Independent LegalIndependent Legal

Gayrimenkul Hukuku

Gayrimenkul Hukuku

Vekilin Yetkisini Kötüye Kullanması Halinde Tapu İptali ve Tescil Talebi

Vekâletname ile yapılan bir taşınmaz devri şeklen kusursuz görünse dahi, vekil yetkisini temsil olunanın zararına kullanmışsa işlem hukuki korumadan yararlanmaz. Bu davanın dayanaklarını, taraflarını, ispat araçlarını ve sonuçlarını ele alıyoruz.

Yayın 11 Ağustos 2026Uygulama Alanı Gayrimenkul HukukuOkuma 12 dk

Kendisine tanınan temsil yetkisini temsil olunanın çıkarı yerine kendi kazancı ya da bir başkasının kazancı doğrultusunda işleten vekil karşısında, gerçek hak sahibinin başvurabileceği yol vekâlet görevinin kötüye kullanılmasına dayalı tapu iptal ve tescil davasıdır.

Dava, vekilin sadakat ve özen yükümlülüğünü çiğneyerek gerçekleştirdiği taşınmaz devrinin hukuki geçerlilikten yoksun olduğu iddiası üzerine kurulur; sonuç olarak sicildeki kaydın silinmesi ve taşınmazın asıl hak sahibi adına yeniden yazılması istenir. Burada temel kabul şudur: bir işlemin biçim yönünden düzgün görünmesi, onu hukuken ayakta tutmaya yetmez. İşlemin temsil olunanın menfaatiyle bağdaşıp bağdaşmadığı ayrıca sorgulanır.

Bu bilgi notunda kötüye kullanma kavramının içeriğini, hangi olgu örüntülerinin bu sonuca işaret ettiğini ve uygulamada en çok karşılaşılan uyuşmazlık tiplerini ayrıntılı biçimde inceliyoruz.

Vekâlet Görevinin Kötüye Kullanılması Kavramı

Kötüye kullanmadan söz edilebilmesi için vekilin, kendisine bırakılan yetkiyi temsil olunanın yararına uygun düşmeyecek şekilde işletmesi ve sadakat borcunu ihlal eden bir işlem yapması gerekir. Vekile ne kadar geniş bir yetki tanınmış olursa olsun, bu yetkinin dürüstlük kuralı çerçevesinde ve vekâlet verenin menfaatini gözeterek kullanılması zorunludur.

Bu nedenle elde bir vekâletname bulunması, vekilin imzaladığı her işleme geçerlilik kazandırmaz. Yetkinin kötüye kullanılmasıyla kurulan işlemler, belirli koşulların gerçekleşmesi halinde hukuken geçersiz kabul edilebilir ve buna bağlı olarak tapu kaydının iptali istenebilir.

Vekâlet İlişkisinin Özü

Vekâlet ilişkisi, bir kimsenin bir başkası adına ve onun hesabına hukuki işlem kurma yetkisini üstlenmesiyle doğar. Vekil temsilci sıfatıyla hareket ettiğinden, kurduğu işlemlerin hukuki sonuçları doğrudan temsil olunanın malvarlığında doğar.

Ancak vekilin görevi yetkiyi kullanmaktan ibaret değildir. Vekil aynı zamanda temsil olunanın menfaatini gözetmek ve ona verilen talimatlar doğrultusunda hareket etmekle de yükümlüdür. Doktrin ve uygulama bu yükümlülüğü vekilin sadakat ve özen borcu olarak adlandırır.

Yetkinin Sınırı ile Sadakat Borcu Ayrımı

Yetki, vekâletnamede çizilen ve hangi hukuki işlemlerin yapılabileceğini belirleyen çerçevedir. Sadakat borcu ise bu çerçeve içinde hareket ederken temsil olunanın çıkarını korumayı ve dürüstlük kuralına bağlı kalmayı gerektirir.

Buradan çıkan sonuç şudur: vekâletnamede açıkça yetkilendirilmiş olan vekil dahi, bu yetkiyi temsil olunana zarar verecek biçimde işletemez. Taşınmazın gerçek değerinin çok altında elden çıkarılması ya da satıştan elde edilen paranın vekilin kendi hesabına aktarılması, sadakat borcuna aykırılık olarak nitelendirilebilecek tipik davranışlardandır.

Satış İşlemi Hangi Hallerde Geçersiz Sayılır?

