Independent LegalIndependent Legal

Gayrimenkul Hukuku

Gayrimenkul Hukuku

Yirmi Yıllık Zilyetliğe Dayalı Mülkiyet Kazanımı ve Tescil Talebi

Tapusuz ya da maliki sicilden anlaşılamayan taşınmazlarda uzun süreli fiili hâkimiyet, kanunun aradığı koşullar bir araya geldiğinde mülkiyet kazandırır. Olağanüstü kazandırıcı zamanaşımının şartlarını, zilyetlik rejimini, süre hesabını ve tescil davasının işleyişini ele alıyoruz.

Yayın 11 Ağustos 2026Uygulama Alanı Gayrimenkul HukukuOkuma 13 dk

Taşınmaz mülkiyetinin kural olarak tapu siciline bağlı biçimde kazanıldığı bir sistemde, olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı istisnai bir kapı aralar. Sicile hiç girmemiş taşınmazlarda ya da kayıtlı olmakla birlikte malikinin kim olduğu saptanamayan veya uzun zamandır hukuk düzeninde görünmediği taşınmazlarda, kanunun aradığı koşullar bir araya geldiğinde mülkiyet zilyet lehine doğar. Kurum, fiili hâkimiyetin uzun süre sürdürülmesine hukuki değer tanıyan ve bu yönüyle sicil ilkesine sınırlı bir esneklik getiren düzenleme niteliğindedir.

Bu bilgi notunda kurumun hukuki karakterini, aranan koşulları, zilyetliğin niteliğini, sürenin nasıl hesaplandığını ve kazanımın sicile geçirilmesi için açılacak davayı ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.

Olağanüstü Kazandırıcı Zamanaşımı Nedir?

Olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı; tapuya hiç kaydedilmemiş taşınmazlar ile kayıtlı olduğu halde maliki belirlenemeyen ya da uzun süredir hukuken ortada bulunmayan kişiler adına görünen taşınmazlarda, belirli koşulların gerçekleşmesi halinde mülkiyetin zilyede geçmesini sağlayan istisnai bir kazanma yoludur. Kurumun temelinde, taşınmaz üzerindeki fiili hâkimiyetin malik sıfatıyla ve uzun süre boyunca sürdürülmesine belirli bir sürenin sonunda mülkiyet sonucu bağlanması yatar.

Düzenleme özellikle tapu sicilinin hiç oluşturulmadığı, düzenli tutulmadığı ya da fiili durumla kayıtların birbirinden koptuğu bölgelerde işlev görür. Amaç, mülkiyet ilişkilerindeki belirsizliği gidermek ve taşınmaz üzerindeki hukuki durumu güvenli bir zemine oturtmaktır.

Kurumun Türk Medeni Kanunu'ndaki Dayanağı

Kurumun kanuni temeli Türk Medeni Kanunu m. 713 hükmüdür:

Türk Medeni Kanunu m. 713/1-2
"Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyedliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir."
"Aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya yirmi yıl önce hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir."

Hüküm uyarınca; sicile kaydedilmemiş taşınmazlarla, kayıtlı olmasına rağmen maliki saptanamayan ya da uzun süre önce ölmüş veyahut hakkında gaiplik kararı verilmiş kişiler adına görünen taşınmazlar üzerinde malik sıfatıyla, çekişmesiz ve kesintisiz biçimde yirmi yıl zilyet kalan kişi, kanunun aradığı koşulların varlığı halinde mülkiyeti kazanabilir.

Olağan Zamanaşımından Ayrıldığı Noktalar

İki kurum arasındaki temel farklar tapu kaydının varlığı, süre ve iyiniyet ölçütü etrafında toplanır. Olağan kazandırıcı zamanaşımında sicilde geçerli bir kaydın bulunması ve zilyedin iyiniyetli olması aranırken, olağanüstü kazandırıcı zamanaşımında ya hiç kayıt yoktur ya da mevcut kayıt hukuken işlevini yitirmiştir; ayrıca iyiniyet koşulu aranmaz.

