığı iki temele dayanır: alacaklının ihtiyacının sürmesi ve yükümlünün ödeme kapasitesinin korunması. Bazı olgular bu temeli tümüyle yıkar.

Türk Medeni Kanunu'nun 176. maddesi kapsamında aşağıda ele alınan hallerde nafaka, ayrıca bir mahkeme kararı aranmaksızın son bulur.

Alacaklı Tarafın Yeniden Evlenmesi

Nafaka alacaklısı yeni bir evlilik yaptığında yükümlülük kendiliğinden düşer ve eski eşin ödemeye devam etmesi gerekmez. Bu sonucun doğması için mahkemeden karar alınmasına ihtiyaç yoktur; borçlu ödemeyi durdurabilir, alacaklı taraf da ödeme yapılmadığından bahisle bir talep ileri süremez.

Buna karşılık yükümlünün yeniden evlenmesi aynı sonucu doğurmaz. Bu olgu nafakayı ortadan kaldırmaz, yalnızca miktarın indirilmesi bakımından bir gerekçe oluşturabilir. TMK m. 176/4 hükmü, tarafların mali tablosunun değişmesi halinde nafakanın hakkaniyete uygun biçimde azaltılmasına imkân tanır; ancak bu, yükümlülüğün bütünüyle ortadan kalkması anlamına gelmez.

Taraflardan Birinin Vefatı

Nafaka, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir borç niteliği taşır. Bu nedenle ister alacaklı ister borçlu olsun, taraflardan birinin ölümüyle yükümlülük kendiliğinden sona erer. Alacaklının vefatı halinde nafaka hakkı mirasçılarına intikal etmez ve mirasçılar sağ kalan eşten ödeme isteyemez; borçlunun vefatı halinde ise mirasçılar ödeme yükümlülüğünü üstlenmiş sayılmaz.

Bu kuralın dışında kalan bir husus vardır: alacaklının sağlığında doğmuş olmakla birlikte ödenmemiş nafaka taksitleri mirasçılar tarafından istenebilir. Aynı mantıkla, borçlunun mirasçıları da murislerinin sağlığında muaccel olmuş ancak ödenmemiş nafakaları karşılamak durumundadır.

Çocuk Nafakasında Erginlik ve Ekonomik Bağımsızlık

Çocuk nafakası, boşanmanın ardından velayet kendisine bırakılmayan ebeveynin, çocuğun bakım, eğitim ve geçim giderlerine katılması amacıyla üstlendiği mali bir yükümlülüktür. Bu yükümlülük de sınırsız değildir ve belirli koşullarda sona erebilir.

Türk Medeni Kanunu bakımından çocuk 18 yaşını tamamladığında ergin sayılır ve iştirak nafakası bu anda kendiliğinden düşer. Dolayısıyla ödeme yapan ebeveynin, çocuğun 18 yaşına basmasıyla birlikte katkı sunmaya devam etme zorunluluğu kalmaz.

Bununla birlikte kuralın istisnaları bulunmaktadır:

  • Öğrenimini sürdüren ve bu nedenle ailesinden maddi destek almaya devam eden çocuk bakımından nafaka, eğitim hayatı boyunca devam edebilir.
  • Engellilik veya sürekli bakım ihtiyacı söz konusuysa nafakanın süresi, bu ihtiyacın devam ettiği dönemi kapsayacak biçimde uzatılabilir.

Mahkemeler, çocuğun öğrenim durumunu ve kişisel koşullarını değerlendirerek nafakanın süresinin uzatılması yönünde hüküm kurabilmektedir.

Altı çizilmesi gereken nokta şudur: nafakanın kendiliğinden düştüğü hallerde ayrıca bir kaldırma davası açılmasına gerek yoktur; yükümlülük hukuken zaten sona ermiştir. Bu tür durumlarda nafaka borçlusu, mahkemeye başvurmaksızın ödemeleri durdurabilir.

