Kiralanan yapının yıkılıp yeniden kurulması, esaslı biçimde onarılması, büyütülmesi ya da yapısal olarak dönüştürülmesi gerektiğinde, bu çalışmalar taşınmazın kullanılmasına geçici veya kalıcı olarak engel oluşturabilir. Yeniden inşa veya esaslı tadilat sebebiyle tahliye davası, böyle bir zorunluluğun ortaya çıktığı hallerde kira ilişkisinin sonlandırılarak kiralananın boşaltılmasını talep etme imkânı veren özel bir dava türüdür.
Bu yola başvurulabilmesi için taşınmazda bir işlem yapılacak olması yeterli değildir. Planlanan çalışmanın rutin bakım veya küçük tamirat düzeyini aşarak esaslı onarım, genişletme ya da yeniden inşa niteliği taşıması, bu işler sürerken kiralananın kullanımının fiilen mümkün olmaması ve söz konusu zorunluluğun somut belgelerle ortaya konulabilmesi aranır.
Aşağıda; düzenlemenin kanuni temelini, hangi yapı faaliyetlerinin bu kapsama girdiğini, talebin kabulü için aranan koşulları ve süreleri, yargılamanın işleyişini, inşaat veya tadilat gerekliliğinin nasıl ispatlanacağını ve çalışmalar bittikten sonra eski kiracıya tanınan öncelik hakkını uygulamadaki görünümleriyle ele alıyoruz.
Yeniden İnşa veya Esaslı Tadilat Sebebiyle Tahliye Ne Anlama Gelir?
Bu dava türü, kiralanan taşınmazın yeniden yapılması, esaslı biçimde onarılması, genişletilmesi ya da değiştirilmesi zorunluluğu doğduğunda ve bu işler nedeniyle kullanımın sürdürülemeyeceği anlaşıldığında kiracının tahliyesini talep etme yetkisi verir. Kanun koyucunun burada koruduğu menfaat, malikin taşınmazı üzerinde zorunlu hale gelmiş yapı faaliyetlerini yürütebilmesidir; bu amaçla kira sözleşmesinin sona erdirilmesine özgü bir tahliye sebebi öngörülmüştür.
İnşaat ve Esaslı Tadilat Kavramının Sınırı
Kavram, taşınmazın yapısal niteliklerini kayda değer ölçüde dönüştüren, büyüten ya da yeniden düzenleyen müdahaleleri kapsar. Bu müdahalelerin, taşınmazdan yararlanmayı geçici olarak durduracak veya ciddi biçimde güçleştirecek yoğunlukta olması gerekir.
Boya ve badana işleri, küçük çaplı tamiratlar ve olağan kullanım içinde yürütülebilecek bakım faaliyetleri kural olarak bu kapsamda sayılmaz. Buna karşılık yapının yıkılarak yeniden inşası, taşıyıcı sistem üzerinde değişikliğe gidilmesi, bağımsız bölümün büyütülmesi veya kullanım amacının dönüştürülmesi gibi işlemler esaslı tadilat ya da yeniden inşa olarak nitelendirilmektedir.
Düzenlemenin Kanuni Dayanağı
Bu tahliye sebebi, Türk Borçlar Kanunu'nun 350. maddesinin ikinci bendinde düzenlenmiştir. Hükme göre kiraya veren, kiralananın yeniden inşa edilmesi ya da esaslı biçimde onarılması gerekiyorsa ve bu işler sırasında kiralanandan yararlanmak imkânsızsa, kira sözleşmesini sonlandırarak taşınmazın boşaltılmasını isteyebilir.
Bendin lafzı şu şekildedir:
Türk Borçlar Kanunu m. 350/2
"Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler sırasında kiralananın kullanımı imkânsız ise,"
Düzenleme iki menfaati birlikte gözetir: malikin taşınmazını ekonomik ve teknik gereklilikler doğrultusunda yenileyebilmesi ile kiracının keyfî tahliye taleplerine karşı korunması. Bu dengeyi kurmak üzere mahkemeler, yapı gerekliliğinin gerçek ve zorunlu olup olmadığını, çalışmaların kullanımı fiilen engelleyip engellemediğini ve iddianın somut belgelerle desteklenip desteklenmediğini titizlikle denetlemektedir.
Hangi Durumlarda Bu Tahliye Sebebine Başvurulabilir?
