Bir kişinin işyerinde fiilen emek harcamış olması, bu emeğin sosyal güvenlik kayıtlarına da yansıdığı anlamına gelmez. Hizmet tespiti davası, gerçekte yürütülen çalışmanın Sosyal Güvenlik Kurumu'na hiç bildirilmediği ya da olduğundan az bildirildiği hallerde, söz konusu dönemin yargı kararıyla belirlenmesini sağlayan hukuki yoldur.
Uygulamada işverenlerin bir bölümü çalışanı hiç sigortalı göstermemekte, prim gün sayısını gerçek çalışma düzeninin altında bildirmekte veya ödenen ücreti asgari düzeydeymiş gibi Kuruma yansıtmaktadır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'na dayanan bu davada mahkeme, kayıt dışı kalan ya da eksik gösterilen dönemleri saptar; verilen hüküm doğrultusunda bu süreler SGK kayıtlarına aktarılır.
Bilgi notumuzda davanın tanımını, hangi olgulara dayanarak açıldığını, kabul edilebilmesi için aranan unsurları, kaçırıldığında hakkı tümüyle ortadan kaldıran hak düşürücü süreyi ve yargılamanın nasıl yürüdüğünü ayrıntılarıyla değerlendiriyoruz.
Hizmet Tespiti Davası Nedir?
Hizmet tespiti davası, çalışanın işyerinde geçirdiği sürenin Sosyal Güvenlik Kurumu'na hiç bildirilmemesi ya da eksik bildirilmesi halinde gündeme gelen ve bu dönemin mahkemece saptanmasını amaçlayan bir dava türüdür. Yargılama sonunda verilen hükümle, kayıt altına alınmamış çalışma dönemleri resmî sigortalılık geçmişinin parçası haline gelir; böylece kişinin sosyal güvenlik hakları güvenceye kavuşur.
Davanın yasal temelini 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 86. maddesi oluşturur. Bu düzenlemeye göre, hizmetleri Kuruma bildirilmemiş yahut eksik bildirilmiş sigortalılara, çalışmalarının saptanması amacıyla iş mahkemesine başvurma imkânı tanınmıştır. Mahkemenin kabul yönündeki kararı üzerine ilgili dönemler Kurum kayıtlarına geçirilir ve sigortalılıktan doğan haklar korunmuş olur.
Dava Hangi Olgulara Dayanarak Açılır?
Bu dava, fiilen sürdürülen bir çalışmanın Kurum kayıtlarında hiç yer almaması veya gerçeğin altında yer alması durumunda açılabilir. İşverenin bildirim yükümlülüğünü gerçeğe uygun biçimde yerine getirmemesi, sigortalının prim gün sayısının ya da prime esas kazancının olduğundan düşük görünmesine yol açar. Böyle bir tabloda çalışan, işyerinde bulunduğunu ispatlamak suretiyle dava açabilir ve kayıt dışı kalan dönemlerin Kurum kütüğüne işlenmesini isteyebilir.
Uygulamada davaya gerekçe oluşturan başlıca durumlar şunlardır:
- Hiç sigorta bildirimi yapılmaması. Kişi işyerinde çalışmasını sürdürdüğü halde işveren tarafından Kuruma herhangi bir bildirimde bulunulmaz; dolayısıyla ilgili dönem SGK kayıtlarında hiçbir şekilde görünmez.
- Prim gün sayısının gerçeğin altında gösterilmesi. Ay içinde tam çalışılmasına karşın Kuruma daha az gün bildirilmesi söz konusudur. Sonuçta sigortalının toplam prim gün sayısı olması gerekenden düşük kalır.
- Ücretin düşük beyan edilmesi. Eline geçen gerçek ücret yerine daha küçük bir tutar Kuruma bildirilir ve primler bu rakam üzerinden yatırılır. Bu tercih, ileride bağlanacak aylığın düşük hesaplanması sonucunu doğurabilir.
