Independent LegalIndependent Legal

Gayrimenkul Hukuku

Gayrimenkul Hukuku

Sözleşme Süresi Dolmadan Tahliye: Kiracının Kira ve Tazminat Yükümlülüğü (TBK m. 325)

Kiralananın süresinden önce boşaltılması, kiracıyı kalan sürenin tamamından sorumlu kılmaz. Sorumluluğun makul süre ile sınırlanmasını, bu sürenin nasıl saptandığını, tazminatın hesaplanmasını ve alacağın hangi usulle talep edileceğini inceliyoruz.

Yayın 11 Ağustos 2026Uygulama Alanı Gayrimenkul HukukuOkuma 11 dk

Kiralananın sözleşmede öngörülen süre dolmadan boşaltılması hâlinde kiracının üstlendiği yük, kalan dönemin tamamını kapsayan sınırsız bir borç değildir. Söz konusu yükümlülük, kiraya verenin fiilen uğradığı kayıpla sınırlı bir tazmin borcu olarak kabul edilir. Türk Borçlar Kanunu'nun 325. maddesi, kiralananı süresinden önce geri veren kiracıyı, taşınmazın yeniden kiraya verilebileceği makul süre boyunca doğan zararı karşılamakla yükümlü tutar.

Uygulamadaki asıl tartışma, kiracının kaç aylık kira bedelinden sorumlu tutulacağı ve bu sürenin hangi ölçütlerle saptanacağı noktasında yoğunlaşır. Sorumluluğun kapsamı ile sınırlarının isabetli biçimde belirlenmesi, talep edilecek alacağın doğru hesaplanabilmesi bakımından belirleyicidir.

Bu bilgi notunda erken tahliyeden doğan kira ve tazminat sorumluluğunun kapsamını, bu sorumluluğun makul süreyle sınırlandırılmasının pratik anlamını ve doğan alacakların hangi usulle ileri sürülebileceğini ele alıyoruz.

Erken Tahliye Kavramı ve Kanuni Dayanağı

Erken tahliye, kararlaştırılan kira süresi henüz dolmadan kiracının kiralananı tek taraflı iradesiyle boşaltarak kiraya verene teslim etmesidir. Böyle bir durumda kira sözleşmesi kendiliğinden sona ermez; kiracının sözleşmeden kaynaklanan borç ve yükümlülükleri, kanunun çizdiği sınırlar içinde varlığını sürdürür.

TBK m. 325'in güttüğü amaç, süreye riayet edilmeksizin yapılan geri vermede kiraya verenin uğradığı kaybın telafi edilmesini sağlamak, buna karşılık kiracıyı sözleşmenin bitimine kadar uzanan sınırsız bir borcun altında bırakmamaktır. Düzenleme, kiraya verenin menfaatinin korunması ile kiracının orantısız bir yük altına sokulmaması arasında bir denge kurmayı hedefler.

Kiralananın sözleşmeye aykırı biçimde boşaltılması, kira süresine uyulmaması sonucunu doğurur ve kiracının sorumluluğunu gündeme getirir. Ancak buradaki sorumluluk, kalan dönemin bütününü kapsayan mutlak bir kira borcu biçiminde ortaya çıkmaz; kiraya verenin taşınmazı benzer koşullarla yeniden kiraya verebileceği makul süre içinde uğradığı zararla sınırlı bir tazmin yükümlülüğü olarak belirir.

Sorumluluğun dayandığı temel ilke ise şudur: kiracı, kiraya verenin taşınmazı yeniden kiraya verebileceği makul süre boyunca sözleşmeden doğan borçlarını taşımayı sürdürür. Dolayısıyla erken tahliye hâlinde ortaya çıkan yükümlülük, sözleşmenin bitimine kadar uzanan sınırsız bir borç değil; zararın giderilmesi esasına dayanan sınırlı bir sorumluluktur.

Erken Tahliye Eden Kiracı Kira Ödemeyi Sürdürür mü?