Süre bakımından da tablo değişir: olağan kazandırıcı zamanaşımı için on yıl yeterliyken, olağanüstü kazandırıcı zamanaşımında yirmi yıl beklenmesi gerekir. Bu özellikleriyle kurum, uzun soluklu bir fiili hâkimiyete dayanan ve uygulama alanı dar tutulmuş bir kazanma biçimi olarak öne çıkar. Konunun karşılaştırmalı ayrıntıları için taşınmaz mülkiyetinin olağan kazandırıcı zamanaşımıyla kazanılmasına ilişkin ayrı bir inceleme yapılması yerinde olacaktır.

Mülkiyetin Kazanılabilmesi İçin Aranan Koşullar

Olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı, taşınmaz üzerindeki uzun süreli fiili hâkimiyete hukuki sonuç bağlayan istisnai bir kazanma yoludur. Bu yolla mülkiyete ulaşılabilmesi, kanunda sayılan koşulların tamamının bir arada gerçekleşmesine bağlıdır. Bu koşullar, sicilin hiç oluşturulmadığı ya da hukuken işlevsiz kaldığı hallerde mevcut fiili duruma geçerlilik tanımaya ve mülkiyet ilişkilerindeki belirsizliği gidermeye hizmet eder.

Bu çerçevede Türk Medeni Kanunu m. 713 kapsamındaki bir kazanımın söz konusu olabilmesi için aşağıdaki koşulların somut olay bakımından dikkatle incelenmesi gerekir.

Kayıt Bulunmaması ya da Malikin Belirsiz Olması

Kurumun uygulanabilmesi için taşınmazın ya hiç tapuya geçirilmemiş olması ya da kayıt bulunsa bile malikinin kimliğinin belirsiz kalması gerekir. Bu koşul, olağanüstü kazandırıcı zamanaşımını diğer kazanma yollarından ayıran en belirgin unsurdur. Kurumun kapsamına giren taşınmazlar şöyle sıralanabilir:

  • Malik hanesi doldurulmamış kayıtlara konu taşınmazlar
  • Hiçbir biçimde tapuya geçirilmemiş, tapusuz nitelikteki yerler
  • Kime ait olduğu belirlenemeyen taşınmazlar
  • Hakkında gaiplik kararı bulunan kişiler adına görünen taşınmazlar
  • Maliki uzun zaman önce vefat etmiş ve mirasçıları saptanamamış taşınmazlar

Buna karşılık sicilde maliki açıkça görünen ve hukuki varlığını sürdüren kişiler adına kayıtlı taşınmazlar bakımından bu yola kural olarak başvurulamaz.

Malik Sıfatıyla Zilyetlik

Kurumun çekirdeğinde, zilyedin taşınmaz üzerinde malik gibi davranması yatar. Malik sıfatıyla zilyetlik yalnızca taşınmazın fiilen kullanılmasını değil, aynı zamanda o taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisini elinde tutan bir malik gibi hareket edilmesini anlatır. Bu sıfatın en güçlü göstergeleri arasında şunlar sayılabilir:

  • Taşınmazın tarımsal amaçla ekilip biçilmesi
  • Üzerine yapı inşa edilmesi ya da mevcut yapının kullanılması
  • Taşınmaza ilişkin vergi yükümlülüklerinin yerine getirilmesi
  • Taşınmazdan ekonomik bir yarar elde edilmesi
  • Üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı taşınmazın savunulması

Öte yandan kira, ödünç veya hizmet ilişkisine dayanarak yapılan kullanımlar başkası adına zilyetlik oluşturur ve bu koşulun gerçekleştiğini göstermeye yetmez.

Zilyetliğin Kesintisiz ve Çekişmesiz Sürmesi

Zilyetliğin, zamanaşımı süresi boyunca kesintiye uğramadan ve çekişme doğurmadan devam etmesi gerekir. Bu koşul, fiili hâkimiyetin sürekliliğini hukuken güvence altına alır.