Nafakanın Kaldırılmasının Mahkemeden İstenebileceği Durumlar

Türk Medeni Kanunu nafakayı sınırsız süreli bir borç olarak kurgulamamıştır. Kanunda öngörülen koşullar oluştuğunda yükümlülüğün kaldırılması için yargı yoluna gidilebilir. Bu talebin kabul görmesi ise ancak taraflardan birinin mali ya da sosyal durumunda kayda değer bir dönüşüm yaşanmışsa mümkün olur. Aşağıda, uygulamada en sık karşılaşılan sebepleri ele alıyoruz.

Evlilik Benzeri Fiili Birliktelik ve Hakkın Kötüye Kullanılması

Uygulamada, nafaka hakkını yitirmemek adına resmi nikâh kıymadan bir başkasıyla karı koca gibi yaşamayı sürdüren alacaklılara rastlanmaktadır. Bu davranış biçimi hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilmekte ve nafakanın mahkeme kararıyla kaldırılmasını gerektiren bir sebep olarak kabul edilmektedir.

Yargıtay'ın istikrar kazanmış içtihatları uyarınca, alacaklının resmi bir bağ kurmaksızın bir başkasıyla uzun süreli ve evliliği andıran bir hayat sürdüğü ortaya konulabilirse nafakanın kaldırılmasına hükmedilebilir.

Süreklilik unsuru aranır. Bu gerekçeyle kaldırma kararı verilebilmesi için birlikteliğin geçici nitelikte olmaması, devamlılık göstermesi şarttır. Nitekim kısa süre devam eden ilişkiler ya da arızi birliktelikler bu sonucu doğurmaya elverişli görülmemekte; mahkemeler, alacaklının fiilen evli gibi yaşadığını gösteren somut delillerin dosyaya sunulmasını beklemektedir.

Yargıtay Kararı: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2015/17419 E., 2016/2787 K. sayılı ve 29.02.2016 tarihli ilamında, fiilen evlilik benzeri bir ilişkinin nafakanın kaldırılmasını gerektirdiği yönünde hüküm kurulmuştur.

Alacaklının Ekonomik Konumunun Güçlenmesi

Yoksulluk nafakasına hükmedilmesinin temel gerekçesi, alacaklının boşanma sebebiyle geçimini sağlayamaz duruma gelmiş olmasıdır. Ancak yıllar içinde tarafların ekonomik koşulları farklılaşabilir; alacaklı yoksulluk halinden çıkabilir ya da gelirini belirgin şekilde artırabilir. Böyle bir tablo ortaya çıktığında nafakanın kaldırılması veya azaltılması istenebilir.

Türk Medeni Kanunu'nun 176. maddesi çerçevesinde borçlu, alacaklının ekonomik durumundaki iyileşmenin kalıcı nitelik taşıdığı hallerde yükümlülüğün kaldırılmasını talep edebilir.

Örnek olarak:

  • Emeklilik hakkını kullanarak düzenli bir emekli aylığına kavuşması,
  • Kira geliri gibi süreklilik arz eden pasif kazanç kaynaklarına sahip olması,
  • Önceden çalışmayan alacaklının tam zamanlı bir işe başlayıp düzenli ücret elde etmeye başlaması,
  • Miras yoluyla malvarlığı edinmesi ya da yüksek gelir sağlayan bir teşebbüse girişmesi,

bu talebi haklı kılabilecek gelişmelerdendir.

Madalyonun diğer yüzünde ise borçlunun durumu vardır. İşsiz kalma, emeklilik veya sağlık sorunları gibi nedenlerle nafaka borçlusunun mali gücünün zayıflaması da azaltma talebine dayanak oluşturur. Hâkim, tarafların güncel gelir ve gider tablosunu tartarak nafakayı bütünüyle kaldırabileceği gibi miktarında indirime de gidebilir.