- Sigorta girişinin gecikmeli yapılması. İşe fiilen başlanan tarih ile sisteme giriş tarihi arasında fark bulunması halinde prim gün sayısı azalır; bu da hem emeklilik hakkının kazanılması hem de aylığın belirlenmesi bakımından sigortalının aleyhine sonuçlar üretir.
- Kesintisiz çalışmanın çıkış-giriş şeklinde gösterilmesi. Fiilen ara verilmediği halde sistemde çıkış yapılıp yeniden giriş verilmesi durumunda da dava açılarak çalışmanın aralıksız sürdüğü kanıtlanabilir. Nitekim bir günlük giriş-çıkış hareketlerinin, işçilik alacakları yönünden tazminat sorumluluğundan kurtulma amacı taşıdığı uygulamada kabul görmektedir.
Davanın Kabulü İçin Aranan Unsurlar
Talebin mahkemece karşılanabilmesi belirli hukuki koşulların bir arada bulunmasına bağlıdır. Yargılamada araştırılan hususlar; taraflar arasında gerçekten bir hizmet ilişkisi kurulup kurulmadığı, çalışmanın fiilen gerçekleşip gerçekleşmediği ve bu dönemin Kuruma yansıtılıp yansıtılmadığıdır. Bunlara ek olarak başvurunun kanunda öngörülen hak düşürücü süre içinde yapılmış olması gerekir. Sayılan unsurlardan birinin eksikliği davanın reddiyle sonuçlanabilir.
Genel olarak şu koşullar aranır:
- Taraflar arasında hizmet ilişkisi bulunması. Dava hakkı, yalnızca hizmet sözleşmesine dayanarak çalışanlara tanınmıştır. Bu nedenle kişinin işverene bağımlı biçimde, ücret karşılığında ve verilen emir ve talimatlar çerçevesinde çalışmış olması aranır. Bağımsız biçimde faaliyet yürüten veya kendi nam ve hesabına iş gören kişiler bu davayı açamaz.
- Fiilî çalışmanın varlığı. Davanın en belirleyici koşulu, işyerinde gerçekten emek harcanmış olmasıdır. Davacının, belirli bir dönem boyunca işverenin organizasyonu içinde bulunduğunu ortaya koyması beklenir. Bu olgu genellikle aynı ortamda çalışanların anlatımları, işyerinde tutulan belgeler, ücret ödemesine ilişkin kayıtlar ve benzeri delillerle kanıtlanır.
- Kayıtların gerçeği yansıtmaması. Çalışmanın Kuruma hiç bildirilmemiş olması ya da gün sayısı ve prime esas kazanç yönünden eksik bildirilmesi dava açılmasını mümkün kılar. Yargılama sonunda saptanan çalışma süreleri SGK kütüğüne aktarılır ve sigortalılık hakları korunmuş olur.
- Hak düşürücü sürenin geçirilmemiş olması. Bu davalar kanunun öngördüğü süre dolmadan açılmalıdır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca kural, çalışmanın geçtiği yılın bitiminden itibaren beş yıl içinde başvurulmasıdır. Süre dolduktan sonra açılan davalar hak düşürücü süre gerekçesiyle reddedilebilir.
Dava Açma Hakkı Kime Aittir?
Hizmet tespiti davası, fiilen çalıştığı halde bu durumu Kuruma yansıtılmamış ya da eksik yansıtılmış kişilerin sosyal güvenlik haklarını korumaya yöneliktir. Dolayısıyla dava açma yetkisi öncelikle kayıt dışı veya eksik sigortalı çalıştırılan kişiye tanınmıştır. Bununla birlikte belirli hallerde bu yetki mirasçılar tarafından da kullanılabilir.