Kesintisizlik, hâkimiyetin fiilen sürdürülmesi anlamına gelir. Zilyedin taşınmaz üzerindeki hâkimiyetini yitirmesi ya da üçüncü bir kişinin orayı malik gibi kullanmaya başlaması durumunda süreç kesilir.

Çekişmesizlik ise zilyetliğe yöneltilmiş ciddi ve sürekli bir itirazın ya da uyuşmazlığın bulunmamasını ifade eder. Taşınmaz üzerinde mülkiyet iddiasıyla dava açılması veya fiili müdahalelerde bulunulması, bu koşulun ortadan kalkmasına yol açabilir.

Yirmi Yıllık Sürenin Tamamlanması

Kanunun aradığı süre yirmi yıldır. Bu sürenin, zilyetliğin malik iradesiyle kurulduğu andan başlayarak hiç kesintiye uğramadan işlemesi gerekir.

Yirmi yıl dolduğunda ve diğer koşullar da mevcutsa mülkiyet kanun gereği kazanılmış sayılır. Kazanım için ayrı bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunmamakla birlikte, bu durumun tapu siciline yansıtılabilmesi uygulamada dava açılmasını zorunlu kılar.

İyiniyetin Aranmaması

Olağan kazandırıcı zamanaşımından farklı olarak burada iyiniyet koşulu aranmaz. Zilyedin, elindeki fiili hâkimiyetin hukuka uygunluğuna dair öznel kanaati, bu kazanma yolu bakımından sonuca etki etmez.

Bu tercih, kurumun uzun süreli zilyetliği ve fiili durumu esas alan bir yapıda kurgulandığını ortaya koyar. Dolayısıyla zilyedin kötüniyetli olması, diğer koşullar gerçekleştiği sürece mülkiyet kazanımının önüne geçmez.

Zilyetlik Kavramı ve Nitelikleri

Zilyetlik, bir eşyanın fiilen hâkimiyet altında bulundurulmasını anlatan temel hukuki kavramlardan biridir. Taşınmaz hukukunda ve özellikle kazandırıcı zamanaşımı bakımından belirleyici bir işlev görür; mülkiyetin kazanılıp kazanılmadığı incelenirken ilk bakılan unsurların başında gelir.

Olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı yönünden zilyetlik salt fiili kullanımdan ibaret değildir. Taşınmaz üzerinde malik gibi davranmayı; yani onu kullanma, ondan yarar sağlama ve tasarrufta bulunma iradesini de içerir. Bu nedenle zilyetliğin bulunup bulunmadığı ve hangi nitelikte olduğu, her olayın kendi koşulları içinde dikkatle değerlendirilmelidir.

Malik Gibi Davranma Unsuru

Malik sıfatıyla zilyetlik, kişinin kendisini taşınmazın maliki sayarak hareket etmesini ve bu iradeye uygun fiiller sergilemesini ifade eder. Böyle bir zilyet taşınmazı kullanır, ondan ekonomik yarar sağlar ve üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korur.

Örnek vermek gerekirse taşınmazın ekilip biçilmesi, üzerine yapı yapılması, kiraya verilmesi ya da uzun yıllar boyunca aralıksız kullanılması bu sıfatın en güçlü işaretleri arasındadır.

Buna karşılık başkası adına zilyetlik hallerinde -söz gelimi kiracı ya da intifa hakkı sahibi bakımından- kişi taşınmazı kullanmakla birlikte malik iradesiyle hareket etmemektedir. Bu tür zilyetlikler kazandırıcı zamanaşımı için yeterli sayılmaz.

Asli Zilyetlik ile Fer'i Zilyetliğin Ayrılması

Zilyetlik iki gruba ayrılır. Kendi adına ve malik gibi hareket ederek taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunan kişi asli zilyettir. Taşınmazı, dayandığı bir hukuki ilişki gereği başkası hesabına elinde bulunduran kişi ise fer'i zilyet konumundadır.

Taşınmazını kiraya veren malik asli zilyet sayılırken, orada oturan kiracı fer'i zilyettir. Ödünç alan, intifa hakkı sahibi ya da hizmet ilişkisi çerçevesinde taşınmazı kullanan kişiler de aynı şekilde fer'i zilyet kabul edilir.