Dava yoluna gidilebilmesi için planlanan işin sıradan bakım veya küçük onarım düzeyini aşması; kiralanandan yararlanmayı büyük ölçüde engelleyen ya da tümüyle olanaksız kılan bir yeniden inşa veya esaslı tadilat zorunluluğunun bulunması gerekir. Kanun koyucu malike yenileme imkânı tanırken, bu yetkinin kiracıdan kurtulma aracına dönüşmemesi için belirli sınırlar çizmiştir.
Bu çerçevede mahkemeler, planlanan yapı faaliyetinin zorunlu olup olmadığını, kullanımı fiilen engelleyip engellemediğini ve teknik açıdan esaslı sayılıp sayılmayacağını dosyanın özelliklerine göre değerlendirmektedir.
Taşınmazın Yeniden İnşa Edilmesi Zorunluluğu
Yapının ekonomik ömrünü doldurması, yapısal güvenliğini yitirmesi ya da mevcut durumuyla kullanılamaz hale gelmesi, taşınmazın yıkılarak yeniden yapılmasını zorunlu kılabilir. Böyle bir tablo ortaya çıktığında kiraya veren, yeniden inşa amacıyla kiracının tahliyesini isteyebilir.
Binanın yıkılıp yeniden yapılmasını gerektiren kentsel dönüşüm uygulamaları, deprem güvenliği gerekçesiyle yapının yenilenmesi veya mevcut yapının teknik bakımdan kullanılamayacak duruma gelmesi bu başlık altında değerlendirilen tipik hallerdir. İnşaat süresince kiralanandan yararlanmanın mümkün olmadığı ortaya konulduğunda, tahliye talebi hukuken yerinde kabul edilmektedir.
Esaslı Onarım ya da Genişletme Gereği
Taşınmazda yapılması öngörülen işlemlerin esaslı onarım veya genişletme niteliği taşıması da tahliye sebebi oluşturabilir. Ancak bunun için işlemin basit bakım ya da küçük tamirat düzeyinde kalmaması; yapının niteliklerini kayda değer ölçüde değiştirmesi veya kullanımı ciddi biçimde etkilemesi gerekir.
Taşıyıcı sistemde değişikliğe gidilmesi, bağımsız bölümün büyütülmesi, kullanım alanının baştan düzenlenmesi ya da binanın önemli bir kısmının yenilenmesi bu kapsamda görülen çalışmalardandır. Boya, badana, küçük tamirat ve rutin bakım işleri ise kural olarak tahliye sonucunu doğurmaz.
Çalışmalar Süresince Kullanımın İmkânsız Hale Gelmesi
Bu davanın açılabilmesi için yapılacak işin kiralanandan yararlanmayı yalnızca zorlaştırması yetmez; kullanımı fiilen olanaksız kılması gerekir. Kiracı, çalışmalar sürerken taşınmazı kullanmayı sürdürebiliyorsa talebin kabul edilmemesi söz konusu olabilir.
Mahkemeler bu nedenle işin niteliğini, kapsamını ve tahmini süresini birlikte ele alarak kullanımın gerçekten mümkün olup olmadığını incelemektedir. Kullanımın inşaat boyunca ağır biçimde engellendiği veya tamamen ortadan kalktığı belirlendiğinde tahliye talebi hukuken yerinde sayılmaktadır.
Davanın Kabulü İçin Aranan Koşullar
Kiraya verenin taşınmazda yenileme veya onarım yapma arzusunu dile getirmesi, tahliye kararı için yeterli değildir. Mahkemeler planlanan işin niteliğini, kapsamını ve zorunluluğunu somut deliller ışığında tartmakta ve kanuni koşulların bir arada gerçekleşip gerçekleşmediğini denetlemektedir. Bu nedenle talepte bulunulmadan önce, öngörülen çalışmanın hukuken tahliye sebebi sayılıp sayılmayacağının dikkatle değerlendirilmesi gerekir.
İşin Esaslı Onarım, Genişletme ya da Yeniden İnşa Niteliği Taşıması
Talebin dinlenebilmesi, planlanan işlemin basit bakım veya küçük onarım düzeyini aşmasına; yapının niteliklerini kayda değer biçimde dönüştüren ya da kullanımı doğrudan etkileyen bir esaslı onarım, genişletme veya yeniden inşa faaliyeti olmasına bağlıdır.