Vekilin kurduğu satış işlemi, temsil olunanın menfaatiyle açıkça çelişecek biçimde gerçekleşmişse ve sadakat borcunun ihlal edildiği ortaya konulabiliyorsa, işlemin geçersizliği sonucuna varılabilir.

Uygulamada geçersizlik değerlendirmesine yol açan başlıca haller şöyle sıralanabilir: vekilin, temsil olunanın kendisine verdiği talimatların dışına çıkarak işlem kurması; taşınmazın vekilin şahsına ya da yakın çevresine geçirilmesi; satış karşılığında alınan bedelin temsil olunana intikal ettirilmemesi; taşınmazın piyasa değerinin çok gerisinde kalan bir bedelle devredilmesi.

Bu tür olgularla karşılaşıldığında tapu kaydının iptali ve taşınmazın gerçek hak sahibi adına tescili talep edilebilir.

Vekâletnamenin Varlığı Tek Başına Yeterli Değildir

Sahada en sık rastlanan yanılgılardan biri, ortada bir vekâletname bulunmasının işlemi kendiliğinden hukuka uygun kıldığı sanısıdır. Oysa vekâletnamenin mevcudiyeti, yapılan işlemin hukuka uygunluğunu tek başına ortaya koymaz.

Vekil işlemi vekâletnameye dayanarak kurmuş olsa bile, bu işlemin temsil olunanın menfaatine aykırı düştüğü ve sadakat borcunun çiğnendiği ispatlandığında satış geçersiz sayılabilir.

Nitekim mahkemeler incelemelerini vekâletnamenin varlığıyla sınırlandırmaz; işlemin hangi koşullar altında kurulduğunu ve vekilin davranışlarının dürüstlük kuralıyla bağdaşıp bağdaşmadığını bir bütün olarak ele alır.

Kötüye Kullanma Hangi Hallerde Gündeme Gelir ve Nasıl Tespit Edilir?

Kötüye kullanma çoğunlukla tek bir davranıştan değil, birden fazla şüpheli olgunun aynı dosyada bir araya gelmesinden anlaşılır. Bu sebeple mahkemeler değerlendirmelerini yalnızca satış işlemi üzerinden yapmaz; satış bedelinin nereye gittiğini, taraflar arasındaki bağı, temsil olunanın verdiği talimatları ve işlemin ardından ortaya çıkan fiili durumu birlikte tartar.

Uygulamada kötüye kullanmaya işaret eden en önemli göstergeler aşağıda ele alınmaktadır.

Taşınmazın Vekilin Kendisine veya Yakınına Geçirilmesi

Vekilin temsil olunan adına hareket etmek yerine taşınmazı kendi mülkiyetine ya da yakınının mülkiyetine aktarması, kötüye kullanmanın en güçlü işaretlerinden biridir. Bu tip işlemlerde vekil ile alıcı arasında genellikle yakın bir bağ bulunur ve devir, temsil olunanın çıkarını gözetecek biçimde kurulmaz.

Mahkemeler böyle dosyalarda taraflar arasındaki akrabalık ya da yakınlık ilişkisini, kararlaştırılan bedeli ve işlemin gerçekleştiği koşulları birlikte inceler.

Bedelin Rayiç Değerin Çok Altında Kalması

Taşınmazın piyasa değerine kıyasla oldukça düşük bir bedelle devredilmesi, vekilin sadakat borcuna aykırı davrandığını düşündüren önemli bir karinedir. Değer ile bedel arasında gözle görülür ve açıklanamayan bir uçurum bulunması, işlemin temsil olunanın yararına yapılmadığını gösterebilir.

Bununla birlikte düşük bedel tek başına kötüye kullanma sonucunu doğurmaz. Bu olgu, dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilir.

Talimatlara Aykırı İşlem Kurulması

Vekil, temsil olunanın açık talimatlarının dışına çıkan bir işlem yapamaz. Satış yetkisi belirli koşullara bağlanmışsa ve vekil bu koşullara uymamışsa, ortada kötüye kullanma bulunduğu sonucuna varılabilir.

Söz gelimi taşınmazın belirlenen bir bedelin altında satılmaması yönünde talimat verilmesine karşın daha düşük bir bedelle devir yapılması, sadakat borcunun ihlal edildiğine işaret eder.