Kazandırıcı zamanaşımı bakımından esas alınan asli zilyetliktir; fer'i zilyetlik tek başına mülkiyet kazanımına yol açmaz.

Zilyetliğin Kazanılması ve Devredilmesi

Zilyetlik, taşınmaz üzerinde fiili hâkimiyetin kurulmasıyla doğar. Söz konusu hâkimiyet ilk elden kurulabileceği gibi, kendisinden önceki zilyetten devralınmak suretiyle de elde edilebilir.

Devir konusu, sürenin hesaplanması açısından ayrı bir önem taşır. Bazı hallerde önceki zilyedin geçirdiği süre, yeni zilyedin süresine eklenerek birlikte değerlendirilebilir ve yirmi yıllık süre bu yolla tamamlanabilir.

Ne var ki bunun kabul görmesi, devrin malik sıfatıyla gerçekleşmiş olmasına ve zilyetlikte hem hukuki hem fiili bir sürekliliğin bulunmasına bağlıdır.

Zilyetliğin Kesildiği Haller

Zilyetliğin kesilmesi, kazandırıcı zamanaşımı bakımından en büyük risklerden biridir; zira kesilme halinde süre de kesilir ve baştan işlemeye başlar. Bu sonuca yol açan başlıca durumlar şunlardır:

  • Taşınmaz hakkında mülkiyet iddiasıyla dava açılması
  • Fiili hâkimiyetin zilyedin elinden çıkması
  • Zilyedin tasarruf iradesini ortadan kaldıran fiili ya da hukuki engellerin doğması
  • Taşınmazı üçüncü bir kişinin malik gibi kullanmaya başlaması

Buna karşılık geçici nitelikteki engeller veya kısa süreli kesintiler her durumda zamanaşımını kesen bir etki yaratmaz. Bu nedenle zilyetliğin kesilip kesilmediği, olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

Kazandırıcı Zamanaşımına Konu Olamayacak Taşınmazlar

Her taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı yoluyla edinilemez. Kamu yararına özgülenmiş ya da devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler özel mülkiyete konu edilemediğinden, bu yerler hakkında kazandırıcı zamanaşımı işletilemez.

Devletin hüküm ve tasarrufundaki alanlar. Anayasa ile ilgili mevzuat, bu nitelikteki yerlerde özel mülkiyet kurulmasına imkân tanımaz; dolayısıyla söz konusu taşınmazlar zamanaşımıyla edinilemez.

Ormanlar. Orman niteliği taşıyan yerler kamu malı sayıldığından özel mülkiyete konu olamaz ve bu taşınmazlar hakkında kazandırıcı zamanaşımı hükümleri işletilemez.

Meralar. Mera, yaylak ve kışlak niteliğindeki yerler de kamu malları arasındadır; bu alanlarda özel mülkiyet doğmaz.

Kıyılar. Kıyı şeridi herkesin ortak yararlanmasına açıktır ve devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bu sebeple kıyı niteliğindeki taşınmazlarda zamanaşımıyla mülkiyet kazanılamaz.

Kamu hizmetine özgülenmiş diğer yerler. Yol, meydan ve park gibi kamu hizmetine ayrılmış taşınmazlar da bu yolla edinilemez. Böyle bir yerde fiili kullanım hangi uzunlukta sürerse sürsün mülkiyet doğmaz.

Tapu İptali ve Tescil Davasının Tarafları

Kazandırıcı zamanaşımına dayanan tapu iptali ve tescil davalarında tarafların doğru saptanması, işin esası kadar önem taşıyan bir usul meselesidir. Husumetin yanlış yöneltilmesi, davanın usulden reddine ya da sürecin gereksiz yere uzamasına neden olabilir. Bu sebeple taraf sıfatları, olayın kendine özgü koşulları gözetilerek titizlikle saptanmalıdır.