Boya, badana, küçük tamirat ve günlük bakım işleri kural olarak tahliye sebebi sayılmaz. Buna karşılık binanın yıkılıp yeniden yapılması, taşıyıcı sistemin değiştirilmesi, bağımsız bölümün büyütülmesi ya da yapının kullanım amacını dönüştüren kapsamlı çalışmalar esaslı tadilat olarak nitelendirilir.
Çalışmanın Kullanımı Fiilen Olanaksız Kılması
Tahliyeye hükmedilebilmesi için işin kullanımı güçleştirmesi değil, imkânsız hale getirmesi aranır. Kiracı, çalışmalar boyunca taşınmazı güvenli ve sağlıklı biçimde kullanmaya devam edebiliyorsa talep reddedilebilir.
Mahkemeler bu değerlendirmeyi yaparken işin niteliğini, kapsamını ve süresini birlikte ele alır; kullanımın sürdürülüp sürdürülemeyeceğini teknik veriler ve dosyaya sunulan somut delillerle test eder.
Gerekliliğin Gerçek ve Zorunlu Olması
Öne sürülen yapı faaliyetinin gerçek ve zorunlu bir gereksinime dayanması gerekir. Yalnızca taşınmazın değerini yükseltmek, daha yüksek bir kira geliri elde etmek veya kiracıyı çıkarmak amacıyla ileri sürülen inşaat ve tadilat iddiaları hukuken korunmaz.
Bu noktada mahkemeler işin teknik bakımdan gerekli olup olmadığını, ekonomik ya da güvenlik açısından zorunlu bir durumun bulunup bulunmadığını ve talebin dürüstlük kuralına uygun biçimde ileri sürülüp sürülmediğini dosyanın özelliklerine göre değerlendirmektedir.
Gerekliliğin Proje ve Ruhsat Gibi Belgelerle Kanıtlanması
Talebin kabulü, planlanan işin somut delillerle ortaya konulmasına bağlıdır. Kiraya verenden, öngörülen inşaat ya da tadilatın niteliğini ve kapsamını gösteren teknik belgeleri ve resmî izinleri mahkemeye sunması beklenir.
İspat bakımından uygulamada öne çıkan belgeler şunlardır:
- Yapı ruhsatı ya da tadilata ilişkin ruhsat
- Uygulama planlarıyla birlikte mimari proje
- Yapının durumunu ortaya koyan statik ve teknik raporlar
- Kentsel dönüşüm ya da güçlendirme yönünde alınmış kararlar
- İlgili belediyenin yazıları ve idari makam kararları
Bu belgelerin dosyaya girmemesi halinde, inşaat veya tadilat gerekliliğinin yeterince kanıtlanamadığı gerekçesiyle talebin reddi gündeme gelebilmektedir.
Talebin Tahliye Amacıyla Kötüye Kullanılmaması
İleri sürülen gerekçenin dürüstlük kuralıyla bağdaşması zorunludur. Gerçekte böyle bir gereklilik bulunmadığı halde yalnızca kiracıyı çıkarmak için inşaat veya tadilat iddiasında bulunulması, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir.
Mahkemeler bu nedenle talebin asıl amacını, çalışmaların fiilen yapılıp yapılmadığını ve tahliyeden sonra taşınmazın ne şekilde kullanıldığının ileri sürülen gerekçeyle örtüşüp örtüşmediğini dikkatle incelemektedir.
Dava Açma ve İşe Başlama Süreleri
Süreler, bu dava türünde sonucu belirleyen önemli unsurlardan biridir. Kiraya verenin talepte bulunabilmesi için sözleşme tipine göre kanunda öngörülen zaman diliminde dava açması, tahliyenin ardından da planlanan çalışmalara makul bir süre içinde başlaması gerekir. Sürelerin yanlış hesaplanması ya da bu yükümlülüklere uyulmaması, talebin reddine veya kiraya veren bakımından hukuki sorumluluğa yol açabilmektedir.
Belirli Süreli Sözleşmelerde Dava Açma Süresi
Belirli süreli kira sözleşmelerinde dava, kural olarak sözleşme süresinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir; süresinde dava açılmazsa aynı sebebe dayanarak tahliye istenmesi mümkün olmayabilir.