Kiracının kira borcu, taşınmaz süresinden önce boşaltıldığında bütünüyle ortadan kalkmaz. TBK m. 325 uyarınca kiracı, kiralananı erken tahliye etmiş olsa dahi makul süre boyunca kira sözleşmesinden doğan borçlardan sorumlu olmaya devam eder. Bu itibarla erken tahliye, sözleşmeden kaynaklanan borçları kendiliğinden sona erdiren bir olgu değildir.

Bununla birlikte sorumluluk, sözleşme süresinin sonuna kadar otomatik biçimde uzamaz. Kanun koyucu kiracıyı kalan kira süresinin tamamından sorumlu tutmamış; yükümlülüğü, kiraya verenin taşınmazı yeniden kiraya verebileceği süreyle sınırlandırmıştır. Uygulamada makul süre adı verilen bu süre, her uyuşmazlığın kendi koşulları içinde saptanır.

Bazı yargı kararlarında, sözleşmede fesih bakımından öngörülen bildirim süresinin (örneğin kiracının tahliyeden en az 30 gün önce haber vermesi gibi) makul süre olarak benimsenebildiği görülmektedir. Bu yaklaşımda taraflarca kararlaştırılan bildirim süresi, somut olayın özellikleri elverdiği ölçüde taşınmazın yeniden kiraya verilebileceği makul süre olarak değerlendirilmektedir.

Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin T. 2017/5409 E. ve 2019/1651 K. ilamında:

"Tarafların serbest iradesi ile konulmuş bu şart geçerli olup tarafları bağlar. Sözleşmede tarafların makul süreyi 30 gün olarak belirlediği ve davalı kiracı ihbar koşuluna uymadan taşınmazı tahliye ettiğine göre, tahliye tarihinden itibaren sözleşmede kararlaştırılan 30 günlük makul süre tazminatına karar verilmesi gerekirken, eksik değerlendirme ile 7 aylık makul süre üzerinden hüküm tesisi doğru değildir."

denilerek makul süre, sözleşmede öngörülen 30 gün üzerinden kabul edilmiştir.

Benzer bir yaklaşım Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2019/5073 E. ve 2020/3938 K. sayılı ilamında da benimsenmiştir:

"Somut olayda; davada dayanılan ve hükme esas alınan 01.05.2012 başlangıç tarihli, 1 yıl süreli kira sözleşmesinin "Hususi Şartlar" bölümünün 9. maddesinde "…Kiracı, 3 ay öncesinden noter vasıtasıyla kiralayana ihbarda bulunmak kaydıyla kiralananı tahliye edebilecektir. Bu takdirde, fiilen kullanılmayan aylara ilişkin kira bedelleri, mal sahibi binayı tekrar kiraya verdiğinde kiracıya tekrar iade edilecektir" şeklinde ihbar şartına yer verilmiştir.
Tarafların serbest iradesi ile konulmuş bu şart geçerli olup tarafları bağlar. Sözleşmede tarafların makul süreyi 3 ay olarak belirlediği ve davalı kiracı ihbar koşuluna uymadan taşınmazı tahliye ettiğine göre, tahliye tarihinden itibaren sözleşmede kararlaştırılan 3 aylık makul süre tazminatına karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde 7 aylık makul süre tazminatı üzerinden hüküm tesisi doğru değildir."

Bu kararda da makul süre, sözleşmede kararlaştırılan 3 ay olarak esas alınmıştır.

Makul süre kavramına gelince, bu kavram kiraya verenin gereken özeni sergilemesi hâlinde taşınmazı yeniden kiraya verebileceği zaman dilimini anlatır. Taşınmazın konumu, nitelikleri, kira piyasasının içinde bulunduğu durum ve emsal taşınmazların ne kadar sürede kiracı bulduğu bu belirlemede gözetilen unsurlardır. Süre sabit bir büyüklük olmadığından, olayın koşullarına göre değişkenlik gösterir.