Davacı Olabilecek Kişiler

Kazandırıcı zamanaşımına dayanarak mülkiyet iddiasında bulunan kişiler bu davayı açabilir. Dava açma yetkisi şu kişilere tanınmıştır:

  • Taşınmazı fiilen kullanan ve zilyetliğe dayanan kişi
  • Aynı taşınmaz üzerinde birlikte zilyet konumunda bulunan kişiler
  • Zilyedin ölümü halinde geride kalan mirasçıları
  • Mülkiyetin kazanılmasında hukuki yararı bulunan kişiler

Davalı Gösterilecek Kişiler

Dava kural olarak taşınmazın sicilde maliki görünen kişiye yöneltilir. Ancak taşınmazın hukuki durumuna göre davalı çevresi genişleyebilir:

  • Sicilde malik olarak kayıtlı bulunan kişi
  • Kayıt Hazine adına oluşturulmuşsa Hazine
  • Kamuya ait olduğu ileri sürülen ve belediye sınırları içinde kalan yerlerde ilgili belediye
  • Taşınmaz hakkında mülkiyet iddiasında bulunan başka kişiler

Tapusuz taşınmazlarda ve kamu malı olduğu savunulan yerlerde husumetin Hazine ile ilgili kamu tüzel kişilerine de yöneltilmesi büyük önem taşır; aksi takdirde dava eksik hasım gerekçesiyle reddedilebilir.

Sürenin Hesaplanması

Olağanüstü kazandırıcı zamanaşımında mülkiyetin doğması, zilyetliğin belirli bir zaman dilimi boyunca sürmesine bağlıdır. Söz konusu süre, fiili hâkimiyetin uzun soluklu biçimde korunmasını ve bu durumun hukuk düzenince tanınmasını sağlayan temel unsurdur. Türk Medeni Kanunu m. 713 hükmü, kazanım için zilyetliğin yirmi yıl süreyle çekişmesiz ve kesintisiz sürdürülmesini arar.

Sürenin doğru saptanması ve hesaplanması, uygulamada en fazla ihtilaf üreten konulardan biridir. Bu yüzden sürenin başlangıcı, kesilmesi ve hesabı ayrı başlıklar halinde incelenmelidir.

Sürenin Başlangıç Anı

Süre, zilyedin malik sıfatıyla taşınmaza fiilen hâkim olduğu andan başlar. Belirleyici olan, zilyetliğin yalnızca fiilen doğması değil, malik gibi tasarrufta bulunma iradesiyle kurulmuş olmasıdır.

Bir taşınmazın kira ilişkisine dayanılarak kullanılmaya başlanması, örneğin, süreyi harekete geçirmez. Kişi taşınmazı sahiplenip malik gibi kullanmaya giriştiğinde ise süre işlemeye başlar.

Süreyi Kesen Durumlar

Zilyetliğin kesintiye uğraması, zamanaşımı süresini de keser. Böyle bir durumda o ana kadar geçen süreler hesaba katılmaz ve süre baştan işlemeye başlar. Kesilmeye yol açan başlıca durumlar şunlardır:

  • Taşınmazı üçüncü bir kişinin malik gibi kullanmaya başlaması
  • Zilyedin taşınmaz üzerindeki fiili hâkimiyetini yitirmesi
  • Mülkiyet iddiasına dayanan bir davanın açılması
  • Zilyedin tasarruf iradesini ortadan kaldıran durumların belirmesi

Görüldüğü üzere zilyetliğin sürekliliği, zamanaşımı bakımından hayati bir öneme sahiptir.

Sürenin Durması Meselesi

Bu kurumda, borçlar hukukundaki gibi süreyi durduran genel bir düzenlemeye yer verilmiş değildir. Bu nedenle kural olarak sürenin durmasından bahsedilmez.

Bununla birlikte uygulamada zilyetliğin geçici olarak kullanılamadığı durumlar yaşanabilir; doğal afetler ya da kısa süreli fiili engeller bunun örnekleridir. Bu tür haller zilyetliği tümüyle ortadan kaldırmadığı sürece süreyi kesen bir etki doğurmaz.