- Sigortalının kendisi. Kural olarak davayı, çalışması hiç bildirilmeyen veya eksik bildirilen kişi açar. Davacı, işyerinde belirli bir dönem bulunduğunu ancak bunun Kurum kayıtlarına geçmediğini ileri sürerek hizmetlerinin saptanmasını ister. Yargılama sonunda çalışma dönemleri belirlenirse bu süreler SGK kütüğüne işlenir ve sigortalılık hakları güvence altına alınır.
- Sigortalının vefatı halinde mirasçıları. Çalışanın ölümü dava yolunu kapatmaz. Bu ihtimalde mirasçılar, murisin Kuruma bildirilmemiş hizmetlerinin tespiti için mahkemeye başvurabilir. Özellikle eksik bildirim yüzünden emeklilik hakkı doğmadan hayatını kaybeden sigortalılar bakımından ve mirasçıların dul ile yetim aylığı gibi sosyal güvenlik edimlerinden yararlanabilmesi yönünden bu imkân önem taşır.
Beş Yıllık Hak Düşürücü Süre
Bu tür davalarda üzerinde en çok durulması gereken konulardan biri, başvurunun kanuni süre içinde yapılmasıdır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 86. maddesi gereğince, sigortalı sayılması gerekirken çalışması Kuruma bildirilmeyen ya da eksik bildirilen kişilerin hizmetlerinin tespiti için belirli bir süre içinde dava açmaları zorunludur. Bu süre dolduktan sonra yapılan başvurular hak düşürücü süre nedeniyle reddedilebilmektedir.
- Sürenin işlemeye başladığı an. Kural olarak bu süre, kayıt dışı çalışmanın içine düştüğü yılın son günü esas alınarak işlemeye başlar. Sözgelimi kayıt dışı çalışma 2020 yılı içine düşüyorsa süre 31 Aralık 2020 tarihinden itibaren işler ve beş yıl dolmadan dava açılması gerekir. Bu süre kaçırıldığında, kural olarak hizmet tespiti talebinde bulunmak mümkün olmaz.
- Sürenin hukuki niteliği. Söz konusu beş yıl, zamanaşımı değil hak düşürücü süre olarak nitelendirilir. Bu nedenle sürenin dolmasıyla dava hakkı bütünüyle son bulur ve mahkeme, taraflarca ileri sürülmese bile bu durumu resen gözetir. Zamanaşımından farklı olarak hak düşürücü süreler kesilmez, durmaz ve tarafların anlaşmasıyla uzatılamaz.
- Yargıtay'ın yaklaşımı. Yargıtay içtihatlarında da bu beş yıllık sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu ve mahkemelerce kendiliğinden dikkate alınması gerektiği benimsenmiştir. Bununla birlikte sürenin başlangıcının ve uygulanma biçiminin her dosyanın kendi koşulları çerçevesinde ayrıca ele alınması gerektiğini vurgulamak isteriz. Nitekim bu dosyalarda kanunda yapılan değişikliklerin de gözden kaçırılmaması gerekir.
Belirli dönemler ve alacaklar yönünden 5510 sayılı kanunun geçici 7. maddesi esas alınmakta; ilgili dönemde yürürlükte bulunan kanun çerçevesinde bir değerlendirme yapılmaktadır.
Hiçbir sigorta bildiriminin bulunmadığı ihtimalde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2016/906 E. ve 2020/383 K. sayılı ilamı, "davacının işe giriş bildirgesinin düzenlenmemesi ve Kuruma herhangi bir şekilde hizmet bildirimi ile ücretinden prim kesintisi de yapılmaması, yönetmelikte belirtilen belgelerin bulunmaması" gerekçesiyle hak düşürücü sürenin işten ayrılınan yılın son gününden itibaren başlayacağı sonucuna varmıştır.
Sigorta girişinin geç yapıldığı ihtimalde ise Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2016/2343 E. ve 2020/560 K. sayılı ilamında, "davalı işyerinden bildirim yapıldığından ihtilaf konusu olan 01.07.1974 tarihi öncesi çalışmaların birleşen blok çalışma sebebiyle 506 sayılı Kanun'un 79. maddesi gereğince" hak düşürücü sürenin işlemeyeceği kabul edilmiştir.