Nafaka Borçlusunun Mali Gücünün Zayıflaması

Nafaka yükümlülüğünün kapsamı, borçlunun ödeme gücüyle doğrudan bağlantılıdır ve tarafların mali koşullarına göre biçimlenir. TMK m. 176/4 hükmü, mali durumlarda önemli bir değişiklik yaşanması ya da hakkaniyetin gerektirmesi halinde nafaka miktarının indirilmesine veya nafakanın tümüyle kaldırılmasına imkân tanır.

Nafakaya ilişkin hükümler, verildikleri andaki ekonomik ve sosyal tabloya göre şekillendiğinden, ilerleyen yıllarda borçlunun durumunda ciddi bir bozulma yaşanması mümkündür. İşini kaybetme, iflas, hastalık ya da gelirde belirgin düşüş gibi gelişmeler, ödemeyi borçlu açısından taşınamaz bir yüke dönüştürebilir. Bu noktada borçlunun mahkemeye başvurarak nafakanın kaldırılmasını veya azaltılmasını istemesi hukuken mümkündür.

İndirim ya da kaldırma talebine dayanak oluşturabilecek başlıca gelişmeler şunlardır:

  • Ağır hastalık ve çalışma gücünün yitirilmesi: Borçlunun sağlık sorunları yüzünden çalışamaz duruma gelmesi, sürekli bakım gerektiren bir hastalığa yakalanması ve iş gücü kaybı nedeniyle gelirinin kalıcı biçimde düşmesi.
  • Bakmakla yükümlü olunan kişi sayısının artması: Borçlunun yeni bir evlilik yaparak çocuk sahibi olması, yaşlı bir ebeveynin ya da engelli bir kardeşin bakımını üstlenmesi, ikinci evlilikten doğan çocukların eğitim ve bakım giderlerinin yükselmesi.
  • İş ve gelir kaybı: Borçlunun işten çıkarılması veya iflas etmesi, düzenli kazancının tamamen kesilmesi ya da kayda değer ölçüde gerilemesi.
  • Emeklilik nedeniyle gelirin belirgin şekilde gerilemesi: Borçlunun emekliye ayrılmasıyla aylığının düşmesi ve nafakaya hükmedildiği dönemdeki yaşam standardının değişmesi.

Sayılan hallerin varlığında borçlu, yargı yoluna başvurarak nafakanın indirilmesini veya bütünüyle sona erdirilmesini isteyebilir.

Yargıtay Kararı: Nafaka borçlusunun gelirindeki düşüş, nafakanın kaldırılması bakımından geçerli bir sebeptir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2017/8654 E., 2018/1254 K. sayılı kararı:
"Davacı, nafaka yükümlüsü olup, boşanma sonrasında işini kaybetmiş, sağlık sorunları nedeniyle çalışma imkânı kısıtlanmış ve gelir düzeyi önemli ölçüde azalmıştır. Mahkemece, tarafların güncel ekonomik durumları dikkate alınarak, hakkaniyet gereği nafakanın azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verilmesi gerekir.

Anılan karar, borçlunun kazancında ciddi bir gerileme yaşanması halinde nafakanın kaldırılmasının hukuken mümkün olduğunu net biçimde ortaya koymaktadır.

Alacaklının Kusurlu Yaşam Tarzı

Nafaka, alacaklının yoksulluğunu gidermeye ve ekonomik mağduriyetini önlemeye hizmet eden bir destektir. Buna karşın alacaklının genel ahlak kurallarıyla ve hukukla bağdaşmayan bir yaşam sürmesi durumunda, borçlunun yükümlülüğün kaldırılması için yargıya başvurma imkânı doğar.

Haysiyetsiz hayat sürme. Türk Medeni Kanunu çerçevesinde, nafaka alacaklısının haysiyetsiz bir yaşam sürdürmesi halinde borçlu mahkemeden nafakanın kaldırılmasını isteyebilir. Burada belirleyici olan, kavramın kapsamının doğru çizilmesidir.