Kazanımın Sicile Yansıtılması: Tapu İptali ve Tescil Davası

Olağanüstü kazandırıcı zamanaşımında mülkiyet, kanunun aradığı koşulların gerçekleşmesiyle birlikte kazanılmış sayılır. Ancak bu durumun tapu siciline geçirilebilmesi için uygulamada tapu iptali ve tescil davası açılması gerekir. Dava, fiili durum ile sicil arasındaki uyumsuzluğu gidermeye yönelik olup zilyedin kazandığı hakkın hukuken tanınmasını ve kayda işlenmesini amaçlar.

Davanın Hukuki Niteliği

Bu dava, mülkiyet hakkının kazanılmasını değil, halihazırda kazanılmış olan hakkın saptanarak sicile yansıtılmasını sağlar. Bu yönüyle dava, kurucu değil tespit edici (açıklayıcı) nitelik taşır.

Mahkeme mülkiyeti kurmaz; kanun gereği doğmuş bulunan hakkın varlığını belirler ve bu belirlemeye uygun biçimde kaydın silinerek taşınmazın davacı üzerine yazılmasına hükmeder.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Bu davalarda görev Asliye Hukuk Mahkemesine aittir.

Yetki bakımından ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Taşınmazın aynına ilişkin davalarda kesin yetki kuralı geçerli olduğundan dava yalnızca taşınmazın bulunduğu yerde açılabilir.

İspat Yükü ve Deliller

İspat yükü davacının üzerindedir. Davacı, olağanüstü kazandırıcı zamanaşımının bütün koşullarının gerçekleştiğini ortaya koymak zorundadır. Uygulamada başvurulan başlıca deliller şunlardır:

  • Kadastro ve tapu kayıtları
  • Muhtarlık ile belediye nezdindeki kayıtlar
  • Vergi kayıtları ve resmî belgeler
  • Elektrik ve su gibi abonelik kayıtları
  • Kullanımı gösteren fotoğraflar ve belgeler
  • Tanık anlatımları
  • Keşif ve bilirkişi incelemesi

Fiili kullanımın tanık anlatımlarıyla desteklenmesi, bu tür dosyalarda çoğu zaman sonucu belirleyen unsur olmaktadır.

İhtiyati Tedbir

Yargılama sürerken taşınmazın üçüncü kişilere geçmesini engellemek veya mevcut durumu korumak amacıyla ihtiyati tedbir istenebilir.

Tapu kaydına şerh düşülmesi ya da devrin sınırlandırılması yönünde verilecek tedbir kararı, davacının hak kaybına uğramasının önüne geçen koruyucu bir işlev görür.

Harç ve Vekâlet Ücreti

Tapu iptali ve tescil davaları ayni hakka ilişkin olduğundan, dava değeri taşınmazın değeri üzerinden saptanır ve harç buna göre hesaplanır.

Yargılama sonunda dava kabul edilirse yargılama giderleri ile vekâlet ücreti kural olarak davalıya yükletilir. Dava reddedilirse bu kalemler davacının üzerinde kalır.

Kanun Yolları

Asliye hukuk mahkemesince verilen karar, koşulların bulunması halinde önce istinaf, ardından temyiz denetimine tabi tutulabilir.

Bu nedenle zilyetliğin ve süre koşulunun eksiksiz biçimde ispatlanması, kararın üst yargı denetiminden geçebilmesi bakımından belirleyici olmaktadır.

Davanın Sonuçları

Olağanüstü kazandırıcı zamanaşımına dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davasında verilecek karar, taşınmazın mülkiyet durumunu kesin biçimde ortaya koyar. Davanın kabul veya reddedilmesine göre doğacak sonuçlar birbirinden farklıdır.

Kaydın İptali ve Davacı Adına Tescil

Dava kabul edilirse mahkeme, taşınmaza ilişkin mevcut kaydın silinmesine ve taşınmazın davacı adına tesciline hükmeder. Bu hükümle birlikte sicildeki eski kayıt ortadan kalkar, taşınmaz davacı üzerine yazılır ve davacı malik sıfatını kazanır.