Her dosyanın kendine özgü yönleri bulunmakla birlikte özet olarak; Kuruma hiçbir bildirim ulaşmamışsa dava; işten ayrılınan yılın son gününden itibaren işleyen ve hak düşürücü nitelik taşıyan 5 yıllık süreye bağlıdır. Buna karşılık işe giriş bildirgesi düzenlenmişse ya da kanun ve yönetmelikte sayılan belgeler aracılığıyla çalışma Kurumun bilgisine girmişse, bildirimin yapıldığı dönemden sonraki çalışmalar bakımından hak düşürücü süre uygulanmaz. Ne var ki ilk bildirim tarihinden önceye ilişkin kayıt dışı dönemler yönünden 5 yıllık süre işlemeyi sürdürür.
Yargılamanın İşleyişi
Hizmet tespiti yargılaması, kayıt dışı kalmış ya da eksik yansıtılmış çalışma dönemlerinin mahkeme kararıyla belirlenmesini amaçlar. Mahkeme bu süreçte taraflar arasında hizmet ilişkisi kurulup kurulmadığını, davacının işyerinde fiilen bulunup bulunmadığını ve ilgili dönemin Kuruma bildirilip bildirilmediğini araştırır. Yargılama boyunca dosyaya sunulan deliller birlikte tartışılır, tanıklar dinlenir ve ihtiyaç duyulduğunda bilirkişiden rapor alınır.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Görev bakımından bu davalara İş Mahkemesi bakar. İş mahkemesi kurulmamış yerlerde yargılama, Asliye Hukuk Mahkemelerince iş mahkemesi sıfatıyla yürütülür.
Yetki yönünden kural, işin görüldüğü yer mahkemesidir. Bunun yanı sıra davalı işverenin yerleşim yerindeki mahkeme de yetkilidir. Uygulamada davalar ağırlıklı olarak çalışmanın fiilen sürdürüldüğü işyerinin bulunduğu yerdeki iş mahkemesinde açılmaktadır.
Yargılamanın Tarafları
Bu davalar, sigortalı sayılması gerekirken çalışmaları Kuruma bildirilmemiş veya eksik bildirilmiş kişiler tarafından açılır. Yargılamaya hem işveren hem de Sosyal Güvenlik Kurumu dahil edilir; çünkü verilecek hüküm her ikisi bakımından da hukuki sonuç doğurur.
- Davacı sıfatı — sigortalı. Davayı kural olarak kayıt dışı veya eksik sigortalı çalıştırılan kişi açar. Davacı, belirli bir dönem işyerinde bulunduğunu, ancak bunun Kuruma hiç yansıtılmadığını yahut eksik yansıtıldığını ileri sürerek hizmetlerinin saptanmasını talep eder. Kabul kararı üzerine ilgili süreler SGK kayıtlarına aktarılır.
- Davalı sıfatı — işveren. Husumet, çalışmayı yaptıran işverene yöneltilir. İşveren, iddia edilen çalışma ilişkisinin hiç kurulmadığını veya bildirimlerin gerçeğe uygun biçimde yapıldığını savunabilir. Mahkeme, karşılıklı iddia ve savunmaları tartışarak çalışmanın gerçekliğini ve Kuruma bildirim durumunu araştırır.
- Sosyal Güvenlik Kurumu. Kurum da yargılamaya dahil edilir. Bunun nedeni verilecek hükmün doğrudan Kurum kayıtlarını etkilemesidir. Hizmetin tespitine karar verilmesi halinde saptanan dönemler Kurum kütüğüne işlenir ve buna bağlı sigortalılık işlemleri yürütülür.