Kavram neyi ifade eder? Toplumun genel ahlak anlayışıyla çatışan bir yaşam biçiminin sürdürülmesi bu kapsamda değerlendirilir. Yargıtay içtihatları ve yerleşik uygulama dikkate alındığında aşağıdaki tablolar haysiyetsiz hayat sürme olarak nitelendirilebilmektedir:

  • Uyuşturucu madde kullanımını ya da ticaretini yaşam biçimi haline getirmek,
  • Genel ahlaka aykırı işlerle uğraşmak; yasa dışı veya ahlaki bakımdan kabul görmeyen faaliyetler yürütmek,
  • Adli sicilin ağır suçlarla dolu olacağı ölçüde suç işlemeyi sürekli hale getirmek,
  • Alkol ve kumar bağımlılığının ulaştığı boyut nedeniyle düzenli bir hayat kuramamak,
  • Toplumda ahlaka aykırı sayılan yaşam kalıplarını benimsemek.

Öte yandan alacaklının özel yaşamı, tek başına haysiyetsiz bir hayat sürdüğünün kanıtı sayılamaz. Kişinin refah içinde yaşaması ya da seyahat etmesi, bu nitelendirmeyi tek başına haklı çıkarmaz.

İştirak Nafakasında Çocuğun Kendi Geçimini Sağlar Hale Gelmesi

İştirak nafakası, boşanmanın ardından velayeti üstlenmeyen ebeveynin çocuğun temel ihtiyaçlarına katkı sunmasını sağlayan bir mali destektir. Bu destek de süresiz değildir; çocuğun ekonomik bakımdan kendi ayakları üzerinde durmaya başlaması halinde sona erebilir.

Çocuğun ekonomik bağımsızlığa kavuşması şu görünümlerde ortaya çıkabilir:

  • Çocuğun kendi işini kurarak finansal bağımsızlığını elde etmesi halinde borçlu, nafakanın kaldırılması istemiyle mahkemeye başvurabilir.
  • Evlenmesi ya da miras gibi bir yolla önemli bir gelire kavuşması, nafakanın sona ermesi sonucunu doğurabilir.
  • Tam zamanlı bir işte çalışmaya başlayarak düzenli gelir elde etmesi durumunda nafaka son bulabilir.

Yargıtay Kararı: Çocuğun tam zamanlı bir işte çalışması, nafakanın kaldırılması için geçerli bir sebeptir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2018/3652 E., 2019/5689 K. sayılı ve 15.10.2019 tarihli kararı:
"Mahkeme, çocuğun 18 yaşını doldurduğunu ve tam zamanlı bir işe girerek düzenli maaş aldığını tespit etmiştir. Çocuk, artık ekonomik olarak bağımsız hale gelmiş ve kendi geçimini sağlayabilir duruma gelmiştir. Bu nedenle, mahkemece nafakanın kaldırılmasına karar verilmesi gerekmektedir."

Bu içtihat, çocuğun ergin olup olmamasından bağımsız olarak ekonomik bağımsızlık kazanmasının, nafakanın sona erdirilmesi bakımından yeterli bir gerekçe oluşturduğunu göstermektedir.

Anlaşmalı Boşanma Protokolüyle Belirlenen Nafakanın Akıbeti

Anlaşmalı boşanma davası, eşlerin boşanmanın maddi ve manevi bütün sonuçları üzerinde uzlaştıkları bir süreçtir. Nafakanın tutarı ve süresi de bu süreçte tarafların ortak iradesiyle şekillenir ve mahkemenin onayından geçer. Bununla birlikte protokolde yer alan nafaka yükümlülüğü mutlak nitelikte değildir; koşulları oluştuğunda indirilebilir veya bütünüyle kaldırılabilir.

Protokoldeki Nafaka Sonradan Değiştirilebilir mi?

Yargıtay içtihatları, anlaşmalı boşanma protokolüyle kararlaştırılan nafakanın tarafların karşılıklı iradelerinin ürünü olması sebebiyle bağlayıcı olduğunu kabul eder. Ancak hayatın olağan akışı içinde tarafların mali ve sosyal koşullarının değişmesi halinde nafakanın kaldırılması ya da azaltılması istenebilir.