Mahkeme kararı, sicilde yapılacak işlemin hukuki dayanağını oluşturur; karar kesinleştiğinde tapu müdürlüğünce gerekli tescil gerçekleştirilir.

Pay Oranına Göre Tescil

Kimi olaylarda taşınmaz üzerinde birden çok kişinin birlikte zilyetliği söz konusudur. Böyle hallerde mahkeme, zilyetliğin kapsamını ve tarafların fiili kullanım oranlarını gözeterek taşınmazın paylı mülkiyet biçiminde tesciline hükmedebilir. Böyle bir kararda taşınmaz saptanan oranlarda bölüşülür ve her davacı payı ölçüsünde malik olur.

Davanın Reddedilmesi Halinde

Dava reddedildiğinde davacının kazandırıcı zamanaşımına dayanan mülkiyet iddiası kabul görmemiş olur. Bunun sonucunda sicildeki mevcut kayıt geçerliliğini sürdürür, davacı mülkiyeti kazanamaz ve yargılama giderleri ile vekâlet ücreti davacıya yükletilir.

Ret kararı özellikle zilyetliğin kanıtlanamadığı ya da zamanaşımı koşullarının oluşmadığı dosyalarda gündeme gelmektedir.

Kararın Kesinleşmesi ve Sicile Etkisi

Hüküm kesinleştiğinde karar tapu müdürlüğüne gönderilir ve sicilde gerekli işlemler tamamlanır. Bu aşamadan sonra taşınmazın mülkiyeti, sicile uygun biçimde davacı üzerine geçmiş olur.

Bu yönüyle mahkeme kararı, halihazırdaki hukuki durumu ortaya koyan ve tapu sicilini bu duruma uyarlayan bir işlev üstlenir.

Olağanüstü kazandırıcı zamanaşımına dayanan dosyalarda uyuşmazlık, hukuki tartışmadan çok bir ispat sorunudur. Kanunun aradığı yirmi yıllık sürenin tamamlandığını ileri sürmek yeterli değildir; bu sürenin hangi tarihte başladığının, hiç kesintiye uğramadığının ve zilyetliğin malik iradesiyle sürdürüldüğünün belgeyle ve tanıkla ortaya konulması gerekir. Dosyaların önemli bölümü, tam da bu noktada -süre başlangıcının belirsizliği veya kullanımın fer'i zilyetlik olarak nitelendirilmesi yüzünden- reddedilmektedir.

İkinci kritik nokta taşınmazın hukuki niteliğidir. Orman, mera veya kıyı vasfı taşıyan ya da devletin hüküm ve tasarrufu altında sayılan bir yerde zilyetlik ne kadar uzun sürerse sürsün mülkiyet doğmaz. Bu nedenle dava açılmadan önce şu başlıkların netleştirilmesi gerekir:

  • Taşınmazın kadastro, orman ve mera tahdit kayıtları üzerinden vasfının belirlenmesi
  • Zilyetliğin başlangıç tarihinin, tarih içeren belgelerle somut biçimde ortaya konulması
  • Önceki zilyetten devralınan sürenin eklenip eklenemeyeceğinin değerlendirilmesi
  • Kullanımın malik sıfatına mı yoksa kira ya da benzeri bir ilişkiye mi dayandığının açıklığa kavuşturulması
  • Hazine ve ilgili kamu tüzel kişilerinin husumete dahil edilerek eksik hasım riskinin giderilmesi
  • Keşif ve bilirkişi incelemesine esas olacak tanıkların yerel bilgi düzeyi gözetilerek belirlenmesi

Independent Legal, zilyetliğe dayalı mülkiyet iddialarında delil hazırlığından tescil kararının tapu siciline işlenmesine kadar sürecin bütününde danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Yasal Uyarı — Bu doküman yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. İçerik, hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik uygulama esas alınarak düzenlenmiştir; mevzuat değişiklikleri ve yargı kararları nedeniyle güncelliğini yitirebilir. Somut olaya ilişkin karar almadan önce mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hemen Ara