Netice itibarıyla sorumluluğun dayanağı, kiraya verenin uğradığı zararın karşılanmasıdır. Kiracı bu zarardan makul süreyle sınırlı olarak sorumlu tutulur; taşınmaz yeniden kiraya verildiğinde ya da makul süre dolduğunda kira ödeme yükümlülüğü ortadan kalkar.

Sorumluluğun Sınırı Olarak Makul Süre

Erken tahliyeden doğan sorumluluğun en belirgin sınırı makul süre kavramıdır. TBK m. 325 uyarınca kiralananı süresinden önce geri veren kiracı, kiraya verenin taşınmazı yeniden kiraya verebileceği süre boyunca doğan zarardan sorumludur. Buradan hareketle kiracının borcu, sözleşmenin sonuna kadar süregelen sabit bir edim değil; yeniden kiralama için gereken süreyle sınırlanmış bir tazmin borcudur.

Makul süre, kiraya verenin gerekli özeni göstermesi hâlinde kiralananı yeniden kiraya verebileceği objektif süreyi karşılar. Her uyuşmazlıkta aynı olmayan bu süre, taşınmazın özellikleri ve piyasa koşulları birlikte tartılarak saptanır. Uygulamada sürenin tespiti çoğunlukla bilirkişi incelemesi yoluyla yapılmakta ve değerlendirme somut olayın koşullarına göre şekillenmektedir.

Makul Süre Ne Anlama Gelir?

Makul süre, olağan koşullar altında kiraya verenin kiralananı yeniden kiraya verebilmesi için ihtiyaç duyduğu zaman aralığıdır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2020/9451 E. ve 2020/6481 K. sayılı ilamında:

"Bu durumda Mahkemece, mahallinde keşif yapılıp, uzman bilirkişi aracılığıyla, kiralananın cinsi, özellikleri, konumu, bu nitelikte bir taşınmaza o bölgede duyulan ihtiyacın derecesi ve somut olaya özgü diğer özellikler çerçevesinde, kiraya verenin gereken çabayı göstermesi hâlinde kiralananı aynı koşullarla yeniden hangi süre içerisinde kiraya verebileceği, eş söyleyişle, aynı koşullarla yeniden kiralama için gereken makul sürenin ne olduğunun, Yargıtay'ın denetimine elverişli bir raporla saptanması gerektiği…"

ifadelerine yer verilerek, hesaplamada gözetilecek ölçütler ortaya konmuştur.

Bu doğrultuda sürenin belirlenmesinde şu unsurlar tartılır:

  • Bulunduğu bölge:

Taşınmazın yer aldığı şehir, ilçe ve semtteki kira piyasası, talebin yoğunluğu ve bölgesel ekonomik tablo, sürenin saptanmasında önemli bir ağırlık taşır.

  • Taşınmazın niteliği:

Konut, işyeri, depo veya ticari amaçlı bir taşınmaz olması; ayrıca büyüklüğü, kullanım amacı ve teknik özellikleri, yeniden kiralanma süresini doğrudan etkiler.

  • Piyasa koşulları:

Genel ekonomik durum, kira piyasasındaki arz–talep dengesi, mevsimsel dalgalanmalar ve bölgesel hareketlilik sürenin uzunluğunu değiştirebilir.

  • Kiraya verilme imkânı:

Taşınmazın fiziki durumu, kullanıma elverişliliği, istenen bedelin piyasa gerçekleriyle uyumu ve emsal taşınmazların ne kadar sürede kiralandığı dikkate alınır.

Makul Süre Nasıl Saptanır?

Kanun, makul süreyi belirli bir ay veya yıl olarak sabitlememiştir. Süre, her uyuşmazlığın kendine özgü koşullarına göre belirlenir ve ölçüt olarak kiraya verenin gerekli özeni göstermesi hâlinde taşınmazı yeniden kiraya verebileceği objektif süre esas alınır. Tespit teknik bir değerlendirme gerektirdiğinden, yargılama sırasında çoğunlukla bilirkişi incelemesine başvurulmakta; taşınmazın nitelikleri ile piyasa koşulları birlikte gözetilerek bir süreye ulaşılmaktadır.