Bununla birlikte kiraya veren, sürenin bitiminden önce kiracıya yazılı bildirim göndererek dava açma hakkını saklı tuttuğunu duyurmuşsa, bir aylık süre dolduktan sonra da dava açabilir. Uygulamada sözleşme süresi tamamlanmadan ihtar çekilmesi, tahliye hakkının korunması bakımından önem taşımaktadır.
Belirsiz Süreli Sözleşmelerde Dava Açma Süresi
Belirsiz süreli sözleşmelerde dava açılabilmesi için kira ilişkisinin öncelikle kanunda öngörülen fesih dönemlerine ve fesih bildirim sürelerine uygun biçimde sonlandırılması gerekir. Kiraya veren, bildirim için tanınan süreye uyarak sözleşmeyi sona erdirebilir ve fesih tarihinden itibaren bir ay içinde tahliye davasını açabilir.
Bu sözleşme tipinde hesaplama teknik bir değerlendirme gerektirdiğinden, fesih döneminin ve bildirim süresinin isabetli biçimde belirlenmesi uygulamada büyük önem taşır. Hatalı bir hesaplama, tahliye talebinin reddedilmesiyle sonuçlanabilmektedir.
Tahliyeden Sonra Çalışmalara Makul Sürede Başlanması
Tahliye sağlandıktan sonra kiraya verenin, planladığı inşaat ya da tadilat çalışmalarına makul süre içinde başlaması beklenir. Tahliyenin ardından uzunca bir dönem hiçbir çalışma yapılmaması, gerekliliğin aslında bulunmadığı ya da tahliye hakkının kötüye kullanıldığı yönünde bir değerlendirmeye zemin hazırlayabilir.
Mahkemeler bu nedenle çalışmalara başlanıp başlanmadığını, yapılan işin niteliğini ve süresini dosyanın özelliklerine göre incelemektedir. Makul süre içinde işe girişilmemesi halinde kiraya verenin hukuki sorumluluğu doğabilir ve eski kiracı lehine tazminat talebi gündeme gelebilir.
Davanın Açılması ve Yargılama Süreci
Bu dava, kanunda öngörülen usul kurallarına uygun biçimde yürütülmesi gereken bir süreçtir. Kiracıya yapılacak bildirim, arabuluculuk zorunluluğu, görev ve yetki kurallarının doğru uygulanması ile gerekliliğin somut delillerle kanıtlanması bu aşamada belirleyicidir. Usule ilişkin bir eksiklik, yapılacak iş gerçekten zorunlu olsa dahi talebin reddedilmesine yol açabilmektedir.
Kiracıya Yapılacak Bildirim
Talepte bulunulmadan önce kiracıya yazılı bildirim gönderilmesi, uygulamada önem taşıyan bir usul adımıdır. Bildirimde, taşınmazda yapılması öngörülen inşaat ya da tadilatın niteliği ile kapsamı ve bu çalışmalar sürerken kiralanandan yararlanmanın mümkün olmayacağı açık biçimde ifade edilmelidir.
Kiraya veren, sözleşme süresi dolmadan kiracıya yazılı bildirim yaparak dava açma hakkını saklı tuttuğunu duyurabilir. Bu bildirim, dava açma süresinin korunması bakımından işlev görür. Uygulamada bildirimin noter aracılığıyla ihtarname biçiminde gönderilmesi tercih edilmektedir.
Arabuluculuğa Başvuru Zorunluluğu
Konut ve çatılı işyeri kiralarından doğan tahliye uyuşmazlıklarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunludur. Kiraya verenin, inşaat veya tadilat gerekçesiyle dava açmadan evvel bu süreci işletmesi ve görüşmelerin anlaşmazlıkla kapanması halinde mahkemeye başvurması beklenir.
Arabuluculuk aşaması atlanarak doğrudan dava açıldığında talep usulden reddedilebilmektedir. Bu nedenle süreç sonunda düzenlenen son tutanağın dava dilekçesine eklenmesi zorunludur.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Bu davalarda görev Sulh Hukuk Mahkemesine aittir. Uyuşmazlık kira sözleşmesinden doğduğundan, görev yönünden başka bir mahkemeye başvurulması mümkün değildir.
Yetki bakımından ise kural kiralananın bulunduğu yer mahkemesidir. Taraflar kira sözleşmesine ekledikleri bir yetki kaydıyla farklı bir yer mahkemesini yetkili kılmış olabilirler. Dava açılmadan önce sözleşmedeki yetki hükmünün gözden geçirilmesi bu yüzden önemlidir.