İspat ve Deliller
Yargılamanın ağırlık merkezini, işyerinde gerçekten çalışıldığının ortaya konulması oluşturur. Davacının, kayıt dışı kalmış veya eksik bildirilmiş dönemleri çeşitli delillerle desteklemesi gerekir. Mahkeme, dosyaya giren delilleri bir bütün olarak değerlendirerek fiilî çalışmanın varlığını ve Kuruma bildirim durumunu belirler.
İspat bakımından öne çıkan delil türleri şunlardır:
- Tanık anlatımları. Bu davalarda en sık başvurulan delil grubudur. Aynı işyerinde birlikte çalışılan kişiler; çalışmanın süresi, görülen iş ve günlük çalışma düzenine ilişkin olarak mahkemeye beyanda bulunabilir. Bu kişilerin davacıyla aynı işyerinde ve aynı dönemde bulunmuş kişiler arasından seçilmesi, anlatımların güvenilirliği bakımından belirleyicidir.
- Ücret ve bordro belgeleri. İşyerinde düzenlenen bordrolar, maaş ödemesine ilişkin kayıtlar ya da banka kanalıyla yapılan ödemelerin dökümleri de çalışma ilişkisini ortaya koyan delillerdendir. Bu belgeler, belirli bir dönem boyunca çalışıldığını destekleyen yazılı delil değeri taşır.
- İşyerinde tutulan kayıtlar. Giriş-çıkış kayıtları, puantaj cetvelleri, görev listeleri, yazışmalar ve işyerinde tutulan diğer evrak da delil olarak tartışılabilir. Bu nitelikteki kayıtlar, belirli tarihler arasında işyerinde bulunulduğunu gösterebilir.
- Kurum kayıtları. SGK nezdindeki kayıtlar da incelemenin önemli bir parçasıdır. Mahkeme; Kuruma bildirilmiş prim günlerini, varsa işe giriş bildirgesini ve sigortalılığa dair diğer verileri tarayarak davacının iddialarını değerlendirir.
İstinaf ve Temyiz
İlk derece mahkemesinin verdiği kararlar kesin nitelikte olmayıp, koşulları varsa üst yargı denetimine tabidir. Taraflar, kanunda gösterilen süre ve usul çerçevesinde istinaf ve temyiz yollarına başvurabilir. Bu denetim, hükmün hukuka uygunluğunun üst mahkemelerce incelenmesini sağlar.
- İstinaf. İş mahkemesinin hizmet tespitine ilişkin kararına karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna gidilebilir. Başvuruyu, kararı veren mahkemenin bağlı bulunduğu yerdeki Bölge Adliye Mahkemesi inceler.
Bölge Adliye Mahkemesi, dosyadaki delilleri ve ilk derece mahkemesinin değerlendirmesini gözden geçirerek hükmün hukuka uygunluğunu denetler. Gerek görülürse yeniden inceleme yapılabilir, tanık anlatımları yeniden tartışılabilir; ilk derece kararının kaldırılması ya da düzeltilmesi mümkündür.
- Temyiz. Bölge Adliye Mahkemesi kararları da belirli koşullarla temyiz edilebilir. Başvuru süresi, kararın tebliğinden itibaren iki haftadır; incelemeyi Yargıtay yürütür.
Yargıtay incelemesinde esas olarak hukuka uygunluk denetimi yapılır. Yargıtay kararı onayabilir, bozabilir veya dosyayı yeniden ele alınmak üzere ilgili mahkemeye gönderebilir. Onama halinde karar kesinleşir ve hüküm uygulanabilir hale gelir.
Kararın kesinleşmesinin ardından, mahkemece saptanan çalışma dönemleri Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına aktarılır ve buna bağlı sigortalılık işlemleri tamamlanır.
