Bir geminin kime ait olduğu, kural olarak tutulan sicil kayıtları üzerinden saptanır. Ne var ki her gemi bakımından bu bağ kurulamaz. Kimi dosyalarda malik hanesinin işaret ettiği kişi belirlenemez; kimi hallerde ise malik, gemi üzerindeki hakkını bilerek ve isteyerek bırakmıştır. Deniz ticareti hukuku bu iki tabloyu sahipsiz gemi başlığı altında toplamaktadır.
Kavram, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu bünyesinde tek bir hükümle karşılanmıştır. Buna karşın uygulamadaki asıl tartışma tanımda değil, tanımın doğurduğu sonuçtadır: sahipsiz sayılan bir gemi kimin malvarlığına, hangi işlemle katılır? Yanıt, geminin sicile kayıtlı olup olmamasına göre kökünden değişir; kayıtlı gemilerde sahiplenme yetkisi tek bir kişiye ait iken, kayıt dışı gemilerde bu imkân herkese açıktır.
Bu bilgi notunda önce kanuni tanımın unsurlarını ele alıyor, ardından sicile kayıtlı ve kayıtlı olmayan gemiler bakımından mülkiyetin iktisap biçimlerini ayrı ayrı değerlendiriyoruz. Son bölümde ise Yargıtay'ın konuya ilişkin bir kararını, uygulamada karşılaşılan ispat sorununu göstermesi bakımından inceliyoruz.
Düzenlemenin dayanağı şu hükümdür:
Türk Ticaret Kanunu m. 998
"Sahipsiz bir gemiyi sahiplenme hakkı sadece Devletindir. Sahipsiz gemi, sicil kayıtlarından malikinin kim olduğu anlaşılamayan veya usulüne uygun olarak mülkiyeti terk edilmiş olan gemidir. Devlet kendisini gemi siciline malik olarak tescil ettirmek suretiyle gemi üzerindeki mülkiyeti iktisap eder."
Hüküm Türk Ticaret Kanunu'nda yer almakla birlikte, konunun bütünüyle kavranabilmesi için 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'ndaki zilyetlik ve mülkiyet düzenlemelerine de başvurulması gerekir. Gemi mülkiyetinin kazanılması, sicile tescil ve terkin işlemleri ise ayrı bir çalışmanın konusunu oluşturmaktadır.
Sicile Kayıtlı Sahipsiz Gemi
Maliki bulunmayan bir eşya üzerinde, ona malik olma iradesiyle egemenlik kurulmasına sahiplenme, klasik terimiyle ihraz adı verilir. Sahipsiz geminin akıbetini belirleyen soru da bu yetkinin kime tanındığıdır.
Bir geminin sicile yazılması, ona hukuki bir kimlik kazandırır. Tabiiyetin belirlenmesi ve seyir güvenliğinin sağlanması bakımından bu kimliğin taşıdığı önem büyüktür. Sicil kayıtları geminin hangi devletin bayrağını taşıdığını ve üzerinde kurulmuş hakları gösterdiği gibi, malikin kim olduğunu da ortaya koyar. Kayıtların herkese açık tutulması ise sicile güven ilkesini besler. Dolayısıyla sicil dosyasının incelenmesiyle geminin malikine kural olarak sorunsuz biçimde ulaşılır. Gemi sicilinin işleyişi ve tescil usulü, başlı başına ele alınmayı gerektiren bir konudur.
Sicile yazdırılmamış bir geminin kimliksiz ve sahipsiz olduğu varsayımı ilk bakışta akla yatkın görünse de, TTK m. 998/1'deki "malikin kim olduğu anlaşılamayan" ibaresi üzerinde ayrıca durulmalıdır. Zira bu anlaşılamama halinin hangi merci tarafından, hangi ölçütlerle ve nasıl bir araştırma sonucunda tespit edileceği hükümde açıklığa kavuşturulmuş değildir; belirsizlik uygulamaya bırakılmıştır.
Mülkiyetin Terki ve Devletin Sahiplenme Tekeli
Gemisini sicile kaydettirmiş olan malik, mülkiyet hakkından vazgeçtiğini gemi sicil müdürlüğüne bildirip bu beyanı tescil ettirerek gemi üzerindeki mülkiyetini bırakabilir. Terke ilişkin bu usul Türk Ticaret Kanunu'nun 1004. maddesinde düzenlenmiştir.
Bu yolla sahipsiz hale gelen gemiyi ihraz etme yetkisi ise yalnızca Devlete tanınmıştır. Devlet, söz konusu gemiyi gemi siciline kendi adına tescil ettirdiği anda mülkiyeti kazanır. TTK m. 998 hem sahiplenme tekelini hem de iktisabın tescille gerçekleşeceğini birlikte hükme bağlamış olduğundan, kayıtlı bir gemide üçüncü kişilerin sahiplenme yoluyla hak kazanması mümkün değildir.