Gerekliliğin İspatında Kullanılabilecek Deliller
Talepte bulunabilmek için planlanan işin niteliği ve zorunluluğu somut delillerle ortaya konulmalıdır. Mahkemeler, işin gerçekten esaslı onarım ya da yeniden inşa niteliği taşıyıp taşımadığını ve çalışmalar sürerken kiralanandan yararlanmanın mümkün olup olmadığını teknik veriler çerçevesinde değerlendirmektedir.
Uygulamada bu davalarda sıklıkla sunulan deliller şunlardır:
- Taraflar arasındaki kira sözleşmesi ile taşınmazın tapu kayıtları
- Kiracıya tebliğ edilmiş ihtarname
- Yapı ruhsatı veya tadilat ruhsatı
- Mimari projeler ve bunlara bağlı uygulama planları
- Yapının durumunu ortaya koyan statik ve teknik raporlar
- İdari makamların yazıları ile belediye kararları
- Güçlendirme veya kentsel dönüşüme ilişkin kararlar
- Bilirkişi raporları ve alanında uzman kişilerden alınan görüşler
Bu belgelerin bulunmaması ya da yetersiz kalması durumunda, gerekliliğin kanıtlanamadığı gerekçesiyle talebin reddedilmesi söz konusu olabilmektedir.
İstinaf ve Temyiz
Bu davalarda kurulan hükümler, kanuni koşulların varlığı halinde istinaf ve temyiz denetimine açıktır. Taraflar ilk derece kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içinde Bölge Adliye Mahkemesine başvurarak istinaf yoluna gidebilir.
İstinaf incelemesi sonunda verilen karar temyize elverişliyse, taraflar Yargıtay nezdinde inceleme isteyebilir. Kanun yollarına başvurulması hükmün kesinleşmesini geciktirdiğinden, tahliyenin tamamlanacağı toplam süreyi de doğrudan etkilemektedir.
Tahliye Hükmünün İcra Yoluyla Gerçekleştirilmesi
Bu davada verilen tahliye kararının uygulanabilmesi için kesinleşmesi gerekmez. Kiraya veren, kesinleşmeyi beklemeden ilamlı icra yoluyla tahliye işlemlerini başlatabilir; buna karşılık karşı taraf, üç aylık kira bedelini teminat olarak yatırarak icranın geri bırakılmasını (tehir-i icra) talep edebilir.
İcra dairesince kiracıya tahliye emri gönderilir; kiracı tanınan süre içinde taşınmazı boşaltmazsa tahliye zorla yerine getirilebilir. Yargılamanın tamamlanmasının ardından tahliyeyi fiilen sonuçlandıran son halka bu aşamadır.
Taşınmazın Eski Haliyle Üç Yıl Kiraya Verilememesi
Yeniden inşa ya da esaslı tadilat gerekçesiyle boşaltılan taşınmaz, haklı bir sebep bulunmadıkça tahliye tarihinden itibaren üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiraya verilemez. Süre, kiracının taşınmazı fiilen terk ettiği tarihte işlemeye başlar.
Kanun koyucu bu sınırlamayı, yeniden inşa veya esaslı tadilat iddiasının yalnızca kiracıyı çıkarmak için kullanılmasını engellemek ve kiracının hukuki güvenliğini sağlamak amacıyla getirmiştir. Bu nedenle malikin, tahliyenin ardından taşınmazı beyan ettiği yenileme amacına uygun biçimde değerlendirmesi ve yeniden kiralama konusunda kanuni süreyi gözetmesi gerekir.
Çalışmalar Bittikten Sonra Eski Kiracıya Tanınan Öncelik
İnşaat ya da tadilat gerekçesiyle kiracının çıkarılması halinde, kiraya verenin taşınmazı yeniden kiraya verirken uyması gereken kanundan doğan özel bir yükümlülüğü bulunur. Bu yükümlülük, gereksinim sebebiyle açılan tahliye davalarındaki üç yıllık kiralama yasağından farklıdır; burada söz konusu olan, taşınmaz yeniden kullanılabilir hale geldiğinde eski kiracıya öncelik tanınmasıdır. Düzenlemenin amacı, kiracının tahliyeden doğan mağduriyetini hafifletmek ve tahliye hakkının kötüye kullanılmasının önüne geçmektir.