  • Bilirkişi incelemesi:

Mahkemeler makul süreyi belirlerken genellikle gayrimenkul değerleme ya da emlak piyasası alanında uzman bilirkişilerden rapor alınmasına hükmeder. Bilirkişi; bölgedeki kira piyasasını, emsal taşınmazların kiralanma sürelerini ve taşınmazın fiziki niteliklerini değerlendirerek yeniden kiralama için gereken süreyi saptar. Bu nedenle makul süre çoğu dosyada teknik bir inceleme sonucunda ortaya çıkar.

  • Yargıtay uygulaması:

Yargıtay içtihatlarında makul sürenin her olayın kendi koşullarına göre saptanması gerektiği vurgulanmakta; kiraya verenin yeniden kiralama yönünde gereken çabayı göstermesi hâlinde kiracının yalnızca bu süreyle sınırlı olarak sorumlu tutulacağı kabul edilmektedir. Bu yaklaşımın arkasında, kiracının borcunu sınırsız bir kira yükümlülüğüne dönüştürmeme ve kiraya verenin gerçek zararını esas alma düşüncesi yatar.

Uygulamada taraflar, kiracının tahliye niyetini belirli bir süre önce kiraya verene bildirmesini sözleşmede sıkça kararlaştırırlar. Kiracının bu bildirim süresine uymaksızın taşınmazı erken boşaltması hâlinde söz konusu süre makul süre olarak kabul edilebilmektedir.

  • Somut olay değerlendirmesi:

Süre saptanırken taşınmazın niteliği, konumu, bedelin piyasa koşullarıyla uyumu, kullanım amacı ve kiralanabilirlik durumu bir arada ele alınır. Kiraya verenin yeniden kiralama yönünde harcadığı çaba da değerlendirmeye girer. Bu yönüyle makul süre, olaydan olaya değişebilen ve somut koşullara göre şekillenen bir süredir.

Kiracının Sorumluluğunun Sona Erdiği Durumlar

Erken tahliyeden kaynaklanan kira ve tazminat borcu süresiz bir yükümlülük değildir; belirli olguların gerçekleşmesiyle son bulur. TBK m. 325 sorumluluğu makul süreyle sınırladığından, zararın ortadan kalktığı ya da kiraya verenin zararın büyümesine yol açtığı hâllerde kiracının sorumluluğunun da sona erdiği kabul edilmektedir.

  • Makul sürenin dolması:

Taşınmaz yeniden kiraya verilememiş olsa bile, kiraya verenin gerekli özeni göstermesi hâlinde kiralanabileceği varsayılan makul sürenin dolmasıyla kiracının sorumluluğu son bulur. Kiracıdan bu tarihten sonraki dönem için kira bedeli istenemez.

  • Taşınmazın yeni bir kiracıya verilmesi:

Kiralanan başka bir kiracıya kiraya verildiğinde kiraya verenin kira kaybı ortadan kalkar. Kiracının sorumluluğu, yeni kira sözleşmesinin yürürlüğe girdiği tarihe kadar sürer; bu tarihten sonrası için kendisinden kira veya tazminat talep edilemez.

  • Tarafların anlaşmaya varması:

Taraflar kira sözleşmesini karşılıklı iradeleriyle sonlandırır ya da kiracının sorumluluğunun hangi tarihte biteceğini kararlaştırırlarsa, sorumluluk bu anlaşmadaki koşullar çerçevesinde sona erer. Uygulamada bu tür mutabakatlar sulh veya ibra niteliği taşıyabilmektedir.