Buna karşılık ortada hiçbir haklı sebep yokken kaldırma talebinde bulunulması mümkün değildir; böyle bir istem hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilir.

Değişikliği Haklı Kılan Sebepler

Taraflardan birinin mali veya sosyal durumunda kayda değer bir değişiklik yaşandığında, protokolle belirlenmiş nafaka aşağıdaki gerekçelerle kaldırılabilir ya da indirilebilir:

  • Alacaklının haysiyetsiz bir hayat sürmeye başlaması,
  • Alacaklının yeniden evlenmesi ya da evliliği andıran bir birliktelik içinde bulunması,
  • Borçlunun iflas, işini kaybetme veya sağlık sorunlarına bağlı gelir kaybı nedeniyle ekonomik açıdan zor duruma düşmesi,
  • Alacaklının ekonomik olarak güçlenmesi; tam zamanlı bir işe girmesi, emekli aylığı almaya başlaması veya malvarlığı edinmesi,
  • Öngörülemeyen olağanüstü gelişmeler yüzünden edimler arasındaki dengenin bozulması; ekonomik kriz, borçlunun ağır biçimde borçlanması ya da hastalanması gibi haller.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2018/5234 E., 2019/2146 K. sayılı kararı:
"Taraflar, anlaşmalı boşanma davasında belirlenen nafaka yükümlülüğünü serbest iradeleriyle kabul etmişlerdir. Ancak, nafaka yükümlüsünün ekonomik durumu ağır şekilde bozulmuş ve nafaka alacaklısı kendi geçimini sağlayabilecek duruma gelmiştir. Bu nedenle, mahkemenin, nafakanın azaltılması veya kaldırılması yönünde karar vermesi gerekmektedir."

Karardan çıkan sonuç şudur: protokolle belirlenen nafaka keyfi biçimde değiştirilemez, ancak olağanüstü koşulların ortaya çıkması halinde kaldırılmasının yolu açıktır.

Nafakanın kaldırılmasına ilişkin uyuşmazlıklarda belirleyici olan, kanunda sayılan sebeplerden hangisine dayanıldığının doğru saptanması ve bu sebebin süreklilik taşıdığının delillendirilmesidir. Taleplerin reddedilmesinin başlıca nedeni, ileri sürülen değişikliğin geçici kalması ya da delille desteklenmemesidir. Kendiliğinden sona erme halleriyle mahkeme kararı gerektiren halleri karıştırmak da sık rastlanan bir hatadır; ödemenin haksız yere durdurulması icra takibiyle sonuçlanabilir.

Somut bir dosyada yol haritası kurulurken şu başlıkların öncelikle ele alınması yerinde olur:

  • Talebin kendiliğinden sona erme mi yoksa mahkeme kararıyla kaldırma mı gerektirdiğinin baştan netleştirilmesi
  • Mali durumdaki değişikliğin kalıcı olduğunu gösteren gelir, sağlık ve sicil kayıtlarının önceden toplanması
  • Evlilik benzeri birliktelik iddiasında süreklilik unsurunun tanık ve belge düzeyinde ortaya konulması
  • İştirak nafakasında çocuğun öğrenim durumu ile gelir kaydının birlikte değerlendirilmesi
  • Anlaşmalı boşanma protokolündeki nafakada, iradenin bağlayıcılığı karşısında değişikliğin olağanüstü nitelik taşıdığının gerekçelendirilmesi
  • Kaldırma talebi karşılanmayacaksa, kademeli olarak indirim isteminin de dilekçede ileri sürülmesi

Independent Legal, aile hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda nafakanın belirlenmesi, uyarlanması ve kaldırılması süreçlerinin tamamında danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Yasal Uyarı — Bu doküman yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. İçerik, hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik uygulama esas alınarak düzenlenmiştir; mevzuat değişiklikleri ve yargı kararları nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Somut olaya ilişkin karar almadan önce mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hemen Ara