Gemi Üzerindeki Sınırlı Ayni Hakların Akıbeti
Gemi siciline yalnızca mülkiyet değil, gemi üzerinde kurulan diğer haklar da yazılır; ipotek ve intifa hakkı bunların başında gelir. İpotek, güvence altına alınan alacağa bağlı bir haktır. İntifa hakkında ise malikin bir eşya üzerindeki kullanma, semerelerinden yararlanma ve tüketme yetkilerinden ilk ikisi başka bir kişiye tahsis edilmiş olur.
İntifa hakkının kuruluşu Türk Medeni Kanunu'nda şöyle düzenlenmiştir:
Türk Medeni Kanunu m. 795
"İntifa hakkı, taşınırlarda zilyetliğin devri, alacaklarda alacağın devri, taşınmazlarda tapu kütüğüne tescil ile kurulur.
Taşınır ve taşınmazlarda intifa hakkının kazanılması ve tescilinde, aksine düzenleme olmadıkça, mülkiyete ilişkin hükümler uygulanır.
Taşınmaz üzerindeki yasal intifa hakkı tapu kütüğüne tescil edilmemiş olsa bile, durumu bilenlere karşı ileri sürülebilir. Tescil edilmiş ise, herkese karşı ileri sürülebilir."
İpoteğe ilişkin tanım ise şu şekildedir:
Türk Medeni Kanunu m. 881
"Hâlen mevcut olan veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veya olası bulunan herhangi bir alacak, ipotekle güvence altına alınabilir.
İpoteğe konu olacak taşınmazın, borçlunun mülkiyetinde bulunması gerekmez."
Her iki hak da gemiler üzerinde kurulabilir ve kurulduklarında sicile işlenmeleri zorunludur. Önemli olan nokta şudur: malikin mülkiyeti terk etmesi, kayıtlı gemi üzerindeki ipoteği ve intifa hakkını sona erdirmez. Devlet gemiyi sahiplenme yoluyla iktisap etse dahi, bu haklar varlıklarını sürdürmeye devam eder.
Sicile Kayıtlı Olmayan Sahipsiz Gemi
Sicilin işlevlerine ve sağladığı yararlara rağmen, kimi gemi malikleri tescil yoluna hiç başvurmaz. Kayıt bulunmadığı için, bu gemiler bakımından sicile bildirimde bulunma ve terki tescil ettirme imkânı da yoktur. Böyle bir gemi ancak maliki tarafından, mülkiyetten vazgeçme kastıyla bırakıldığında sahipsiz hale gelir.
Buradaki vazgeçme kastı belirleyicidir. Geminin kullanılmadığı bir dönemde uzun süre bir yere bağlanmış olması, tek başına mülkiyetten feragat anlamına gelmez. Bu nedenle kayıt dışı gemilerde iktisabın geçerliliği, büyük ölçüde malikin terk iradesinin ortaya konulmasına bağlıdır.
Kayıtlı gemilerle arasındaki temel fark ise sahiplenme yetkisinin kapsamındadır. Yukarıda açıklandığı üzere sicile yazılı bir sahipsiz gemiyi yalnızca Devlet ihraz edebilirken, kayıt bulunmayan gemide mülkiyet herkes tarafından sahiplenme yoluyla kazanılabilir. Bunun dayanağı Türk Medeni Kanunu'ndaki genel hükümdür:
Türk Medeni Kanunu m. 767
"Sahipsiz bir taşınırı malik olmak iradesiyle zilyetliğine geçiren kimse, onun maliki olur."
Hüküm terk edilmiş bütün taşınırlar için geçerlidir ve sicile yazılmamış gemiler de bu kapsamda değerlendirilir. Bununla birlikte ihrazın hukuken sonuç doğurabilmesi için, geminin sicile kayıtlı bulunmadığının hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde saptanmış olması gerekir. Bu tespit yapılmadan girişilen sahiplenme, mülkiyetin kazanılmasını sağlamaz.
Yargıtay Kararı Işığında Sahipsiz Gemi
Yukarıda aktarılan ölçütlerin uygulamada nasıl karşımıza çıktığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 06.10.2015 tarihli 2015/3556 Esas ve 2015/9971 Karar sayılı ilamı somut biçimde göstermektedir.