  • Kiraya verenin taşınmazı kiraya vermemesi:

Kiraya veren yeniden kiralama yönünde gereken çabayı harcamaz ya da taşınmazı kiraya verme olanağı bulunmasına rağmen bundan kaçınırsa, doğan zarar kendi üzerinde kalır. Bu hâlde kiracının borcundan, kiraya verenin zararı büyüten davranışları nedeniyle oluşan kısım düşülür.

Erken Tahliyede Tazminat Nasıl Hesaplanır?

Erken tahliye hâlinde istenebilecek tazminat, TBK m. 325 uyarınca kiraya verenin uğradığı zarar ölçü alınarak belirlenir. Bu zarar çoğunlukla, taşınmazın yeniden kiraya verilebileceği makul süre boyunca ortaya çıkan kira kaybından oluşur. Dolayısıyla hesaplamada sözleşmede kararlaştırılan kira bedeli, varsa sözleşmeden doğan diğer borçlar (örneğin aidat), makul süre ve olayın kendine özgü koşulları birlikte gözetilir.

  • Makul süre üzerinden hesaplama:

Kiracının sorumluluğu, taşınmazın yeniden kiraya verilebileceği kabul edilen makul süreyle sınırlı olduğundan tazminat tutarı, aylık kira bedelinin bu süreyle çarpılması yoluyla bulunur. Söz gelimi makul süre 3 ay olarak tespit edilmişse, kiracının borcu kural olarak 3 aylık kira bedelini aşmaz. Sürenin belirlenmesi ise taşınmazın niteliği, bulunduğu bölge ve kira piyasasının durumu gibi ölçütlere dayanır.

  • Kira bedelinin esas alınması:

Hesabın çekirdeğini sözleşmede belirlenen aylık kira bedeli oluşturur. Kiracının borcu, kiraya verenin kira gelirinden yoksun kaldığı dönemde doğan kayıp üzerinden bulunur. Kural olarak sözleşmedeki bedel esas alınmakla birlikte, bu bedelin piyasa koşullarıyla açıkça bağdaşmadığı hâllerde olayın özellikleri ayrıca tartılır.

  • Cezai şart kararlaştırılmışsa:

Sözleşmede, kiracının erken tahliyesi hâlinde ödenecek bir cezai şart öngörülmüş olabilir. Böyle bir durumda kiraya veren bu bedelin ödenmesini talep edebilir. Ne var ki cezai şartın fahiş olduğu hâllerde hâkimin indirim yapması mümkündür. Ayrıca cezai şartın varlığı, kiraya verene her koşulda gerçek zararını aşan bir talepte bulunma imkânı sağlamaz; olayın özellikleri ile hakkaniyet ilkesi birlikte değerlendirilir.

Erken Tahliyeden Doğan Alacak Nasıl İleri Sürülür?

Erken tahliye nedeniyle doğan kira ve tazminat alacakları, kiraya veren tarafından hukuki yollara başvurularak istenebilir. Bu talepler kira sözleşmesinden kaynaklanan parasal alacak niteliği taşıdığından, süreçte usul kurallarına doğru uyulması önem kazanır. Özellikle arabuluculuk aşamasının tamamlanması, görevli ve yetkili mahkemenin isabetli seçilmesi ve alacağın dayanağının ispatlanması, uyuşmazlığın sağlıklı biçimde sonuçlanmasında belirleyici olur.

  • Zorunlu arabuluculuk:

Kira ilişkisinden kaynaklanan alacak talepleri bakımından dava yoluna gidilmeden önce arabulucuya başvurulması zorunludur. Bu aşama tamamlanmadan doğrudan dava açılırsa, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden ret kararı verilebilir. Bu nedenle kiraya verenin, dava açmadan önce zorunlu arabuluculuk sürecini işletmesi gerekir.