Satış Bedelinin Temsil Olunana Ulaşmaması

Bedelin temsil olunana hiç aktarılmaması veya eksik aktarılması, kötüye kullanmanın en belirgin göstergelerindendir. Böyle hallerde satış biçim yönünden sorunsuz görünse bile, vekilin temsil olunanın menfaatine uygun davranmadığı kabul edilebilir.

Mahkemeler bu noktada banka kayıtlarına, ödeme belgelerine ve para hareketlerine yönelir; bedelin fiilen ödenip ödenmediğini bu kayıtlar üzerinden araştırır.

Vekilin İşlemden Kişisel Fayda Elde Etmesi

Satış sonucunda vekilin kendisi veya yakını lehine haksız bir kazanç doğması, kötüye kullanmayı ortaya koyan önemli bir olgudur. Bu kazanç; taşınmazın ucuza devredilmesi, bedelin vekil tarafından harcanması ya da taşınmazın dolaylı yoldan vekilin denetimine geçmesi biçimlerinde belirebilir.

Bu tür dosyalarda mahkeme, vekilin işlemden sağladığı ekonomik yararı ve işlemin temsil olunan bakımından zarar doğurup doğurmadığını birlikte değerlendirir.

Temsil Olunanın İşlemden Haberdar Olmaması

Temsil olunanın taşınmazının satıldığını bilmemesi ya da devri çok sonradan öğrenmesi, kötüye kullanma yönünde kayda değer bir göstergedir. Özellikle uzun süre boyunca satış bedelinin eline geçmemiş olması veya devirden habersiz kalması, bu yönde bir değerlendirme yapılmasına zemin hazırlar.

Taşınmazın Devirden Sonra Vekil Tarafından Kullanılmayı Sürdürmesi

Satıştan sonra taşınmazı fiilen vekilin ya da yakınının kullanmaya devam etmesi, işlemin gerçekte temsil olunanın yararına kurulmadığını düşündürür. Yeni malikin taşınmazı kullanmaması ya da taşınmazın kiraya verilmemiş olması gibi olgularla birleştiğinde bu durum güçlü bir karineye dönüşür.

Davanın Hukuki Dayanakları

Bu dava türünün hukuki temelini, başta Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hükümleri olmak üzere, vekilin sadakat ve özen borcunu düzenleyen kurallar ile tapu siciline güven ve mülkiyetin korunmasına ilişkin temel ilkeler oluşturur.

Vekil, yetkisini kullanırken temsil olunanın menfaatini koruma ve dürüstlük kurallarına uygun davranma yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülüğün çiğnenmesi halinde kurulan işlemler, koşulların varlığı halinde geçersiz sayılabilir ve tapu kaydının iptali gündeme gelir.

Türk Borçlar Kanunu m. 506 Uyarınca Sadakat ve Özen Borcu

Türk Borçlar Kanunu'nun 506. maddesi, vekile temsil olunanın menfaatine uygun davranma ve üstlendiği işi sadakat ile özen göstererek yürütme yükümlülüğü yükler. Hüküm, vekilin sorumluluğunun yalnızca yetkiyi kullanmakla sınırlı olmadığını; temsil olunana zarar verecek davranışlardan uzak durmayı da kapsadığını ortaya koyar.

Bu çerçevede vekâletnamede açıkça yetkili kılınmış olmak, dürüstlük kuralına aykırı bir kullanımı meşrulaştırmaz. Sadakat borcuna aykırı biçimde kurulan işlemler hukuken geçersiz sayılabilir.

Temsil Yetkisinin Kötüye Kullanılması

Yetkinin kötüye kullanılması, temsil yetkisi biçimsel olarak mevcut olmasına rağmen bu yetkinin temsil olunanın zararına işletilmesini anlatır. Böyle bir durumda işlem, dışarıdan geçerli görünse dahi hukuk düzeninin korumasından yararlanamayabilir.

Taşınmazın rayicin çok altında satılması, bedelin temsil olunana ödenmemesi ya da taşınmazın vekilin kendisine veya yakınına aktarılması, yetkinin kötüye kullanıldığını gösteren başlıca örneklerdir.

Tapu Siciline Güven İlkesi ve Sınırları

Tapu siciline güven ilkesi, sicilde kayıtlı bir hakkı iyiniyetle edinen kişileri korumayı amaçlar. Ne var ki bu ilke mutlak değildir; özellikle vekilin yetkisini kötüye kullandığı hallerde sınırsız biçimde işletilmez.