Buna göre kiraya veren, çalışmalar tamamlandıktan sonra taşınmazı yeniden kiralamak istediğinde teklifini öncelikle eski kiracıya yöneltmek zorundadır. Bu yükümlülüğe aykırı hareket edilmesi ise tazminat sorumluluğu doğurabilmektedir.
Taşınmazın Önce Eski Kiracıya Teklif Edilmesi
Çalışmalar tamamlanıp taşınmaz yeniden kullanılabilir duruma geldikten sonra kiralama düşünülüyorsa, kiraya verenin ilk teklifi eski kiracıya götürmesi gerekir. Teklif, taşınmazın son durumu ve kira koşulları hakkında açık ve anlaşılır bilgiler taşımalıdır.
Eski kiracının bu teklifi benimsemesi halinde kira ilişkisi yeniden kurulabilir. Teklifin reddedilmesi veya koşulların eski kiracı tarafından uygun bulunmaması durumunda ise kiraya veren taşınmazı üçüncü bir kişiye kiralayabilir.
Söz konusu yükümlülük, kiracının tahliye nedeniyle uğradığı mağduriyeti azaltmayı ve tahliye hakkının amacı dışında kullanılmasını engellemeyi hedefleyen koruyucu bir düzenlemedir.
Öncelik Hakkına Aykırılık Halinde Tazminat
Kiraya veren, çalışmalar bittikten sonra taşınmazı eski kiracıya teklif etmeksizin doğrudan üçüncü bir kişiye kiralarsa, eski kiracı lehine tazminat sorumluluğu doğar.
Bu halde eski kiracı, son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat isteyebilir. Kanunun öngördüğü bu tutar, kiracının tahliye nedeniyle katlandığı taşınma masraflarını, yeni kira bedeli farkını ve benzeri zararları karşılayabilecek niteliktedir. Zararın kapsamı, somut olayın özelliklerine göre mahkemece ayrıca takdir edilmektedir.
Bu nedenle kiraya verenin, tahliye kararının ardından taşınmazı yeniden kiraya verme sürecinde kanuni yükümlülüklere uygun davranması büyük önem taşımaktadır.
Independent Legal Değerlendirmesi
Yeniden inşa ve esaslı tadilat gerekçesiyle açılan tahliye davaları, gereksinim sebebine dayanan davalardan farklı olarak ağırlıklı biçimde teknik belge üzerinden yürür. Uyuşmazlığın seyrini çoğunlukla tanık beyanları değil; ruhsat, proje ve statik rapor gibi resmî evrakın dava tarihi itibarıyla hazır olup olmadığı belirler. Ruhsatı henüz alınmamış, projesi onaylanmamış bir yapı faaliyetine dayanılarak açılan davalarda ispat sorunu neredeyse kaçınılmazdır.
Sürecin tahliyeyle kapanmadığı da göz ardı edilmemelidir. Üç yıllık kiralama yasağı, çalışmalara makul sürede başlama yükümlülüğü ve tamamlanmanın ardından eski kiracıya tanınan öncelik hakkı, tahliye sonrası dönemi de hukuken denetlenen bir alan haline getirir. Bu yükümlülüklerin ihlali, kazanılmış bir davanın ardından tazminat sorumluluğuna dönüşebilmektedir.
Somut bir dosyada planlama yapılırken şu başlıklar öne alınmalıdır:
- Planlanan işin esaslı tadilat eşiğini aşıp aşmadığının teknik görüşle önceden belirlenmesi
- Ruhsat, proje ve statik rapor gibi belgelerin dava açılmadan önce tamamlanması
- Sözleşme tipine göre bir aylık sürenin hesaplanması ve gerekiyorsa süre bitiminden önce ihtarname gönderilmesi
- Arabuluculuk son tutanağının dava şartı olarak dosyaya eklenmesi
- Tahliyeden sonra çalışmalara başlama takviminin belgelenebilir biçimde kurgulanması
- Çalışmalar bittiğinde eski kiracıya yapılacak kiralama teklifinin ispatlanabilir yöntemle iletilmesi
Independent Legal, kira ilişkisinden doğan tahliye uyuşmazlıklarında ihtar aşamasından tahliye sonrası yükümlülüklerin yönetimine kadar sürecin tamamında danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