Uyuşmazlığın konusu şudur: davacı şirket, 7818389 IMO numaralı ve yabancı bayrak taşıyan bir geminin yöneticisi sıfatıyla hareket etmektedir. Bu geminin uluslararası sularda seyri sırasında yaklaşık 6,5 metre boyunda bir sürat motoru bulunmuş, tekne geminin arkasına bağlanarak sefer sırasında transit geçiş yapılan Türk karasularına getirilmiştir. Yapılan araştırmalarda teknenin sahibine ulaşılamaması üzerine davacı vekili, sürat motorunun sahipsizliğinin tespitini ve gemi yöneticisi şirket ya da onun göstereceği bir kişi veya şirket adına tescilini talep etmiştir.
İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi, 09.12.2014 tarihli 2014/1286 Esas ve 2014/404 Karar sayılı hükmüyle talebi reddetmiştir. Yerel mahkemenin gerekçesi, TMK m. 767 ile m. 769'un gerekçeleriyle birlikte yorumlanmasına dayanmaktadır. Buna göre ekonomik değeri açıkça bulunan dava konusu sürat motorunun sahipsiz olduğundan söz edilemez; tekne, sahipsiz eşya değil TMK m. 769 anlamında bulunmuş eşya niteliğindedir. Bulunmuş eşyada mülkiyetin nasıl kazanılacağı ise TMK m. 771'de düzenlenmiştir: ilan yapılması ya da kolluk kuvvetlerine veya muhtara bildirilmesi tarihinden başlayarak beş yıl içinde malik ortaya çıkmazsa, yükümlülüklerini yerine getirmiş olması koşuluyla bulan kişi o şeyin mülkiyetini kazanır. Somut olayda bu koşullar gerçekleşmediğinden dava reddedilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiş, Yargıtay ise ret hükmünü sonucu itibarıyla yerinde bulmuştur. Daireye göre uygulanacak hükümlerin belirlenebilmesi için teknenin sahipsiz olup olmadığının saptanması gerekirse de, sahipsizlik kabul edilse dahi bu davanın hasımsız görülmesi mümkün değildir. Bu nedenle yerel mahkeme kararının onanmasına, temyiz harcı peşin alındığından ayrıca harç alınmasına yer olmadığına 06.10.2015 tarihinde oybirliğiyle hükmedilmiştir.
Karardan çıkan sonuç açıktır: bir deniz aracının sahiplenme yoluyla iktisap edilebilmesi, önce onun gerçekten sahipsiz olduğunun ortaya konulmasına bağlıdır. Sahipsizlik konusunda kesinlik sağlanamadığında talep karşılanmamakta, üstelik davanın hasım gösterilerek açılmaması da başlı başına bir usul engeli oluşturmaktadır.
İlgili Mevzuat
Independent Legal Değerlendirmesi
Sahipsiz gemi tartışmalarında uyuşmazlığın kaderini belirleyen unsur, çoğu zaman maddi hukuk kuralı değil ispat meselesidir. Bir deniz aracının terk edilmiş olduğunu ileri süren tarafın, hem sicil durumunu hem de malikin vazgeçme iradesini somut delillerle ortaya koyması beklenir. Aksi halde araç, sahipsiz eşya rejimine değil bulunmuş eşya hükümlerine tabi tutulur ve bu ayrım iktisabın koşullarını bütünüyle değiştirir.
İkinci kritik nokta, sicil kaydının varlığına bağlanan sonuçtur. Kayıtlı bir gemide sahiplenme yetkisi münhasıran Devlete ait olduğundan, üçüncü kişilerin bu yolla hak kazanma beklentisi baştan karşılıksız kalır. Buna karşılık kayıt dışı gemilerde iktisap mümkün olsa da, hem kaydın bulunmadığının hem de terk kastının belgelenmesi gerekir.
Somut bir dosyada yol haritası kurgulanırken şu başlıklar öne çıkmaktadır:
- Deniz aracının hangi sicilde kayıtlı olduğunun veya hiçbir sicilde kaydı bulunmadığının resmi kayıtlarla saptanması
- Malikin mülkiyetten vazgeçme iradesinin, salt uzun süreli bağlama olgusundan ayrıştırılarak delillendirilmesi
- Talebin sahipsiz eşya hükümlerine mi yoksa bulunmuş eşyaya ilişkin TMK m. 769 ve devamı düzenlemelere mi dayandığının baştan netleştirilmesi
- Bulunmuş eşya rejimi söz konusuysa ilan ve bildirim yükümlülüklerinin yerine getirilerek beş yıllık sürenin işletilmesi
- Dava yoluna gidilecekse taraf teşkilinin doğru kurulması ve hasımsız dava riskinin bertaraf edilmesi
- Gemi üzerinde ipotek veya intifa hakkı bulunup bulunmadığının, terke rağmen bu hakların devam edeceği dikkate alınarak incelenmesi
Independent Legal, gemi mülkiyetinin kazanılması, sicil işlemleri ve deniz araçlarına ilişkin ayni hak uyuşmazlıklarında danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