Taşınmazı devralan kişi, vekilin görevini kötüye kullandığını biliyorsa ya da bilebilecek durumdaysa iyiniyetli sayılmaz ve tapu kaydı iptal edilebilir. Buna karşılık taşınmaz sonradan iyiniyetli bir üçüncü kişiye geçmişse, bu kişinin mülkiyet hakkı korunabilir.

Mülkiyetin Korunması İlkesi

Mülkiyet hakkı, hem Anayasa hem de kanunlar tarafından güvence altına alınmış temel bir haktır. Bu nedenle gerçek malik, vekilin sadakat borcuna aykırı davranışı yüzünden elinden çıkan taşınmazının dava yoluyla kendisine dönmesini isteyebilir.

Bu ilke gereği, kötüye kullanma sonucunda oluşmuş sicil kayıtlarının düzeltilmesi ve gerçek hak sahibinin mülkiyetinin korunması, hukuk düzeninin temel amaçları arasında yer alır.

Davanın Tarafları

Bu tür davalarda tarafların isabetli biçimde belirlenmesi, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi açısından belirleyicidir. Kural olarak davacı sıfatı vekâlet verene veya onun mirasçılarına; davalı sıfatı ise taşınmazı devralan kişiye ya da vekile aittir.

Taşınmazın birden çok kişiye aktarılmış veya el değiştirmiş olduğu dosyalarda, davanın doğru kişilere yöneltilmesi sonucu doğrudan etkileyebilir.

Davacı Olabilecek Kişiler

Dava, vekilin kurduğu işlem nedeniyle mülkiyet hakkı zedelenen kişiler tarafından açılabilir. Bu sıfatı taşıyanlar arasında öncelikle vekâleti veren kişinin kendisi yer alır. Vekâlet veren hayatta değilse mirasçıları davacı konumundadır. Ehliyet kısıtlılığı bulunan hallerde vasi veya kayyım ile yasal temsilci de dava açabilir. Bunların yanında dava açmakta hukuki yararı bulunan diğer kişiler de davacı sıfatını kazanabilir.

Uygulamada vekâlet verenin vefat etmiş olduğu dosyalarda davanın çoğunlukla mirasçılar eliyle açıldığı görülmektedir.

Davalı Olarak Gösterilecek Kişiler

Dava kural olarak taşınmazı devralan kişiye yöneltilir. Ancak somut olayın yapısına göre birden çok kişinin davalı gösterilmesi gerekebilir.

Bu kapsamda davalı sıfatı; taşınmazı devralan kişiye, işlemi kuran vekile, taşınmazı sonradan edinen malik veya üçüncü kişilere ve taşınmaz üzerinde ayni hak sahibi bulunanlara ait olabilir.

Zorunlu Dava Arkadaşlığının Doğduğu Haller

Kimi durumlarda davanın birden fazla kişiye birlikte yöneltilmesi zorunludur. Taşınmaz üzerinde bir ayni hak kurulmuşsa, taşınmaz paylı mülkiyete tabi ise ya da birden çok kişiye devredilmişse, davanın tüm ilgililere karşı açılması gerekir. Bu zorunluluğa uyulmaması davanın usulden reddine yol açabilir.

Zamanaşımı Bakımından Durum

Bu davalarda uygulanacak zamanaşımı, talebin dayandığı hukuki sebebe göre belirlenir. Uyuşmazlık çoğunlukla vekâlet sözleşmesinden doğan sadakat ve özen borcunun ihlaline dayandığından, sözleşmeye dayalı alacak ve sorumluluk hükümleri devreye girer.

Bu nedenle uygulamada, vekâlet görevinin kötüye kullanılmasına dayanan davalar bakımından genel zamanaşımı süresi Türk Borçlar Kanunu uyarınca 10 yıl olarak kabul edilmektedir.

Bununla birlikte somut olayın nitelikleri sürenin değerlendirilmesini değiştirebilir. Taşınmazın üçüncü kişilere aktarılmış olması, işlemin hangi tarihte öğrenildiği veya vekâlet verenin vefat etmiş olması, süre hesabında ayrıca dikkate alınması gereken hususlardır.