Kabul Kararının Doğurduğu Sonuçlar
Davanın kabulüyle birlikte mahkeme, kayıt dışı kalmış veya eksik bildirilmiş çalışmanın varlığını saptar ve bu dönemlerin Sosyal Güvenlik Kurumu kütüğüne geçirilmesine hükmeder. Kararın etkisi yalnızca sürelerin belirlenmesiyle sınırlı kalmaz; sigortalının sosyal güvenlik hakları ile emeklilik tablosu ve işverenin prim yükümlülükleri bakımından da kayda değer sonuçlar doğar. Hüküm kesinleştiğinde her iki taraf yönünden idari ve mali nitelikte etkiler ortaya çıkar.
- Sürelerin resmî kayda geçirilmesi. Hizmetin tespitine karar verilmesi ve hükmün kesinleşmesi üzerine ilgili dönemler Kurum kayıtlarına aktarılır. Böylece daha önce hiç bildirilmemiş ya da eksik bildirilmiş çalışma dönemleri resmî sigorta kütüğünün parçası olur ve sigortalılık geçmişi gerçeğe uygun biçimde oluşturulur.
- Prim gün sayısı ve emeklilik üzerindeki etkisi. Saptanan dönemler, sigortalının toplam prim gün sayısına eklenir. Bu husus özellikle emeklilik hakkının doğması yönünden büyük önem taşır. Eksik günlerin tamamlanması, emeklilik için aranan prim gün sayısının doldurulmasına yardımcı olabileceği gibi emeklilik tarihinin öne çekilmesine de katkı sunabilir. Prime esas kazancın düşük bildirildiği dosyalarda ise saptanan gerçek ücret, bağlanacak aylığın hesabına yansıyabilir.
- Primlerin geriye dönük tahakkuku. Kabul kararı verildiğinde, tespit edilen dönemlere ait sigorta primleri Kurum tarafından işveren adına geriye dönük olarak tahakkuk ettirilir. İşveren; bildirmediği veya eksik bildirdiği bu süreler için primleri, varsa gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte ödemekle yükümlü hale gelir. Bu sonuç işveren açısından ciddi bir mali yük anlamına gelebilir.
- Sosyal güvenlik haklarının güvenceye alınması. Tespit hükmü, sigortalının sistem içindeki haklarını korur. Karar sayesinde yalnızca emeklilik değil; malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası gibi diğer sosyal güvenlik edimlerinden yararlanma imkânı da doğabilir. Sigortalının vefatı halinde ise saptanan süreler, mirasçıların dul ile yetim aylığı gibi edimlere erişebilmesi bakımından belirleyici olur.
Independent Legal Değerlendirmesi
Hizmet tespiti dosyaları ilk bakışta yalnızca bir süre saptamasından ibaret görünse de, sonuçları itibarıyla emeklilik hakkını, işverenin prim borçlarını ve çoğu zaman paralel yürüyen işçilik alacağı davalarını doğrudan etkiler. Bu nedenle dosyanın kurgusu, delil listesinin oluşturulmasıyla birlikte en baştan planlanmalıdır.
Süreç yönetilirken özellikle şu başlıkların gözden geçirilmesini öneriyoruz:
- Talep edilen her dönem için hak düşürücü sürenin ayrı ayrı hesaplanması ve ilk bildirim tarihinin dosyaya net biçimde konulması
- Tanıkların, davacıyla aynı işyerinde ve aynı dönemde çalışmış kişiler arasından titizlikle belirlenmesi
- Bordro, banka ödeme dökümü, puantaj ve giriş-çıkış kayıtlarının dava açılmadan önce toplanması
- Yalnızca gün sayısının değil, prime esas kazancın da eksik bildirilmiş olup olmadığının incelenmesi
- Kesintisiz çalışmanın sistemde çıkış-giriş olarak gösterildiği hallerde bu işlemlerin amacının ayrıca ortaya konulması
- Kurumun taraf sıfatının ve husumetin doğru yöneltilmesiyle usul yönünden ret riskinin bertaraf edilmesi
Independent Legal, sosyal güvenlik mevzuatından doğan uyuşmazlıklarda delil hazırlığından kararın Kurum kayıtlarına işlenmesine kadar sürecin tamamında danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