  • Görevli ve yetkili mahkeme:

Erken tahliyeden doğan kira ve tazminat alacaklarına ilişkin davalarda görev, kural olarak Sulh Hukuk Mahkemesine aittir. Yetki bakımından genellikle kiralananın bulunduğu yer mahkemesi öne çıkmakla birlikte, tarafların yerleşim yeri veya sözleşmedeki yetki kaydı da belirleyici olabilir.

  • İspat yükü ve deliller:

Kiraya veren; kiracının erken tahliye ettiğini, bundan dolayı zarara uğradığını ve zararın miktarını ortaya koymakla yükümlüdür. Bu kapsamda en çok başvurulan deliller kira sözleşmesi, tahliye tarihini gösteren anahtar teslim tutanağı, yeni kiracıyla yapılan sözleşmenin tarihi, emsal kira araştırmaları ve bilirkişi raporlarıdır.

  • Faiz ve yan talepler:

Kiraya veren, doğan alacak bakımından dava ya da icra takibi tarihinden itibaren faiz isteyebilir. Sözleşmede kararlaştırılmış olması kaydıyla cezai şart, gecikme tazminatı ve diğer yan alacaklar da talebe eklenebilir. Bu nedenle dilekçede faizin başlangıç tarihinin ve talep kalemlerinin açıkça gösterilmesi önem taşır.

İlgili Yazılar

Kira süresi dolmadan taşınmazın boşaltılması hâlinde gündeme gelebilecek kira sorumluluğu ve tazminat yükümlülükleri, sözleşmenin sona ermesi ve sözleşme hükümlerinin uygulanması bakımından da sonuç doğurur. Konuyla bağlantılı diğer çalışmalarımız şunlardır:

  • Kira Sözleşmesinin Sona Ermesi ve Feshi Sebepleri
  • Kira Sözleşmesinde Değişiklik Yapılabilir mi? (TBK m. 343)
  • Kiracının Tahliye Sebepleri ve Tahliye Davaları
  • Kiracı Aleyhine Cezai Şart Yasağı (TBK m. 346)
  • Kira Sözleşmesi Devredilebilir mi?
  • İşyeri Kira Sözleşmesi Devredilebilir mi?

Erken tahliye uyuşmazlıklarında taraflar çoğu kez iki uçtan birine savrulur: kiracı, anahtarı teslim ettiği anda her türlü borçtan kurtulduğunu varsayar; kiraya veren ise sözleşmenin bitimine kadar olan tüm kira bedelini talep edebileceğini düşünür. TBK m. 325'in kurduğu denge her iki yaklaşımı da dışlar. Uyuşmazlığın seyri, çoğu dosyada makul sürenin kaç ay olarak tespit edileceğine bağlı olarak şekillenir; bu nedenle sürecin başında yapılacak delil hazırlığı sonucu doğrudan etkiler.

Erken tahliye gündeme geldiğinde şu başlıkların önden değerlendirilmesini öneriyoruz:

  • Sözleşmede bildirim süresi veya cezai şart kaydı bulunup bulunmadığının denetlenmesi
  • Tahliye tarihinin anahtar teslim tutanağı ya da eşdeğer bir belgeyle kayıt altına alınması
  • Kiraya verenin yeniden kiralama yönündeki çabasının ilan, emlakçı kaydı gibi belgelerle ortaya konması
  • Emsal kira araştırmasının, bilirkişi incelemesi öncesinde dosyaya kazandırılması
  • Zorunlu arabuluculuk aşamasının dava açılmadan önce usulüne uygun tamamlanması
  • Faiz başlangıcı ile talep kalemlerinin dilekçede ayrı ayrı ve açık biçimde gösterilmesi

Independent Legal, kira sözleşmelerinden doğan tazminat ve alacak uyuşmazlıklarında arabuluculuk aşamasından yargılamanın sonuçlanmasına kadar danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Yasal Uyarı — Bu doküman yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. İçerik, hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik uygulama esas alınarak düzenlenmiştir; mevzuat değişiklikleri ve yargı kararları nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Somut olaya ilişkin karar almadan önce mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hemen Ara