Yargılama Süreci

Bu davalar taşınmaz mülkiyetine ilişkin ayni haklara dayanır ve belirli bir usul disiplini içinde yürütülür. Davanın görevli ve yetkili mahkemede açılması, vekilin sadakat borcuna aykırı davrandığının somut delillerle ortaya konulması ve taşınmazın üçüncü kişilere geçmesinin önlenmesi, sürecin kritik başlıklarıdır.

Yargılama boyunca taşınmazın gerçek değeri, satış bedelinin akıbeti ve vekilin davranışlarının hukuka uygunluğu çoğu kez teknik inceleme ve bilirkişi raporlarıyla aydınlatılır. Bu nedenle delillerin dava açılmadan önce derlenmesi ve gerekli koruma tedbirlerinin zamanında istenmesi, sonucu belirleyebilecek bir hazırlıktır.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasına dayalı tapu iptal ve tescil davalarında görev, kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesine aittir.

Yetki yönünden ise dava taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır ve bu mahkemenin yetkisi kesindir.

İhtiyati Tedbir Talebi

Bu dava türünde en önemli usuli adımlardan biri, uyuşmazlık konusu taşınmazın üçüncü kişilere aktarılmasının engellenmesidir. Bu nedenle dava açılırken ya da yargılama devam ederken mahkemeden ihtiyati tedbir istenmesi büyük önem taşır.

Davacının haklılığını yaklaşık olarak ortaya koyması halinde mahkeme, tapu kaydına devir ve satış yasağı şerhi işlenmesine karar verebilir. Bu tedbir, verilecek hükmün sonuçsuz kalmasını önleyen etkili bir koruma aracıdır.

Kötüye Kullanma Nasıl İspatlanır?

Bu davalarda ispat yükü davacıdadır; vekilin sadakat ve özen borcuna aykırı davrandığını ortaya koymak davacıya düşer. Doğrudan yazılı bir delile çoğu zaman ulaşılamadığından ispat, dolaylı deliller ve somut olayın özellikleri üzerinden yürütülür.

Uygulamada en çok başvurulan deliller arasında vekâletnamenin kapsamı ile tapu işlem dosyası ve resmi belgeler ilk sırada yer alır. Bunlara satış bedeline ilişkin banka kayıtları, taraflar arasındaki yazışmalar ve benzeri belgeler eklenir. Tanık beyanları ile bilirkişi incelemesi de dosyayı aydınlatan başlıca araçlardır.

Mahkeme bu delilleri bir arada değerlendirerek vekilin sadakat borcuna aykırı hareket edip etmediğini saptar.

Harç ve Yargılama Giderleri

Bu davalar kural olarak nispi harca tabi davalar arasında yer alır. Dolayısıyla dava açılırken taşınmazın değeri esas alınarak hesaplanan harcın yatırılması gerekir.

Yargılama sürerken bilirkişi ücreti, keşif gideri, tebligat masrafı ve tanık gideri gibi çeşitli kalemler de doğar. Bu giderler kural olarak dava sonunda haksız çıkan tarafa yükletilir.

Vekâlet Ücreti

Yargılama sonunda haklı çıkan taraf lehine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca karşı taraf vekâlet ücretine hükmedilir.

Bu davalarda vekâlet ücreti, dava konusu taşınmazın değeri esas alınarak nispi biçimde hesaplanır.

Bunun dışında taraf ile avukat arasında kurulan sözleşmeye dayanan vekâlet ücreti de gündeme gelebilir; bu ücret dava sonucuna göre ayrıca talep edilebilir.

Kanun Yolları

Bu davalarda verilen kararlara karşı kanun yollarına başvurmak mümkündür. İlk derece mahkemesinin kararına karşı, tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde istinaf yoluna gidilebilir.

İstinaf incelemesi sonucunda verilen kararlar, kanunda öngörülen parasal sınırların aşılması halinde temyiz yoluna taşınabilir.

Davanın Sonuçları

Mahkeme, vekilin sadakat ve özen borcuna aykırı davrandığı ve kurulan işlemin temsil olunanın menfaatiyle bağdaşmadığı sonucuna varırsa, hukuka aykırı biçimde oluşmuş tapu kaydının iptaline hükmedebilir.

Ne var ki davanın sonucu her zaman kaydın iptaliyle sınırlı kalmaz. Taşınmazın üçüncü kişilere geçmiş olması, iyiniyetli üçüncü kişilerin korunması gerektiği haller veya taşınmazın aynen iadesinin fiilen imkânsız hale gelmesi durumunda, iptal yerine tazminata hükmedilmesi de mümkündür.

Tapu Kaydının İptali

Vekilin yetkisini kötüye kullandığı ve satışın temsil olunanın menfaatine aykırı düştüğü saptandığında mahkeme, bu işleme dayanılarak oluşturulan sicil kaydının iptaline karar verebilir.

İptal kararıyla birlikte hukuka aykırı biçimde gerçekleştirilen mülkiyet devri ortadan kalkar.

Taşınmazın Vekâlet Veren Adına Tescili

Kaydın iptaline hükmedilmesi halinde mahkeme, taşınmazın vekâlet veren adına yeniden tesciline karar verir. Böylece kötüye kullanma sonucu elden çıkan taşınmaz, gerçek hak sahibine geri döner.

Vekâlet veren hayatta değilse taşınmaz, mirasçıları adına miras payları oranında sicile işlenir.

Payların Oranına Göre Tescil

Taşınmazda birden çok hak sahibi bulunuyorsa ya da dava mirasçılar tarafından açılmışsa, mahkeme tescile pay oranlarını gözeterek hükmedebilir.

Bu halde taşınmaz, mirasçıların miras payları veya paydaşların hisseleri ölçüsünde tapuya kaydedilir.

Tazminat Talebi

Bazı dosyalarda kaydın iptaline karar verilmesi mümkün olmaz. Özellikle taşınmaz, tapu siciline güvenerek iyiniyetle hareket eden bir üçüncü kişiye geçmişse, iptal yerine tazminat talebi gündeme gelir.

Böyle bir durumda gerçek hak sahibi taşınmazın bedelini, uğradığı zararı ve kullanım kaybını tazminat olarak isteyebilir.

İlgili Konular

Aynı alandaki diğer çalışmalar şunlardır: Yolsuz Tescil Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası; İnançlı İşleme Dayalı Tapu İptal ve Tescil Davası; Tapu İptal ve Tescil Davası Nedir, Hangi Hallerde Açılır; Görevi Kötüye Kullanma Suçu; Sahte Belge Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası.

Bu dava türünde davacının önündeki asıl güçlük hukuki nitelendirme değil, ispattır. Vekilin niyetini doğrudan ortaya koyan bir belge nadiren bulunur; sonuç genellikle bedelin akıbeti, taraflar arasındaki yakınlık ve devirden sonraki fiili kullanım gibi olguların birbirini destekleyerek oluşturduğu tablodan çıkar. Dosyanın bu tabloyu kuracak biçimde kurgulanması, dava dilekçesinden önce tamamlanması gereken bir çalışmadır.

Uygulamada en sık görülen hak kaybı ise taşınmazın yargılama sürerken el değiştirmesinden doğar. Bu risk, dava açılışıyla eşzamanlı olarak istenecek bir tedbir talebiyle büyük ölçüde bertaraf edilebilir; aksi halde kazanılan davanın pratik değeri tazminatla sınırlı kalabilir.

Somut bir uyuşmazlıkta öncelikli olarak ele alınması gereken başlıklar şunlardır:

  • Vekâletnamenin kapsamının ve varsa sınırlayıcı talimatların belgeyle ortaya konulması
  • Satış bedelinin banka kayıtları üzerinden izlenerek temsil olunana ulaşıp ulaşmadığının saptanması
  • Devir tarihindeki rayiç değer ile tapudaki bedel arasındaki farkın bilirkişi marifetiyle belirlenmesi
  • Tapu kaydına devir yasağı şerhi konulması için tedbir talebinin dava ile birlikte ileri sürülmesi
  • Taşınmazın sonraki edinenlerinin iyiniyetli sayılıp sayılamayacağının baştan değerlendirilmesi
  • On yıllık sürenin işlemeye başladığı anın, öğrenme tarihi esas alınarak belgelendirilmesi

Independent Legal, temsil yetkisinin kötüye kullanılmasından kaynaklanan taşınmaz uyuşmazlıklarında delil hazırlığından tescil işleminin tamamlanmasına kadar sürecin bütününde danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Yasal Uyarı — Bu doküman yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. İçerik, hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik uygulama esas alınarak düzenlenmiştir; mevzuat değişiklikleri ve yargı kararları nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Somut olaya ilişkin karar almadan önce mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hemen Ara